Kültür Sanat |

Taptaze bir modern masal: Şanslı Kızlar

Yeni bir kalemden, güzel bir roman okumak isteyenler için Şanslı Kızlar raflarda. Aşka, kendini keşfetmeye, seyahatin iyileştiriciliğine dair etkileyici bir hikayeyi kaleme alan Ahenk Göklü ile Sayım Çınar konuştu. Ahenk Göklü’ye göre popüler kültürde aşk, çok fazla abartılan, hastalıklı noktalara çekilen bir durum. Devamını söyleşimizde bulacaksınız.

Röportaj: Sayım Çınar / sayimcinar@gmail.com

Öncelikle tebrik ediyorum. Bir ilk roman ve Türkiye yayıncılığında çok rastlanmayan bir roman türü. Böyle bir roman yazmanın ön hazırlığından bahseder misiniz?

Şanslı Kızlar’ı yazmaya karar verdiğimde aklımda iki şey vardı: Birincisi, bir kadın hikâyesi anlatmak. İkincisi, bu hikâyeyi bir gezi romanıyla buluşturmak. Ve bunu hafif, sürükleyici bir tonda; öncelikle eğlendirmek için yapabilmek. Aşk acısıyla özgüveni zedelenmiş genç bir kadın, hayatında dönüm noktası olacak bir yaz tatiline çıkar. Hikâye Capri’de geçer. Yazmak istediğim özetle buydu. Ama ben ta en başında Capri’yi, hikâyenin geçtiği yer olmanın ötesine taşımaya karar verdim. Capri’nin dokusuyla, renkleriyle, kokularıyla hikâyeye nüfuz etmesini istedim ve kitabın kahramanı Nazlı’nın öyküsünü, içinden Capri geçen bir romana dönüştürdüm.

301220161149111220986_3.jpg

- “Kadın romanı, kadın kitabı kavramları kimi zaman bir horgörü ifadesiyle kullanılıyor.”

Şanslı Kızlar’ın edebi tatta, nitelikli bir chick-lit örneği olduğunu düşünüyorum. Bunu içtenlikle söylüyorum. Siz romanınızı bir chick-lit örneği olarak değerlendiriyor musunuz?

Teşekkür ederim. Elbette. Chick-lit dediğimiz; kadınlar tarafından, kadınlar hakkında, kadınlar için yazılmış romanlar. Yeni bir şey değil aslında. Edebiyatta asırlardır var olan bir türün modern ismi. Bugünkü haliyle, çoğunlukla kentli, modern kadınların hayat meselelerine dair hikâyeler anlatan kitapları kapsıyor chick-lit. Şanslı Kızlar da bu tanıma uyan bir roman. Kadın romanı, kadın kitabı kavramları kimi zaman bir horgörü ifadesiyle kullanılıyor. ‘’Kadın’’ sıfatı bir küçümseme sebebi olabilirmiş gibi… Aksine yazdığım romanın, kadın dünyasına ait diye nitelenmesinden gurur duyarım. Chick-lit’in de iyisi var, kötüsü var elbette ama bu durum, edebiyatın her türü için geçerli zaten. Ben chick-lit ile gezi romanı türünü bir araya getirmek istedim. Bence Şanslı Kızlar bu açıdan farklı bir roman.

Siz daha önce bir gezi dergisinde yayın yönetmenliği yaptınız. Romanda da bir dergi dünyası ve çalışanların bir chick-lit ortamı var. Bu kitapta kimleri odağa aldınız? Kimler tarafından okunsun istersiniz?

Öncelikle kadınlar tarafından. Kadınların özdeşleşebilecekleri ve kadınları eğlendirebilecek bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Benim için önemli olan okuduğum kitaptan zevk almak. Eğlenmek de bu zevkin bir parçası ama bu her kitapta aynı zevki aradığım anlamına gelmiyor. Alice Munro okumanın zevki başka, Marian Keyes okumanın zevki başka mesela. Sex and the City seyretmekle True Detective seyretmenin verdiği zevklerin çok farklı olması gibi. Bir de kadın – erkek, Capri’yi merak edenlerin ilgi duyacağını düşünüyorum. Nazlı’nın hikâyesini okurken bir yandan da adım adım Capri’yi gezecekler çünkü.

301220161148491227766_3.jpg

Capri’yi çok ayrıntılı bir şekilde anlatıyorsunuz romanda. Doğası, yemekleri, tarihiyle… Mesela Homeros’un Odysseia’sından Capri’ye dair ilginç bir hikâye de var.

Capri, başlı başına kitaptaki ana karakterlerden biri. Dersime iyi çalışmayı seviyorum; Capri’yi de iyi çalıştım. Amalfi Bölgesi’ne iki kez gittim. İlkinde bir hafta boyunca yalnızca Capri’deydim. İkinci kez gittiğimde iki hafta Positano’da kaldım. O iki haftada hem Capri’ye sıklıkla gidip geldim, hem çevreyi gezdim. Amalfi bir sır değil. Hem İtalya’nın hem dünyanın en meşhur güzelliklerinden biri. Benim için de öyle. Amalfi sahilinin dünyanın en harika köşelerinden biri olduğunu düşünüyorum. Capri de onun yıldızı. Kitaba hazırlanırken Capri hakkında bulabildiğim her şeye el attım. Bitki örtüsünden mimariye, modadaki yerinden sinemadaki yerine, tarihinden mutfağına Capri’ye dair her şeyi iştahla okudum.

