18 Kasım 2018
12 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
5 sa 16 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 06:19 Güneş 07:48 Öğle 12:55 İkindi 15:27 Akşam 17:51 Yatsı 19:14
Gündem

Özel Röportaj

Yasin Aktay SuperHaber'e konuştu: Dünyanın Erdoğan'ın liderliğine ihtiyacı var!

SuperHaber Röportaj Editörü Hülya Okur; akademisyen, yazar, AK Parti Genel Başkanı Danışmanı Yasin Aktay ile yerel seçimlerden, FETÖ ile mücadeleye, Cemal Kaşıkçı cinayetinden, Erdoğan'ın dünya için önemine kadar birbirinden önemli başlıkları konuştu.

Hülya Okur
Hülya Okur
Yasin Aktay SuperHaber'e konuştu: Dünyanın Erdoğan'ın liderliğine ihtiyacı var!

Akademisyen, yazar ve AK Parti Genel Başkan Danışmanı, AK Parti Siirt eski Milletvekili Yasin Aktay SuperHaber'den Hülya Okur'un gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. 

15 Temmuz darbe girişiminde halkın darbecileri püskürterek AK Parti'ye bir seçimde verdiğinden daha fazla destek verdiğini ifade eden Yasin Aktay, "AK parti hakikaten şu anda iktidar oldu. Yapamadığı şeylerin mazeretini yükleyebileceği hiç kimse yok artık. AK Parti'nin bundan sonra ak kalması daha da zor olacak." ifadesini kullanıyor.

AK Parti'nin bundan sonraki süreçte iktidarla imtihan olacağının altını çizen Aktay, "Onun için AK Parti’nin kendisine karşı uyanık olması şart. AK Parti'ye rakip artık dışarıdan gelmez, kendi içinden gelir." diye konuşuyor.

"Türkiye'nin en güçlü sosyal sermayesi, güçlü bir lidere sahip olması." diyen Yasin Aktay, Erdoğan'ın liderliğinin Merkel'in liderliğine çok benzer olduğunu söylüyor. Uluslararası güçlerin Erdoğan karşıtlığının bulunmadığını savunan Aktay dünyanın Erdoğan profiline ihtiyacı olduğunu söylüyor. 

"TÜRK" KİME DENİR?

'İslam Protestanlığı' peşinde koşanların olduğunu ifade eden ve tehlikeye dikkat çeken Aktay, "İslam ile pazarlık yaptığınız zaman Müslüman olmuş olmazsınız, İslam’ı kendinize kul etmiş olursunuz. İslamiyet Hıristiyanlıktan daha üst versiyondur. Hıristiyanlığı aşağılamayan, onlarla beraber yaşamanın hakkını hukukunu tanıyan bir din" diyor... 

Türklerin; Müslümanların, Avrupa ile yüzleşen kavmi olduğunu belirten Aktay sözlerini, "Bu kavmin içinde her çeşit unsur var. Türklüğü ırka ve kana dönüştürme çabalarını görüyoruz. Türklüğü ırkçılık olarak benimseyenlerin çoğu Türk değildir." diye sürdürüyor. 

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşananların 17/25 Aralık yargı darbesiyle mücadeleye göre daha kolay olduğunu belirten Yasin Aktay, "17/25 Aralık’ta yargı müesseselerini işgal etmiş olan darbeciler yargı darbesi yapmaya çalıştılar. Yargı eliyle yapılan darbe en zor darbedir. Savuşturulması en zor darbedir. Bu davanın darbe teşebbüsü olduğunu ilk ben söyledim. Yargı, dünyanın her yerinde kutsaldır. Yargı adeta peygamber gibi görülüyor. Bu çok yanlış bir şey." ifadesini kullanıyor.

Liderliğin sadece seçimlerde oy almak olmadığının altını çizen Aktay sözlerini, "Erdoğan seçimlerde aldığı oylarla rakipsizleşti artık. Askeri darbe, kendisine karşı doğrudan yöneltilebilecek tehditlere karşı koymak da onun için çocuk oyuncağı ama esas olan, yargıçların ortaya koyduklarına karşı halkın desteğini alabilmek ve meşruiyetini koruyabilmek ve hatta güçlendirerek çıkmak." diye sürdürüyor.

"ERDOĞAN DIŞINDA KİMSE FETÖ İLE MÜCADELE EDEMEZDİ"

FETÖ hakkında da önemli mesajlar veren Aktay "Eğer AK Parti olmasaydı, bunlar 50-60 yıllık pozisyonu bir 50 yıl daha sürdürebilirlerdi ve hiç hissettirmeden devleti ele geçirmiş olurlardı." sözleri ile de atlatılan büyük tehlikeye işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasaydı FETÖ ile hiç kimsenin mücadeleye girmeye cesaret edemeyeceğinin altını çizen Aktay, gerekçesini ise "Bir, dini meşruiyetleri vardı, iki kanuni meşruiyetleri vardı, üç siyasi meşruiyetleri vardı. Recep Tayyip Erdoğan, o meşruiyetlerini yok etti. Tartışma konusu yaptı." sözleri ile açıklıyor.

AK Parti FETÖ ile mücadeleye giriştiğinde, örgütün CHP tarafından sahiplenildiğini belirten Yasin Aktay, "17/25 Aralık’ta darbe teşebbüsünde bulundular. Yargıyı ele geçirmiş oldukları MGK kararlarına bile konu olduğu halde. Kılıçdaroğlu onlara sahip çıktı. Hadi biz kanmış oluyorduk, sen çok uyanıktın, neden 17/25 Aralık’tan sonra onlara kanmaya yazıldın?" ifadesini kullanıyor.

Cihangir İslam'ın sözleri içinse "Çok talihsiz ifadeler" diyor ve ekliyor Aktay:

"Kılıçdaroğlu’ndan rol çalan ifadeler. O da muhalefeti nasıl tahrik edebilirim ve en olmayacak akıl yürütmelerle fark ortaya koyabilirim derdinde. Ne kadar fark ortaya koysa bile Kılıçdaroğlu'nu aşamaz. Boşuna uğraşmasın derim ben."

KAŞIKÇI CİNAYETİ

Kaşıkçı olayı dolayısı ile Suudi Arabistan ile Türkiye'nin ilişkilerinin iyi olduğunu vurgulayan Aktay, "Kaşıkçı olayı dolayısıyla aramızın iyi olması, Suudi Arabistan’ın en üst düzeyinden geldiği düşünülen bir cinayeti göz ardı etmemizi gerektirmediği gibi hesabını da sorarız. Hem siyaseten, hem yargı yönünden." diyor.

Cemal Kaşıkçı'nın ajan olduğuna ilişkin iddialar içinse, "Ajan olduğunu söyleyenler kendi kafalarına göre komplo teorileri oluşturuyorlar. Ne yaptıysa kendi ülkesi için yaptı. Ülkesinin iyiliği için yaptı. Bundan dolayı ölümü hatta tutuklanmayı bile hak etmiş olabileceğini düşünmedi." ifadelerini kullanıyor Aktay. 

Aktay Kaşıkçı olayının ardından çok daha büyük bir tehlikeye daha işaret ediyor, "Her yabancı ülke vatandaşının kendi ülkesinin konsolosluğuna giderken başına bir şey geleceğini düşünemiyoruz. Ama bu saatten sonra düşünmeliyiz; özellikle Mısır ve Suriye vatandaşlarının çok büyük bir tehlike ve tehdit altında olduğunu söylemek zorundayım." sözleri ile...

