Gündem |

STV'nin ekran yüzü paraleli anlattı: Erdoğan'a değil T.C.'ye karşılar! 

Samanyolu Televizyonu'nda “Maceracı” isimli program yapan ve 17 yıl Fetullah Gülen grubunda bulunan Murat Yeni, paralel devlet yapılanmasını Zaman gazetesine anlattı. Murat Yeni, “Dershanelerin kapatılması sürecinde Hizmet'in gerçek Hizmet olmadığını anladım. Paralel yapı, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir yapı… Bu Tayyip Erdoğan meselesi değil” dedi.

Zaman gazetesinden Ali Değermenci'nin röportajı

Murat Yeni... Medya dünyasına radyoculuk ile başladı daha sonra televizyonda şov programları ile devam etti. Bir gün telefonu çaldı ve Samanyolu Televizyonu'nda gezgin programı için teklif aldı. Murat Yeni bu benim için çok iyi bir şeydi, diye bu olayı anlattı. Hayatında din, inanç çok fazla yokken cemaatin içine girdi ve hayatının tam anlamı ile değiştiğini anlatıyor. Namaz kılarak, oruç tutarak, iyilik yaparak mutlu olduğunu gururla anlatıyor. Tam 17 yıl Hizmet Hareketi'nin içinde kaldı. Ve son olarak ortaya çıkan olaylardan sonra Hizmet Hareketi'nin gerçek yüzünü gördüm, diyor. Murat Yeni taban için, çok iyi insanlar, vatanını, milletini, bayrağını seven imanlı insanlar olduğunu söylerken, yapılanmanın üst yönetimine ‘kırmızı çizgi üstündekiler' ifadesini kullanıyor. Onlar bu ülkenin düşmanı ve bu ülkeye düşman ne kadar ülke varsa onlarla işbirliği halindeler, ifadelerini kullanıyor. Hatta bu kavganın; Tayyip Erdoğan ile alakasının olmadığını, bu kavganın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik bir operasyon olduğunu vurgulayarak söylüyor.

BANA PARALEL MACERACI DİYORLAR, AĞIRIMA GİDİYOR. ÖLSEM DAHA İYİ…

Hareketin içine girince hangi pozisyonda idiniz?

Samanyolu Televizyonu'nda Maceracı isimli program yapmaya başladım. Anadolu'yu karış karış gezdim. Çevremdeki insanlar çok iyi niyetli ve hizmet etmek için çalışan insanlardı. Ama nerede başlamışsam orada bitti. En dış halkada vitrinde idim.

Nereye kadar girebildiniz?

Hayır. Hayır. İlerlemek diye bir şey yok. Sistem içeriye doğru ilerlemenize asla izin vermiyor. Etrafınızdaki insanlar sizi istediği kadar kabullensin. Sistematik yapı var. Beşinci kat diye bir yapı var. Kimsenin görmediği bilmediği bir yapı. Bu yapı kesinlikle şeffaf değil. Var olan o mekanizmayı makyajlamak adına bir kılıf oluşturuluyor. O kılıf o kadar güzel seçilmiş oluşturulmuş ki, mütedeyyin ve gerçekten güzel insanlar dışta, vitrinde. Her dinamik kendi içerisinde işliyor. Kast sistemi gibi. Ben benim gibilerin ileriye gitmesi imkansız.

Nereye kadar gidebildiniz?

Ben girdiğim yerde kaldım. Girdiğimde en dış cephede idim ve orada kaldım. Mesela ben hiç Amerika'ya gitmedim. Aslında o zamanlar çok gitmek istedim ama gidemedim. Bazıları var ki 20 kez, 50 kez gitmiş. Tabii gitmememde anne duası ve Allah koruması vardı. İyi ki gitmedim, gitseydim daha farklı sorunlar olurdu.

Nasıl fark ettiniz?

