6 Nisan 2020
8 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
7 sa 38 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 05:03 Güneş 06:32 Öğle 13:12 İkindi 16:49 Akşam 19:41 Yatsı 21:04
Popüler Haberler

Ziya Gökalp kimdir, Ziya Gökalp'in şiirleri!

Ziya Gökalp kimdir? Özellikle Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenen Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır Çermik’te doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ziya Gökalp Ölümünün 94. yıl dönümünde sevenleri tarafından anılıyor. İnternette Ziya Gökalp kimdir, Ziya Gökalp sözleri, şiirleri nelerdir sorularına yanıt arayan vatandaşlar bulunuyor. Biz de bu konuyu sizler için haberimize ekledik. Peki Ziya Gökalp kimdir? Detaylar haberimizde...

Ziya Gökalp kimdir? Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine yazdığı eserleri ile ünlenen Ziya Gökalp 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ziya Gökalp Ölümünün 94. yıl dönümünde sevenleri tarafından anılıyor. İnternette Ziya Gökalp kimdir, Ziya Gökalp sözleri, şiirleri nelerdir sorularına yanıt arayan vatandaşlar bulunuyor. Biz de bu konuyu sizler için haberimize ekledik. Peki Ziya Gökalp kimdir? Detaylar haberimizde...

ZİYA GÖKALP KİMDİR?

Ziya Gökalp, özellikle Milliyetçilik ve Türkçülük üzerine kaleme aldığı eserleri ile ünlenmiştir. Türk Milliyetçisi Ziya Gökalp 23 Mart 1876’da Diyarbakır Çermik’te doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi.

18 yaşında intihara teşebbüs etti. Direkt yüreğine sıktığı kurşuna rağmen, kendisiyle ilgilenen doktorun çabaları sayesinde ölmedi. Bir yıl sonra hiç istememesine rağmen 1895'te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı.

Diyarbakır'da bulunduğu dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.

Doğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde ki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır. II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. 'Peyman' gazetesini çıkardı.

1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da 'Genç Kalemler' dergisini çıkardı. 1912'de Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı 'Türk Yurdu' başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı.

Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele (karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur.1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır. Ve bu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki yegane eserdir. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı.

1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da öldü. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü.

Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. 'Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak' diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı.

Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu 'dayanışmacılık' temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ve kapitalist toplumun sınıf mücadelesiyle yıkılarak sınıfsız toplumun kurulmasını hedefleyen Marksizm'e karşı; sınıfsal ayrımları değil mesleki ayrımları gören, mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden, meslek örgütlerinin dayanışmasıyla toplumsal huzurun kurulabileceğini savunan solidarizmde karar kıldı.

Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. 'Türkçülük' düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin destekçisidir.

Eserleri

Limni ve Malta Mektupları
Kızıl Elma (1914)
Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1929)
Yeni Hayat (1930)
Altın Işık (1927)
Türk Töresi (1923)
Doğru Yol (1923)
Türkçülüğün Esasları (1923) : Eserin ilk baskısı Osmanlı alfabesiyle yayınlanmıştır.
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)
Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra)
Altın Destan
Üç Cereyan
Hars ve Medeniyet
Kuğular
Felsefe Dersleri (2006)

ZİYA GÖKALP SÖZLERİ!

Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım, acıktım

Serseri bir aşka gönül bağlayan
Nasıl verebilir yurda yeni can?

Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur.

Demir sana tapar, şimşek baş eğer,
İsteme, sen yarat; görme, sen göster!

Yol verince gizli yurt
Aldı bizi bir bozkurt,

Kafdağı’ndan geçirdi
Türk iline yetirdi.

Şair, hakîm gelmiş bizden de; çokça
Kimi Farsî yazmış, kimi Arapça…

Fransızca, Rusça, Çince yazmışız,
Türkçe ancak birkaç hece yazmışız.

Salımız gönülmüş, uçtuk hülyada,
Dinlenmedik hiçbir tatlı rüyada
Son arzumuz budur fani dünyada:
”Türk’üz, varacağız Kızılelma’ya…”

Pirden sual ettim. “Sevgilim hani?”
Dedi bana: “Önce kendini tanı!…”

Yayılmaktır Türk soyunun turası!
Böyle diyor Oğuz Han’ın yasası!

Başka uluslar, çağdaş uygarlığa girmek için geçmişlerinden uzaklaşmak zorundadırlar; oysa Türklerin çağdaş uygarlığa girmeleri için, yalnız geçmişlerine dönüp bakmaları yeter.

Kendini tanıyan herkesi tanır.

Yayların kirişi urgana dönmüş,
Şahin, yuvasında doğana dönmüş,
Türk yurdu soyulmuş soğana dönmüş,
Kılıç satır olmuş, takan nerede?
Gideyim, arayım: Kalkan nerede?

