Gündem |

TSK El Bab'a girerken neden 'Türkiye DAEŞ'e bomba sattı' diye yazdılar?

Hürriyet gazetesinin Washington muhabiri Tolga Tanış, pazar günü kaleme aldığı köşe yazısında Türkiye'yi DEAŞ terör örgütüne bomba yapımında kullanılan malzeme satmakla suçladı. Tolga Tanış, şaibeli bir uluslararası rapor ve yaptığı birkaç telefon görüşmesine istinaden, satışı pek çok ülkede serbest olan potasyum nitratın, Türkiye'den Suriye'ye gönderildiğini iddia etti. Doç. Dr. Göksel Aşan, Tolga Tanış'ın suçlamalarındaki tutarsızlıkları SuperHaber için yazdı

Zamanlama manidar

Hürriyet gazetesinden Tolga Tanış bir yazı yazmış. Meali Türkiye’nin DAEŞ’e roket malzemesi sağladığı. Aslında bir sivil toplum kuruluşunun raporundan hareketle kelem alınmış bir yazı. Kendisi de bazı araştırmalar yapmış doğrusu. Yazının amacı bahs-i diğer ve eminim çoğumuzca malum. Açıkçası bir gazetecinin yazısını irdelemek, kritik yazmak hiç yaptığım bir iş değil. Çoğunlukla bir amaca hizmet etmek üzere kaleme alındıkları için maalesef yanlış akıl yürütmeler ve safsatalarla dolu oluyorlar. Ancak bazen prensipleri de bozmak gerekebiliyor.

Tanış’ın yazısının son paragrafından başlayalım. Şöyle yazmış; “Türkiye’nin iç savaştan önce Suriye’ye amonyum nitrat ihracatı ne zaman olmuş biliyor musunuz? Sadece iki sene, 2003 ve 2008’de. Peki savaştan sonra? Suriyeli “çiftçiler” birden amonyum nitratın önemini hatırlamışlar. Ve 2013’ten itibaren Türkiye’den amonyum nitrat ithal etmeye başlamışlar. İlk sene 1195 ton, 2014’te 9 bin 542 ton, 2015’te 2 bin 576 ton. 2016’da yasak gelinceye kadar doldurmuşlar. Sizin bunları bilmeye hakkınız var diye düşündüm.” Çiftçiler tırnak içerisinde ve bold yazılmış. Diğer öne çıkarılan ifade ise “doldurmuşlar”. Biz bu bilgilere biraz daha yakından bakalım.

Suriye batı ve kuzeyinde verimli topraklara sahip bir ülke. Azımsanmayacak bir tarım üretimi var. Mesela savaşa rağmen 2014 buğday üretimi 3 Milyon ton civarında. Aynı yıl bizde 19 Milyon Ton üretim var. Nüfusu dikkate aldığınızda bize yakın bir üretimi olduğunu görebilirsiniz. Hal böyle iken Suriye devleti 1972’de ilk gübre fabrikasını kurmuş. Sonra 1981’de kapasitesini neredeyse 4 katına çıkarmış. 90’larda yaşadığı bazı teknik sorunlara kadar kullandığı gübrenin önemli bir kısmını kendisi üretmiş. Tanışın söylediği yıllara gelirsek. 2003 yılında Suriye’nin gübre tüketiminin üretimine oranı %150. Bu oran 2008 e %170’in üzerine çıkmış. Bu yıllar hem gübre kullanımında hem de tarımsal üretimde artışın olduğu yıllar. Belli ki bu aşırı talebin bir kısmını bizden karşılamışlar. Ancak devamında bu oran hızla düşmüş. 2010 yılında gübre tüketiminin üretime oranı %67 olmuş. Yani Suriye 2010’da ya stok yapmış ya da ihraç etmiş. 2012 de tüketim yine hızla artmış. Oran %125 olmuş ki bu yine ithalat yapmış olmaları demek. Bizden aldıkları miktar 1000 ton civarında. Bu oran toplam tüketimlerinin %1’i bile değil.

