7 Temmuz 2020
30 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 51 dk
Akşam'a kalan süre
İmsak 03:35 Güneş 05:32 Öğle 13:14 İkindi 17:13 Akşam 20:46 Yatsı 22:34
Sağlık

Taylan Kümeli tepkili...

''Karatay Diyeti, popüler kültüre hizmet ediyor!''

Türkiye’de sağlıklı beslenme deyince akla ilk gelen isimlerden biri olan Taylan Kümeli, SuperHaber’den Safa Görkem Aktaş’a konuştu. Kümeli, hakkında yapılan haberler, sosyal medya kullanımı, sağlıklı beslenme, beslenmenin hastalıklar üzerindeki etkisi ve son dönemlerde popüler olan Canan Karatay’ın Karatay Diyeti hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Safa Görkem Aktaş
Safa Görkem Aktaş

"Sağlıklı beslenme" deyince akla ilk gelen isimlerden biri Taylan Kümeli...

YouTube ve Instagram’da oldukça aktif şu sıralar. Sosyal medya kullanımında özel hayatının sınırlarına bağlı kaldığını söylüyor.

Bu kadar başarılı ve tanınır olmasının sebebini, diğer beslenme uzmanlarından farklı oluşuna ve karşısındaki insanla çok iyi empati kurabilmesine bağlıyor.

Ünlü olmayı umursamadığını, işini iyi ve farklı yapıyor olmasının onu diğerlerinden ayırdığını ifade ediyor.

Güçlü bir kadın Taylan Kümeli... İki defa kanseri yendi. Nasıl bir süreçten geçtiği sorulduğunda da bu durumu asla kişiselleştirmediğini, insan hayatında mutluluğun, üzüntünün ve hastalığın olabileceğini, hayatın bazen beklenmedik şekilde gelebileceğini dile getiriyor.

Beslenme programlarının ise kişiye özel olması gerektiğini vurguluyor. Son dönemlerde popüler olan ‘’Karatay Diyeti’’ gibi programların popüler kültürün bir ürünü olduğunu savunuyor.

Her şeyi konuştuk Taylan Kümeli’yle... Adının nasıl bir marka haline geldiği, sosyal medya, sağlıklı beslenmenin temel kurallarının neler olduğu, çocuklarda sağlıklı beslenmenin nasıl olması gerektiği, son dönemlerde oldukça popüler olan Karatay Diyeti ve dejeneratif hastalıklar…

‘’MESLEĞİMİ İYİ YAPIYOR OLMAM VE FARK YARATMAM BENİ DİĞERLERİNDEN AYIRIYOR’’

Sağlıklı beslenme alanında öne çıkan bir isim Taylan Kümeli. Adınızı bu kadar duyuran ne oldu? Farkınız ne sizin?

Ben üniversiteden mezun olduğum yıl insanlar diyetisyenlik kavramını bilmiyorlardı. Benim meslekte 33. yılım... Mesleği farklı şekilde yapmak ve insanların en temel güdüsü olan beslenmenin ne demek olduğunu aktarırken insanların anlayabileceği bir dilden ve güler yüzle bunu yapmak çok önemli. Çünkü bizler, temel güdümüzü başka bir insanın eline teslim ediyoruz ve bu teslim ediş sürecinde eğer onun birkaç noktasına dokunmazsanız biraz itici oluyor o kavram. Ben bunu sağladığıma ve karşımdaki insanın yerine geçebildiğime inanıyorum. Birinin hayatının içine girmek benim açımdan zor ama başka türlü başarılı olup farklılaşamazsınız.

Geçtiğimiz ay Bodrum’da tatil yaparken gazeteciler tarafından fotoğraflarınız çekildi. ‘’Kilolu haliyle şaşırttı’’ şeklinde atılan başlıklara vereceğiniz cevap nedir?

Ben onları ciddiye bile almıyorum. Benim kilom belli boyum belli. Ben herkesten saklanan, kıyıda köşede yaşayan bir insan değilim. Ben de kendi bikinili fotoğraflarımı koydum ardından. Bunu birine cevap vermek açısından yapmadım. Bence rasyonellik çok önemli. Bazı şeyleri sadece sansasyon yaratmak amacıyla yazıyorlar. Bu cevap vermeye değecek bir durum değil. İnsanlar zaten kendileri görüyorlar, biliyorlar. Bunlar dert bile etmiyorum.

