21 Haziran 2018
28 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
3 sa 57 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 03:24 Güneş 05:25 Öğle 13:12 İkindi 17:11 Akşam 20:47 Yatsı 22:38
Prof. Dr. Metin Hülagü

Prof. Dr. Metin Hülagü

Sultan Abdülhamid,  Rothschildler ve Filistin

Prof. Dr. Metin Hülagü: Baba Mayer Rothschild’in maddi varlığıyla, Benjamin Disraeli’nin ise manevi teşvikiyle bugünkü İsrail’in kurucusu olduğu söylenebilir.

Tarihi süreç içerisinde Filistin’in büyük oranda İslam-Arap coğrafyası olmaktan çıkarak bir Yahudi yurdu haline gelmesinin ve nihayet İsrail Devleti’nin kurulmasının şüphesiz ki dünden bugüne birçok unsuru, nedeni ve belirleyicisi olmuştur.

Söz konusu değişim ve oluşumda her bir unsurun ve nedenin muayyen bir rolü ve tesiri olmakla birlikte iki faktörün rolü diğerleri ile kıyaslanamayacak derecede büyük ve belirleyicidir: Karun kadar servet sahibi Rothschild Ailesi ve inanmış bir Yahudi Theodor Herzle.

İlki; Filistin’in bir Yahudi yurdu haline gelmesi için bütün maddi gücünü seferber etmiş ve satın aldığı bataklık, çöl, çorak ve kurak bir araziyi dünyevi bir cennete çevirmiştir.

İkincisi ise başlangıçta birçoklarınca hayal ve hatta ütopya olarak değerlendirilen bir fikrin, İsrail’i inşa etme hayalini gerçeğe dönüştürmenin siyasi adımını atmış ve sarsılmaz bir inanç ve irade ile vaat edilen topraklarla çevrili bir yurdun ilk nüvesini kurma azminden bütün olumsuzluklara rağmen vaz geçmemiştir.     

Baba Mayer Rothschild’in maddi varlığıyla, Benjamin Disraeli’nin ise manevi teşvikiyle bugünkü İsrail’in kurucusu olduğu söylenebilir.

Rothschild Ailesi kesintisiz olarak iki asra yaklaşan mevcudiyetleri sırasında hem dünya ekonomisinin hem de dünya politikasının ciddi derecede belirleyicisi olmuşlardır. İsrail devletinin kurulması yolunda göstermiş oldukları fedakârlıkla da bir anlamada Yahudi ırkını onurlandırmış ve sürülmüş ve savrulmuş bir vaziyette bulunmaktan kurtarıp vatan sahibi yapmışlardır.

Rothschildler Osmanlı devlet ricalinin gündemine ilk defa 1830’lu yılların başında Rusya’ya ödenecek savaşı tazminatı konusu ve Yunanistan lehine yapılan sınır tadilatı dolayısıyla alınması gereken para ve bunların gerçekleştirilebilmesi için lazım olan krediyi bulma arayışları sırasında girmiştir.

O tarihlerde Sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşanın nitelemesi ile Rothschildler: “…cümle krallar tarafından nişanlar ve rütbelere mazhar olan…. mâl-i Kârûn sahibi efrenci..” bir tüccar şeklinde değerlendirilmekteydi.

Bu tarihten sonra Osmanlı devlet ricali ile Rothschildlerin teması her geçen gün artarak devam etmiştir.

Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurma fikri eskidir ve bu fikir Rothschildlerle başlamış da değildir.

Napolyon daha Akka kuşatması sırasında Yahudilere Suriye’ye hâkim olması halinde Kudüs ve civarında bir hükümet vaadinde bulunmuştu.

Haham Zevi Hirsch Kalischer de Amschet Mayser von Rothschild’e Filistin ve Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşadan Kudüs’ün satın alınması için girişimde bulunması ricasında bulunmuştu.

Dolayısıyla Rothschildlerin Filistin’de bir Yahudi devleti kurma çabası ancak 1836’lardan itibaren söz konusu olmaya başlamıştı.

93 Harbinin Osmanlı mağlubiyeti ile neticelenmesi Benjamin Disraeli’yi ümitlendirmiş ve Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmelerini ön gören bir projeyi Sultan Abdülhamid’e sunma cesareti sağlamıştı. Ancak onun bu talebine Yıldız Sarayı’ndan 1880 yılında olumsuz olarak cevap verilmişti.