Sakın ‘’Hakkım var’’ deme,
Hak yok, vazife vardır!

Benim dinim ne ümittir ne korku;
Allah’ıma sevdiğimden taparım!
Ne cennet ne cehennemden bir koku
Almaksızın vazifemi yaparım.

”Turan, bütün Türk Milleti’nin birleşmesi anlamına gelir. Türk, bir milletin adıdır. Millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir.”

Hayatın özü yaratıcı bir gelişimdir.

Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!
Uyuyan ülkeye yapılmaz akın.
Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın.
Bakın yurt ne halde, vatan nerede?
Gideyim arayım: yatan nerede?

Türklüğün vicdânı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.

Kızılelma oldu bir güzel Cennet:
Oradan Turan’a yağdı saadet.

Ey Tanrı icabet kıl bu duaya:
Bizi de kavuştur Kızılelma’ya…

Düşmanın ülkesi viran olacak!
Türkiye büyüyüp Turan olacak!

Tuttu Garbı öç korkusu,
Yürü! Yürü! Türk ordusu!

Yol ver bize kara Balkan!
Selanik’e varacağız
Al kanları henüz akan
Yaraları saracağız!

Türk ayağı hangi yurda,
Basmışsa baş eğdi kurda!
“Gök Han orda, Ak Han burada! ”
Dedik gitti ayağımız!

Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı;
Dört yüz sene durdun,hadi,
Çık,ey yüz bin mızrağımız!

Türk’üz,gideriz
Kızılelma’ya ..

Türk’ün hem kılıcı, hem de kalemi
Yükseltmiş Arap’ı, Çin’i, Acem’i

Her kavme bir tarih, bir yurt yaratmış,
Kendini başkası için aldatmış.

Ribot diyor ki: “Zihin fazla bir gelişmeye uğrayınca özyapıyı bozar.” Bireyde zihin ne ise, toplumda da uygarlık odur. Bireyde özyapı ne ise, toplumda da kültür odur. Bundan dolayı, zihnin fazla gelişmesi bireysel özyapıyı bozduğu gibi, uygarlığın fazla gelişmesi de ulusal kültürü bozar. Ulusal kültürü bozulmuş olan uluslara ‘yozlaşmış uluslar’ adı verilir.

Beni cennet vâ’di ile avutma,
O kalbimdir, çünkü sevgi elidir,
Cehennemin azabıyla korkutma,
Korku nedir bilmez: Gönlüm delidir.

Benim yurdum Turan yurdu,Türklük benim ocağım ..

Ey beyler, hocalar, artık uyanın,
Sızdınız, yarısı gitti vatanın,
Buna sebep biziz deyin, utanın,
Düşünün Mahşer’de divânımız var.

Hilal haça yenilmesin:Âmin!
Türklük bitti denilmesin:Âmin!

Çünkü, halk, milli kültürün canlı bir müzesidir.

Şair, kendi ruhunu bulandır.

Biz Türk Han’ın beş oğluyuz,
Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,
Beş bin yıllık orduyuz,
Turan yurdu durağımız!

Biz Türkler sulh çağlarında,
Uslu arı kovanıyız.
Harbin kanlı dağlarında,
Yırtıcı av doğanıyız.

Fert olarak kin tutmayız,
Millî öcü unutmayız…

Türk bir millet,bir ordu,katılmayan kaçaktır,
Yasamızda yazılı:Harpten kaçan alçaktır!

Yüce Tanrı!Biz ki yavru Türkleriz,
Sana geldik,vatan için duaya!
Yurdumuzun necatını dileriz,
Elimizi açtık işte semaya!

Deme bana “Oğuz, Kayı, Osmanlı…’’
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür…
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,
Türk milleti bir bölünmez ‘’bütün’’dür…

Babam şehit,soyum cümlesi gazi,
Devlet harp etmese olmazdım razı,
Ben gerçi görmedim okuma,yazı,
Bilirim ne varsa Kuran içinde..

Gazilik,şehitlik idi muradım,
Bu iki şerefle süslendi adım,
Toplandı yanıma bütün ecdadım,
Hepsi gökten indi bir an içinde..

Batı medeniyetine girmeden önce, millî harsımızı arayıp bularak millî harsımızı meydana çıkarmamız gerekir.

Her bugüne var bir yarın!

Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Batı medeniyetindenim.

Sıkıştır ki ordu, donanma yapsın,
Garpta ne terakki görürse kapsın,
Türklüğü tanısın; Tanrı’ya tapsın.

… İnsansal kişiliğimiz bedenimizde değil, ruhumuzdadır. Maddi meziyetlerimiz ırkımızdan geliyorsa, manevi meziyetlerimiz de, eğitimini aldığımız toplumdan geliyor.

