Metin Külünk

Suruç’tan Sultanahmet’e uzanan kanlı planın amacı

Hiçbir yerde, hiçbir nedenle, yaşanmasını istemediğimiz ve her türlüsünü lanetlediğimiz terör olayları son yıllarda Ortadoğu’da, Ülkemizde ve Avrupa’nın bazı kentlerinde artış göstermiştir. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken ince bir nokta var. En son yaşanan 10 Turistin öldüğü Sultanahmet saldırısının yapılış şekli ve masum insanların hunharca katledilmesi üzerine başlayan Türkiye aleyhtarlığı. Konuya kısa bir hatırlatma ile girersek bağlantıları daha iyi analiz etme fırsatı buluruz.

20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı: 31 Ölü, 100’ü aşkın yaralı, Eylem şekli: Canlı Bomba, Fail: DAİŞ (..?)

10 Ekim 2015 Ankara Katliamı: 100’ü aşkın ölü, 500’den fazla yaralı, Eylem Şekli: Canlı Bomba, Fail: DAİŞ (..?)

12 Ocak 2016 Sultan Ahmet Saldırısı: 10 Ölü, 15 yaralı, Eylem Şekli: Canlı Bomba, Fail: DAİŞ (..?)

Bu üç elim terör olayının benzer tarafları üzerinde durmak ve özellikle Türkiye’nin canlı bomba eylemleriyle anılmak istenmesinin nedenlerini üzerinde durmak gerekir. Bu tip eylemlerle küresel güçlerin taşeron örgütü DAİŞ üzerinden Türkiye’ye yeni bir imaj çizmek istiyorlar. Canlı bomba eylemlerinin amacı Türkiye’ye (onların gözüyle) artık sen Ortadoğu Ülkesi oldun mesajıdır. Yani Arap Baharı kapına dayandı diyorlar. Neden canlı bombalar Avrupa’da değilde özellikle Türkiye’de kullanılıyor. Hiçbir şekilde kabul etmediğimiz ve lanetlediğimiz terörü Daiş, Avrupa’da da yapıyor. Yalnız dikkat çeken bir nokta var. Avrupa’daki terör saldırıları silahlı saldırı şeklinde gerçekleşirken Türkiye’de canlı bomba şeklinde gerçekleşiyor. Ve Avrupa’da yaşanan terör olaylarında kimse Avrupa’lı yöneticileri sorumlu tutmazken, ülkemizde yaşanan olaylarda bir anda sıcağı sıcağına “katil devlet” naraları atıyorlar. Bu açık, iki yüzlüğünün, çifte standardın altında yatan neden ise Türkiye’yi Arap Baharı (Küresel güçlerin tezgahladığı şekliyle) literatürüne sokmak ve müdahale edilmesi gerekli ülke konumuna getirmektir. Bu açıdan bakıldığında, Sultanahmet saldırısı hangi terör örgütü tarafından yapılmıştır diye düşündüğümüzde karşımıza büyük bir terör konsorsiyumu çıkmaktadır. Öyle ki bu saldırıların arkasında DAİŞ PKK TKP-ML veya DHKP-C olup olmaması da önemli değildir. Çünkü saydığımız bu terör örgütlerinin hepsi birer taşeron örgüttür. Türkiye ile sorunları küresel güçlerin kullandığı birer maşa olmaktan ibarettir.
Güneydoğu’da PKK ve siyasi uzantıları “özyönetim” ilan edecek. Batı’ya Devlet masum sivilleri öldürüyor diye Türkiye’yi şikayet edecek. Sonuç: Katil Devlet, masum PKK. Bu içerideki algı çalışmasıdır. Bunun bir de küresel ayağı olan canlı bomba saldırıları var. Bakın dikkat edin özellikle Alman turistler hedef alınarak yapılmış bir saldırı söz konusudur. Bu ne demek? Bu, Avrupa’ya şu mesajı vermektir; Türkiye artık sokaklarında yürüyemeyecek kadar güvensiz, tatile gidilemeyecek kadar çatışmalı ve Esed’den bir farkı kalmamış bir yönetime sahip.
Bu imaj çalışmasının; Terör Ayağını: PKK, DAİŞ ve bunların türevleri üstlenmiştir.

