26 Mayıs 2018
26 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 31 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 03:38 Güneş 05:31 Öğle 13:07 İkindi 17:04 Akşam 20:32 Yatsı 22:16
Röportaj

Sting’in “Fragile” şarkısını bir de böyle dinleyin...

Sayım Çınar'dan popüler cazın sevilen ismiyle renkli bir röportaj!

Sahnede Bon Jovi, Sting gibi dünyaca ünlü sanatçıların bilinen klasik şarkılarını ve popüler Türkçe şarkıları caz aranjmanlarıyla coverlayan Esra Zeynep Yücel, şu sıralar Sting’in sevilen şarkısı “Fragile”ı popüler caz versiyonunda yorumladığı çalışması ile tüm dijital platformlarda yayında. Sayım Çınar, popüler cazın sevilen ismi Esra Zeynep Yücel ile klasik müzik eşliğinde keyifli bir röportaj yaptı. Sözleri kendisine, müziği ve düzenlemesi Halil İbrahim Işık'a ait olan Yalnızlık parçasıyla geçtiğimiz aylarda iTunes caz listesinde üç gün boyunca 1. sırada yer alarak adından söz ettiren Esra Zeynep Yücel, farklı yorumuyla Türk dinleyicisine cazı sevdirmeye kararlı. Esra Zeynep Yücel, dört yıldır devam eden popüler caz serüvenini tüm içtenliğiyle SuperHaber yazarı Sayım Çınar’a anlattı.

Sayım Çınar'dan popüler cazın sevilen ismiyle renkli bir röportaj!

Türkiye’de caz müziği yapmak çok ayrıcalıklı bir şey. Sizin cazla olan ilişkiniz mutlaka bir geçmişe dayanıyor. Böyle bir müzik yapma kararını nasıl aldınız?

Çok küçük yaşlarda piyano geçmişim var ama daha çok enstrüman kısmında var, şarkı kısmında yok. Daha sonra bir dönem gitar, bir dönem ut çaldığım bir süreç var. Caz müziğine gelene kadar epey bir evrim geçirdi müzikle aramdaki bağ. Sonrasında kurumsal hayat var. Çünkü işletme okudum ve ekonomi yüksek lisansı yaptım. Bu dönemde müzikle ilgili hiçbir çalışmam olmadı.

Kurumsal hayat dediniz… Şu anda geçiminizi sadece müzik yaparak mı sağlıyorsunuz?

Bir dönem Yeditepe Üniversitesi’nde Vural Savaş’ın asistanlığını yaptım. Bir dönem bir bankada çalıştım. Ve aile şirketimiz olan babamın inşaat şirketinde çalıştım. Kardeşim ve benim orada görevlerimiz var, ben her zaman finans tarafında oldum, hala da devam ediyor ama o sürekli gittiğim bir iş değil. Şu anda hayatım yüzde doksan müzikle dönüyor.

“CAZ MÜZİĞİNDE SINIR YOK”

Sizi popüler caza yaklaştıran mutlaka bir şeyler vardır. Neden bu müziği seçtiniz? Çünkü çok alternatif bir şey caz…

Aynen öyle, alternatif bir şey. Ben Türkiye’de cazdan korkulduğunu hissediyorum. Caz deyince hep farklı bir müzik algılanıyor, onun bir derinliği var, o müziği anlaman lazım, onun tarihini bilmen lazım gibi... İnsanlar o şekilde algılıyor cazı.

WhatsApp_Image_2017-10-16_at_08.42.13

Halbuki 1916’larda çıkmış bir müzik, 100 yıllık bir geçmişi var.

Caz esasında çok rahat bir müzik, bir sınırı yok. Cazda bir şarkıya çok geleneksel olarak başlayıp, ikinci melodileri çarptırabilirsin, değiştirebilirsin…

“KOÇLUK YAPARKEN ŞARKICI OLMAK İSTEDİĞİMİ FARKETTİM”