Birincisi ben akıllı bir adamım. İkincisi birçok aldanan gibi ben saf bir insanım. Ve o saflık kullanılıyor. Çok klik değerlerle seni ayakta tutuyorlar. Seni onunla vuruyorlar. Çevrenizdeki insanlarla sadece muhabbet ediyorsunuz. Nasılsınız iyi misiniz? Onun dışında başka bir konuya giremiyor, soru soramıyorsunuz. Çok şeffafmış gibi gözüküyor ama sorgulamaya başladığınız andan itibaren, biz bu kadardan sorumluyuz, diyorlar. Sonrasını sorgulamayalım, sonrasına gerek yok, deniliyordu. Tabi olma durumu çok gelişmişti.

Program yaparken nasıl bir duyguda idiniz?

Rabb'imin huzurunda yemin ediyorum, her gün işten ayrılacak mıyım diye düşünüyordum. Her gün bu kaygı ile işe gidiyordum. Fakat gördüğüm kadarıyla başkalarının böyle bir kaygısı hiç yoktu. STV'de çalışan diğer insanların hiçbir şekilde iş kaygısı yoktu. Hiçbir televizyonda iki tane aynı formatta program olmazdı. Ama benim yaptığım programın aynısından bir tane daha vardı. Hep alternatif olarak başka program yapılıyordu.

Hükümet ile sorun ne zaman başladı?

Bunun altyapısı oluşturulmaya başladı. Alttan alta hep şunu söylemeye başladılar: Sayın Cumhurbaşkanı bizi sevmiyor. Bizi çekemiyorlar. Bu kadar zamanda nasıl bu kadar büyüdüler? Türkçe Olimpiyatları'nda bu kadar insanı nasıl bir araya getirdiler? gibi sözler söylemeye başladılar.

Ortada kriz yokken mi söyleniyordu?

Evet ortada hiçbir sorun yokken bunlar söyleniyordu. Ve çok ciddi içeride propaganda yapıyorlardı. Bu propagandalar yapılırken kırmızı çizginin dışında olan saf, temiz insanlar bu işe şaşırdı. Ne oldu da Erdoğan'dan desteğimizi keselim, demeye başladılar. Ülkenin gidişatında mı kötüleşme var? Ekonomi mi çöktü? Yapılan işlerde bir problem mi var? sorgulaması hep yapıldı. Ama ben bunlara vallahi de inanmadım billahi de hiçbir şekilde inanmadım. Anlam da veremedim. Tayyip Erdoğan bizi neden sevmesin?

Dershane krizi önce durum nasıldı?

Dershane süreci başlayınca gördük ki bize hep şunu empoze etmeye başladılar: Hükümet bize düşman. Düşmanlığı da çok eskilere dayanıyor. Cumhurbaşkanı'mızı biz aileden biri olarak görüyorduk. Benim için öyle de.

Bu sorgulamalara ne diyorlardı?

Bu bir oyun. Erdoğan'ın amacı Hizmet'i bitirmek. Bu işi yok etmek istiyor, diyorlardı. Ben de diyordum ki: Bizi neden bitirmek istesin? Bizi bitirince ne olacak ki, diyordum… Bu olaylarla birlikte çoğu kez kavga ettim. Siz ne yapıyorsunuz, diye…

HİZMET'TEN AYRILANLAR ÖLÜR İNANCI YERLEŞTİRİLDİ

Dünyanın her tarafında iş yapılıyor, Türkiye'de çok güçlüler. Bu işlere karar veren üst yönetim kim, diye sorgulamıyor muydunuz?

Tabi ol kurtul… Ana tema orada böyledir. Alt taraftakiler bunu asla sorgulayamaz. Alt taraftaki insanlar sadece Hizmet için çalışanlarla hayatları geçiyor. Onların dünyası bu röportaj yaptığımız park kadar. Her şeyi bu park görüyorsunuz. Müthiş bir çember var. Bu çember nasıl yapılmış, nasıl oluşmuş bilmiyorum ama, Hizmet'in içindeki insan buradan çıktığı anda öleceğine inanır. Böyle bütün insanlara enjekte ediliyor. Bana sorarsanız sistemi ayakta tutan en alttaki abi ve ablaların özverisi ile oluyor. Onlara da yukarıdan emirler geliyor. Yukarıyı da bize hep; bir yere kadar bilin, diyorlardı. Bir yerden sonrasını da bilmeyin. Bize hep bu söylendi. Ben bu işin içinde hep iyi şeyleri gördüm. Öğrenci okutmak, yurt açmak gibi…

NE İSTEDİLERSE ERDOĞAN ON KATINI VERDİ

Dershane süreci başlayınca ne oldu?