Rothschild ailesinin bir Yahudi devleti kurma noktasında harekete geçmesinde en belirgin unsur, inanmış bir ideal adamı olan Benjamin Disraeli’nin: “...Filistin de doğal nimetlere sahiptir. Bütün ihtiyacı çalışacak çiftçiler ve onların korunması. Toprak Türkiye’den satın alınabilir….Türkiye her şeye razı olur… Öncelikli olan kolonilerin kurulup, güvenliğinin sağlanmasıdır. Vatandaşlık konusu, bunlar gerçekleşinceye kadar bekleyebilir….” şeklindeki fikrileri olmuştu.

Rothschildlerin Filistin’de yurt edinme yolunda elde ettikleri en büyük fırsat Bâbıâli’nin 1869 tarihinde kabul etmiş olduğu Yabancılara Toprak Satışını düzenleyen kanun olmuştur. Yapılan düzenleme ile Hicaz vilayeti dışında kalan Osmanlı topraklarında yabancıların mülk edinmeleri mümkün hale gelmişti.

Osmanlı vatandaşı olmayan Yahudilerin yasadışı yollarla Filistin’e gelmelerine ve oraya yerleşerek tarımla uğraşmalarına izin verilmezken Filistin’de yaşayan gerek yerli gerekse yabancı Musevilerin toprak satın almalarına müsaade edilmişti. Böylece, aksi yönde yayınlanmış tüm fermanlara rağmen, Filistin’deki Yahudi yerleşiminin kalıcı olmasına ve geniş alanlara yayılmasına kapı aralanmıştı. Özellikle Yabancı devlet vatandaşı Yahudilerin Filistin’den toprak satın almalarına engel olunmadığı için bu yolla alınış olan araziler Hayfa’dan Yafa’ya kadar uzanan bütün ova Baron Edmond James de Rothschild’in mülkiyetine geçmişti. Bu durumun tabii bir neticesi olarak 1862-1903 yılları arasında Filistin’e 25.000 Yahudi’nin göç etmesi sağlanmıştı.

Yasaklara rağmen bu denli yoğun bir Yahudi nüfusunun Filistin’e aktarılabilmesinin yegâne sebeplerinden birisi, başta Rothschildler olmak üzere, Yahudi milyonerlerin elindeki altın anahtardı.

Yafa’da bulunan ve yurt edinme faaliyeti içerisinde olan bir Yahudi lider bu durumu kendince:

"Elimizde Türkiye'de her kapının kilidini açabilecek bir altın anahtar var. Pratik olarak Abdülhamid dönemi ile İttihat Terakki devri arasında hiçbir fark görmüyoruz. Her iki dönemde de bahşiş sayesinde istediğimiz her şeye ulaşma imkânına sahibiz." şeklinde özetlemekteydi.

Hakikaten de bahis konusu altın anahtar Filistin’i yurt edinmek isteyenler açısından her dönem fazlasıyla işe yaramıştı. Teorik olarak Filistin’de Yahudi olmadığı kabul edilmişse de pratikte ise kutsal topraklarda yüz binden fazla Yahudi’nin bulunması eldeki altın anahtarın ne denli işe yaradığını göstermekteydi. Ayrıca 31 Mart arifesi ve hemen sonrasında İttihat ve Terakki idaresinin göstermiş olduğu liberal yaklaşımlar neticesi Filistin’deki Yahudi nüfusu yüzde elli oranında artış göstermişti.

Geçen süre içerisinde Rothschildler, Filistin’de satın aldıkları araziler üzerinde kurdukları 40 yerleşim yeri ve bu yerleşim yerlerinde yaşayan, tarım yapan ve yeni bir vatanın temellerini atan göçmen Yahudilere imkân ve fırsat vermişler ve bu hizmetlerinden dolayı da Yishuv’un Babası namını almayı hak etmişlerdi.

Filistin’de ilk defa 1882 yılında satın alınacak arazileri sonraki zamanlarda giderek artan bir biçimde yeni satın alınan araziler takip etmişti.

1905’te Filistin’in daha geniş araziler satın almak ve göçmen Yahudileri alınacak arazilere iskân etmek ve iş sağlamak üzere Yahudi Milli Fonu kurulmuştu.

