26 Şubat 2021
7 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
8 sa 59 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 06:12 Güneş 07:36 Öğle 13:22 İkindi 16:26 Akşam 18:58 Yatsı 20:17

Merve Şebnem Oruç

Selam olsun Karabağ’a, helal olsun Azerbaycan’a, aşk olsun Azerbaycan ordusuna!

Bize kötü sürprizler yapan 2020 giderayak çok sevindirici bir hediye vermeyi de ihmal etmedi: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın sosyal medya hesabında “hem kendisi hem de Ermenistan halkı için verdiği acı verici” diyerek teslim bayrağını çektiğini gösteren mesajıyla beraber gelen Azerbaycan zaferi…

1994 yılında imzalanan ateşkesin devamında AGİT bünyesinde kurulan Minsk grubunun da basiretsizliğiyle yıllar içerisinde “donmuş çatışma” bölgesine dönen Dağlık Karabağ sorunu ummadık bir anda buzların eridiği bir sıcak çatışmaya dönüştü ve ardından Azerbaycan’ın galibiyetiyle sonuçlandı. Son yıllarda gerek Azerbaycan gerek Ermenistan tarafını teyakkuz halinde tutan, aralıklarla yaşanan küçük çaplı çatışmalar bu yıl 12 Temmuz’da Ermenistan’ın Azerbaycan’ın öz toprakları içerisinde yer alan Tovuz bölgesine saldırmasıyla hararetlenmişti. Bir süre sakinleşen çatışma hattı Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına 27 Eylül’de saldırmasıyla bu kez yıllardan beri görülmemiş şiddette bir kez daha başladı.

Askeri kapasitesini Azerbaycan’la karşılaştırdığımız Ermenistan’ın “neden” ve “neye güvenerek” böyle bir sıcak çatışmayı başlattığı ilk merak konusuydu. Türkiye’deki uzmanların erken, acele ve ezbere yorumları Ermenistan’ı kışkırtan Rusya’nın, Türkiye’yi Suriye ve Libya’dan sonra Kafkasya’da da sıkıştırmaya çalıştığı yönündeydi. Şahsen, bu argümana şüpheyle yaklaştığımı hem 12 Temmuz Tovuz saldırısını hem de son sıcak savaşını yorumlarken tekraren dile getirmiştim. Rusya’nın Ermenistan’la olan kapsamlı savunma anlaşması, böyle bir çatışmada Moskova’nın Erivan’ın yanında yer almasını kolaylaştırırken din ortaklığı gibi başka pek çok faktör de bu tezin sahiplenilmesini kolaylaştırıyordu; ancak Rusya’nın, Ermenistan’ın yanında Azerbaycan’a karşı, üstelik de Dağlık Karabağ’da, yani resmi olarak Azerbaycan toprağı olduğu uluslararası toplumca kabul edilen işgal altındaki bu bölgede savaşması, bilindik sert yumruğunun yanı sıra stratejik aklını da çok iyi çalıştıran Kremlin için avantajlı değildi.

O dönemlerdeki yazılarımda iki konuya dikkat çekmiştim: Birincisi Bakü’nün 90’lı yıllardan beri Moskova ile ilişkilerini temkinli ama iyi götürüyor olması. Eğer Azerbaycan’ın yerinde Ukrayna ya da Gürcistan olsaydı, daha önce de gördüğümüz gibi, Rusya hiçbir bahaneye bakmaz ve doğrudan bu ülkelere karşı savaşa girerdi. Ancak Bakü, dünyanın geri kalanıyla da ilişkilerini sürdürürken Rusya’ya karşı tehdit oluşturmadı. Daha ötesi, Azerbaycan’ın silah anlaşması yaptığı ülkelerin başında Rusya geliyor; öyle ki Rusya, Ermenistan’ın ana silah tedarikçisi olsa da, silah ihracatının %5’ini Azerbaycan’a yapıyor. Öte yandan, giderek büyüyen ve gelişen Azerbaycan’ın Türkiye’yi de yanına alarak Rusya destekli bir Ermenistan’a karşı elde edeceği olası başarı ya da uzun sürecek bir savaş, Moskova için alınması zor bir risk, uzun vadeli ajandasına uymayacak bir durumdu. Ayrıca, Azerbaycan’ın Rusya’yla arasının açılması Moskova’nın Kafkasya’daki düşük gerilimle devam ettirmeye çalıştığı nüfuzunu uzun vadede tehdit edecekti. Zira böyle bir durum, coğrafyada başka alanlarda da Rusya’nın istemediği yeni hareketlenmelere yol açabilirdi.