Ulu Tanrı,Türk’ü yüce yaratmış,
Dinine talime hoca yaratmış,
Türk yurdunu uçtan uca yaratmış,
Demiş:Bunu yaşat hep şan içinde..

Dedi:”Bu yol gider Kızılelma’ya..

Yüzlerce defalar Türklük kaynadı:
Hint’i,Çin’i,Mısır’ı,Rum’u kapladı.

”Düşünceleri duygularına uymayan ve dayanmayan bir adam, ruh bakımından hastadır.”

Sevmek günah değil sevinç çağında..

Gam çekmeyen olur mu hiç sevince şâyân(layık)..

Biz de Türk’üz,soyumuza uyalım!
Bu soy şanda daim olsun:Âmin!
Hak yolunda kaim olsun:Âmin!

”Türk”, bir ulusun adıdır. Ulus, kendine özgü kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, bir tek kültürü olabilir.

Ulusal bilinç nerede oluşmuşsa, artık orası sömürge olma tehlikesinden sonsuza değin kurtulmuştur.

Gerçeği arayanlar, başka başka yollardan gitseler bile, sonuçta aynı hedefe ulaşırlar.

Bir ulus, büyük başarıyla dehasını, öz verisini, kahramanlığını eylemli olarak kanıtlamış büyük bir insana sahip olduğunda, onun ortak toplumsal tasarımlar yaratma gücü ile her türlü yeniliği kolayca gerçekleştirebilir. İşte biz bugün böyle bir deha hazinesine sahibiz.

Bir eski atalar sözü bize şöyle diyor: “İşini bil, aşını bil, eşini bil!”
Bu genel kurala göre benzetme yaparak, sosyoloji de bize böyle hitap edebilir: “Milletini tanı, ümmetini tanı, medeniyetini tanı!”

Bir gün uyanacak Türk’ün dehası,
Anlayacak nedir yurdun manası,
Milli bir irfana doğru gidecek,
Gerçeğe dönecek eski rüyası..

…Bilhassa, bizim gibi siyasi düşmanları çok bulunan milletler için en büyük dayanak vatani ahlak olabilir. Vatani ahlakımız kuvvetli bulunmazsa ne istiklalimizi, ne hürriyetimizi, ne de vatanımızın tamamiyetini muhafaza edemeyiz.

Eğer Türkler, Çinlilerin adetlerine uyarlarsa, onların hudubat ve zahirelerine, ipekli elbiselerine alışacaklarından, bir gün Çin devletinin hakimiyeti altına girmeyi o kadar fena görmeyeceklerdi.

”Milletini tanı,ümmetini tanı, medeniyetini tanı”

İki dinli bir kişi olamadığı gibi, iki medeniyetli bir millet de olamaz.

Türkler, toplumsal gelişmelerinin üç ayrı aşamasında birbirine benzemeyen üç türlü uygarlık topluluğuna girmek zorunda kaldılar: Türkler “kavim devleti” hayatı yaşarken, Uzak Doğu uygarlığındandılar. “Sultan devleti” dönemine geçince, Doğu uygarlığına girmek zorunda kaldılar. Bugün “ulusal devlet” dönemine geçtikleri sırada da, içlerinde Batı uygarlığına girmeye kararlı, güçlü bir akım ortaya çıktığını görüyoruz.

Yüce Tanrı!Dirilt eski kurtları!
Bir demirci çekiciyle set yarsın;
Geri almak için aziz yurtları
Bizi yine Ergene’den çıkarsın.

Çünkü, gerçek birdir, iki olamaz.

Türklerde güneş kadındır. Ay erkektir. Çocukların hala “Ay Dede’” demesi “Ay Ata” sözünden kalmadır.

Bir ulusun dili, kendi cansız köklerinden değil, kendi canlı kullanımından oluşan canlı bir organizmadır.

Türk’üm diyen her insanı Türk tanımaktan, yalnız Türklüğe ihaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka yol yoktur.

Lisanî bir istiklâl, siyasî bir istiklâlin mukaddimesidir (girişidir).

Türk barışseverliğinin kurucusu, Mete’dir.

Kırım,Azak burada,
Nogay,Kazak burada
Milyonlarca soydaşlar
Hepsi bak burada.

Bu yurdun oğlu,kızı,
Tanıdı Ay-Yıldız’ı
Dediler:”Siz yine o,
Sancak yine kırmızı”

Türkler Tatar sıfatını, cahil yani töresiz olan Moğollarla Tunguzlara isnat ederlerdi (verirlerdi).

”Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir:Turan!”

Uyu yavrum, uyanacak günler var,
Yarınları gözetleyen dünler var.
Baban şehit izlerinde ünler var.
O izlerde sen de dolaş
Öç gününe sen tezce ulaş
Uyu yavrum, tepesinde haç yatan
Camiler vardır bu mu seni ağlatan?
Dayanamaz çiğnenmeye bu vatan
Camilere götür hilal,
Hem yurdu, hem de öcünü al.