Ve sözü, Kaşıkçı cinayeti ile ilgili gündeme gelen ses kayıtlarına getiriyor.

"CIA Başkanından, ABD yetkililerine bu ses kaydı paylaşıldı ve bu  ses kaydı ilk dinleyeni hemen ikna eden ve işin vehametini hissettiren bir kayıt." diyen Aktay Suudi Arabistan'dan gelen adli tıpçı detayına dikkat çekiyor, "Adli tıpçı hem delilleri yok etmek hem yapılması gereken işlemlerin izlerini silmek üzerine çalıştırılır. Kesme işlemini sıradan basit bir katil veya kasap bu işlemi rahatlıkla yerine getirebilirdi." sözleri ile olayın vehametini gündeme getiriyor. 

"Kral Selman’ı biz bu işten uzak tutuyoruz." diyerek olayla ilgili Türkiye'nin tarafını belirleyen Aktay, "Bir tarafta Kral Selman'ın yönettiği meşru bir devlet var, diğer tarafta bu tür operasyonları yapabilen bir devlet var. Selman’a düşen kim olursa olsun, ki oğlu ise de bu devleti ayıklamak." sözleri ile de Türkiye'nin Kral'dan beklentisini ifade ediyor.

"Bu kan aynı zamanda  aynı eller tarafından başka kanların döküldüğünün de işaretidir. Çünkü şu anda bir sürü kayıp insan var. Mısır’da destek veren askeri darbe düzeni var, Suriye’de akmaya devam eden bir kan var, Katar’da devam eden bir muhasara var. Bütün bu yapılar bu cinayetin üzerine geldi tıkandı. Bu cinayet, bu ilişkiler ağının hepsinin sembolü haline geldi." sözleri ile Aktay bu cinayetin çok daha başka cinayetlere ve grift ilişkilere işaret ettiğini vurguluyor. 

İşte soru ve cevapları ile gündemde önemli tartışmalara neden olacak Hülya Okur-Yasin Aktay röportajı... 

“15 TEMMUZ’DAKİ PÜSKÜRTMEYLE HALK, BİR SEÇİMDEN DAHA FAZLA DESTEK VERDİ”

“UYANIK OLMAZSAK AĞIR İMTİHANLARLA KARŞILAŞABİLİRİZ”

7. kuruluş yıl dönümünde ”AK Partinin ismini "AK" koymak kolay, bu AK’lığı hak etmek zordur” demiştiniz. Bugün 16. yılında. ‘AK’lığı haketti diyebilir miyiz?

Aklığı hak etmek, sürekli olarak kendisini sorgulaması gereken bir süreçtir.  Bunun takdirini halk yapıyor. İnsanın kendisini adil, halkçı, adil düzenin koruyucusu ilan etmesi kolaydır ama bunun takdirini halk yapar. AK Parti kendisine yakıştırdığı vasıfların hepsine hasıl oldu. Gerçekten ak kalmaya devam etti. Adaleti ve kalkınmayı gerçekleştirme konusunda, hiç bir partinin gösteremediği bir performans ortaya koydu. Daha önce de, şimdi bile adını “adalet”, “halk” koyan partiler oldu ama halka hiç bir zaman yaklaşamadılar. AK Parti, benim bile sayısı hatırlayamadığım kadar birinci olmayı başarabilen bir parti olduğuna göre halk hak ettiğini düşünmüş olmalı ki, bu durum ortaya çıktı. 7.yılında kapatma sürecinden yeni çıkmıştı, iktidarda olduğu halde iktidar konumunu tescil edemeyen muhalif bir partiydi. Çünkü kendisini sistemin sahibi gibi gören bir takım odaklar vardı. Bu devletin sahibi biziz diye sayıklamaları olan bir takım kişilerle hala uğraşıyoruz ama bu sayıklamalar artık bir anlam ifade etmiyor. Bilakis şu anda AK Parti sorumluluğu daha fazla olan bir parti. AK parti hakikaten şu anda iktidar oldu. Yapamadığı şeylerin mazeretini yükleyebileceği hiç kimse yok artık. AK Parti'nin bundan sonra ak kalması daha da zor olacak. Muhalefetteyken ak almak biraz daha kolay idi. Çünkü iktidardaki muhalefet partisi idi. Bu özelliği onu adaleti tesis etmek konusunda daha hassas kılıyordu. Bir darbe teşebbüsü yaşadık, dünyada emsali görülmemiş şekilde halk tarafından püskürtüldü. Halk bu püskürtmeyle AK Parti’ye, bir seçimde verdiği destekten çok daha fazlasını vermiş oldu. Halkın teyidinin bir göstergesi seçimleri ise, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı halkın ortaya koyduğu dayanışma, destek idi. Cumhurbaşkanının Başkan seçilmesi ve Başkanlık sistemine geçilmesiyle, ki bu bir kula kolay kolay nasip olmayacak bir şey. Adeta siyasi hedeflerine büyük ölçüde ulaşmış bir lider. Çok siyasi lider gördük ama onların hedeflerine ulaşması çok nadir olmuştur. Milletle yürüdü ve millette arkasından yürüdü. Ama bu son değil, Sayın Cumhurbaşkanı açısından da AK Parti açısından da daha yolun başındayız, bu yol bizi çok daha iyi yerlere de götürebilir, uyanık olmazsak dikkatli davranmazsak çok daha ağır imtihanlarla yüz yüze de bırakabilir.

“İKTİDAR BİR İMTİHANDIR”

“KÜÇÜK MÜCADELEDEN ÇIKTIK, BÜYÜK MÜCADELEDEYİZ”

“AK PARTİ'YE RAKİP DIŞARIDAN GELMEZ, KENDİ İÇİNDEN GELİR”

Siirt’te bir törende melodik şekilde “Serok Tayyip Erdoğan” demiştiniz, yani Kürtçe “Önder Tayyip Erdoğan” bir milletin, ülkenin hatta ümmetin umutlarını bağladığı Tayyip Erdoğan’a rağmen mi?

İktidar bir imtihandır. İktidar herkes için imtihandır. İktidardaki bir partinin işin doğası gereği en büyük rakibi kendisidir. Peygamberimizin de zikrettiği gibi ‘Küçük mücadeleden çıktık artık, büyük mücadeledeyiz’ Büyük mücadele, bizim kendi zaaflarımız ilgilidir. Her bakımdan düzgün bir insan iktidar durumunda farklı duygulara kapılabilir. Onun için AK Parti’nin kendisine karşı uyanık olması şart. AK Parti'ye rakip artık dışarıdan gelmez, kendi içinden gelir. Yanlış anlaşılmasın kendi içinden bir grubun ayrılması değil. İktidarla imtihanı diyelim.  

“ULUSLARARASI GÜÇLER ERDOĞAN’IN ALEYHİNDE DEĞİL”

“DÜNYANIN ERDOĞAN PROFİLİNE İHTİYACI VAR”

Sizce Tayyip Erdoğan’ın iktidarla imtihanı ne aşamada? Bu kadar gücü elinde bulundururken dimdik durmasının, eğilmemesinin, teşviki mesainiz dolayısıyla gözlemleriniz neler?