Sizi kıskananlar olabilir mi?

Bence bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde kadın figürünün başarılı olması çok önemli bir unsur. Eğer arkanızda eşiniz, babanız veya başka bir büyüğünüz yoksa, bunu tek başına yaptıysanız ve bir farklılığınız varsa elbette çok kıskanan oluyor. Bu özellikle kadın olmakla ilgili. "Ya bu kadın nasıl böyle bir şey yapabilir? Arkasında kocası yok, babası yok bu nasıl buraya geldi?"... Bakıyorlar ki gerçekten durmadan çalışıyor, okuyor, eğitimini ileri götürmek için elinden gelen her şeyi yapıyor, bütün kazancını bir şeyler öğrenmek için kongre ve seyahatlere yatırıyor. İşte o zaman kıskanılıyorsunuz. Bu durum beni daha çok motive ediyor. Ne güzel işte!

Şu sıralar YouTube ve Instagram’da oldukça aktifsiniz… Takipçileriniz özel hayatınızı da merak etmeye başladı ve siz bu yönde de paylaşımlar yapıyorsunuz.

Benim eşim eski bir sanatçı (Gökhan Arsoy). Aslında kendisi Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunu. Sonra İngiltere’ye gidip işletme eğitimi almış. Ancak o hayatını bir sinema sanatçısı olarak babasının izinden sürmeye karar vermiş. Böyle olunca hep göz önünde olmuş. Biz birlikte olduktan sonrada mümkün olduğu kadar özel hayatımızı geri plana çekmeye çalışsak da… (Gülüyor) Geçen gün bizimle ilgili yapılan haber arşivlerine baktım. Alakalı alakasız saçma sapan haberler yapılmış mesela. Ben sosyal medyada paylaşım yaparken özel hayatımın sınırlarına sadık kalıyorum. Yani hiçbir zaman yatak odamın fotoğrafını, ne bileyim banyoda çekildiğim fotoğrafları paylaşmam. Bahçe fotoğraflarımız, belki bir yemek yerken. Tabii yemek masasının içine girecek kadar değil. Ahlak sınırları çok önemli yani.

Yani siz ünlü olmayı umursamıyorsunuz. ‘’Mesleğimi iyi yapıyor olmam ve fark yaratmam beni diğerlerinden ayırıyor’’ diyorsunuz…

Çok güzel bir tanımlama. Ben üniversiteden mezun olduğum zaman insanların beni ünlü yapmak için bir yola çekeceklerini hiç tahmin etmedim. Öyle bir beklentim de yoktu. "Success story"ler  (başarı hikayeleri) o kadar çok arttı ki… Onlar kendileri gelip televizyona çıkmam, gazetede yazı yazmam için beni ikna ettiler. O insanlara karşı "hayır" demek saygısızlık olurdu. Ayrıca ben de yaptığım işi aktardım. Sosyal medyada neden yer alıyorum ben? Çünkü orası mesleğimi en iyi aktarabileceğim yer. Sınır yok orada. Siz sınırları koyuyorsunuz. (Gülüyor) Ama ünüme ün katmak için yapmıyorum. Zaten bir marka değeri oluştu ve ben sadece onu besliyorum.

 

‘’EBEVEYNLER SAĞLIKLI BESLENMEYİ ÇOCUKLARINA ÖĞRETMEK KONUSUNDA BAŞARILI DEĞİL’’

YouTube fikri nereden aklınıza geldi?

Bu soruyu sorduğun için çok teşekkür ederim. Dünyadaki trendleri takip etmek lazım. Bana bundan 6-7 yıl önce bir PR eğitimi veren öğretim görevlisi bir arkadaşım ‘’Taylan, ilerleyen yıllarda sosyal medya en iyi tanıtım mecrası olacak. YouTube ise öyle bir hale gelecek ki artık insanlar buradan işlerini sürdürüyor olacak. Ben senin yerinde olsam ‘Taylan Kümeli Okulu’ gibi bir şey yaparım’’ dedi. Şimdi biz "Taylan Kümeli’den Püf Lokmaları" başlığı altında çıktık ama ben belli bir süre sonra onu okul haline getirmeyi düşünüyorum. Yemek tarifi vermek istemiyorum mesela. Evet, benim videolarımın içinde bir yemek tarifi olabilir ama sadece bu olmamalı. Oradaki insanlar benim bilgimi, günlük hayatları içerisine alabilecekleri şeyleri görmeliler. Yani ilerleyen çağımızda sosyal medyaya paralel YouTube’da etkinliğin içinde olması gerekliliği bilgisiyle bunu yaptım.