”Bir millet tehlikede kaldığı vakit onu fertler kurtarmaz. Bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur.”

”istikbalde bi-taraf bir tarih, demokrasi ile feminizmin Türklerden doğduğunu itirafa mecbur kalacaktır.”

”Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir.”

Burada sevinç yok, dert yok, keder çok;
İsterim bir altın yurda varayım;
Talihim arayıp bulmadı beni,
Bari ben gezeyim,onu arayayım…

Kızılelma yok mu?Şüphesiz vardır;
Fakat onun semti başka diyardır..

Bizde dâhi sanatçıların yetişmemesi, santçılarımızın güzelduyusal zevklerini halkın canlı müzesinden almamaları dolayısıyladır.

”Türk Oğuz beyleri ve halkları işitiniz! Yukarıdan gök basmadıysa aşağıdan yer delinmediyse sizin devletinizi ve müesseselerinizi kim yıktı?”

En azimli bir milleti bu bidat,
Kılmış böyle iradesiz, kötürüm…
Bizi derviş yapan, değil tarikat,
Ben tekkede mürşit: Vakfı görürüm.

”Hiçbir Türk kendi ili, yani milleti için, hayatını ve en sevgili şeylerini feda etmekten çekinmezdi.”

Mantıklı bir ümitsizlik içinde yaşamaktansa, sebepsiz bir ümit içinde yaşamak daha hayırlı değil midir?

Ferdin ümitsizliği korkunçtur; fakat cemiyetin ümitsizliği belki ondan yüzbin kere daha korkunçtur.

Başka dile uymaz annenin sesi,
Her sözün ararsan vardır Türkçesi!

”Çünkü insani karakterimiz bedenimizde değil, ruhumuzdadır.”

Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dörtyüzsene durdun hadi,
Çık ey, yüzbin mızrağımız!

ZİYA GÖKALP ŞİİRLERİ!

ALA GEYİK
Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım,acıktım.

Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana,
Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,
Kaf Dağından aşırdı.

Attı beni bir göle;
Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,
Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,
Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,
Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,
Altın Köşke çabuk yet.

ALTIN DESTAN

I

Sürüden koyunlar hep takım takım
Ayrılmış, sürüde kalmamış bakım;
Asmanın üzümü dağılmış; salkım
Olmak ister, fakat bağban nerede?
Gideyim, arayım: çoban nerede?

II

Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış,
Coşkun ırmakların selleri kalmış,
Hanlar yok meydanda, illeri kalmış,
Dü.enler çok ama, kalkan nerede?
Gideyim arayım: Hakan nerede?

III

Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!
Uyuyan ülkeye yapıl...

LİSAN
Güzel dil Türkçe bize,
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.

Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz;
Ma´nâsı anlaşılan
Lûgate atmadan göz.

Uydurma söz yapmayız,
Yapma yola sapmayız,
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız.

Açık sözle kalmalı,
Fikre ışık salmalı;
Müterâdif sözlerden
Türkçesini almalı.

Yeni sözler gerekse,
Bunda da uy herkese,
Halkın söz yaratmada
Yo...

VATAN
Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır
Çiftlik değil, yoktur beyi ağası
Her köylünün var bir çifti tarlası,
Öz evinde o hem bey hem ağa´dır.

Hiç kimsenin yarıcısı rençberi
Olmaz, ancak olur vatan askeri.

Ümmi değil, muallimsiz kalsa da
İmamı yok, gene bilir dinini.
Dost ve düşman kimdir, bilir dünyada,
Doğru bulur... sevgisini kinini.

Ona cami, mektep, kitap yapınız.
Emin kalır hudutta her kapımı...

KÖY
Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır
Çiftlik değil, yoktur beyi ağası
Her köylünün var bir çifti tarlası,
Öz evinde o hem bey hem ağa´dır.

Hiç kimsenin yarıcısı rençberi
Olmaz, ancak olur vatan askeri.

Ümmi değil, muallimsiz kalsa da
İmamı yok, gene bilir dinini.
Dost ve düşman kimdir, bilir dünyada,
Doğru bulur... sevgisini kinini.

Ona cami, mektep, kitap yapınız.
Emin kalır hudutta her kapımı...

MEDENİYYET
Avrupa bir akademi âzaları milletler;
Her biri bir nurlu deha, çünkü ayrı harsı var.
Avrupa bir darülfünun, hocaları milletler;
Her birinin ihtisası, bir örneksiz dersi var.

Bu nurlardan biri sönse medeniyyet loş kalır;
Derslerinden biri durur, bir kürsüsü boş kalır.
Medeniyyet, beynelmilel yazılacak bir kitap;
Her faslını bir milletin harsı teşkil edecek.

Medeniyyet bir konser ki birçok çalgı, ...

Yorumlar