Magazin |

Tek kişilik dev kadro: Şoray bu sefer 'Uzun yolda' değil, SuperHaber'de!

9 Haziran 1967’de Bulgaristan’da dünyaya gelen sunucu, senarist, yönetmen ve oyuncu Şoray Uzun, SuperHaber'e konuk oldu...

Mültecilik ile başlayan bir hayat, başarılar ile dolu bir yaşam....

“Şoray Uzun Yolda” adlı televizyon programı ile evimizin oğlu olan sunucu, senarist, yönetmen ve oyuncu Şoray Uzun, hayat hikayesine, kariyerine, özel hayatına dair SuperHaber'e konuştu.

Şoray Uzun'un açıklamaları şu şekilde:

"BİLDİĞİNİZ MÜLTECİYİZ BİZ"

Bulgar zulmünden kaçmak için ailesiyle birlikte 5 yaşındayken 1972 yılında turist vizesi ile Edirne’ye iltica eden Uzun, mülteci olduklarını belirtti. Uzun, “Biz, bildiğin mülteciyiz. Mülteci kardeşlerimiz ile ilgili bazı sözler yazılar ya da paylaşımlar görünce benim canım sıkılıyor. Biraz üzülüyorum çünkü bir başka memleketten ana yurduna gelip ya da kardeşlerinin ya da akrabalarının yanına gelip orada dışlanmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlıyorum. Yurt dışındaki gurbetçilerimizi çok iyi anlıyorum. Onlarla empati yapma konusunda zerre bir problemim yok.” ifadelerini kullandı.

Üniversite eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim alanında tamamlayan Uzun’un hayali akademik kariyer yapmaktı...


“BİR GÜN OYUNCU OLACAĞIM AKLIMIN UCUNDAN GEÇMEZDİ"

Oyuncu olma ile ilgili kariyer hedefinin bulunmadığını belirten Uzun, “Yıl sonu gösterileri, konser vermeler, orkestra falan… Okulda bayağı bir konser verdik. Dil yok da, idare ediyoruz hani taklit... Tiyatro koluna girdim, tiyatro oyunlarında yer aldım ama benim tiyatro kolunun bendeki karşılığı derslerden yırtmak. Hani matematik dersinden çıkıp tiyatro provasına gitmek çok çekici bir şey.” şeklinde konuştu.

"MİZAH RAHMETLİ ÖZAL İLE GELDİ"

12 Eylül dönemini gri, sert, asık suratlı bir süreç olarak tanımlayan Uzun, “Rahmetli Özal ile beraber bir neşe geldi bir mizah geldi bence. Yani o üç sene cunta dönemi ile geçen o üç sene, karanlık, gri, renksiz, belirsiz, sevimsiz ve halkın temayülünden halkın isteğinden uzak bir zaman dilimi. Ve halkın iradesinin dışında bir zaman dilimi.” dedi.

"TURGUT ÖZAL DAHA İYİ TAKLİDİNİN YAPILMASI İÇİN DONELER VERİRMİŞ"

12 Eylül dönemine dair anılarını dile getiren Şoray Uzun, “Rasim abi rahmetli (Rasim Öztekin), sahne şovunda Turgut Özal’ın taklidini yapardı. Ve çok izlenirmiş. Rahmetli Turgut Bey, Semra Hanım ile kulakları çınlasın, o gösteriyi izlemeye gitmişler, çok gülmüşler. Ama ağır eleştiri... Zamlar, zam furyaları, kazıkla sahneye çıkmalar falan... Olacak eleştiriler değil yani. Oyundan sonra kulise gitmiş Rasim abiye demiş ki “Sen yürürken ellerini böyle normal yapıyorsun, halbuki ben böyle yürüyorum. Onu öyle yaparsan çok daha netice itibarıyla dikkat ederseniz.” yani daha iyi taklidinin yapılması ile ilgili doneler vermiş Rasim abiye. Kulise gidiyor ve ben öyle yürümüyorum böyle yürüyorum diye Rasim abiye tüyo veriyor..." sözlerini kullandı.

