12 Ağustos 2020
32 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 19 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 04:26 Güneş 06:04 Öğle 13:14 İkindi 17:04 Akşam 20:14 Yatsı 21:46

Merve Şebnem Oruç

Türkiye Fransa’yı çıldırtıyor 

İstanbul’da geçen hafta Fransa adına casusluk yapan bir istihbarat şebekesi çökertildi. Sahte MİT kimliği kullanarak KADEM’den Sadakataşı’na pek çok muhafazakâr derneği yakından takip ederek Fransız Başkonsolosluğuna rapor eden dört Türk vatandaşından Metin Özdemir, Paris’te eğitim almış ve geri döndüğünde topladığı üç kişiyle bu şebekeyi kurmuş.

Türkiye’de yabancı ülkeler için faaliyet gösteren daha pek çok ajan var, bunda şaşırılacak bir şey yok. Türk vatandaşı olmaları üzücü olsa da yakalanmaları sevindirici. Lakin bu olayın en çok dikkat çeken tarafı, Fransa ile ilişkilerimizin bir kez daha gerildiği döneme denk gelmesi. Anlaşılıyor ki Türkiye, Suriye’den sonra Libya ve Doğu Akdeniz’den sonra bir kez daha sert bir şekilde karşı karşıya geldiğimiz, daha da ötesi oyununu bozduğumuz Fransa’yı daha yakından mercek altına aldı.

Aslında Fransa, Emmanuel Macron’un Cumhurbaşkanı olmasıyla beraber dünya genelinde ve de Batı’daki etki gücünü eskiye oranla kaybetmiş durumda. Macron’un çocukça tutumu, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir,” gibi özellikle Avrupa ülkelerini rahatsız eden absürt çıkışları, çok konuşan ama az etki gösterebilen uluslararası siyasetiyle Fransa, geçmişteki halinden çok uzaklaşmış durumda. Fransa öte yandan da, Türkiye’den ne kadar rahatsız olduğunu iyiden iyiye belli ediyor.

Hoş, Türkiye ile Fransa ilişkileri neredeyse hiçbir zaman iyi olmadı. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunda saf Fransız cumhuriyetçiliğini, üniter yapısını ve laik modelini örnek alsa da, 60 darbesi sonrası Charles de Gaulle döneminde iki ülke bir miktar yakınlaşsa da bu kalıcı olmadı.

Son yıllarda ise, Türkiye-Fransa ilişkileri oldukça gergin vaziyette. Suriye’de ABD’nin yanında PKK’yı destekleyen Fransa, daha da ileri giderek Élysée Sarayı’da teröristleri ağırladığında Türkiye’nin yoğun tepkisini çekmişti. Bu aralar ABD ile beraber, PKK/PYD’yi Suriye’nin kuzeyinde diğer Kürt siyasi partilerle birleştirmeye çabalayan, böylece PKK’yı Cenevre’deki çözüm masasına oturtmayı ve Suriye’nin gelecekteki devlet yapısına eklemlemeyi hedefleyen Fransa’nın 2019’da Fırat’ın doğusuna yapılan Barış Planı Harekatı’yla büyük bir bozgun yaşadığı malum. Fırat Kalkanı’ndan Zeytin Dalı Operasyonu’na Türkiye’nin Suriye’deki her hamlesine şiddetle karşı çıkan Fransa, Suriye’de Türkiye’ye karşı yaşadığı hezimetin aynısını bugün Libya’da yaşıyor.

Suriye’ye oranla, coğrafi yakınlığı açısından Arap Baharı adı verilen Arap isyanlarının başında Libya’da çok daha aktif rol oynayan Fransa, iç savaş içine düşen ülkenin bugün bu hale gelmesinde en büyük rol sahibi. 2011’deki NATO müdahalesinin lobisini yaparak Libya’ya bombardımanı teşvik eden, bu sayede Kaddafi sonrasında ülkede Batı’ya ve İsrail’e yakın bir hükümet kurmayı amaçlayan Fransa, Libya’nın özgür seçimlerinden sonra ilk hayal kırıklığını yaşadı. Yine de Libya üzerindeki planlarından vazgeçmeyen ve başta Bingazi olmak üzere ülkenin doğusunda yoğun faaliyet yürüten Fransa, kanımca Temsilciler Meclisi’nin Tobruk’a geçmesinden ve darbeci Halife Hafter’in 2014’te durup dururken ortaya çıkmasında da Mısır ve BAE ile birlikte sorumlu olan ülkelerden biri.