Peki, ‘’Kids in The Kitchen (Mutfaktaki çocuklar)’’ girişimi nedir?

(Gülüyor) İşte kâşif çocuk olmak böyle bir şey. Bir insanın mesleğindeki devamlılık bir sonraki nesli de etkiliyor. 5-11 yaş grubu çocuklara sağlıklı beslenme eğitimini drama ile öğretme girişimi. Önce Londra’da yaşayan bir Türk arkadaşımla ortak bir firma kurmamızla başladı. Özellikle Londra’da 23 Nisan’da başlattık. O hiçbir şeyi beğenmeyen İngilizler bizim bu sistemimizi tatlı tatlı hayatlarına almaya başladılar. Toplamda 10 saat tüm besin gruplarının anlatıldığı bu programı Londra’dan sonra Türkiye’de de başlattık. Şu anda Türkiye’de 5 İngiltere’de 2 okulda bu çalışmalar devam ediyor. Bu aslında beynin yaşayan projelerinden bir tanesinin çok heyecanlı bir şekilde hayata geçirilip, obezitenin çocukluktan itibaren önüne geçilmesini içeriyor. Gerçekleşen hayallerimden sadece bir tanesiydi.

Veliler tarafından sizin çocuklara diyet listesi veriyor olduğunuza dair yanlış anlaşılmalar da varmış ama…

Öyle bir şey yok. Bu bir diyet programı değil. Bu sadece, sağlıklı beslenme eğitiminin drama ile verildiği bir sistem.

Ebeveynler sağlıklı beslenmeyi öğretmek konusunda yeterli değil mi?

Hayır… Zaten en büyük problemi ebeveynlerde yaşıyoruz. Biz bu sistemi oluşturduk ve bir baktık ki eğer ebeveynleri eğitmezsek bu sistem havada kalacak. Evinde hiç brokoli yemeyen anne veya baba düşünün. O yüzden önce ebeveynleri eğitiyoruz.

Cips, şeker, çikolata, dondurma yemeyecek mi bu çocuklar şimdi?

Tabii ki yiyecekler. Bizde yasak yok. Sadece porsiyon kontrolü var. Sağlıklı beslenmede yasak koyduğunuz anda ona yöneliş artar.

‘’İKİ DEFA KANSERİ YENDİM’’

Siz kişiye özel hazırladığınız programlarla bilinen bir beslenme uzmanısınız. Peki, sağlıklı beslenmenin temel kuralları neler?

Tüm besin gruplarının yer aldığı bir beslenme programı olması. Kişinin genetik ve biyokimyasal yapısına, sosyal hayatına, fiziksel aktivite yatkınlığına ve psikolojik durumuna bağlı olarak programların hazırlanması. Kişilerin öğün atlamamasının, su içmesinin, yemeklerin doğru pişirilmesi ve tüketilmesinin aktarılmasına özen gösterilmeli. Bu şekilde hazırlanan listelerle sağlıklı beslenmenin kuralları oluşuyor.

Doğru sanılarak yapılan yanlışlar neler?

Ekmek yememek, çok düşük kalorili diyetler yapmak gibi. Mesela ben YouTube’da da 3 günde 3 kilo diyeti veriyorum ama bir sağlık problemi olmayan insanlar bu programı uygulasın diye uyarıyorum. Kulaktan dolma şehir efsanelerini hayatımıza geçirmemeliyiz. Bu çok önemli.

Peki, ‘’cheat meal (ödül öğünü)’’ın sağlıklı beslenme sürecindeki yeri nedir?

Bir öğün serbest beslenme bir güne çıkarsa bu tüm disiplininizi bozar. Aslında insanların aldıkları enerji verdikleri enerjiden fazla olunca kilo almaya başlıyorlar. Bu kalori hesabı beslenme biliminin ilk yıllarındaki uygulamalardan bir tanesi. İlerleyen yıllarda, besin intoleransı, glütensiz beslenme, glisemik indeks eklendi. Bunların hepsinin girişiyle sistem değişti. Biz sadece kalori hesabı ile zayıflatmadığımız için ‘cheat day (ödül günü)’ veriyoruz insanlara. Ancak bunu gün olarak değil öğün olarak düşünmeliyiz. Eğer haftada bir güne yayar ve deli gibi yerseniz sonrasında toparlaması çok zor. Tek öğünde vücudu şaşırtmak her zaman için sağlıklıdır.