Türkiye ile ilişkilerini önemseyen Moskova’nın elbette bunu Türkiye’nin kara kaşı kara gözü yapmadığını biliyoruz; NATO içerisinde oluşan çatlağı büyütmek gibi büyük bir stratejisi var. Suriye’de ve Libya’da karşı tarafları destekleseler de, öyle ya da böyle ortak bir zemin bularak konuşabildikleri, hatta anlaşmaya varabildikleri malum; ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında karşı ülkelerin arkasında durmak Rusya için bir çuval inciri berbat ederdi.

Nitekim, Putin geçen haftaki “Ermenistan’ın yanında savaşacak sebeplerimiz var ama Azerbaycan’a karşı savaşacak hiçbir sebebimiz yok,” minvalindeki açıklamasıyla 44 gündür sıcak çatışmaya neden müdahil olmadıklarını açıkça dile getirdi. Rusya Devlet Başkanı daha önce de, “Ermenistan’ı savunmaya dönük bir anlaşmamız var ama savaş Ermenistan topraklarında yaşanmıyor,” diyerek Fransa gibi Batılı ülkelerin oluşturmaya çalıştığı algıyı da boşa çıkararak pozisyonunu net bir şekilde ortaya koymaktan çekinmemişti.

Peki, ekonomik zorluk içinde olan, koronavirüsle daha da sarsılan, kağıt üzerinde karşılaştırdığınızda dahi askeri kapasitesi Azerbaycan’ın yanında devede kulak kalan Ermenistan neyine güvenmişti de böyle bir savaşı başlatmıştı? Burada, daha önce tahmin ettiğimiz iki faktör devreye girdi. Başka bazı ülkelerin Türkiye’yi de sıkıştırmak adına Ermenistan’ı Azerbaycan’la savaşa zorlaması… Türkiye’nin tereddüt etmeden Azerbaycan’ın yanında duracağını bilenler, böyle bir çatışmada Rusya’nın Ermenistan’ı yalnız bırakmayacağını düşünerek Erivan’ı kışkırttı, bu vesileyle Rusya’yı da müdahil olmak zorunda bırakacaklardı. Bu “başka” ülkelerin Fransa ve BAE veya başkaları olabileceğine dair şüphelerimi ortaya koymuştum. Nitekim Azerbaycan’daki bazı kaynaklarım Temmuz’daki Tovuz saldırısının ardında Fransa’nın olduğuna dair güçlü bilgilere sahip olduklarını söylüyor. Öte yandan, son yıllarda Ermenistan’la giderek daha yakın ilişkiler kurmaya çalışan BAE’nin böyle bir gerilim başlatmasına karşılık Paşinyan’a “kredi” sözü verdiğine de şüphe duymuyorum. Bunu daha önce farklı bölgelerde deneyen Abu Dabi’nin bu işteki parmağının eninde sonunda ortaya çıkacağını düşünüyorum.

Ancak Ermenistan’ı bu hezimetle karşı karşıya bırakan esas etken Başbakan Nikol Paşinyan’ın tecrübesizliği ve kapasitesinin yetersizliğiydi. Kurtlarla masaya otururken yem olma ihtimalini değerlendiremeyen eski muhalif gazeteci Paşinyan, çok da uzun olmayan bir siyasi geçmişinin ardından Batı destekli, hatta “George Soros sponsorluğunda” olduğu söylenegelen renkli bir devrim sonrası 2018’de Başbakan seçildi. Paşinyan, başbakanlığı döneminde Batı’ya daha da yaklaşırken Moskova’yla ilişkilerini soğutmakla kalmadı, Robert Kocharyan gibi Moskova dostu siyasetçilerle Rusya’yla yakın ilişki içinde olan oligarkları da karşısına aldı, hapse attı; özetle boyunu aşan işlere kalkıştı. Paşinyan’ın Batı’ya meylederek Moskova’nın bölgedeki siyasi politikalarına karşı tehdit oluşturan bu adımları zaten dikkatle izleniyordu. Nitekim, Batılı dostlarının kışkırtmasıyla Azerbaycan’a saldıran Paşinyan yönetimi, bu yaptıklarını sessizce izleyen ama unutmayan ve affetmeyen ve ders vermek için doğru zamanı bekleyen Moskova’yı kandıramadı. Türkiye’nin desteğiyle Azerbaycan’dan ağır bir dayak yiyen Paşinyan, Putin tarafından da cezalandırılınca 44 gün gibi kısa bir süre içinde Dağlık Karabağ’da ağır bir hezimet yaşadı.

