Gündem |

Türkiye’nin iyiliğini düşünüyoruz diyen sahtekarlar

Akademisyen İdris Kardaş, Aktüel dergisine Almaya'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan çirkin mesajlarını yazdı

- Türkiye’nin iyiliğini düşünüyoruz diyen sahtekarlar

Türkiye'nin AB ülkeleriyle ama özellikle Almanya ile gerilen ilişkilerinde, Almanların merkeze aldığı ancak bizim onlar kadar üstünde düşmediğimiz bir nokta ortaya çıkıyor.

Ağzını açan her Alman siyasetçi, hedeflerinin Türkiye halkı değil Erdoğan olduğunu hiç çekinmeden, yüksünmeden, demokrasi ilkesi ile ne kadar bağdaşır diye dert etmeden çok açıkça dillendiriyorlar. Yine bizim "iyiliğimizi" düşündüklerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a her türlü iftira, hakaret ve saldırıdan sonra Türk halkına da zeytin dalı uzatmaya çalışıyorlar ve bunu da bizim yuttuğumuzu düşünüyorlar. Erdoğan'a diktatör dediği cümlenin hemen sonrasında Türkiye'nin geleceğini düşünüyoruz, Türk halkıyla bir sorunumuz yok diyen Alman Dışişleri Bakanı ve diğerleri hep aynı şeyi vurgulayıp duruyorlar. Böyle onlarca makale haber okuduk son günlerde. Türk halkı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ayırmak kendilerince iyi fikir olabilir ama gerçek onların istediği gibi değil elbette. Bu ayrımı en bariz yaptıkları süreç referandum sonrası oldu. Referandum sonrası Alman siyasetçilerinin neredeyse tamamı Türkiye'nin bölündüğünü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu süreçte diktatörleştiğini söylediler. Yüzde 51 oy oranını demokrasinin sağlamlığı olarak değil, bölünmüşlüğü olarak yorumladılar. Önce açıklamalara hızlıca bakalım, sonra devam edelim.

Almanya Şansölyesi Merkel; Yakın referandum sonuçları Türk halkının ne kadar bölünmüş olduğunu gösteriyor ve bu da Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için büyük bir sorumluluk anlamına geliyor."

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi Genel Başkan Yardımcısı Julia Klöckner: "Artık Erdoğan, ülkesini bir tek adam rejimine, bir diktatörlüğe götürecek sistem değişikliğini yapacak."

Sosyal Demokrat Parti Başkanı Martin Schulz: "Başa baş sonuçlar, Erdoğan'ın Türkiye olmadığını gösterdi. Demokrasi ve insan hakları mücadelesi sürmeli."

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir: "Erdoğan'la AB üyeliği söz konusu değil."

Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanı Sahra Wagenknecht: "Erdoğan, manipülasyon sayesinde diktatörlüğüne ulaşmayı sağlayacak çoğunluğu elde etti."

Hür Demokrat Parti (FDP) Genel Başkanı Christian Lindner: "Türkiye için kara bir gün. Referandum kampanyası ve oy kullanma süreci, ülkenin bir başkanlık diktatörlüğüne geçeceği yönündeki endişeleri doğruladı."

FDP'li Avrupa Parlamentosu Başkan Vekili Alexander Graf Lambsdorff: "Türkiye'deki anayasa değişikliği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, hukuk devletinin ve parlamenter sistemin sonunu onaylıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir Sultan gibi tüm yetkileri kendisinde topluyor."

Türkiye'nin iç işleri denilen bir şey varsa, o da ülkenin anayasası ile ilgili vatandaşların oyladığı bir referandumdan başka bir şey olamaz herhalde. Hani Merkel'in hayır diyenlerin bizden beklentileri var dediği referandumdan bahsediyorum. Tüm bu açıklamaların ortak noktası şu. Demokrasinin temel ilkesi bir tarafa itilerek, halkın çoğunluğunun Erdoğan'ı ve politikalarını desteklediklerini gözden kaçırmaya çalışıyorlar. Bunu da oy oranlarıyla, sayısal verileri kendilerine göre yorumlayarak yapabileceklerini sanıyorlar.

Bu yüzden yüzde 51 evet oranı ne Merkel'i ne de diğer siyasetçiler için kullanışlı değildi. Kendisi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 51,6 almış Hollande bile bu oranın Türkiye'yi böldüğünü söylemişti.

Peki demokratik ülkelerde, seçimlerin serbest olarak yapıldığı, yani güvenli ve şeffaf olarak gerçekleştiği durumlarda, sonuçların yüzde kaç olması ülkenin demokrasi ile yönetildiğini gösterir? Aslında bakarsanız tam olarak bu oranlarda olması lazım. Parlamento veya Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yada referandumlarda yüzde 60 yada 70'ler çok nadiren bulunan oranlardır. Hatta neredeyse hiç bulunmaz.

O zaman bu açıklamaları yapan Alman ve Fransız siyasetçilerine şunu sormak lazım. 2014 seçimlerinde Beşar Esad'ın yüzde 88 oy aldığı Suriye mi demokratik bir ülke, Esad mı demokrat bir lider? Yada 2005 seçimlerinde Mübarek'in yüzde 88 oy aldığı Mısır mı demokratik ve bölünmemiş bir ülke? Kaddafi, Mübarek, Esad, Saddam Hüseyin ve diğerlerini kırmızı halı ile karşılayan Batılı liderler, halkın seçtiği ve en son desteklediği referandumda yüzde 51 oy almış Erdoğan'ı diktatör ilan ediyorlar. Bunu yaparken de en başta belirttiğim gibi, halkla Erdoğan arasına kendilerince çizgi koymaya çalışıyorlar. Temel muratları da şu. Erdoğan aslında seçilmiş demokratik bir lider değil, demek için tüm bu hokkabazlıkları yapıyorlar, demokrasi değerinin en temel ilkesini yok saymaya çalışıyorlar. Oysa, demokrasinin ve seçimlerin sağlıklı olduğunu gösteren en net kanıttır son yapılan referandumdaki yüzde 51 oy oranı. Bunun aksine Batılı liderlerin yapacakları her çıkış, demokrasi ilkesiyle ve halk egemenliği ilkesiyle bağdaşmaz. Ve sonuçta buna hadleri de olmaz.

Eğer Batılı siyasetçiler bizim iyiliğimizi düşündüklerini söylüyorlarsa, onlardan ilk önce seçtiğimiz liderlere asgari saygıyı göstermelerini bekliyoruz. Oy oranlarına takla attırarak Erdoğan'ın seçilmiş lider olmadığını ispatlama girişimlerini yutacak kimse yok Türkiye'de.