Sayın Recep Tayyip Erdoğan çok müstesna bir lider. Her şeyden önce bir sosyolog olarak böyle bir insanı gözlemlemenin hazzını yaşıyorum. Çok önemli bir tarihi şahsiyetin yakınında bulunuyor olmak ve onun üzerinden siyaset teorilerini yeniden gözden geçirmek. Tecrübelerimi ve gözlemlerimi hem öğrencilerimle, hem de okurlarımla paylaşmaya devam ediyorum. Ülke için yapacak çok şeyi olduğunu hissediyorum. Çok fazla planları ve hayalleri var. Şu anda gerçekleştirdiği şeyler bile sadece fikir olarak hayal bile edilemeyecek şeylerdir.  Bunun yanında uluslararası planda çok büyük bir talihi olduğuna inanıyorum. Sanki dış konjonktürel gelişmeler ona yarıyor, hizmet ediyor gibi. Dünyada çok ciddi lider boşlukları var. Onun kadar istikrarını koruyabilen, düşündükleriyle eylemleri arasında tutarlılığı olan ve bundan dolayı karizmasını sürekli besleyen başka bir lider yok. Ve bu da her geçen gün kendisine uluslararası planda saygınlık kazandırıyor. Özellikle Gezi’den sonra onu itibarsızlaştırmaya dönük çok büyük organize bir çaba yürütüldü. En önemli ayağını da FETÖ yürüttü. Ben uluslararası güçlerin, Tayyip Erdoğan'ın aleyhinde olduğunu düşünmüyorum. Birileri içeriden tahrik edip bu imajı bozmuyor olsa, Uluslararası konjonktürün Recep Tayyip Erdoğan profilindeki bir insana çok ihtiyacı var. Bu ihtiyaç çok büyük bir hüsn-ü kabul ile karşılanıyor. Kaşıkçı olayında Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu makul, bilge ve soğukkanlı kişiliği karşımızda olduğunu düşündüğümüz dünyada çok büyük bir takdir ile karşılandı. Bu durum bazen kendi kendimize boşuna kahrediyor olduğumuzu düşündürdü. Ve bu kişilik uluslararası konjonktürde sorun üreten değil sorun çözen kişilik olarak temayüz ediyor.

“TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ SOSYAL SERMAYESİ: TAYYİP ERDOĞAN’DIR”

“ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİ MERKEL İLE ÇOK BENZER”

Sosyolojik olarak Tayyip Erdoğan’ın toplumdaki hatta dünyadaki karşılığının daha ne kadar sürebileceğini ön görüyorsunuz?

Allah uzun ömür versin, bu ülkenin başından eksik etmesin. Bir ülkeye güç kazandıran çok önemli faktörler vardır; sosyal sermayesi,  sivil toplumun gücü, doğal kaynakları (petrolü vs ama rüzgarından, güneşinden, madenlerimizden yeterince enerji üretemiyoruz)  Allah'ın bize verdiği en önemli güç, beşeri sermaye. Ve bir ülkenin başına gelebilecek en güzel şey güçlü bir lidere sahip olması. Türkiye'nin en güçlü sosyal sermayesi, güçlü bir lidere sahip olması. Tek partili dönemde bir miktar yakalayabildiğimiz istikrar ve adımlar, toplumun önüne bir hedef koyabilen,  toplumun tamamını kendi hikayesi ile özdeşleştirdiği bu lider sayesinde arttı. Tony Blair’in bir dönem yakaladığı ama Irak Savaşı ile sürdüremediği bir liderlik profili vardı. Bir süredir Angela Merkel’in Almanya için yüklendiği liderlik, fena bir liderlik değil. Çok benzer, karşılaştırılabilir önemli bir liderlik. Putin’in Rusya için yüklendiği liderlik, soğuk savaş sonrası aşınmaya uğrayan Rusya gücünü önemli bir noktaya getirdi. Kırım, Avrupa’ya tehditleri ve Suriye konusundaki tavrı saygınlığını zedeledi. Onunla kıyaslandığında Recep Tayyip Erdoğan'ın ise uluslararası dünyada insani kişiliği (Suriye, İran Tahran olayındaki tavrı) de görülüyor.

“ADALET, İSLAM’IN BİR BAŞKA ADIDIR”

Burhanettin Duran’ın da AK Parti’nin muhafazakar kimliği ile İslami dünya arasındaki en iyi köprüyü adalet ile kuracağı sözlerini yazılarınıza taşıdınız. Bugün AK Parti, adaletin tesisi konusunda tekamülü tamamladı diyebilir miyiz?

Hiç olur mu öyle bir şey. Adalet tamamlanacak bir şey değil; hep aranacak, layık olunacak bir süreçtir, idealdir. Adalet, İslam'ın en evrensel kavramı. Adalet, muhafazakar çizgiyi başka milletlerle de buluşturan bir çizgi. Evrensel anlamda adaleti arıyor olmak, adalet için mücadele etmek AK Parti'nin misyonunun en önemli boyutudur. Adalet bir isim olsun da partimizin isminde şık görünsün diye seçilmedi. Adalet uğruna mücadele verilmesi gereken çok kutlu bir değerdir. Belki de İslam'ın bir başka adıdır. Başka dinlerin ve insanların da arayışı içinde oldukları bir değerdir.

“İSLAM İLE PAZARLIK YAPILMAZ”

“Türk Dininin Sosyolojik İmkânı” adlı kitabınızda din siyasetini Protestanlıkla tanımlıyorsunuz. “İslam Protestanlığı” kavramı ile neyi amaçladınız  ve Aleviliğin yeniden kurgulanmasına dair güncel düşünceniz nedir?

İslam Protestanlığı, benim kullandığım bir kavram değil, bir tartışmaya verdiğim cevabı içeriyordu. İslam Protestanlığı peşinde koşan birileri vardı, hala var. İslam’ın kendisini rahatsız eden boyutlarından kurtulmak isteyenlerin sığındığı bir kavram oldu. İslam terakkiye manidir fikrini ileri sürenler, Müslümanlarsa, bundan kurtulmanın yolunu İslam’ı Protestanlaştırmakta buldu. Moderniteyi abartan bir kavram olduğunu gösterdik. Kendilerine tabi olacak bir din arayışı içindeydiler oysa İslam kullanılacak bir din değildir, tabi olunacak bir dindir. İslam bizatihi bir hidayet dinidir ve kılavuzluk eder. İslam ile pazarlık yapılmaz. İslam ile pazarlık yaptığınız zaman Müslüman olmuş olmazsınız, İslam’ı kendinize kul etmiş olursunuz.

“İSLAMİYET, HRİSTİYANLIĞIN ÜST VERSİYONUDUR”

Sizin dini hayatta yenilenmeye olan ihtiyacı da çok sık dile getirdiğinizi görüyoruz.