Önce herkes şok oldu. Tayyip Erdoğan camia için kahramandı. Hizmet camiasının Tayyip Erdoğan sevgisi tartışılmaz. Net olarak söylüyorum tartışılmaz. Kime sorarsanız sorun Tayyip Erdoğan bizim için aşırı derecede önemli ve değerli biridir. Bakın Hizmet camiasının hayal ettiği hemen her şeyi Erdoğan gerçekleştirdi. Okullar, yurtlar, fakir öğrencilerin okutulması konusunda zirve yaptı. Hani deniliyor ya, ne istedilerse verdik diye. Ben onu bir tık daha arttırıyorum, ne istedilerse Tayyip Erdoğan on katı fazlasını verdi. İnsanları üzen tarafı da buydu. Bizi bu kadar çok seven bir insan ne oldu da böyle bir işe girişti. Dershane krizi çıkınca herkesin bu olay çok ağırına gitti.

HİZMET'İN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖRDÜM

Tam da bu esnada Hizmet'in gerçek Hizmet olmadığını anladım. O dönemde acayip insanlar çıktı ortaya. Twitter. Hayatımda hiç Twitter kullanmadım. Bu süreçten sonra bize yukarıdan gelen telkinler de: Tepkinizi gösterin. Bize dua etmeyi öğretmişlerdi ve bunu biliyorduk. Fethullah Gülen'in sözleridir: Vurana elsiz, sövene dilsiz… Biz bunlarla yetiştik. İnsanlar size ne yaparsa yapsın asla tavrınızı şeklinizi bozmayın. Mesela bize ‘ne öğrendiyseniz onu uygulayın' derlerdi.

Twitter süreci başladı, o dönemde neler oldu?

Twitter süreci ile Hizmet, Hizmet olmaktan çıktı. Biz devlet değildik, bu işin başka bir şey olduğunu bilemiyorduk. Ben MİT, CIA, MOSSAD değilim. Ben bu derinlerde olan yapıyı bilemezdim. Benim gibi yüz binlerce, milyonlarca insan öyle. İçeride ve derinlerde ne olduğunu bilemeyen taban ne yapabilirdi ki? AK Parti ile Hizmet'in ayrı olamayacağını düşünüyorduk. Böyle bir şey olamaz, diyorduk. Kabullenmemenin etkisi ile tepki oluştu. Herkeste bir şok oldu. Bu şoktan yararlanan o klik devreye girdi. Hemen Twitter'den hesap açılması talimatı geldi. Tepki göstermemizi istediler. Bu kadar hükümet geldi geçti neredeydi Hizmet. Darbeler oldu neredeydi Hizmet? Hep kenarda köşede, siyaset bizden uzak, biz siyasetle asla uğraşamayız. Seçimler önce sohbetlerde sorardık abilere, imamlara ne yapalım diye… Onlar bizim siyasetle işimiz olmaz. Biz duamızı edelim, derlerdi. Bizi böyle yetiştirdiler. Tepki verme mekanizmamızı aldın. Ama bir anda Twitter diyorsun, tepki diyorsun. Ne oldu? Erdoğan'ın diğerlerinden farkı ne idi?

HAKSIZLIK, HUKUKSUZLUK LAFLARINDAN MİDEM BULANIYOR

Bakın şu laflardan artık midem bulanıyor. Haksızlık, hukuksuzluk, zulüm… Bunlardan midem bulanıyor. Şimdiye kadar her şey çok iyi idi. Şimdiye kadar hiç mi zulüm çekmedin yaşamadın. Şimdiye kadar seni hiç mi boğazını sıkmaya, seni yok etmeye çalışan olmadı? Sanki ondan önce Şeriat mı yaşanıyordu da Erdoğan geldi Şeriat'ı kaldırdı? Sana ne yaptı da sen bir anda nefret etmeye başladın? Nefret edeceğin bir sürü iktidar geldi geçti. Zulümler oldu. Hizmet bu sürelerde biz katlanarak devam edeceğiz, derdi. Biz duadan başka bir şey bilmezken bu (telefonu gösteriyor) ne zaman elimize geçti. Mobil duaya ne zaman başladık. Mobil bedduaya ne zaman başladık.