Oluşturulan fon ile Taberiye Gölü çevresindeki geniş araziler fakir toprak sahiplerinden satın alınmış ve bütünüyle müreffeh bir muhit haline getirilmişti. Yafa ve Lod (Lydda) arasındaki ova geniş bir bahçeye dönüştürülmüştü. Dünyadaki en verimli buğday toprakları olarak bilinen Havran bölgesi parça parça Yahudi sendikalarınca satın alınmıştı. Sultan Abdülhamid’e ait olan ve 31 Mart öncesi satış pazarlıkları yapılan Ghor veya diğer adı ile Ürdün Vadisi Yahudi mülkü olma aşamasına gelmişti. Yafa ve Kudüs’ün esasen neredeyse birer Yahudi şehrine dönüştüğünü söylemek ise hiç de abartılı bir durum değildi.

Ürdün Nehri’nin doğusunda bulunan Ramoth-Gilead, Beytüllahim, Nasıra (Nazaret) ve Gazze’de bir zamanlar bir Yahudi’nin bulunması ve yüzünü göstermesi mümkün değilken artık o yerler birer Yahudi mahallesi haline gelmiş ve üzerinde sinagoglar inşa edilmişti. Zira Siyonizm Avrupa ve Amerika’da Filistin’i bir Yahudi yurduna dönüştürmek üzere bütün maddi gücünü seferber etmekteydi.  

Alınan arazilere Yahudi göçmenlerin yerleştirilmesi işi ise Rothschild ve Hirsch Ailesi ile Alliance İsraélite Universelle tarafından organize edilmekteydi.

Boyacıyan Mihran’ın daha 1891’de gayet isabetli tespitiyle ifade ettiği üzere “…Beni İsrail devleti top tüfek ile değil belki arazi tasarruf etmek suretiyle savaşmadan” kurulmaktaydı.

Filistin’den alınan her bir arazi kısa sürede işlenmekte, bataklıklar kurutulmakta, kıraç araziler başta zeytin olmak üzere dünyanın muhtelif yerlerinden getirilen muhtelif cinsten binlerce fideyle ağaçlandırılmakta ve Rusya ve Avrupa’dan türlü yollarla getirilen Museviler bu araziler üzerinde kolonilere dönüştürülmekteydi.

Öyle ki yüzbinlerce dönümü bulan bu satın almaların büyüklüğü, 1918 yılına gelindiğinde, tarıma elverişli 650.000 dönüme ulaşmıştı.   

Rothschildlerin Osmanlı Devleti ile ilişkisi sadece Filistin’de toprak almakla sınırlı kalmamış, Osmanlı Devletine çeşitli tarihlerde kredi vermek ve finans sağlamak şeklinde de kendini göstermişti.

1853-1854-55 ve 1871 yıllarında yapılan borçlanmalara ilaveten Rothschildler Sultan Abdülhamid yönetimi sırasında Osmanlı Devleti’ne kredi sağlamış ve ilki 1891’de, ikincisi ise 1894’te olmak üzere Abdülhamid idaresi Rothschildlere iki defa borçlanılmıştı.

“…cümle krallar tarafından nişanlar ve rütbelere mazhar olan Rothschild nam…. mâl-i Kârûn sahibi efrenci..” diye tanımlanan Rothschild Ailesi Osmanlı Sarayı tarafından da nişan ihsanına layık görülmüştü.

1854 yılında Sultan Abdülmecid tarafından Rothschild Ailesi fertlerinden Mayer Alponse de Rothschild ve kardeşi Gustave Samuel James de Rothschild’e ilk Mecidi nişan tevcihi gerçekleşmişti.

1869 yılında ise Sultan Abdülaziz tarafından Adolphe Carl von Rothschild’e ikinci defa Mecidi rütbeden bir nişan verilmesi uygun bulunmuştu.

Rothschild Ailesi fertlerinden bazılarını münasip görülen nişanlarla taltif etme fikri Sultan Abdülhamid zamanında da devam etmişti.

Esasen hatırı sayılır, etki ve yetki sahibi insanlara nişan ve madalya vermek ve bu nişanlar vesilesiyle onlarla yakınlık oluşturmak ve muhtemel bir zararı bertaraf etmek Sultan Abdülhamid’in  öteden beri uygulamaya koymuş olduğu bir politikaydı. Bu nedenle 1887 yılı sonlarında Baron Edmond James de Rothschild’in vekili Elie Scheid’e Dördüncü Rütbeden bir Osmânî Nişanı verilmişti. 1888 tarihinde ise Mayer Alphonse de Rothschild Birinci Dereceden Osmânî ve kızı Bettina Caroline de Rothschild’e Şefkat Nişanı verilmişti. 1890 yılında ise Baron Edmond James de Rothschild’in eşi Adelheid de Rothschild’e de, Baron Edmond James de Rothschild’in eşinin vekili olan Elie Scheild tarafından Dâhiliye Nezareti’ne yapılan müracaatı neticesi, bir Şefkat Nişanı tevcih edilmesi ve yine kendi talebi üzerine Elie Scheild için de 1891 yılında bir Osmânî Nişanı verilmesi söz konusu olmuştu.