En nihayetinde, Erivan, sembolik ve stratejik önemi olan ve aynı zamanda çatışmalar bakımından psikolojik sınır anlamına gelen Şuşa’yı kaybetmesiyle bu kez Moskova aracılığıyla Azerbaycan’la ateşkes anlaşması imzalamayı kabul etmek zorunda kaldı. Daha önce tekrar tekrar ihlal ettiği ateşkes anlaşmalarına uysa belki bu kadar büyük bir kayıp vermeyecekti. Putin ve İlham Aliyev tarafından Paşinyan’ın yokluğunda imzalanan ateşkes anlaşmasının şartlarını hemen herkes okumuştur, bir kez daha tekrar etmeyeceğim. Ancak Dağlık Karabağ defteri Ermenistan için büyük oranda kapandı. Ermeni güçleri pek çok bölgeden çekilirken Hocalı, Hankendi ve Hocavent, daha önce Azerbaycan’ın da açıkça ifade ettiği gibi, Ermeni nüfusun da yaşayacağı ama Ermenistan’ın kontrolünde olmayan, özerk bir statüye de sahip olmayan bir konuma geldi. Laçin koridorunda beş kilometre derinlikteki Rusların gözetiminde olacak olan güvenlik koridoru ise, sadece Ermenistan’dan bu bölgeye erişim sağlayacak. Aynı zamanda, ayrı bir anlaşma ile Türkiye’nin de dahil olmasıyla tesis edilecek “barış gücü” Ermenistan’ın yeni bir kalkışmada bulunmasının önüne geçecek.

Ateşkes anlaşması geniş çerçevede büyük bir zafer olarak algılanırken hem Türkiye hem Azerbaycan’da bazı kesimler, sahada ilerleyiş çok iyi giderken neden böyle bir ateşkesin imzalandığını sorgulayarak eleştiride bulunuyor. Ancak her savaş, sadece sahadaki ilerleyiş açısından değil, reelpolitik bakımından da değerlendirilmeli. Bölgenin süpergücü Rusya’nın müdahil olmayı beklediği bir nokta vardı; o kırmızı çizgi Şuşa oldu. Rusya’nın belli bir amacı daha vardı: Dağlık Karabağ’a birlik yollamak; Moskova bunu da elde etmiş oldu. Öte yandan, Moskova Paşinyan’a verdiği dersle, aslında tüm Ermenistan’a “Batı’da ne kadar dostunuz olursa olsun biz olmadan bir hiçsiniz,” diyerek unutamayacakları bir mesaj gönderdi. Paşinyan’ın bu büyük hatası sonrası başbakanlık koltuğundan olacağını da söylemiştik, ancak öyle görünüyor ki kaçarak canını zor kurtardığı linç çeteleri peşini öyle kolay kolay bırakmayacak.

Ateşkes anlaşmasının en güzel taraflarından bir diğeri ise kuşkusuz Ermenistan topraklarından açılacak bir koridor ile Nahçıvan’ın Azerbaycan’la birleştirilmesi kararı. Anlaşmanın bu şartını okuyunca aklıma Devlet Bahçeli’nin bir ay önceki “Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’ne katılması şarttır, tarihi zorunluluktur, çok acil bir ihtiyaçtır, deyim yerindeyse hayat memat konusudur,” sözleri aklıma geldi. O zaman “Bu nasıl mümkün olacak, coğrafi durum nedeniyle bu imkansız,” diye düşündürten bu çıkış, şimdi değerlendirilmeye açık hale geldi. Bunun yanı sıra, Türkiye, açılacak bu koridorla ilk kez karayolu ile Nahçıvan üzerinden Azerbaycan’a ve Türk dünyasına doğrudan ulaşacak.

Bunların hiçbiri hafife alınacak gelişmeler değildir. Azerbaycan’ın zaferi niteliğindeki ateşkesin bugünkü kazanımları kadar, orta ve uzun vadede doğuracağı fırsatlar düşünüldüğünde, ne kadar kritik ve tarihi bir netice alınmıştır; bunu ıskalamamak gerekir. Savaş sürecinde diplomatik açıdan Türkiye’nin denklem dışına itildiğini tekrarlayan malum medya da inşallah bu büyük resmi görebilir. Özetle “donmuş çatışma”nın buzları Azerbaycan’ın zaferiyle ve Türkiye’nin gayretiyle erimiştir; donup kalansa yıllardır konuyu buzdolabında bekleten Minsk Grubu olmuştur.

Selam olsun Karabağ'a, selam olsun Azerbaycan'a, selam olsun Azerbaycan halkına, aşk olsun Azerbaycan ordusuna.

Yorumlar
Diğer Yazıları