191220161500327012017_3.jpg

Maalesef sonraki yıllar için ayrıntılı istatistik mevcut değil. Ancak gübre üretim tesislerinin İŞİD’in elindeki bölgede tarım üretiminin ise rejim ve diğer unsurların teritorisinde olduğunu dikkate alırsak ciddi bir gübre açığı olacağı ve bunun da ithalatla karşılanacağı ortada. Açıkçası ben bilgi sahibi değilim. Ancak acaba sayın Tanış araştırmacı gazeteci olarak (belki gazetesindeki başka meslektaşlarından da rica edebilir) PYD’nin elindeki bölgelerde tarımda kullanılan gübrenin ne kadar olduğunu ve nereden karşılandığını bulabilir mi? Sözünü ettiği kuruluşun web sitesinde gösterilen gübre torbalarının aynılarından oralarda da görürlerse ne yorum yaparlar merak ediyorum. Sayın Tanış’ın belli ki çok vazifesi var ve meşgul ancak lütfederse bir vazife de biz vermiş olalım. Elbette bu gübrenin bir kısmı DAEŞ’in eline geçmiştir. Bunun da Türkiye tarafından takip edilmesi mümkün değildir.

Devam edelim. Tanış yazdıklarını Conflict Armament Research (CAR) isimli bir kuruluşun raporuna dayandırıyor. Bu kuruluş dünyadaki çatışma bölgelerinde kanunsuz olarak elde edilmiş, amaç dışı kullanılan silahların izini sürüyor. Bir sivil toplum kuruluşu ama tamamen AB ve Alman hükümeti tarafından fonlanan bir projeye raporluyor. Öyle bir aktivist hareket falan da değil. Bas bayağı devletler tarafından kurdurulmuş “vazifeli” bir organizasyon. Ancak yine de değerli bilgiler vermiyor değil. Tanış’ın bahsettiği rapor önemli elbette. Musul’da DAEŞ’in roket üretim tesisleri olduğunu iddia ediyor. Meğer DAEŞ gerçek bir silah üreticisi örgütmüş. Şaşırtıcı ama iddia bu. Rapor bu üretim tesislerinde bulunan ham maddelerin torbalarından yola çıkıp yazılmış.

Ana maddelerden biri Potasyum Nitrat. Bu da yapay gübre ve bomba yapımında kullanılıyor. Torbaların çoğu Belçika’da üretilen (Tanış’ın yazısından Türkiye’de üretilmiş izlenimi çıkıyor) ve Türkiye’de Doktor Tarsa adlı bir şirket tarafından dağıtımı yapılan ürünler. Belli ki şirket büyük miktarda ürünü iç piyasaya satıyor ve bunların bir kısmı bayiler marifeti ile Suriye ve/veya Irak’a satılmış. Raporda başka ayrıntılar da var. Örneğin bir Litvanya firmasından da Potasyum Nitrat alınmış. Ayrıca çok sayıda Sorbitol isimli madde içeren torba da resimlenmiş. Bunlar da Fransız malı. Ama sayın Tanış bunlardan söz etme gereği duymamış. Ama bakın ne yazmış; “Tesislerde kullanılan malzemelerin de büyük oranda Türk malı olduğu anlaşılıyor. Roket yakıtında kullanılan şeker… Patlayıcı yapımına uygun alüminyum… Mühimmat ve silah bakımında kullanılan gres… Havan mermisi yapımında kullanılan çimento… Ve yine roket yapımında kullanılan potasyum nitrat gübre. Hepsi Türk malı.” Okuyucu bundan ne anlar? Neredeyse tesisi Türkler kurmuş. İfadenin gelişinden bu çıkmıyor mu? Hele en sondaki “hepsi Türk malı” vurgusu. Ne kadar zekice bir iletişim taktiği. Değil mi?

Bakın rapordaki o malzemeler neler. Gres yağı Petrol Ofisi, Şeker Türkiye Şeker Fabrikaları, Çimento Canbensan, Alüminyum Metkim. Sayın Tanış bunu atlamış. Eminim sayın Tanış da çok iyi biliyor ki hala Kuzey Irak bölgesinde tüketilen ürünlerin yarısından çoğu Türk malı. Yani DAEŞ militanları birini bakkala gönderip şeker aldırmaya kalksa, ya da git şu benzinciden gres yağı al dese, köşedeki nalbura alüminyum almaya gönderse %50 den büyük ihtimalle bunlar Türk malı olacak.

