SUÇUN ŞAHSİLİĞİ PRENSİBİ SİYASETTE GEÇERLİ DEĞİL Mİ?

Prof. Dr. B. Zakir Avşar

Prof. Dr. B. Zakir Avşar

Hazreti Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde “Her türlü kan davasını ayaklarının altına alarak” suçun şahsiliği prensibinin hem İslam toplumlarına hem de evrensel olarak insanlığa malolmasıne özel bir önem vermiştir.

Kim ki bir suç işlemiştir, o suç sadece işleyenin sorumlu tutulmasını gerektirir. Suçtan dolayı annesi, babası, kardeşleri, yakınları veya aidiyet içinde olduğu camialar sorgulanamaz, kınanamaz, yargılanamaz, suçlu tutulamaz.

İlkel toplumlarda suç işleyenle birlikte tüm ailesinin ve hatta klanının ve kabilesinin de sorumlu tutulduğu günlerden bu günlere geldiysek bunun kıymetini bilmek ve olaylara yaklaşırken daha aklı başında hareket etmek gerekir.

Modern, çağdaş hukuk normları içinde de suçun şahsiliği prensibi benimsenmiştir ve bu evrensel bir kabul görmüştür.

Ancak, medyamız ve siyaset dünyasının çalkantılarına baktığımızda bunu görmekten uzağız. Adam suç işlemiş, eskaza siyaset yapan bir yakını varsa onu bulaştırmadan duramıyoruz. Siyasetçi yakınının suç işleyenle irtibatı, iltisakı olması gerekmiyor. Olaydan bile haberdar olması gerekmiyor, sağolsun medyamız bir şekilde irtibatı kuruyor, yargısız infazı yapıyor ve suç işleyeni yargı organları yargılarken, yakınlarını toplumsal linç için milletin önüne atıyor.

Bu kadar vahşi, vandal, ilkel bir anlayış bu çağda artık herkes için çok, fazla…

İnsanların bırakın akrabalarını, kardeşleriyle bile irtibatlarının olmayabileceği aşikar iken ya soyadı benzerliği, uzak akrabalık gibi nedenlerle eleştirinin ötesine geçip suçlanması ne kadar ahlakidir?

Geçtiğimiz günlerde bir kız doktor olmadığı halde doktor gibi davranarak hastanede ameliyatlara bile girmiş, icrayı faaliyet eylemiş; soyadından hareketle bir yakını ki ne tanırım, ne ederim, ne gördüm, kısacası hiçbir irtibatım olmayan bir araştırmacı, adeta bir toplumsal ve sosyal linçe uğratıldı.

Sanki o araştırmacı o yakınını yönlendirdi de “Git sahte doktorluk yap!” dedi…

Araştırmacı CHP ile yakın bir isim olmasa ve soyadı ile tanınmamış olsa muhtemelen olaya sıradan bir sahtekarlık gözü ile bakılacak ve hafızalarda kalmayacak idi. Ancak popüler bir akraba ile hikayenin bütünleştirilmesi anlaşılan o ki, bu haberi daha da ilginç hale getirmiş. Ancak olan böyle bir akrabasının varlığını bilen ama hiç teması olmayan kişiye oluyor… Şimdi bunun neresine hak vereceğiz? Neresini ahlaki bulacağız?

Yine bir Bakan’ın, yakınlarının ticari hayat içinde yapmış oldukları iş ile ilgili siyaset tarafından kıyasıya eleştirilmesi ve bunun medya ve sosyal medya üzerinden köpürtülmesi ne kadar doğrudur?

Ticareti yapan bakan ise ve bunun nüfuzunu kullanarak yapıyor ise elbette eleştirmek haktır, keza yakınlarının bakanın bilgisi dâhilinde veya bilgisi dışında nüfuz kullanması durumu var ise bu da eleştirilir de, konu ile ilgisi olmadığını açıkladığı halde aynı hücumlar yapılıyor ise bu kabul edilebilir mi?

Siyasi kamplaşmalar, karşıtlıklar hiç alakası olmayan insanların başkalarının işledikleri aşikar olan suçlardan, yaptıkları fiil ve eylemlerden sorumlu tutulmasını gerektirmiyor. Artık bu konuda bir yol alalım. Hikayeyi ilginç kılmak için şöhretli akrabalarla bütünleştirmekten vaz geçelim.

Suçun şahsiliği prensibi sadece hukuki bir kod değil, aynı zamanda ahlaki bir duruştur.

Diğer Yazıları