301220161149491227785_3.jpg

Romanda bolca yemek sahnesi var. Yemekler önemli bir yer tutuyor.

Konu İtalya olunca işin lezzeti, tadı tuzu yalnızca bir ayrıntı olmanın çok ötesinde önem taşıyor. İtalya’ya ilişkin tüm hatıralarımda yediğim yemekler de var. Yemekler İtalya’yı, İtalya yemekleri güzelleştiriyor. Bir yemeği güzel kılan yalnızca lezzeti değil çünkü; o yemeği nerede yediğiniz, hangi duygularla yediğiniz de aynı ölçüde belirleyici. Fiziksel çevrenizi kuşatan güzellikler, her lokmanın lezzetine ekleniyor. Mekân, her hikâyeye ruh ve atmosfer katar ama söz konusu bir gezi romanı olduğunda mekâna dair ayrıntılar çok daha önemli. Ben de bunu başarmayı arzu ettim. Romanı okuyan, Capri’nin havasını soluduğunu hissetsin, Capri’yi tüm duyularıyla kavrasın istedim. Bu yüzden her yemek, her kadeh önemliydi.

301220161149321221768_3.jpg

- “Kadın kurdu kadınlar vardır ama bunun kadınlar için bir genelleme olduğuna asla katılmıyorum.”

Romanda kadınların birbirleriyle olan ilişkileri de detaylı bir şekilde işlenmiş. Siz de tanıdığınız insanlardan, kendi hayatınızdaki gözlemlerden yola çıkmışsınızdır mutlaka. Kadın kadının dostu mudur, kurdu mudur?

Kadınların hayatımda çok önemli bir yeri var. Hayattaki en yakın dostlarım, kadınlar. Bir kız okulunda okudum. Kadın dergilerinde çalıştım. Hayatımda bana en yakın, en önemli inanlardan biri kız kardeşim. Bunun dışında kadın yazarlar; edebiyatta, sinemada kadın karakterler, kadınlara ilişkin hikâyeler hep daha çok ilgimi çeker. Kadın arkadaşlıklarının çok dikenli, çok fırtınalı dönemleri olabiliyor. Bazen bir dostluk, bir yerinden zehirlenmeye yüz tuttuğunda geri dönüşü olmayacak şekilde hasara uğrayabiliyor. Kadınlar çok fazla duygu, çok fazla mahremiyet paylaşıyorlar çünkü; bu da ilişkileri sert rüzgârlara daha açık hale getiriyor. Peki kadın kadının kurdu mudur? Kadın kurdu kadınlar vardır ama bunun kadınlar için bir genelleme olduğuna asla katılmıyorum. Kadınların bir kurdu varsa o da erkekler. Dünyada kadınlara en büyük kötülükler kadınlardan değil, erkeklerden geliyor çünkü.

Aşk acıları bence insanları onaran bir şey. Dünyanın en büyük acısı, aşk acısı değildir ama aşkın acısı insanın hayatta bir silkelenmesini sağlar. Nazlı’nın yaşadığı aşk acısı çok sahici. Herkes Nazlı’yla birlikte bir geçmişine dönecektir. Aşk, kendini cezalandırmak mı sizce?

Aşk acısının bir yanıyla kendini horgörmek olduğunu düşünüyorum, evet. İnsana kendi değerini unutturan, gerçeklik algısını zedeleyen kötü bir sarhoşluğa benziyor. Oysa gerçek olan şu: Herkes ve her şey gelip geçer ama sen varsın. Önemli olan sensin. Bir başkası için bu kadar üzülüp, dövünmek niye? Romantik aşk, özellikle kadınlar için çok abartılan bir konu. Çok yüce, çok kutsal, hayatın anlamı, en önemlisi diye özellikle kadınlara empoze edilen bir hayal. Kitapta da Nazlı, onu derinden sarsan bir aşk acısı yaşıyor. Onu iyileştiren, dönüştüren şey; kendi değerini keşfetmesi. Kendini hatırlamak, kendi değerini bulmak; aşk meşk ve erkek meselelerinden çok daha önemli çünkü. Aşk, seks, erkekler; hayattaki maceraların, güzelliklerin yalnızca bir parçası. Gözünde fazla büyütmemek lazım.

301220161150071228859_3.jpg

İçinden Capri geçen bir kadın romanı yazdınız. Bunun devamı gelecek mi?

En zevk aldığı şeylerden ikisini; gezmeyi ve yazmayı bir araya getiren bir macera oldu Şanslı Kızlar. Bundan sonra da şehirleri, ülkeleri, dünyanın farklı köşe bucağını karakterlere dönüştürüp hikâyeler anlatmak istiyorum. Şanslı Kızlar, bir yenilik hissi versin istedim. Çünkü tüm güzellikleri bir yana, gezmenin en cazip yanı yenilik hissi. Ve hayatta hepimizin buna ihtiyacı var.