DUA ETMEYİ BİLEN TABANA MOBİL BEDDUA YAPTIRDILAR

Bu dönemden sonra herkese Twitter'den tweet atmaya başladık. Bu süreçte aileler arasında gerilimler başladı. Aileler bölündü. AK Parti-Hizmet tartışmaları başladı. Baba oğul birbiri ile konuşmamaya başladı. Kimisi karısını reddetti. Eşim o dönemde hamile idi ve çok riskli bir süreç yaşıyordu. Kesinlikle yerinden kıpırdamaması gerekirken kalktı ve oy kullanmak için bir okula gitti ve AK Parti'ye oyunu attı. Öyle şeyler oluyordu ki; İslamiyet Hizmet demek, Allah inancını Hizmet biliyorlar. Çevremize Fethullah Gülen peygamber değil, demek zorunda kalıyorduk. Öyle bir algı oluşuyordu ki; Hocaefendi olmadan dua, İslam olmaz, inancı oluşturuldu. Hocaefendi için asla hata yapmaz, inancı oluşturuldu.

NEFRET ETMEYE HAZIR HALE GETİRİLDİ

Bu gerilimler yaşanırken tabandakiler bu çatışmaya inanmayarak istedikleri tweet'ler atılmamaya başlandı. Tepki, üst yönetimin hoşuna gitmedi. İşte tam o sıra trol yapılar ortaya çıktı. Sosyal Pencere diye bir yapı oluşturuldu. Sosyal Pencere her gün başlıklar açıyor, belirli klişeler yazıyor. Bize de bu başlıkları tweet atın, deniliyordu. Biz koyun muyduk? Bu şekilde taban yavaş yavaş hazırlandı. Arkasından 17 / 25 Aralık süreci başlatıldı. Bir süre önce hazırlanan taban, bu süreçten sonra tepki vermesi isteniyordu. Bütün bunlara rağmen Hizmet Camiası Erdoğan'a olan sevgisinden yine tepki vermiyordu. O klik yapı bu işi çok sistematik bir şekilde organize ediyor ayarlıyordu ki, bize resmen kodlar gönderiliyordu. Birçok insan istemeden tweet'ler atmak zorunda kaldı. Sosyal Pencere, Zeybek Havası gibi 10-15 tane klik sosyal medya hesapları oluşturuldu. Bununla birlikte oradan gelen mesajlar tabanda kullanıldı. Ve taban nefret etmeye hazır hale getirildi.

Dar kapsamlı toplantılarda ne söyleniyordu?

Erdoğan yıkılacak. Bizi yıkmaya çalışıyor ama biz onu yıkacağız, söyleniyordu. Allah var ben bunu hiç kabul etmedim. Dershane sorunundan sonra 17 / 25 Aralık Süreci gelince tabana her şeyi hazırlayıp sundular. Her şey çok güzel planlandı ve sunuldu.

Bu bir cemaatin nasıl haberi oluyor?

Bizi öyle provoke ettiler ki, dershane sürecinin hemen arkasından 17 / 25 Aralık süreci geldi. Tabanın bu konuları düşünmesi engellendi. Bu olaylar esnasında Hizmet, Twitter ile tanıştı. Daha öncesinde Twitter yasaktı. Televizyon bile cemaatin içinde yasaktı. Sosyal medya aracılığı ile nefret oluşturuldu. Bunların hepsi ayarlanmıştı.

Taban bu olaylar olurken bu gerilimin biteceğini, düzeleceğini düşünüyordu. Asla farklı bir şey düşünmedi taban. Taban hiçbir zaman Tayyip Erdoğan'dan nefret etmedi ki. Son seçimlerde yüzde 49,5 oyun içinde siz zannediyor musunuz ki Hizmet'in oyu yok. Son seçimlerde bile Hizmet'in yarısından fazlası AK Parti'ye oy verdi. Neden verdiler? Her şeyin farkındalar.