Elbette yenilenme hayatın bize dayattığı bir şey değil. İslami içtihat kapısını sürekli açık tutmak suretiyle yapılmalıdır. Cumhurbaşkanımız da tecrit kavramını dile getirmişti. Peygamber Efendimizin de işaret ettiği tarihsel tecrit kurumu vardır. Her yüz yıl (her dönem) içerisinde dini anlayışları, köhnemiş ve kendisine yapışmış tarihsel unsurlardan ayıklayacak, güncelleyecek, günün idrakına hitap edecek şekilde güncelleyiciler gelecek, diyebiliriz. Bu güncelleyicinin bir kişi olması ve yüzyıl olması da şart değildir.  Ne zaman İslami anlayış yozlaşırsa, o yozlaşmadan onu kurtaracak, onu saf şekline dönüştürecek uyarıcılar (Dini ne hale soktunuz, diyecek insanlar) gelir. Protestanlıktan çok farklıdır. Protestanlık, Hıristiyanlıktır. Başka bir dine İslam'ın benzetilmesi özentidir. İslam son dindir. Son din olarak İslamiyet asıl Hıristiyanlığı da kapsar. Müslümanlar, Hz.İsa’yı 'Tanrı'nın oğlu' değil kul olarak gören çok daha ileri bir anlayışa sahipler. İslamiyet Hıristiyanlıktan daha üst versiyondur. Hıristiyanlığı aşağılamayan, onlarla beraber yaşamanın hakkını hukukunu tanıyan bir din.

“İSLAM İLE YÖNETİLMEK DİYE BİR ŞEY YOKTUR”

“TÜRKİYE’Yİ MÜSLÜMANLAR YÖNETİYOR”

Hakim idare olarak yaşamak mümkün mü İslam’ı? Bugünden bakarsak İslami düzende bir yönetime ne kadar uzağız? Farklı bir rejim arayışınız var mı?

"İslam ile yönetilmek" kavramını sorgulamak gerekiyor. İslam ile yönetilmek değil Müslümanlarla yönetilmek diye bir şey vardır ve şu anda Türkiye'yi Müslümanlar yönetiyor. Hangi İslam’ın, hangi yorumuna göre insanların idare edilmesini düşünüyorsunuz. Biz Türkiye için hiç bir zaman farklı bir rejim arayışı içinde olmadık. Biz parti olarak büyük bir samimiyetle Türkiye’de devletin laik olması gerektiğini savunduk. Halen de bunu savunuyoruz, hep bunu savunacağız. Tabii laikliğin, din düşmanı bir laiklik olmaması şartıyla. Laikliği, din ve vicdan özgürlüğü olarak yorumluyoruz. Biz herkesin İslam'ı  istediği gibi anlayıp, yorumlayıp, yaşayabileceği bir özgürlük ortamı sunmuşuz. Bu İslam'ın en iyi ideal uygulamasıdır zaten.

“MÜSLÜMANLARIN AVRUPA İLE YÜZLEŞEN KAVMİYİZ”

“TÜRKLÜĞÜ IRKÇILIK GÖRENLER TÜRK DEĞİLDİR”

Türkçülük konusunda da geçmişte yaptığınız bir yorum vardı: İsmet Özel’in sözlerinden alıntılayarak “Türk dediğin sentez, Türk diye bir ırk yok” dediniz. Bu ifade ile Cumhurbaşkanının “Ben ırkçı değilim, Türk’üm ama Türkçü değilim” ifadeleri örtüşüyor mu?

Tamamen aynı şeyi söylüyoruz. Evet, Türk’ü, ırkın ötesinde bir anlama kavuşturduğunuz zaman  hepimiz Türküz. Türklük, bir anlamda müslümanlıkla özdeş bir kavram. Avrupa’da öyle algılanıyor. Avrupa ile yüzleşen Müslümanların Avrupa ile yüzleşen kavmiyiz. Bu kavmin içinde her çeşit unsur var (Kürt, Çerkez, Arap vs) Herkesin kökeni ne olursa olsun Türk sayılabileceğini öngörüyordu. Bu bir tür Milliyetçilikti ve ırkçılıktan çok farklı bir şeydi. Bu kabul görmüşken birtakım insanların Türklüğü ırka ve kana dönüştürme çabalarını görüyoruz. Türklüğü ırkçılık olarak benimseyenlerin çoğu Türk değildir.

“REŞİT GALİP’İN KÖKENİNE İNELİM”

Yani andımız tartışmalarını alevlendirenler içinde mi bunu söylüyorsunuz?

Reşit Galip’in isterseniz kökenine bir inelim. Acaba ne çıkacak? Osmanlının hangi kavmi çıkacaktır? Kürt, orta asya kavmi de çıkabilir emin değilim. Türk ırkçılığı yapan insanlar mesela Moiz Kohen. Munis Tekinalp diye bilinen adam. Bizi çok fazla bölecek, ayrıştıracak tartışmalara girmek istemiyoruz. Bizim bütünleşmeye ihtiyacımız var. Bu ülkenin içerisinde kendini başka türlü hisseden insanları uzaklaştıracak bir kimliğe dönüştürmemek bilhassa Türk milliyetçilerinin görevidir. Türkiye'de yaşayan Türk milleti, içinde; Türk’ü de, Kürt’ü de, Arnavut’u da barındıran bir kimliktir. Bugün Mısırlılar ve başka milletten insanlar bile kendilerini Türkiyeli hissediyorlar. Böyle bir gücümüz varken, dar milliyetçilik anlayışı ile Türkiye’nin gücünü kırmanın çok fazla bir anlamı yok.

“DÜŞMANIMIZ OLMASA KENDİ KENDİMİZİN DÜŞMANI OLURUZ”

Bizi bütünleştirdiğini söylediğiniz en büyük durum, 15 Temmuz’du. Bize kötülük yapmak isterken aslında iyilik yaptılar, dediniz. Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla bütün bir Türkiye ortaya çıkarttılar, dediniz. Bu bütünlük harici tehditlere karşı Türkiye’yi korunaklı kılıyor mu? Artık sırtımız yere gelmez diyebilir miyiz?

Su uyur düşman uyumaz. Artık rahata erdik, sırtımızı yazdırabiliriz diyebileceğimiz bir anımız olmaz bizim. Hiçbir düşmanımız olmasa kendi kendimizin düşmanı oluruz. Onun için birbirimize Allah'ın rahmet gözüyle bakan insanlar olalım, birbirimizi sevelim. Muhalefetin şiddetli, insanların yüzüne bakamayacak tavırları bile beni rahatsız eder.  Keşke bu işi centilmence, insani yapmanın bir yolu olsa. Bırakın Türkiye’yi, dünya insanlarının bir çoğu Türkiye’yi kendi evleri ve ideal gibi görüyorlar.  Hangi milliyetçilik türü Türkiye’yi böyle prestijli konuma yükseltebilirdi? Türklüğü ırka, kana indirgediğiniz zaman kimse kendini Türk hissetmez ama bu şekilde tanımlarsanız daha kapsayıcı bir çerçeveye kavuşur. Biraz önce bahsettiğiniz  sözler, dershanelere yaptığımız eleştiri dolayısıyla  FETÖ medyasının bize aniden kestiği bir cezaydı. “Yasin Aktay Türk yoktur” dedi diye kampanya yaptılar.  Bizden Türk düşmanı da, hiçbir ırkın düşmanı çıkmaz.

15 Temmuz için "Bir hayasız akın, kusursuz bir cinayet planı" ifadelerini kullandınız. Bugünden bakınca o ifadeler içerik değiştirdi mi?