Bir de yağ konusu var…

Bizim vücudumuz enerjiyi karbonhidrat, protein ve yağlardan alıyor. Yağ, bir gramında 9 kalori içeren bir besin maddesi. Yağların vücudumuza alındıktan sonra metabolize oluş şekilleri farklı. Bunların içinden yağı çektiğimizde vücudumuzda üretilmeyen yağların içeriğinde elzem yağ asitleri var. Bunları biz bir şekilde vücudumuza almak zorundayız. İşte bu yağ asitlerinin olduğu besinlerin bir kısmı doymuş bir kısmı doymamış yağ asitlerini içeriyor. Doymuş yağların bir kısmı doğal olmayan sistemlerle bitkisel yağın hidrojenize edilmesiyle elde ediliyor. Margarin gibi. Bir kısmı ise, tereyağı gibi doğada var. Doymamış yağlar ise tekli ve çoklu olarak ikiye ayrılıyor. (Gülüyor) Ders anlatır gibi anlatıyorum ama bunun başka yolu yok. Bu tekli ve çoklu olan doymamış yağlar, kendi içerisinde zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, kanola yağı gibi ayrılıyor. Bizim için önemli olan kaç zincirle doyduğu  veya doymadığı. Mesela zeytinyağı bir oleik asit. Biz yağ asitlerini doğru karışımlarla kullanılabilir hale getirebiliriz. Ben sadece tereyağı ve zeytinyağı kullanacağım da diyebilirsiniz. O zaman tereyağını günde bir yemek kaşığını geçmeyecek şekilde; zeytinyağını da en fazla yarım çay bardağı şeklinde kullanıyoruz. Tereyağı ve zeytinyağının 1 gramında yine 9 kalori var. Kalori olarak farklı değil ama içerikleri farklı. Dolayısıyla, zeytinyağı ve tereyağı kullanılmalı ancak kullanım miktarlarına dikkat edilmeli.

Şimdi biz böyle konuşunca, sanki siz ağzınıza tatlı sürmezmiş gibi geliyorsunuz. Taylan Kümeli kaçırmaz mı hiç ipin ucunu?

Valla, 56 yaşındayım. İki çocuğum var ve ikisi de normal doğumla oldu. Bir torunum var. İki kez de kanseri yendim. Bunlara rağmen boyum 170 cm ve 58 kiloyum. Hiç estetik yaptırmadım. Haftanın beş günü yürüyüş, iki günü plates, bir günü yüzme ve bir gün de dans yapıyorum. Bunu yapmak zorunda olduğum için değil kendim istediğim için yapıyorum. (Gülüyor) Bunlara rağmen insanlar size karşı acımasız olabiliyor. Ben tatlının zararlarını çok iyi bildiğim için tercih etmiyorum ama canımın istediği şeyi yerim ben! Ama azaltarak. O gün gözüm döndü ve canım kocaman bir sucuklu tost istediğiyse onu yerim ama kocaman yemem. Eğer kaymaklı ekmek kadayıfı yemek istiyorsam, dörtte üçünü eşim dörtte birini ise ben yerim. Öyle ben bunu yemem demem yani. Porsiyon kontrolüne dikkat ederim.

‘’CANAN KARATAY, KOLAY OLAN ŞEYİ SÖYLEDİ İNSANLARA. KARATAY DİYETİ, POPÜLER KÜLTÜRE HİZMET EDEN BİR DİYET PROGRAMIDIR’’

Son dönemlerde popüler hale gelmiş olan diyetlerden biri de Karatay Diyeti. Ekmeksiz ve neredeyse sadece protein ile beslenmek ne kadar doğru?

Ben kimseye negatif bir şey söylemek istemiyorum ama Canan Karatay kolay olan şeyi söyledi insanlara. Bizim ülkemiz için oradaki tek zorluk ekmeği reddetmekti. Ancak sadece protein ve yağdan enerjinizi sağlayamazsınız. Karbonhidrat vücudunuzun en önemli enerji kaynaklarından bir tanesi. Biz karbonhidratsız beslenmeye başladığımız andan itibaren kaslarımızı kaybederiz. Herkesin zannettiği gibi yüksek protein alındığı zaman kas kaybı yaşanmaz diye bir şey yok. Tam tersine yaşanır. Dolayısıyla sağlıklı bir şey değildir. Popüler kültüre hizmet eden bir diyet programıdır o.

