12 Aralık 2019
10 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 25 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 06:40 Güneş 08:12 Öğle 13:02 İkindi 15:22 Akşam 17:43 Yatsı 19:09

Sevda Noyan noyansevda@gmail.com

Umutsuzluk meyvası yemek

Geçtiğimiz hafta, yoğun gündemin içinde iki haber ve ardından yapılan tartışmalar dikkatimi çekti...

Biri, İstanbul’un Fatih ilçesinde yaşayan dört kardeşin siyanürle zehirlenmiş, bir iddiaya göre intihar etmiş olmaları… Diğeri ise Antalya'da maddi sıkıntı içine giren bir babanın, gözü dönerek iki melek yavrusunu ve eşini zehirleyip ardından intihar etmesi...

Aklı evvel muhalefetten bir kaç kişi bu intiharları ülkemizdeki ekonomik krize bağlayıp, “Fırsat bu fırsat!” diyerek hükümeti eleştirdiler...

Elbette sosyal medya ve diğer mecralarda hak ettikleri cevabı anında almış olsalar da bizim bu olayları “es” geçmemiz gerekmiyor!

İntiharın başlı başına psikolojik bir durumun en acı sonucu olduğunu bilmek yetmiyor…

Özellikle millî gelir düzeyi en yüksek ülkelerde yaşanan bir durum bu… Öylesine yaygın ki yöneticiler nasıl önleyeceklerini bilemiyorlar...

Bununla ilgili absürd bir örnek vermek istiyorum...

Japonya’da, halkın gelir düzeyi oldukça yüksek olmasına rağmen, intihar oranı da o paralelde yüksek… Japonya'da en yaygın intihar şekli ise, intihara karar vermiş kişinin kendisini metronun önüne atarak parçalanmayı ve dolayısıyla ölmeyi garanti etmesidir...

Bu artık o kadar rutin haline gelmiş ki yöneticiler ne yapacaklarını şaşırmışlar… Metroda yaşanan bir intihar olayı, bu olay sonrası en az birkaç saat iş gücü kaybına yol açtığı için kendilerince akıllara durgunluk verici bir çözüm üretmişler: İntihar eden kişinin ailesi, bu intihardan dolayı metronun çalışması aksadığı için devlete yüklü bir tazminat ödemek zorunda!

Sonuç olarak intihara bu yöntemle karar vermiş kişinin öncelikle tazminat parasını ayırması gerekiyor… Ne kadar acayip bir çözüm!

Gelelim yine intiharın en yoğun olduğu Kuzey Avrupa ülkelerine… Bu ülkelerde de intiharı önlemek için devlet çok yoğun önlemler alıyor ve çok farklı yollar deniyor… Bu önlemlerin çözüme çok fazla katkısı olmadığı aşikar: intihar eden kişilerin sayısı her geçen gün artıyor...

Gelelim Allah'ın cehennem azaplarının arasında saydığı "UMUTSUZLUK MEYVASI YEME" durumuna… Rabbim nasıl bir tanımlama yapmış… Allah'ın son mesajı ile tanıştığım ilk günlerde bu tanımı içeren ayeti okuduğumda resmen kendimi duvara yapışmış buldum...

Beni yirmi yıl önce Rabbim'e götüren de bu duyguydu: umutsuzluk ve güveneceğim, benim hep yanımda olacak, doğru yolu gösterecek bir güce ihtiyaç duymamdı… Çok umutsuz olduğum bir gece yarısı Rabbime seslendim "Varsan beni haberdar et, kendini bana hissettir…” diye. Elhamdulillah, Rabbim bana en güzel desteği verdi… Ciddi bir mümine olarak yaşadığım en ağır olay karşısında bile O'na yaslanmayı ve güvenmeyi öğrendim...

İntihar etmeye karar vermek bir sonuç amma velakin intihar etmeden önce yakınlarının canına kıymak başlı başına bir cinnet, tıbbi terim ile bir “delirium” hali… Bir kişinin bu hale gelmesi bir anda olmaz, adım adım bu uçuruma giderken yanında, yakınında olan kişilerin onun bu duruma gelişinin farkında olmamaları çok zor… Bence bu olaylar maddi imkansızlıklardan değil, yeterince birbirimize iyi dost, komşu, akraba, kardeş olmadığımızdan vuku buluyor…

Kendimize iyi yoldaşlar, kader arkadaşları bulmalı ve bizler de böyle olmalıyız… Benim derdim ile dertlenmeyen, üzülmeyen, sevincimi paylaşmayan dost, dost değil sadece hayatımızda bir figürdür… Gerçek dost, komşu, akraba sizin derdinizi ses tonunuzdan bile anlıyacak kadar sizi iyi tanır… Siz de onları tanır, birbirinize özen gösterirsiniz… Sadece derdinizi, sıkıntınızı paylaşmak değil, her güzelliği de paylaşır birlikte sevinirsiniz…

Maddi ve nefs çıkarlarının ön planda olduğu ilişkiler benim için yok hükmünde ve zaman kaybıdır… En umutsuz ve en içinden çıkılmaz sorunların içinde debelenirken bile dostunuzun telefonda sesini duymak sizi tekrar hayata bağlar...

Öylesine muhteşem bir dinin mensubu, Hz.Muhammed’in (ASVS) ümmeti, Allah'ın kulu olma bilinci bizi düşeceğimiz tüm bu durumlardan korumalı ve yakınlarımıza da aynı şekilde özen göstermemizi sağlamalı…

Ölüm hepimize bu kadar yakın iken bir dosta el uzatmaktan, sıkıntılarını paylaşmaktan ve mümkünse derdine çare olmaktan daha anlamlı ne olabilir… Ben kendi adıma çok şanslıyım, çok uzun soluklu ve hiç bir menfaate dayanmayan çok özel dostuklarım var… Onlar ben her düştüğümde tekrar kalkmam için hep yanımda oldular… Yine bir ata sözü ile bu mevzuyu sonlandıralım...

Ne demiş atalarımız: "Para değil dost biriktir!”.

Gerçek dostlarınız çok olsun ve onların değerini iyi bilin....

NOT: Bugün Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ABD'ye gitti… İlginç toplantılar olacağını biliyoruz… Bu toplantıların sonuçlarını kısa süre sonra görmeye başlayacağız...Trump'ın içinden geçtiği bu zor sürece ne şekilde katkısı olacak, merakla bekliyorum...

Yorumlar
Diğer Yazıları