Sosyal Pencere denilen şer odağı olayı AK Parti değil sadece Tayyip Erdoğan düşmanlığına getirdi. Düşmanlık yapıldı fakat taban isyan etti. Biz Hizmet içinde bunları öğrenmedik, dediler. Biz bağırıp çağırıyoruz. Abuk subuk tweet'ler atıyoruz. Bunu neden yapıyoruz, diye sorgulamaya başladılar. Her sorgulama ile farklı bir olayı ortaya getirdiler. Sorgulama başlayınca bu sefer ses kayıtları servis edildi. Her şey kademe kademe planlandı ve sunuldu. Taban; bizim işimiz siyaset değildi, biz Erdoğan ile neden uğraşıyoruz? Biz devlet ile neden uğraşalım, bizim işimiz milletse, denmeye başlanıp sorgulama artınca hemen devreye ses kaydı giriyordu.

FUAT AVNİ DENİLEN MİDE BULANDIRICI

Sonra Fuat Avni denen mide bulandırıcı ortaya çıktı. Sonra işler çığırından çıktı. Bir yıl boyunca tabanı ablukaya aldılar. Erdoğan Hizmet'i yok edecek, propagandası yapılırken, sabredin, dik durun sonunda Tayyip Erdoğan gidecek, dediler. Bize Erdoğan'ı devletin başında bir kişi olduğunu unutturdular. Anneler, babalar, herkes birbirine girdi. İnanmak istemedikleri, asla kabullenmek istemedikleri bir gerçek çıktı ortaya. Ben annemle, babamla, eşimle kavga ettim konuşmuyorum, bunun adı Hizmet oldu.

ÜSLUP NAMUSSA BUNLAR NAMUSSUZ

Fethullah Gülen hep şöyle söyledi: Üslup namustur, diye. Ben bunu sorguladım. Üslup namussa kim bunlar? O zaman bunlar namussuz. Anasını ağlatıyorlar. Hani vurana elsiz, sövene dilsizdi? Nerede bu söylemler?

Bu olaylar sırasında ‘Üslup namustur' diye paylaşmaya başladım 15-20 kişi beğeniyor. Erdoğan'a sert sözler söylersen yüzlerce kişi beğenir oldu. Ben burada kopmaya başladım.

Mehmet Baransu, Emre Uslu, Gültekin Avcı'lar çıktı ortalığa. Kim bunlar, ne için çalışırlar? Hizmet'in tabanı ile konuşuyorum, herkes bu adamlardan sosyal medyadaki yazışmalardan çok ciddi rahatsız. Bize ne olur bu insanlara söyleyin, böyle şeyler yazmasınlar, diyorlardı.

‘Dik durun' sözü ortaya çıktı. Ne demek bu?

‘Dik durun' sözü tamamen Tayyip Erdoğan'a çakmak demek. İnsanlara bunu aşıladılar. Son dönemde küfretmek ağır sözler söylemek Hizmet oldu.

MİT TIR'larının içindekileri sen nereden biliyorsun? Sizin bu gizli işleri, devletin içindeki bilgileri nasıl biliyorsunuz? Biz Hizmet idik. Bunları nasıl biliyoruz? 17 / 25'ten, MİT TIR'larından onlara ne? Hani siz eğitim için çalışmıyor muydunuz? Ve sorgulamalar hızla arttı.

17 / 25 Aralık başarılı olsaydı ne olurdu?

17 / 25 Aralık başarılı olsa idi büyük bir kaosla Türkiye en az 50 yıl geriye giderdi.

Paralel yapının istediği tek şey kargaşa idi.

Ve 2 yıldır masum insanları kullanarak yapmaya çalıştığı da o zaten.

Lakin tek hesap edemedikleri bu milletin Sayın Cumhurbaşkanı'na olan büyük sevgi ve güveniydi.. Başaramadılar!

FETÖ LAFI CHP'NİNDİ…

Bu işler devlet ile hesaplaşma anlamına gelir.

Sevgi Akarçeşme Hizmet adına devletini yabancı ülkelere jurnalliyor. Bu nasıl olur?