Şehitlerimizin bizim üzerinde hakları var. Acısı hatırlandıkça tazelenen bir acı. O hayasız akın bir daha fırsat bulsa, o fırsatı kaçırmaz. Allah o fırsatı vermesin diye çok işler yaptık, o hainlerin müesseselerimizin içinden ayıklanması noktasında titizlikle yapılan çalışmalar belli bir noktaya geldi.

“YARGI PEYGAMBER GİBİ GÖRÜLÜYOR”

“DÜNYA, YARGI TEŞEBBÜSLERİNE KARŞI ÇOK KORUNAKSIZ”

“ASKERİ DARBELERE KARŞI KOYMAK ERDOĞAN İÇİN ÇOCUK OYUNCAĞI”

FETÖ belasını Erdoğan’dan başka kim savabilirdi? diye sordunuz. Cevabı da yazmıştınız. Evet kim savabilirdi?

Cumhurbaşkanımızın orada gösterdiği liderlik emsalsiz bir liderlik. Elbette ki o olmasaydı o mücadeleden bu kadar güçlü çıkmamız mümkün olmazdı. Lideri lider yapan da; tam da bu kritik anlardaki üslubu, tarzı, performansı, idare biçimi ve farkı. Bence 15 Temmuz sonrası iş daha kolaydı. Esas zor olan 15 Temmuz öncesi. Esas zor olan 17/25 Aralık. 17/25 Aralık’ta yargı müesseselerini işgal etmiş olan darbeciler yargı darbesi yapmaya çalıştılar. Yargı eliyle yapılan darbe en zor darbedir. Savuşturulması en zor darbedir. 15 Temmuz’da asker üniforması giymiş FETÖ'cüler sokağa indi, karşısına da ölümü göze almış yiğit insanlar çıktı, darbecilerin ayaklanması önlendi ama onun öncesinde 11 yıllık iktidar süreniz var, muhalefetiyle birlikte arkanızdan bir sürü söylentiler geliştiriliyor, yargı eliyle yolsuzluk üzerinden dava açılıyor. Bu davanın darbe teşebbüsü olduğunu ilk ben söyledim. Yargı, dünyanın her yerinde kutsaldır. Yargı adeta peygamber gibi görülüyor. Bu çok yanlış bir şey. Yargıçların bu denli kutsal gibi gözükmesi, hatadan münezzeh gibi görünmesi. Savcıların yolsuzlukların üzerine gitmesi için yetkilerinin olması gerekiyor ama ya Türkiye’de olduğu gibi yargı içerisinde bir takım mihraklar örgütlenip istedikleri insana çökecek duruma gelmişlerse... Yargı gücünü kullanacak birtakım çeteleşmeler oluşmuşsa... Buna karşı insanları kim koruyacak? Bu çok büyük bir tehlike ve bu tehlikeye karşı cesaret gösterecek birini daha tanımadım. Bu tür yargı teşebbüslerine karşı dünya çok korunaksızdır. Venezuella, Kore, Brezilya vs masum sayılabilecek yönetimler sadece yargı eliyle devrildiler. Bu yargı teşebbüsüne karşı direnebilecek, halkın desteğini alabilecek ve meşruiyetini korumaya devam edecek bir lider vardı, o lider Erdoğan oldu. Liderlik sadece seçimlerde oy almak değil, ki Erdoğan seçimlerde aldığı oylarla rakipsizleşti artık. Askeri darbe, kendisine karşı doğrudan yöneltilebilecek tehditlere karşı koymak da onun için çocuk oyuncağı ama esas olan, yargıçların ortaya koyduklarına karşı halkın desteğini alabilmek ve meşruiyetini koruyabilmek ve hatta güçlendirerek çıkmak.

“OLAĞANÜSTÜ HAL KARARLARI İSABETLİYDİ”

FETÖ ile mücadele çok hassas bir konu. 9 milyonluk AK Parti üyesi arasında çok az kişinin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştiniz. AK Parti milletvekillerinin "Ben FETÖ’cü değilim" diye gelen insanlarla boğuştuğunu yazdınız. Sosyal medyada; idam, FETÖ'cülere giydirilen tek tip tulumlar, Enis Berberoğlu kararı gibi konularda AK Parti bazı kesimlerden eleştiri alıyor.. Bunların ortadan kalkması için zamana mı ihtiyaç var, daha başka etkenler mi var?

Olağanüstü bir dönemden geçtik, bu dönemden sonra yavaş yavaş bir durulmanın yaşandığını biliyoruz. Olağanüstü hal döneminde birtakım insanların mağduriyeti olduysa  diye onların da haklarını arayabilmesi yolu açılmış durumda. Ben, olağanüstü hal döneminde alınan kararların büyük ölçüde isabetli olduğunu gözlemledim. Suçu olmayan veya orantısız suçlamalara maruz kalmış insanlar oldu, onların da umarız mağduriyetlerini telafi edecek şekilde süreç gelişir.

“DARBE, DARBE DEĞİL DEVRİM OLDU”

“MEĞER DEVLET ONLARMIŞ, PARALEL BİZMİŞİZ”

“FETÖ AKILLI DAVRANMADI, İKTİDARI ELE GEÇİRMEDE ACELE ETTİ”

“DARBEYİ BİR KAÇ SENE SONRA YAPSALARDI KANLI OLMAZDI”

“ERDOĞAN OLMASAYDI, FETÖ’YLE MÜCADELEYE HİÇ KİMSENİN CESARETİ OLMAZDI”

Sizin tabirinize göre ‘Darbeden devrime’ geçiş süreci tamamlandı mı?

Biz devrimi kanlı, gürültülü, patırtılı bir şey olarak görüyoruz ama AK Parti döneminde yaşadığımız şey bir tür devrimdi. Darbe yapmak istediler, o darbe darbe değil devrim oldu. Çünkü zaten kendilerini iktidarda görüyorlardı. Bir süre sonra şöyle hissetmeye başladık: Meğer devlet onlarmış, paralel olan bizmişiz. Öyle bir noktaya gelmiş. Kripto bir yapılanma içinde yapmışlar bunu. Ama bunu AK Parti döneminde yapmadılar, AK Parti’den çok çok önce başladılar ve 50 yıllık birikimle yaptılar. En çok kullandıkları dönem, AK Parti dönemi öncesi. Zaten AK Parti döneminde darbe yapmak istemelerinin nedeni, AK Parti döneminde istediklerinin olmadığını görmek. Sayın Cumhurbaşkanımız bunları hissetmişti ve ufak ufak tacizler de bulunmaya başlamıştı. Bunun acısını çıkartmak için 2 Şubat 2012’de MİT Müsteşarını ifadeye çağırdılar. Rahatsızlıklar önceden hissedilmişti ama hissetseniz de ne yapabilirdiniz, daha önceki hükümetlerle meşru görülen, kılıfına uydurularak şekillenen bir yapı var. Bugün niyetleri kötü halde olduğu halde fırsatını bulamamış bir sürü seküler veya dini yapılanmalar da var. Takip edilebilir suç düzeyine ulaşmadığı müddetçe onlar için bir şey yapılamaz. Eğer AK Parti olmasaydı, bunlar 50-60 yıllık pozisyonu bir 50 yıl daha sürdürebilirlerdi ve hiç hissettirmeden devleti ele geçirmiş olurlardı. Bunlar çok akıllı davranmadılar aslında, iktidarı ele geçirme konusunda acele ettiler. İyi ki de hareket ettiler, iyi ki de zamanından önce asıl büyük harekata başladılar, nasıl 15 Temmuz’da darbe saatini gece 3:00’ten akşam 9:00’a çektilerse, aslında asıl harekatı birkaç sene sonra yapacaklardı, bu seneye aldılar. Belki bir kaç sene sonra yapsalardı, kendileri açısından çok da kanlı olmazdı. Sadece devletin kurumlarına el koymak şeklinde olurdu ve yargı darbesiyle, dünyanın gayet normal iktidar dönüşümü diyebileceği bir darbeyle bütün Türkiye’yi ele geçirmiş olacaktı. Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı, FETÖ ile mücadeleye hiç kimsenin girişme cesareti olmazdı. Bir, dini meşruiyetleri vardı, iki kanuni meşruiyetleri vardı, üç siyasi meşruiyetleri vardı. Recep Tayyip Erdoğan, o meşruiyetlerini yok etti. Tartışma konusu yaptı.