Türkiye’nin Libya’yla yaptığı askeri anlaşmayla beraber, destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) Trablus’u Hafter kuşatmasından hızla kurtararak güneye ve doğuya doğru ilerlemeye başlaması, Fransa’yı daha da sinirlendirmiş durumda. Özellikle, UMH’nin sıradaki operasyonunun Sirte ve Jufya’ya olacağını ilan etmesiyle beraber öfkesini tutamayan Fransa, Türkiye’ye yönelik husumetini açıktan gösteriyor. Zira Jufra ve Sirte Fransa için çıkarları açısından fazlasıyla önemli. Mali, Çad, Nijer gibi ülkelerde yağmaladığı altın, uranyum gibi değerli madenleri Jufra hava üssüne getirerek Libya petrolü ile beraber Sirte limanından Fransa’ya taşıyan Fransa için bu bölgelerin UMH tarafından ele geçirilmesi çok büyük bir kayıp demek.

Türkiye’nin Libya’nın meşru hükümetine verdiği açık desteğin aksine, bir savaş suçlusuna arka çıktığını ilan edemeyip gizleyen, buna rağmen “çözüm çabası” adı altında Hafter’i Paris’te ağırlayan Fransa’nın Hafter güçlerine yoğun askeri destek verdiği, belgelerle de kanıtlanmış durumda. BAE, Mısır ve Rusya’yla birlikte verdiği olağanüstü desteğe rağmen UMH karşısında kaybetmeye devam eden Haftar’in beceriksizliği muhtemelen Fransa’yı çok kızdırıyor. Bu nedenle, Tarhuna’da ortaya çıkan toplu mezarlar için ağzını dahi açmazken Libya’da Türkiye’yi suçluyor.

Geçtiğimiz hafta, bir Fransız fırkateyninin Akdeniz’de bir kargo gemisini Libya’ya silah taşıdığı için incelemek istemesi üzerine gemiye eşlik eden Türk savaş gemileri tarafından “oldukça agresif” bir önleme maruz kaldığını iddia eden Fransa, Türkiye’yi NATO’ya şikayet etti. Türkiye ise suçlamaları reddederek Fransız askerlerinin uluslararası sularda bir Türk gemisini arama yetkisi olmayan Fransa’nın gemisine iddia edilen olay öncesinde yakıt ikmali yapıldığını ve olay esnasında Fransız fırkateyninin Türk savaş gemisiyle, yapması gereken şekilde muharebe irtibatı kurmadığını söyledi.

Fransa birkaç ay önce, Türkiye’ye karşı Yunanistan’a destek için Doğu Akdeniz’e savaş gemileri göndermeyi teklif etmişti. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri ve Libya ile yaptığı deniz yetki alanları anlaşması, EastMed projesinin ortaklarından biri olmasa da Fransa’yı da oldukça rahatsız ediyor. Çünkü Kıbrıs Rum Kesimi’nin sözde münsahır ekonomik bölgesi içerisindeki bazı parsellerde yaptıkları lisans sözleşmeleriyle hak sahibi olduğunu iddia eden petrol şirketlerinin arasında Fransız petrol ve doğal gaz şirketi Total de bulunuyor. Ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri Fransa’nın da işlerini bozuyor.

Son olarak, Macron’un Türkiye’yi Libya’da “tehlikeli bir oyun” oynamakla suçlaması Suriye’den Doğu Akdeniz’e ve Libya’ya kirli oyunları bozulan ülkelerden birinin de Fransa olduğunu net bir şekilde gösteriyor.

Macron geçen yıl, çok tepki çeken “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” sözüyle, ABD'nin NATO'ya danışmadan Suriye'den askerlerini çekmesini eleştirmişti. Hatırlayacağınız gibi, Trump ABD askerlerini Suriye’den çekme kararını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna girme konusunda vazgeçmemesi sonucu vermişti.

“ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerinde hiçbir şekilde koordinasyon yok. Hiç,” diyen Macron, “Aynı zamanda bir diğer NATO üyesi Türkiye'nin, çıkarlarımızın söz konusu olduğu bir bölgede, koordinasyonsuz saldırgan eylemleri var,” diye eklemişti.

Bugün, Türkiye’ye yönelttiği suçlamaların yanına bir kez daha aynı iddiayı ekleyen Macron, Akdeniz'de Libya açıklarında Türk ve Fransız gemileri arasında yaşanan olayın, NATO'nun "beyin ölümünün" gerçekleştiğinin bir kanıtı olduğunu söyledi.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, Suriye’den Libya ve Doğu Akdeniz’e oyunu bozulan Fransa, Türkiye’nin NATO’daki varlığını, “NATO’nun beyin ölümü” olarak görüyor. Zira Türkiye artık, sadece NATO’nun doğu hududunu korumakla görevli bir ülke gibi davranmıyor, kendi çıkarlarını gözetiyor. Türkiyesiz yeni bir askeri ittifak hayali Macron’un kendi hayali midir, Fransa’nın yeni politikası mıdır net değil; ancak Ankara Paris’i çıldırmaya devam edecek gibi görünüyor.

Yorumlar
Diğer Yazıları