Eğer Tayyip Erdoğan Anadolu insanından dua almamış olsaydı bu olay tutardı. Samanyolu Televizyonu, Mehtap TV… Hayatımızda hiç görmediğim insanlar sabahtan akşama kadar Erdoğan AK Parti düşmanlığı yapılıyordu. Bu olaylar sadece beni değil tabanı düşündürmeye başladı. Artık öğrencileri bıraktılar sosyal medyadan saldırı işine girdiler. Bu nasıl bir iştir? Bu iş Hizmet olmaktan çıktı. Ben ve benim gibiler ne oluyor, demeye başlayan herkes dışlanmaya başlandı. Beni hemen dışladılar. Sorgulayan kim varsa bu konulara girmeyin, dediler. Etraflarındaki insanlar azalmaya başlayınca biz Erdoğan'ı sevmiyoruz, dediler. Peki seçilmiş Cumhurbaşkanı… O zaman diğer yüzde 50 denmeye başlandı. Peki diğer yüzde 50 kim kardeşim? FETÖ lafını çıkaran kim? Diğer siyasi partiler demiyorlar mıydı bunu? Allah göstermesin bu olaydan sonra AK Parti düşseydi yerine gelen diğer partiler bu harekete güvenir mi? Siz olsanız bu insanlara güvenir misiniz? İçinize alır mısınız? CHP de gelse MHP de gelse bunları asla içlerine almaz, bunlara güvenmez. O zaman bu mücadeleyi kim için yapıyorsunuz, amacınız ne? O zaman hükümetler, siyaset ideolojiler üstü bir amaç…

BU HAREKETİN TÜRKİYE'DE KALMA ŞANSI YOK

Nedir amaçları o zaman?

Paralel yapılanma… Başka ne olabilir ki?.. Artık Hizmet Hareketi'nin Türkiye'de ayakta kalma şansı yok. Hiçbir parti güvenmez. Hiçbir oluşum içine almaz. Hiçbir insan bundan sonra siz ne kadar doğruymuşsunuz, demez. O zaman Sayın Cumhurbaşkanı'nın verdiği mücadeleyi anladım. Hizmet Hareketi'nin içindeki insanlar yaşananları görmeden asla bu yapıdan vazgeçmez. Bunu ben sonradan anladım. Kırmızı çizginin (üst yönetim karar vericiler) üstündekilerin ne olduğunun anlaşılması bir süreç ile olabilirdi ve her geçen olaydan sonra ancak anlaşılabildi. İki yıl önceki durumum olsaydı tarafım Hizmet olurdu. Ama bugün çok net şekilde bunları gördüm ve biliyorum.

PARALEL OLMAKTAN GURUR DUYDULAR

Ya düşünebiliyor musunuz, Mehmet Baransu'nun içinde olduğu bir Hizmet. Emre Uslu'nun içinde olduğu bir Hizmet. Bana söyleyin Allah aşkına. Bülent Keneş'in içinde olduğu bir Hizmet… Bu nasıl bir iş, buradan nasıl bir değer çıkartırsınız? Orada sıradan çalışan bir öğretmenin bir ablanın Paralel olma şansı yok. Bunu herkes biliyor. Ama öyle bir kurgu yaptılar ki insanlar Paralellikten gurur duydular… Algı ile Paralel olmanın iyi bir şey olduğu insanlara empoze edildi.

Sayın Cumhurbaşkanı Paralel diyor. Ben niye üzerime alınayım ki? Sen devleti ele geçirmeye mi çalışıyorsun? Sen devlet içerisinde bir sistem mi kurmaya çalışıyorsun? Sen birtakım devletlerin himayesinde mi bu işi yapıyorsun? Sen Haşhaşi misin? Sen niye üzerine alınıyorsun ki?.. Paralellik Hizmet'in üzerine yapıştırıldı. Ama Hizmet camiası Paralel'dir demedi ki Sayın Cumhurbaşkanı. ‘Paralel Yapı' dedi.

FAKİR OLANLAR BİATÇI, ZEKİ OLANLAR ÖZEL GÖREVLER İÇİN YETİŞTİRİLDİ

Devletin içine nasıl girdiler?