“17/25 ARALIK 15 TEMMUZ ARASI BİZİ EN ÇOK ‘CHP’ ZORLADI”

Siyasi meşruiyet derken?

AK Parti'li bazı milletvekillerinin Pensilvanya ziyaretleri veya onlarla olan temasları. Sadece AK Parti'li değil ki, Abant toplantılarına katıldığım zamanlardan hatırlıyorum; CHP’lisi de vardı, MHP’lisi de vardı, AK Parti'lisi de vardı ki ben o zaman AK Parti milletvekili de değildim, tarafsız, entelektüel bir gazeteciydim. Bir gazeteci olarak benim için her zaman ilginç insanlar olmuşlardır, takip etmek için katılmıştım. Ama onların toplantılarına katılmanın bir siyasi meşruiyet boyutu vardı. Biz onlarla mücadele etmeye başladık, CHP hemen sahip çıktı çünkü onları bir güç olarak gördü ve o güçten faydalanmaya kalkıştı. Meşruiyet budur. Sizin hain olarak mücadele ettiğiniz bir örgüt ana muhalefet partisini kendisi için sağlam bir müttefik olarak görebiliyor. 17/25 Aralık ve 15 Temmuz arasında bizi en fazla zorlayan CHP’nin onlara verdiği destekti.

“KILIÇDAROĞLU FETÖ’YE SAHİP ÇIKTI”

Hadi biz saftık, Kılıçdaroğlu niye FETÖ’ye kandı? Kılıçdaroğlu FETÖ’den yargılanmalı, diye bir çıkışınız olmuştu.

Aynen öyle. Kılıfına uydurarak yaptıkları bu büyük suçlar için hakkında tahkikat yapılamadı. Fakat suçları alenileşti. 17/25 Aralık’ta darbe teşebbüsünde bulundular. Yargıyı ele geçirmiş oldukları MGK kararlarına bile konu olduğu halde. Kılıçdaroğlu onlara sahip çıktı. Hadi biz kanmış oluyorduk, sen çok uyanıktın, neden 17/25 Aralık’tan sonra onlara kanmaya yazıldın?

“CİHANGİR İSLAM, KILIÇDAROĞLU’NDAN ROL ÇALMAYA ÇALIŞIYOR”

Hatta şimdi belki de bu minvalde hareket eden bir başka vekil ülke gündeminde. Darbecilerle, darbeye direnenleri aynı kefeye koyan Cihangir İslam için ne diyeceksiniz?

Onu çok izleyemedim ama kullandığı ifadeler çok talihsiz ifadeler. Kılıçdaroğlu’ndan rol çalan ifadeler. O da muhalefeti nasıl tahrik edebilirim ve en olmayacak akıl yürütmelerle fark ortaya koyabilirim derdinde. Ne kadar fark ortaya koysa bile Kılıçdaroğlu'nu aşamaz. Boşuna uğraşmasın derim ben.

“SEÇİMLERDE SÖZLÜDE TİTREYEN ÖĞRENCİLER GİBİYİZ”

16 Nisan'dan sonra “Siyaset, artık daha meşakkatli bir yol” demiştiniz. 2019 yerel seçimlerinin meşakkati nedir? Sonuçlar meşakkate değecek gibi mi olacak sizce? İstanbul için Binali Yıldırım’ın, Ankara için Mehmet Özhaseki’nin isimleri geçiyor. Öngörüleriniz neler?

İstanbul için partimiz kimi takdir eder bilemem. Benim gönlümden geçen bir isim yok, hepsi çok değerli. Her seçim bizim için çetindir. Seçimde halkın karşısına çıktığımız zaman kendimizi sözlüde titreyen öğrenciler gibi hissediyoruz. Çünkü takdir eden halkımız. Bu seçimde kendimizi yoklamaya çalışıyoruz. Kendimizi denetliyoruz, sürekli check ediyoruz. En güzel liste veya sunumlarımızla çıkmaya çalışıyoruz.

“MHP İLE BULUŞMA ZEMİNLERİMİZ AZ”

AK Parti tarz-ı siyaseti diye bir tabiriniz var. MHP ile olan ittifakı bu tarzı siyasete mi uygun düşmedi sizce?

O da onun bir parçasıdır. Tarz-ı siyaset derken biz halkımızın hiç bir kesimini dışlamıyoruz. Siyaseti düşman-müttefik ilişkisi değil, rekabet ilişkisi olarak görüyoruz. Farklı partilerle, ortak değerlerde ittifaklar kurabiliriz. Cumhur ittifakında Devlet Bahçeli ile çok güzel bir ortak anlayış sürdürdük, aynı ittifak 15 Temmuz sürecinde yaşandı. Yeri gelir başka zeminlerde bir araya geliriz. Bahçeli bu ülke için bir şeyler yapması gerektiğinde aynı zeminlerde buluşabiliriz. Bu zeminler ne yazık ki biraz az olsa da zaman zaman olmuyor değil.

Siyasetin yeni kimyası: Kimi zehrini alır, kimi ilacını, diyorsunuz. Herkes kendi tercihini mi yaşıyor?

Aynen öyle ama siyasi partiler birbirlerinin düşmanı değil, rakibi olduklarını hatırlamalılar.  Ve biz bunu hatırlatacak çıkışlar yapıyoruz, bu da AK Parti tarz-ı siyasetinin bir parçasıdır. AK Parti'nin tarz-ı siyaseti, bütün partilere bir çatı altında toplamak ve bu ülkenin partisi olmaya davet etmek. Mesela ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması konusunda bütün partiler ortak bir tavır ortaya koydular ve CHP de bizimle beraber oldu. Bu iyi bir şeydir. AK Parti bu tarz-ı siyasetini daha da güçlendirmeye çalışıyor.

“SUUDİLERLE İLİŞKİLERİMİZ GAYET GÜZEL”

“KAŞIKÇI’NIN HESABINI HEM SİYASETEN HEM YARGI YÖNÜNDEN SORARIZ”

Hatta dünya konjonktüründe de öyle. “Arapların ikinci ülkesi, Suudi Arabistan halkıyla iki devlet tek millet gibiyiz” şeklinde sözleriniz var. Suudilerle ilişkilerimiz ne noktada?