KOMŞUSUNUN YAPAMADIĞINI ŞORAY UZUN YAPTI

Sektöre ilk adımını attığı hikayesini, "Üst komşumuz bir reklam görüşmesine gidecek. Babam da tır şoförü olduğu için bende havalı bir tane ayakkabı var. Benim kuşak hatırlar, beyaz ayakkabıların değişik renkli, tabanlarında çubukları olurdu. Sert orta sert ve Formula 1 lastiği gibi yani kuru zemin lastiği gibi bir de yumuşakları vardı. Tamamen yumuşak üç tane çubuğu koyduğunuzda yumuşak olurdu havalı olurdu. Havalıydı. Herkes bilirdi o ayakkabının ne olduğunu. Hakan, rahmetli oldu çocukluk arkadaşım. İndi, ayakkabıyı versene moruk ben bir reklam seçmesine gideceğim dedi. Oğlum dedim ayakkabı yeni sen şimdi bütün gün sende duracak kokacak tamam ya sen de gel dedi orada giyerim sonra çıkarır veririm sana dedi. Ben de onunla beraber gittim. Ayakkabıyı sadece çekimde vereceğim. Ayakkabıyı korumak için gittim. Tunç başaran… Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden bir tanesi. Bir bisküvit reklamı. Markayı söylüyorlardı, damat bey nerede? O marka ile ilgili onu almaya gittiler, kayınpeder nerede? O bisküviyi almaya gittiler… sloganı oydu. Bizim Hakan girdi seçmeye, diyorlar ki buna 'Asansörcü çocuk bellboy, bellboy nerede?' 'Bisküviti almaya gitti' diyecek, diyemiyor bu! Heyecan yapıyor. Tunç bey diyor ki oğlum gülerek söyle, ürünü satar gibi. Karşında bakkalsın müşteriye sunar gibi. Gülümseyerek, içten, bir şeyler söylüyor. Bizimki duruyor orada ya dedim hakan bir şey yok ki bunda. Diyecekler ki işte bellboy nereye gitti? Bisküviyi almaya gitti diyeceksin dedim. Sen gel bi söyle bakayım dedi tunç başaran. Ben de şey dedim o bisküviyi almaya gitti. Gülümseyerek söyle dedi, biraz daha içten söyle dedi, daha coşkulu dedi… 'Sen yarın gel!' sözleriyle aktardı.

"SOSYAL MEDYADA TAKİPÇİ SAYINIZIN RAKAMSAL KARŞILIĞI MESLEKİ YETERLİLİĞİNİZİN ÖNÜNDE"

Sosyal medyanın dizi&sinema sektörüne etkisini anlatırken, "Sosyal medyada takipçi sayınızın rakamsal karşılığı mesleki yeterliliğinizin önünde” ifadelerini kullanan Uzun, “Sosyal medya ilk hayatımıza girdiği zaman ben bunu ön görememiştim. Bu kadar önemli olabileceğini. Yani takipçi sayınızın rakamsal karşılığı sizin mesleki yeterliliğiniz yeteneğinizin önünde. Tercih edilirken. Bu çok yetenekli ama bunun yüz otuz bin takipçisi var. Bu o kadar yetenekli değil. Bütün değeri takipçi sayısı üzerinden almamalıyız. Şimdi sosyal medyada benim gördüğüm eski kafalı olarak suçlanabilmeyi göze almak üzere bu sözleri edeceğim. Bizim derslerimizden bir tanesi imla kurallarıydı. Yazım kurallarıydı. Geliyom, gelüyür, tmm gibi Türkçeyi katleden paylaşımları ben kendi payıma, yaptığım mesleğe biraz aykırı görüyorum." ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE'NİN İLK YOUTUBERI ŞORAY UZUN...