191220161451408303368_3.jpg

Sayın Tanış, bu teröristler acıkıp bisküvi yemiş ve paketini de bir kenara atmış olsalar, CAR bunu da yazmış olsa; “Bakın gördünüz mü? Bisküvileri de Türk malı imiş. Hepsi Türk malı” mı diyecekti acaba? Neyse Tolga Tanış da Musul’da Türk malı şeker, çimento, yağ bulunduğu için şaşıran ilk Türk olarak tarihteki yerini almış oldu.

Gerçekten öylesine bir yazı ki neresini düzelteceğini şaşırıyor insan. Düzeltmesi yazıdan uzun sürdü. Neyse biz devam edelim. Yazı da bir de MİT vurgusu var. Tanış Doktor Tarsa şirketinin yetkilisi ile yazışmış. Yetkili bize ya resmi kanaldan bilgi talebi gelirse ya da MİT’den istenirse bilgi verebiliriz demiş. Tanış da soruyor neden polis değil de MİT. Bir başka dahice numara daha. Okuyucu buradan şirketin MİT ile ilişkisi olduğunu çıkaracak. Ey halkımız gördünüz mü her şey ayan beyan ortada. İhtiyaç duyarsa yetkili buna herhalde cevap verir. Biz de iki laf edelim. Şu resmi talep gelirse ifadesinden acaba yetkili neyi kast ediyordur? Sakın devlet organları, polis vs olmasın. Peki MİT nereden çıktı? Tanış’ın yazdıklarından anlaşılan o ki kendisi yetkiliye bu bilgileri neden istediğini anlatmış. Ortada Uluslararası bir boyut var. Üstelik terörle ilgili. Allah aşkına çıkıp sokaktan kimi çevirseniz Uluslararası bir kriminal mesele ile ilgili polise gidilmeyeceğini bilir. Elbette ortada böyle bir durum varsa bu polisten çok MİT’i ilgilendirir. Yetkili de çok açık bir şekilde bunu ifade etmiş. Ama olsun, Tanış soruyor; nereden çıktı bu MİT?

Bir şeye daha değinip bitirelim. Merak edenler CAR’ın web sitesinde bir çok rapor bulabilirler. Zira sadece Musul ile ilgili değil, bir çok bölgede ele geçirilen silahlar, mermiler vs ile ilgili raporlar var. İlk bakışta tarafsız hazırlanmış izlenimi veriyor. Ancak biraz daha dikkatli okununca göze çarpan ayrıntılar var. Mesela neredeyse tüm ABD ve Avrupa menşeli silahlar için ya Irak ordusundan ya da Suriye’deki çatışmalarda ele geçirilmiş deniyor. Ancak iş Çin ve Rus yapımı silahlara gelince değişiyor. Onlar bir şekilde “temin edilmiş”. Haklarını yemeyelim. Bir kısmının Suriye’deki rejim yanlılarından ele geçirilmiş olabileceğini de yazmışlar ama bir kısmı böyleymiş. Kalanı için aslında açık bir ima var. Çin ve Rusya DAEŞ’e silah temin ediyor. Ancak ABD ve Avrupa ülkeleri tamamen şanssızlık eseri silahları DAEŞ’e kaptırdılar. Bu zaten dünyanın geri kalanında da hep böyle olageldi. Neyse merak edenler raporlara bir göz atsın. Sonra da bu kuruluşa ne kadar güvenilebileceğine kendileri karar versinler.

Tanış’ın yazısının amacının çoğunlukca malum olduğunu zaten yazmıştım. O yüzden üzerinde durmayacağım. Sadece belki zamanlamaya dikkat çekmek lazım. Türk ordusu El-Bab’a girmek üzere ve belki de bu şimdiye kadar DAEŞ’e vurulmuş en büyük darbe olacak. Türkiye Halep’de hem insani anlamda büyük bir sempati toplamış hem de ana aktör olmuş durumda. Barış görüşmelerini artık Rusya ile Türkiye yapıyor. Türk ordusu büyük ihtimalle önümüzdeki günlerde YPG’yi de vuracak ve Munbiç’ten çıkaracak. Daha sıralayacak çok şey var elbette. Ancak bunlar bile son zamanların revaçta sözcüklerini yazmak için yeterli değil mi? “Zamanlama manidar”.

İşte Hürriyet'te yer alan o DAEŞ iddiası;

Hürriyet'te bir 'Can Dündar'

Türkiye'nin DEAŞ'e bomba malzemesi sattığını öne sürdü!