Karatay, günde 8-10 yumurta yiyebilirsiniz diyor mesela…

Kelle paça çorbasından istediğiniz kadar içebilirsiniz de diyor mesela… Bunlar sağlıklı şeyler değil. Hepimiz biliyoruz artık.

Canan Karatay’ın kitabını okuyanlardan ‘’Kitabı okuduktan sonra yaptığım ufak bir kaçamağın beni kanser yapacağını düşünmeye başladım’’ şeklinde yorumlar geliyor. Yediğimiz besinlerin doğrudan dejeneratif hastalıklar üzerinde bir etkisi var mı?

Elbette. Özellikle rafine şekerin çok yüksek tüketimi kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlıyor. Ancak kanserin tek bir nedeni yok. Keşke tek bir nedeni olsa. Ben dünyanın en sağlıklı beslenen insanıyımdır ama ailemin genetiğinde olduğu için kanser oldum. Anne tarafı baba tarafı… Dokuz göbekten genetik. Hiçbir şey yapamıyorsunuz. Mesela başka bir insana bakalım. Sürekli tatlı yiyor ama genetiğinde hiç kanser yok ama o insan da kanser oluyor. Fakat bildiğimiz bir gerçek var ki rafine şeker yerseniz kansere yakalanma riskiniz yükseliyor.

2015 yılında gördüğünüz meme kanseri tedavisi nasıl bir süreçti sizin için?

İnsan hayatında sağlık, sevinç, üzüntü, hastalık gibi dönemlerin olabileceğine inanıyorum. Hayat bazen bildiği gibi geliyor. Hiç beklemediğiniz anda. Ancak tedavi imkanlarımız ve çok iyi doktorlarımız var. Erken teşhis olduğu için onu göğüslemem çok daha kolay oldu. Ben radyoterapi alırken, radyoterapiden çıkıp ormanda yürüyüşe gidiyordum. Doktorlarım inanamıyorlardı. Ben hücrelerimin oksijene ihtiyacı olduğunu biliyordum. Keyifli keyifli, bak hayattayım, tutunuyorum hayata, bu da geçecek diye motive oluyordum. Mesele şu, bu tarz şeyleri hayatın içinden bir gerçeklik olarak kabul ederseniz atlatmanız daha kolay olur. Kişisel algılamamak lazım.

Şu zamana kadar pek çok ünlü ismi zayıflattınız. Peki, ‘’Ne yapsam zayıflatamadım’’ dediğiniz ünlü bir isim var mı?

33 yıllık meslek hayatımda toplasanız 10-15 kişidir zayıflatamadığım insan sayısı. Onlarda bunu gerçekten yapmak istemedikleri için zayıflayamaz. Hep bir olumsuz cevapla karşınıza çıkarlar. Genelde benim ofisime gelen insanlar, inanarak, ağzı kulaklarında, büyük bir güven duygusuyla çıkar buradan. Onu sağladığım için çok emin oldum herkese kilo verdirebileceğimden. 

Sosyal medyanın insan psikolojisi üzerine etkisi ne sizce?

Ben çok tehlikeli buluyorum. Bu aynı sağlıklı beslenmek ve sağlıksız beslenmek gibi bir şey. Tüm besinler ortada, siz onları doğru oranda hayatınıza alırsanız çok güzel bir hayatınız olur. Ama siz onları bile bile fazla yerseniz obez oluyorsunuz. Sosyal medyayı marka değerinizi yükseltmek için doğru şekilde kullanırsanız hiçbir zararı yok. İnsanların kontrolsüzce saçmaladıklarını görüyorum bazen. Yok, bu olamaz diyorsunuz. Bir de klavye şövalyeleri var. Onlar apayrı bir dünya zaten…

Bunun beslenme düzenine olumsuz bir etkisi oluyor mu peki?

Elbette var. Yediği her şeyi gösterme ihtiyacı hisseden, oradaki yiyecekleri gördüğü anda yeme isteğinin artması gibi sapmalar var. Sosyal medyada gördüğü bir insana benzemek için yememe ya da yediği her şeyi gösterme ihtiyacı hissetmek gibi pek çok saplantı var. 

 

 

 

 

Yorumlar