Suudi Arabistan'da ilişkilerimiz gayet güzel hiç yoksa 500 bin Suudi vatandaşının Türkiye'de yatırımları var. O insanlar Türkiye’ye aboneler adeta. Bir ayakları Türkiye’de. Hac 120 bin, umre için 200 bin kadar insanın Suudi Arabistan’a ziyareti aramızda bir bağ oluşturuyor. Suudi Arabistan halkı için Tayyip Erdoğan çok önemli bir lider. Bugün Kral Abdülaziz ile arasında çok güzel bir ilişki var. Neticede Suudi Arabistan’ı temsil eden bir kraldır. Kaşıkçı olayı dolayısıyla aramızın iyi olması, Suudi Arabistan’ın en üst düzeyinden geldiği düşünülen bir cinayeti göz ardı etmemizi gerektirmediği gibi hesabını da sorarız. Hem siyaseten, hem yargı yönünden. Biz bu konuda Suudi makamlarından adalet talep ediyor olmamız Suudi devletine veya halkına karşı olduğumuz anlamına gelmez. İyi ilişkiler kapsamına bu girmez.

“KAŞIKÇI’YI KATILDIĞIMIZ TOPLANTILARDAN TANIRIM”

Cemal Kaşıkçı… Şahsi bir dostluğunuz vardı. Hatta Kaçıkçı konsolosluğa girerken nişanlısına kendisine bir şey olursa sizi aramasını söylemişti. Cemal Kaşıkçı’yı nereden, ne zamandan tanırsınız?

Kaşıkçı ile katıldığımız televizyon programlarından ve Arap dünyası ile yaptığımız toplantılardan tanışırız. Arap Baharı'ndan önceye dayanan bir dostluğumuz var. Ama tabii ayrı bir muhabbetimiz de gelişmişti. Birçok konu üzerine sohbetlerimiz, fikir teatilerimiz oluyordu. Kendisine “Ne ihtiyacın olursa, görmeye hazırım” demiştim. Türkiye yerleşme ve nişanlılık konularından bihaberdim. Kısa bir süre önce birkaç ortak arkadaşımızla (Turan Kışlakçı) birlikte bir kutlama davetinde bulunmuştu.

“NİŞANLANDIĞINI BİLMİYORDUM”

Kaşıkçı İstanbul’a neden taşındı. Ailesi kaç kişiden oluşuyor?

İstanbul’a taşınmamıştı. Hatice Hanım'la görüştüklerini biliyorum ama nişanlandığını bilmiyordum. Mazeret bildirip gelemediğim bu davet nişanlılık ilanı imiş.  Hatice Hanım beni aradığında  başka mevzular olduğunu ve ev aldıklarını anladım. Eskiden evi yoktu, otellerde kalıyordu.

“SUUDİ ARABİSTAN ADINA ÇALIŞIRDI”

“AJAN DEMEYELİM”

Kaşıkçı için ajan iddiaları var. Kimin ajanı mesela?

Ajan demeyelim de, Suudi Arabistan devleti adına çalışan bir insandı. Sonradan arası bozulmuş, muhalefet konumuna gelmişti. Suudi Arabistan'ın bazı uygulamalarına karşı çıkmaya başlamıştı. Ajan olduğunu söyleyenler kendi kafalarına göre komplo teorileri oluşturuyorlar. Bir komplo teorisi üretmenin hazzını yaşıyorlar.

“KAŞIKÇI, SUUDİ YÖNETİCİLERİNE KARŞI ÇOK İYİMSERDİ”

“CEMAL KAŞIKÇI NE YAPTIYSA ÜLKESİ İÇİN YAPTI”

“SUUDİ YÖNETİMİNİN NEFRET BESLEDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORDU”

“ÖLÜMÜ VE TUTUKLANMAYI HAK ETTİĞİNİ DÜŞÜNMEDİ”

“KAŞIKÇI KENDİSİNİ SERT MUHALİF OLARAK KONUMLANDIRMADI”

Kaşıkçı’yı tanımlarken; Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerine çok önem veren, evet başka bir hanedan arayışı olmayan biri olarak tanımladınız ama onu biraz da kişisel yönleriyle tanıyabilir miyiz?

Aslında iyimser, çok iyi niyetli bir insandı.  Biraz da iyi niyetinin kurbanı oldu. O kadar samimiydi ki; hani derler ya kişi karşısındakini kendisi gibi bilir, o kadar muhalafet ettiği Suudi Arabistan veliahtının veya yönetiminin kendisine nefret besleyebileceğini düşünmüyordu. Çünkü eleştirilerinin samimi olduğunu ve Suudi Arabistan’ın iyiliği, hayrı için olduğunu düşünüyordu. Suudi Arabistanlıların da bunu böyle değerlendirebileceklerini varsayıyordu. Oysa öyle değerlendirilmiyordu. Konsolosluğa gittiğinde ona büyük bir kötülük yapmalarını gerektirecek bir nefretlerinin, kinlerinin olabileceğini hesaba katmadı. Ne yaptıysa kendi ülkesi için yaptı. Ülkesinin iyiliği için yaptı. Bundan dolayı ölümü hatta tutuklanmayı bile hak etmiş olabileceğini düşünmedi. Hakkında bir tutuklama kararı veya mahkeme yoktu. Sadece bir takım mercilerde yaptığı eleştirilerden rahatsızlık duyulduğuna dair duyumlar vardı. O duyumlar üzerine kendiniz sert muhalif olarak konumlandırmadı.  

“MISIR VE SURİYE VATANDAŞLARI ÇOK BÜYÜK TEHLİKE ALTINDA”

Koruyamadık dediğiniz Cemal Kaşıkçı'nın günahının "güvenmek" olduğunu belirttiniz. Türkiye-Suudi ilişkilerine, ülkesinin geleneklerine güveniyordu diyorsunuz. Bizim bu vakanın gerçekleşmesine dair bir tedbirsizliğimiz veya izin olduğunu düşünüyor musunuz?

Bizim verdiğimiz bir izin yok. Her yabancı ülke vatandaşının kendi ülkesinin konsolosluğuna giderken başına bir şey geleceğini düşünemiyoruz. Ama bu saatten sonra düşünmeliyiz; özellikle Mısır ve Suriye vatandaşlarının çok büyük bir tehlike ve tehdit altında olduğunu söylemek zorundayım. Bazı Suriye vatandaşlarının açık olan işlemlerini yapabilmek için Suriye konsolosluklarına gitme mecburiyeti var. Mısır Konsolosluğu'nda daha kötü.  Kaçmak zorunda kalmış, kaçmasa tamamen siyasi görüşü nedeniyle ya hapishanelerde çürütülecek ya hapishanelerde ölecek ya faili meçhule kurban gidecek, ya idam ile yargılanacak. Mısır'da darbe karşıtı bir siyasi eylem, siyasi bir terör örgütü hiç bir zaman olmadı, o yüzden bütün suçlamalar tamamen siyasi. Siyasi suçlarından dolayı idamla, müebbetle yargılanan insanlar. Bu insanların pasaport süreleri bitiyor veya doğum işlemleri yapabilmeleri için kendi ülkelerinin konsolosluklarına gitmek zorunda bırakılıyorlar. Ve çokta iyi bir muamele görmüyorlar.

Yani Kaşıkçı dışındaki tüm yabancı vatandaşlar için bu tehlike söz konusu?

Evet.

“ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ DÜŞÜNMEDİK”

Kaşıkçı olayını başarısızlığa uğramış bir kaçırılma operasyonu olarak değerlendirdiniz ya da yok etmenin ötesinde bir plan. New York Times’a bir Türk yetkili bu olay için “Pulp Fiction” demiş yani "Ucuz Roman" filmi? Siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir defa olayın bütün verileri ortaya çıkmadan önce başarısız bir kaçırma olayı olarak değerlendirmiştim. Olayı ilk duyduğumuz zaman öldürüldüğünü düşünmedik. Kılıçdaroğlu, sanki Sayın Cumhurbaşkanı adayı başından itibaren biliyormuş gibi çok ilginç şeyler söylüyor. “Haber verir vermez katilleri neden serbest bırakıyorsun?” diyor. Ben haber verdiğimde Kaşıkçı öldürüldü diye haber vermiyorum ki, ben de henüz öldürüldüğünü düşünmüyorum ki.

“ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ 3. GÜN ANLADIK”

Hatta binde bir ihtimale bile sarıldınız.

O an da binde bir ihtimal bile ölmüş olduğunu düşünmüyordum. Konsolosluğa girdi çıkamadı, konsolosluğa giren bir adam öldürülür mü hiç? En kötü ihtimal kaçırılabilir, dedik. Kaçırılması ihtimaline karşı havaalanlarında bütün tedbirler alındı. Cesetini taşıyabilecek çanta vs olabilir mi diye düşündük ama öldürdüğü insanın cesetini havaalanından götürmesi mantıksız görünüyordu. Öldürüldüğünü anlamamız çok sonra oldu. 3.gün herkes duyduğunda duydum. Turan Kışlakçı konuştuğunda öldürülmüş olduğunu anladık.

“SES KAYDI DİNLEYENİ İKNA EDİYOR”

Peki şu anda geldiğimiz nokta ne, mesela İbrahim Karagül çok ciddi ses kayıtları olduğu ve kayıtların Selman’ı bitirecek güçte olduğunu belirtmiş. Sizin çok güçlü iddialarınız yok. Selman’ın basın danışmanı Kahtani'nin suikast timini yönettiği konuşuluyor?

Ben ifadelerimi resmini beyanlara dayandırmak mecburiyetindeyim. Bende de o bilgiler var. Ses kaydı alenileşti zaten. CIA Başkanından, ABD yetkililerine bu ses kaydı paylaşıldı ve bu  ses kaydı ilk dinleyeni hemen ikna eden ve işin vehametini hissettiren bir kayıt.

“ADLİ TIPÇI SADECE KESMEK İÇİN GÖREVLENDİRİLMEDİ”

Bu ses kaydı mı sizi parçalanmış bedeninin eritildiği düşüncesine götürdü? Cesetin ortadan kaldırılmasıyla ilgili başka bir ipucu var mı?

Cesetin ortadan kaldırılması savcılığın beyanı. Ortadan kaldırırsın, bir yere gömersin. Ceset yok edildi. Bu resmi bir ifadedir. Bir vücut nasıl yok edilir, asitle yok etmek veya başka bir kimyevi madde kullanarak eritmek. Bu işlem yapılmayacak olsa adli tıpçının gelmesine gerek olmazdı, kesmek için kasap yeterdi. Adli tıpçı hem delilleri yok etmek hem yapılması gereken işlemlerin izlerini silmek üzerine çalıştırılır. Kesme işlemini sıradan basit bir katil veya kasap bu işlemi rahatlıkla yerine getirebilirdi.

Derisi yüzülmüş fotoğraflar da gerçeği yansıtmıyor herhalde?

O fotoğraflar tamamen uydurma. Onlar bir başka kişiye ait. Kaşıkçı’dan önce de bu fotoğraflar tedavüle girmişti, hatırlıyorum. Zannediyorum Kuzey Amerika’da uyuşturucu hesaplaşmaya ait ceset parçaları onlar. Yüz fotoğrafı da bir filmden alınma. O canlı bir resim, rol yapıyor.

“KRAL SELMAN’I BU İŞTEN UZAK TUTUYORUZ”

“KRAL, OĞLU BİLE OLSA DERİN DEVLETİ AYIKLAMALI”

Sayın Erdoğan’ın Washington Post’a yazdığı bir makale var, Kral'ın emri olduğunu inanmıyorum sözleri de geçiyor. Bu sözlerin “Bu ülkenin dostuysan oğlunun biletini kes” gibi bir yoruma yol açtığı söyleniyor. Trump’ın Suudilere inanıyorum sözlerinin arkasında ne olabilir? Selman’ın denklem dışına itileceğine inanıyor musunuz?

Kral Selman’ı biz bu işten uzak tutuyoruz. Ben derin devlet diye bir kavram kullanmıştım. Derin devlet dediğimiz hangi düzeyde olursa olsun devlet içinde örgütlenmiş bir yapı. Devleti Kral Selman yönetiyor, derin devlet onun altındaki her düzeye çıkmış olabilir. Bu anlamda devlet içinde ikilik oluşmuş durumda. Bir tarafta Kral Selman'ın yönettiği meşru bir devlet var, diğer tarafta bu tür operasyonları yapabilen bir devlet var. Selman’a düşen kim olursa olsun ki oğlu ise de bu devleti ayıklamak. Öyle görünüyor ki bütün katiller, korumaları, danışmanları oğlu Selman’ın ofisiyle irtibatlı. Derin devlet o düzeye kadar yayılmış. Kolay olmasa bile Kral için imkansız değil.

“KAŞIKÇI’NIN KANI BAŞKA KANLARI İŞARET EDİYOR”

“KAŞIKÇI CİNAYETİ, İLİŞKİLER AĞININ SEMBOLÜ”

Sayın Erdoğan’ın yazısının başlığı: “Orta Doğu’nun geleceği Kaşıkçı için adaletin sağlanmasına bağlı” idi. Sizce de öyle mi?

Biraz öyle. Adalet sağlanmazsa bu kanın üzerinden normal sağlıklı uluslararası ilişkileri yürütülmesi mümkün olmaz. Bu kan aynı zamanda  aynı eller tarafından başka kanların döküldüğünün de işaretidir. Çünkü şu anda bir sürü kayıp insan var. Mısır’da destek veren askeri darbe düzeni var, Suriye’de akmaya devam eden bir kan var, Katar’da devam eden bir muhasara var. Bütün bu yapılar bu cinayetin üzerine geldi tıkandı. Bu cinayet, bu ilişkiler ağının hepsinin sembolü haline geldi. Bunu çözdüğünüz zaman yeniden sayfa açmak mümkün ama bunu çözmezseniz eğer yeni bir uluslararası düzeyi sürdürmek neredeyse imkansız hale gelir.

“ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE BAHAR DÖNEMİNDEYİZ”

Uluslararası ilişkiler demişken Münbiç’te ortak devriye kurmamız konusu? Amerika’nın İran yaptırımlarından Türkiye’nin muaf tutulması. Bu da ilişkilerin iyileşme yolundaki emareler mi?

Uluslarası ilişkiler düzeyinde Türkiye çok önemli bir konjonktür yakalamış durumda. Bazen hava dalgaları gelir. Şu anda uluslararası ilişkiler anlamında bahar dönemindeyiz.

SuperHaber-ÖZEL