Sultan Abdülhamid’in Rothschild Ailesi fertlerinden hediye verdiği bir diğer isim ise Nathaniel (Natty) Mayer de Rothschild’di.

Nathaniel, Rothschild Ailesinin birinci Lordu’ydu ve Sultan Abdülhamid onu değerli bir mücevher kutusu ile taltif etmişti.

Nathaniel Mayer de Rothschild, İngiltere Kralı VII. Edward’ın yakın arkadaşı, Rothschildlerin Londra kolunun da lideri ve Londra’daki Rothschild Bank’ın da sorumlusuydu. Sultan Abdülhamid’in de bu bankada parası vardı. Nathaniel Mayer de Rothschild aynı zamanda milletvekili olarak İngiltere Parlamentosu üyesi de olmuş ve Lord Rothschild olarak anılmıştı.  

Sultan Abdülhamid’den Rothschild Ailesi ferdi olarak nişan alan bir diğer isim ise Baron Alphones de Rothschild’in kızı Bettina (Carolina) olmuştu. Kudüs’te Avusturya Rothschild Hastanesi’nin yapımı dolayısıyla Bettina’nın bir nişan ile taltifi uygun görülmüştü.

Rothschild Ailesi ile yüz yüze görüşen ilk Osmanlı padişahı, Sultan Abdülhamid’in çokça etkisinde kalıp takdir ettiği, Sultan II. Mahmud olmuştu.

Nataniel de Rothschild, 1834 yılında bir Cuma sabahı, Sultan II. Mahmud tarafından huzura kabul edilmişti.

Yine Sultan Abdülmecid döneminde, 1856 yılında, Rothschildler Osmanlı Sarayı’na alınmış ve huzura kabul edilerek bir görüşme söz konusu olmuştu.

Rothschild Ailesi fertlerinin Osmanlı Sarayı’na son kabul edildikleri tarih ise 1888 olarak gözükmektedir. Ki bu da Sultan II. Abdülhamid’in iktidarda bulunduğu yıl demektir.

Sultan II. Abdülhamid, yüksek mevkideki insanlar ve yabancı misafir ve temsilcilerle Cuma Selamlığından sonra görüşmeyi prensip haline getirmişti. Bu yöndeki uygulamadan dolayı, bir Cuma Selamlığı sonrası Nathaniel Mayer de Rothschild’i 1888’de Yıldız Sarayı’nda huzura kabul etmişti. Görüşme bir saat kadar sürmüş ve Abdülhamid Baron Rothschild’den Osmanlı coğrafyasına demiryolu yapımı noktasında yatırımda bulunmasını istemişti.

Rothschildler şüphesiz ki ciddi derecede bir mal varlığına sahipti. Onların bu durumu Sultan Abdülhamid tarafından Osmanlı Devletinin kalkınmasında kendilerinden yararlanılabilir diye değerlendirilmişti. Ancak Baron Rothschild Anadolu’da yatırım yapmak gibi bir düşünce içerisinde olmamış ve Saray’dan gelen bu yöndeki teklife olumlu cevap vermemişti.

Rothschildlerin zenginliğinin kaynağı Ebüzziya Tevfik’e bakılırsa ne Waterloo Savaşı’nın sonucunu önceden öğrenip Borsada para kazanmalarına dayanmamakta, ne de ticari sırlar için kullandıkları posta güvercinlerinden kaynaklanmaktaydı. Ona göre söz konusu servetin sırrı bütünüyle Almanya’daki Prenslerin servetinde gizliydi.

Napolyon savaşları sırasında bazı Alman Dukaları ve Prensleri servetlerini Rothschild’e teslim etmişlerdi. Aradan uzun bir zaman geçtiği için Duka ve Prenslerden bir kısmı ölmüştü. Hayatta kalıp emanetlerini talep edenlere Rothschildlerin verdiği cevap ise paraların çoktan ziyan olup gittiği şeklinde olmuştu.  

Bu izah ve iddianın gerecek olup olmadığı bir tarafa Rothschild Ailesi hakikaten yüklü bir servete sahipti.