Türkiye’nin ilk YouTuberı denilebilecek olan Şoray Uzun, günümüz YouTuber’ları hakkında samimi açıklamalarda bulunurken, "Günümüzün YouTuberları benim gittiğim yerlere gitmiyorlar, benim görüştüğüm teyzelerle amcalarla görüşmüyorlar, o coğrafyalarda bulunmuyorlar. Onlarınki biraz mizah ağırlıklı. Ben oraya ahaliyi eğlendirmek için gitmedim. Komedisi doğal onun. Bir şehidin annesi ile ağlamışlığımız da var, Srebrenica anneleri ile oturup ağlamışlığımız da var, cirit oynamışlığımız da var. Beygire nal çakmışlığımız da var. Sadece teyzelerin kucağına yatıp kakara kikiri yapmadık ama bir düğünde ne olur ki yani? Düğün eğlenceli bir şeydir. Teyze torununu özlemiş. Aslında teyze ile torunu üç buçuk senedir görüşmüyor. Dört bayram geçmiş, gelmemiş torunu. Sadece ben değil dışarıdan kim gelirse gelsin teyze onu torunu gibi bağrına basıyor. O ben varım diye değil, ahalinin güzelliği.” dedi.

'SANATÇI MUHALİF OLMALI' ALGISI

Sanat camiasındaki siyasi tartışmaları değerlendirirken, “Muhaliflikten anladığımız ne? Sanatçı sürekli muhalif mi olmalı? Sürekli eleştirel mi olmalı? Bu kabul edilebilir. Sadece eleştirmek bana mantıksız geliyor. Ben sanatçı tanımını hak etmiyorum. Sanatçı titri, sıfatı, ben dahil olmak üzere bu kadar bol kepçeden, bu kadar hoyratça kullanılmamalı. Ekran yüzü başka bir şey, popüler kişi başka bir şey, meşhur kişi başka bir şey, tanınır biri başka bir şey, sosyal medya fenomeni başka bir şey. Çok tanınmak eşittir sanatçılık değil. İsmini bilmediğiniz nice nitelikli sanatçılar var. Bir kere bu çok tanınan kişi ile sanatçıyı ayıralım. Sanatçı tanımına giren kişilerin eleştirel yaklaşımları ne olmalı? 1- kişisel olmamalı, 2- halkın temsil ettiği, içinde doğduğu, bulunduğu kültürü temsil etmeli. Kendi halkımın sorunları ile ilgili fikrim olsun. Ukrayna- Rusya savaşı ile ilgili muhakkak bir fikrim vardır ama bu fikir ülkemin çıkarlarına tersse bende kalmalı bence. Sanatçı eşittir muhalif kişi. Diyelim ki dolar 5 liraya indi, e dört lira değil miydi ki mi diyeceğiz? Bu kadar mı muhalifiz? Sanatçılık bu mu? Bu muhaliflik olmuyor, başka bir şey oluyor. Sürekli mutsuz oluyor. Sanatın, sporun, edebiyatın ya da sanat tanımı içerisindeki temsilcilerinin bir görevi olduğunu düşünüyorum. Halkın mevcut durumunu yükseltmek, olduğu yerden ileriye taşımak. Geriye gitmemesi için ileri gitmesi için çaba sarf etmek. Kültürel anlamda, bilgi anlamında, görgü anlamında, siyaset bunun dışında. Karar mercileri bunun dışında. Siyasi kararlar bir toplumu ileri götürebilir geri götürebilir. Sanatçının asıl görevi yaptığı işi ileriye götürmek. Bunu eleştirel yapabilir miyiz? Yapabiliriz. Ben gülmek istiyorum, eğlenmek istiyorum. Bu da kötü. Kötü ya. Duyuyor musunuz?  Ya abi sıkıcısın! Çok sıkıcısın! Herhangi bir yerde haddini aşarak ben sanatçıyım istediğim gibi konuşurum. Etnik değerler üzerine konuşuyorsan sen haddini aşıyorsun ağabeyciğim. Sanatçı kimliğin sana bu hoyratlığı bu ahkamı bu gücü bence vermez. Ortaya koyduğun bir eserle nazım hikmetten daha muhalif bir kalem var mıdır? En sert şiiri bile keyif verir. Şiir ile bunu bana veriyor. Bunu muhalif olma adına yapmıyor. Öyle de yapsa bunu şair kimliği ile şiiri ile yapıyor." şeklinde konuştu.

Şoray Uzun'un açıklamalarının tamamını SuperHaber YouTube kanalında izleyebilirsiniz...

YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN

Sitene Ekle