Kaç yıldır müziğin içindesiniz? Piyano ile başlamıştınız…

Piyano çok küçük yaşlardaydı, 7-8 yaşlarında bir dönem çaldım. 18 yaşına kadar piyano, gitar ve utla devam ettim. Daha evvel de bahsettiğim gibi, bir dönem, 5-6 sene hiçbir şey yapmadım. Şimdi dinlemeye ve söylemeye devam ediyorum ama söyleme kısmının tam oturduğu bölüm esasen 3-4 senedir diyebilirim. Şarkıcılık yönümle koçluk eğitimi sırasında tanıştım. Hikayenin çok enteresan kısmı bu. Koçluk eğitimi aldım ve Amerika’dan ACC'nı aldım, kurumsal koçluklar yaptım. Koçluk yaparken herkese hayaliniz nedir diye soruyorsunuz, istedikleri şeyleri ortaya çıkarmaya
çalışıyorsunuz. O zaman kendime sordum: “benim hayalim ne?” Hayatıma baktığımda benim hayalimde hep şarkı söylemek varmış aslında, aralara hep başka şeyler girmiş. Sahnede şarkı söyleme hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim ve bu konuyu baya bir deşerek çok güzel bir orkestra kurdum, arkamda TRT Caz Orkestrası'nda çalan müzisyenler var.

Kimler onlar?

Halil İbrahim Işık, benim müzik direktörüm. Bu projeyi beraber hayata geçirdik. Proje benim projem ama onun desteği çok büyük, bütün ekibi kurdu. Davulda Ekin Cengizkan, kontrbasta Kağan Yıldız, üflemelilerde Bulut Gülen, Engin Recepoğulları ve Barış Doğukan Yazıcı eşlik ediyor bana sahnede. Hepsi de çok çok iyiler. Şarkıcı ne kadar iyiyse arkadakiler de belki daha fazla iyi olmak zorunda ki, iyi bir müzik olsun. Benim anlayışım bu.

WhatsApp_Image_2017-10-16_at_08.42.21

“HAYATA MEYDAN OKUYAN BİR YAPIM VAR”

Klasik müziğin de caza mutlaka bir etkisi oluyor. Sizi kalbinizden vuran besteciler, yaptığınız müziğe etkisi olanlar oldu mu? Benim Bach saplantım vardır mesela, sizin de tutkun olduğunuz bir besteci var mı?

Klasik müzikte benim öyle bir durumum yok ama caz müziğinde var. Mesela, Ella Fitzgerald. Sabahtan
akşama kadar dinleyebilirim ya da Nina Simone.

“ŞARKI SÖYLEMEK İSTEMEKLE İLGİLİ, KULAKLA İLGİLİ, TUTKUYLA İLGİLİ BİR ŞEY”

Son yıllarda edebiyatta ve sinemada caz etkili olmaya başladı. Bir tarafta Ray Charles’ın hayatını izlerken, bir tarafta da La La Land filmi Oscar’da ödüller alabiliyor. Cazı sevdiren ve bizim de caza bakışımızı değiştiren yapıtlar görmeye başladık. Siz o filmleri izlerken neler hissediyorsunuz?

La La Land inanılmazdı. Filmdeki kadın oyuncu sonuçta şarkıcı değil ama ne kadar pür ve güzel bir ses. Ben zaten hep söylerim, istediği zaman herkes şarkı söyleyebilir. Çalışarak her şey şekillenip, başka bir yerlere geliyor. Filmde kızın sesi çok hoşuma gitti, puslu bir ses ama aslında kızın hiçbir şarkıcılık geçmişi yok. Yani şarkı söylemek için insanın senelerini harcamasına gerek yok. Şarkı söylemek istemekle ilgili, kulakla ilgili, tutkuyla ilgili bir şey.

Türkiye’de caz sanatçıları birbirleriyle nasıl bir iletişim halinde? Sizin bir derneğiniz veya bir
buluşma yeriniz var mı? Birbirinizi nasıl buluyorsunuz?

Caz sektöründe bir dernek olduğunu bilmiyorum. Keşke oluşsa.

Cazın popülerleşmesi adına, yaygınlaştırmak için olabilir değil mi?

Esasında olabilir. Mesela her yerde bu cümle çıkıyor “Popüler cazın sevilen ismi Esra Zeynep Yücel”.
Bu cümleyi çok seviyorum. İnsanların cazdan kopmaması ve caz müziğini yaygınlaştırmak için ben repertuarımda şöyle bir şey yapıyorum; bir iki tane caz klasikleriyle başlıyorum, sonra Bon Jovi’ler var. “Sweet Home Chicago”, “You Give Love a Bad Name” gibi çok farklı köşelerden, insanların bildiği, sevdiği, beyinlerine yerleştiği o şarkıları alıyoruz ve bunları caza yorumlayıp, kendi yorumumuzu katıyoruz.