1911 Mayısında Meclis-i Mebusan’da bir konuşma yapan Kudüs mebusu Rûhi el-Hâlidî “en büyük sermayedarlarından biri olan Fransa Rothschildinin serveti 30 milyon raddelerindedir” demekteydi.

Batı basınında yer alan bilgilere göre ise Rothschildler 20 aileden meydana gelmekte ve toplam varlıklarının miktarı, geçen yüzyılın başında 650.000.000 Dolara ulaşmaktaydı. Ki bu servet Sultan Abdülhamid’in o tarihlerdeki malvarlığından 50.000.000 ve 14 aileden müteşekkil Vanderbit Ailesinin mal varlığından ise 200.000 Dolar daha fazlayken Çar II. Nicholas’nın servetinin ise ancak yarısı kadardı.  

Rothschildlerin söz konusu servetten büyük paylar ayırarak Filistin’de satın aldıkları, ıslah edip işledikleri ve koloniler kurarak binlerce dönüm araziye hükmettikleri dönem artık meyvelerini verecek evreye ulaşmış ve Birinci Dünya Savaşı patlak vermişti.

İngiliz ordusunda yer alan 50.000 kişilik Yahudi savaşçı sayısına Rothschildler, Sason ve Montfiero gibi ileri gelen Yahudi aileleri fertleri de iştirak etmişti. Rothschild Ailesinin 5 ferdi İngiliz askerleri ile aynı safta ve aynı hedefe karşı savaşmışlardı.

Paris’teki Rothschild Ailesinden Baron Edmond’un oğulları da Fransız ordusuna yazılmışlar ve savaşmak için coşkuyla ileriye doğru atılmışlardı.

İngiliz ve Fransızlarla birlikte aynı amaç için savaşan Yahudi Lejyonu’nun finansmanı ise Baron Edmond James de Rothschild’in oğlu James Armand de Rothschild sağlanmıştı.

Savaş sonrası Filistin’in Yahudi yurdu haline gelmesine karşı çıkabilecek küçük çaplı potansiyel yerel muhalefet unsurları ise yine parayla satın alınarak susturulmuş ve etkisiz hale getirilmişlerdi. Bu unsurlardan birisi de Mekke İsyanı’nın öncüsü Şerif Hüseyin olmuştu.

Şerif Hüseyin Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında İngiltere tarafından maddi açıdan desteklenmiş ve Filistin’indeki Siyonist rejime ve Kudüs’ün Yahudi yurdu haline gelmesine itiraz etmeyip sessiz kalması karşılığında kendisine her ay 5.000 sterlin karşılığı altın ödenmişti.

Yahudiler Filistin’i Sultan Abdülhamid’den ne arz ettikleri proje yoluyla ne de parayla satın alamaya muvaffak olmuşlardı. Fakat basiretsiz toprak sahiplerinden, yerel halktan ve yerel yöneticilerden almayı başarmışlardı.

Bu yöntem, semeresini görmek için uzun bir zamanın geçmesini beklemeyi gerektirmiş ve bir hayli sıkıntı ve macera dolu bir hayatı yaşamayı gerekli kılmışsa da neticesi itibariyle gayet etkin, başarılı ve verimli sonuçlanmıştır. Zira Yahudiler nihayet Filistin’de bir yurt kurmayı başarmışlardı. İradenin, inanmışlığın, azmin ve sabra ilaveten bu başarının gerçekleşmesini sağlayan en büyük iki unsurdan biri, hiç şüphe yok ki, finansal güç ve özveri olmuştu. Rothschildler tam da bu noktada işin öncülüğünü yapmış ve son derece ağır olan yükünü üstlenmişlerdi.  

Bir kez daha tekrarlamak yahut hatırlamak gerekirse, Boyacıyan Mihran’ın daha 1891’de gayet isabetle tespit edip belirttiği üzere “…Beni İsrail devleti top tüfek ile değil belki arazi tasarruf etmek suretiyle savaşmadan kurulacaktı.”

Hakikaten öyle de olmuştu.

Not:

Yaşanan olaylar karşısında dövünmek, gerilmek ve hamaset yapmak yerine, hamasetten uzak, belgeler ışığında kaleme alınmış olan Rothschildlerin Filistin’i İsrail yapma mücadelesinin siyasi-tarihi dramatik hikâyesinin en güzel ve son şekli ile anlatıldığı bir çalışmayı, (Rothschildler ve Osmanlı İmparatorluğu, M. Balcıoğlu - S. Balcı, Erguvânî Yayınlar 2017) okumak faydalı olacaktır.








Diğer Yazıları