Hizmet kurumları ücrete tabidir. Hizmet içine girmek için burs almanız gerekir. Bu insanlar özel seçildi. Parasız olanları ve hem de zeki olması gerekir. Ben çok iyi biri olabilirim. Ama zeki değilim. Beni alır iki yıllık okulu bitiririm ama beni kurumlara koyar. Bunlar biatçıdır. Biatçıların akıllı olmalarına gerek yok. Sadece verilen emirlere uyan ihtiyaç sahipleri alınır. Varoşunun, köy çocukları alınır.

Hem zeki hem de ihtiyaç sahibi isem beni alırlar, farklı bir eğitimden geçirirler. Bunları biz bilmeyiz. Bu çocuklar okuduktan sonra nerededirler? Nerede görev yapmaktadırlar? Ben çok sorguladım, bu zeki çocuklar nerde, diye kılıf şu: Onları yurt dışına yolluyoruz… Buna da hicret derler. Nerede kim için görev yaparlar bilinmez… İnanılmaz girift bir yapı var. Bu nasıl bir sistemdir anlamak imkansızdır. Kesinlikle bu sistem bizim insanımızın düşüneceği bir sitem değildir. Bu sistemi bu insanlar kurgulayamazlar. Benim milletim açıktır, benim milletim sır saklayamaz. Bu kadar kapalı asla olamaz.

BU HAREKETİ YABANCILAR KURGULADI

Kim kurguluyor bu hareketi o zaman?

Kesinlikle başkaları bu işi kurguladı. Bu kadar sistematik bir yapının başındaki insan tek başına Fethullah Gülen olamaz. Hani sen bir din alimi idin. İnsanlar senden bu sözleri hiç beklemiyor. Osman Şimşek (Gülen'in basın danışmanı) denilen Gülen'in yanındaki adama bakın. Ondan iki elim yakasında olacak… Konuşmaların sadece hükümete ağır sözler söylediği yerler medyaya servis ediliyor. Bakın Fethullah Gülen'in yanındaki kişiler başka devletler adına çalışıyor. Buna kesinlikle inanıyorum. 17 yıl Hizmet'in içinde olarak söylüyorum…

BU İŞ TAYYİP ERDOĞAN DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE KARŞI BİR OPERASYONDUR

Bu Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir yapı… Bu Tayyip Erdoğan meselesi değil. Bu mesele devlete yönelik bir mesele. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın dediği bir şey var ya: Ümmeti parçaladı… Bu hareket ümmeti parçaladı.

Bunu kontrol eden yapı kırmızı çizginin üzerindeki mekanizma. Yani üst tarafı şekillendiren mekanizma. Kesinlikle niyetleri halis değil. Çünkü niyetleri halis olsa kaçmazlar. Ne kaçıyorsun kardeşim. Konuşup kaçıyorsun. Buradaki insanları gaza getirip hapse tıktırıyorsun. En çok tweet atanlar nerede; Hollanda'da, Amerika'da, Belçika'da… Madem bu kadar delikanlısın gelsene memleketine. Ben buradan aleni söylüyorum, devletimle ilgili, devletin düzenini bozmakla ilgili en ufak bir dahlim varsa buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Kendi adıma suç duyurusunda bulunuyorum. Sende neden o delikanlılık yok.

İSRAİL'DE AÇMADILAR ÇÜNKÜ DEŞİFRE OLURLARDI

Peki bunlar hangi ülke adına çalışıyorlar?

Bu hareketin içindekilerin yüzde 80'i saf ve temiz niyetli insanlar. Buradan çıkarsam ölürüm, diyen insanlar. Diğer yüzde 20'si ise başka ülkelere çalışabilecek insanlar. Bizim ülkemizi sevmeyen, bölmeye çalışan ülkeler var. Amerika, İsrail, Almanya, Fransa, İngiltere. Bunların hepsi bu işin içinde rol oynadığına inanıyorum. Her yerde bir okul her yerde bir yapı var. O ülkelerdeki üst düzey bürokratların çocukları bu okullarda okumuyor mu? Bakın her yerde okullar var, her ülkede okulları var. Ama İsrail'de okulları yok. Olsaydı her şey aleni olarak ortaya çıkardı. Bilerek İsrail'de okul açmadılar. Çünkü birlikte çalışıyorlar.