Türkiye’yi içeride ve dışarıda itibarsızlaştırma, Hükümetin terör operasyonlarını zayıflatma ve zedeleme ayağını; Sözde aydın ve akademisyen kimliğine bürünmüş yerli işbirlikçiler oluşturmaktadır.
Türkiye aleyhine Avrupa’da, Suriye’de, İran’da ve Rusya’da lobicilik ayağını; kendine muhatap arayan sözde gazeteci ve siyasetçiler üstlenmiştir.
Son günlerde dikkati çeken bir konuda televizyon programlarına canlı yayına bağlanarak Güneydoğu’da teröre karşı verilen mücadeleyi “çocuklar öldürülüyor, burada kıyım var” gibi söylemlerle sabote etmeye kalkışan bir eylem yapılıyor. Bunların hepsi, sadece Türkiye’yi uluslararası alanda sıkıştırmak ve “Devlet Terörü” imajı vermek isteyen güçlerin yansımalarıdır. Bu çok büyük bir oyundur. İçinde terör var, kan var, yalan, iftira ve sayısız manipülasyon var. Bu ülkenin huzuru barışı için canını veren askerimizin polisimizin şehadetlerine tanık olduğumuz Cumhuriyetin belki de en büyük terörist operasyonunu alıp bambaşka bir şekle bambaşka bir söyleme oturtmaya çalışıyorlar.
İrili ufaklı bütün işbirlikçi ve hain tayfasını tek elde toplayıp Türkiye’nin üzerine salan küresel bir saldırı altındayız. Ancak Türkiye bütün bu saldırıların altından kalkmasını da bilir. Ve hiç şüpheniz olmasın ki üstesinden gelecektir. Yalnız burada son saldırı ile birlikte yeni bir algı oluşturma peşindeler. Türkiye, yeni bir vizyonla üstlendiği küresel barış ve adalet misyonunda epey yol katetti. Bunun yanında Ortadoğu satrancında “Şah” mat dedi ve o coğrafya üzerinde oynanmak istenen bütün oyunları bozdu. Büyük Devlet olmanın ve güçlü bir orduya sahip olmanın gereği olarak bölgede hiçbir küresel gücün hegemonyasına izin vermedi. Şunu çok iyi anladılar ki, Türkiye, askeri yollarla tehdit edilebilecek bir ülke değil ve Ortadoğu üzerinde giderek artan bir güce sahip. O halde Türkiye’yi nasıl dizginleriz ve nasıl içine gömeriz diye düşünüyorlar. İşte tam da burada kanlı planlar ve kitlesel ihanetler devreye giriyor. Canlı bomba eylemleri de bunun bir parçası. Türkiye’yi Suriye’ye benzetme projesi. Ortadoğu tipi terör, Ortadoğu tipi, tırnak içinde, Arap Baharı..
Evet, Sultanahmet saldırısının ve eşzamanlı olarak artan kitlesel ihanetlerin tek amacı makyajlanıp terör cehennemine döndürülen Ortadoğu coğrafyasından Türkiye’nin elinin çektirilmesi ve 100 önceki paylaşımın bir an önce tazelenmesi. Türkiye, bu paylaşıma izin vermediği için de Türkiye’yi de içine alan yeni bir “Arap Baharı” algısı oluşturmak.
Türkiye, bu saldırılara cevap vermekte elbette gecikmeyecektir. Tıpkı Güneydoğu’da olduğu gibi. Ancak şunu da belirtmek gerekir. Terör sadece silahla, bombayla değil, kalemle, bildiriyle, Devlet aleyhine yurtdışında çalışmakla da yapılıyor. Topyekün bir kalkışma ve ihanet ile Türkiye kalleşçe bir saldırı altındadır. Bütün bu saldırıları bertaraf etmek ve Türkiye’yi asli gündemine oturtmak zorundayız. Terörün her türlüsü bu ülkeden ve bölgemizden sökülüp atılıncaya kadar kararlılığımız sürecek ve en nihayetinde Türkiye, bütün ihanet çetelerinin hakkından gelecektir.

Diğer Yazıları