WhatsApp_Image_2017-10-16_at_08.42.06

“BENİM İÇİN ŞARKI SÖZLERİ, ANLAM ÇOK ÖNEMLİ”

Sizin şarkı sözlerini kendinizin yazdığı parçalarınız var, mesela “Yalnızlık” gibi. Nasıl tepkiler aldınız?

“Yalnızlık” parçasının çok fazla herkese ulaşmadığını düşünüyorum. Çünkü dijital platformda yayına girdiğinde doğru düzgün bir PR yapılmadı. Esasında ben yaptığım şarkılar illa star olsun diye düşünmüyorum, benim içime siniyorsa, onu kim dinliyorsa, kim hoşnutsa benim için o mutluluk. Geçenlerde konserde bir dinleyici geldi, o şarkınızı (Yalnızlık) o kadar çok seviyorum ki, sürekli onu dinliyorum dedi. Onun duygusunu seviyor demek ki... Çünkü yaptığın her müziği herkes sevmek zorunda değil. Herkesin bir zevki var, herkese o anda nasıl tınlıyorsa, o duyguyu yaşamak istiyordur
kişi, o duyguya göre o anda o şarkı cuk oturur, a harika bir şarkıymış der ya da o anda hiç hoşlanmayabilir. Bir de şöyle bir şey var, Türkçe şarkılarda pek bulamıyorum bunu, benim için anlam çok önemli. O yüzden sadece Bülent Ortaçgil’in parçalarını derlemeyi seviyorum.

Hangilerini söylediniz?

“Benimle Oynar Mısın” ve “Değirmenler”. Onları çok güzel yorumladık. Bir kere bizim yaptığımız bütün parçalar aranjman, hepsini Halil İbrahim Işık yapıyor.

“Benimle Oynar Mısın” Bülent Ortaçgil’in en güzel şarkısı. Zaten film müziği olmuştur Müjde Ar’ın oynadığı bir filmde. Bir lunapark sahnesinde Bülent Ortaçgil’in sesinden çalınmıştı, güzel bir sahnedir.

Benim geçen hafta bir arkadaşım evlendi. Dans müziğini “Yalnızlık”la yapmışlar. Şimdi ilk şarkım “Yalnızlık” ama bende çok şarkı sözleri var. Eskiden çok şiir yazardım, bu şiirleri de hep bir tarafta tutmuşum. Onları da bir araya getirmeyi düşünüyorum.

WhatsApp_Image_2017-10-16_at_08.42.33

Şarkı sözü yazmak önemli, daha iyi motive oluyorsun.

Evet, daha iyi motive oluyorsun, bir de anlam çok önemli. Bir şarkıyı söylerken bana bir anlam ifade etmiyorsa hiç içimden o şarkıyı söylemek gelmiyor. Gerçekten anlamlı, bende bir his uyandırması lazım ki, ben o şarkıyı söyleyebileyim. O yüzden sözleri kendim yazıyorum.

Şöyle genellemeler de oluyor, bazıları diyor ki nasıl biz arabesk dinliyorsak Amerikalılar da dünyada caz müziğine arabesk gibi bakıyorlar. Bu teze katılıyor musunuz?

Ben çok katılmıyorum bu teze.

Bu kadar pop arabesk olamaz caz. Bu büyük bir genelleme diyebilir miyiz?

Büyük bir genelleme ve bence doğru bir genelleme değil. Benim Amerika’da yaşayan çok arkadaşım var, hiç alakaları yok cazla. Bunun yanı sıra caz kulüplerinin kapanmasından ve popülerliğini yitiriyor olmasından üzülen arkadaşlarım da var.

Ama Amerika’nın caz sevgisi de çok büyük.

Caz sevgisi var, tabii ki Türkiye’dekinden daha fazla. Çünkü cazın kaynağı orası. Ben bu yaz Standford Üniversitesi Jazz Akademisi’ne gittim. Çok güzel bir ortam. İki kayıtla giriyorsun. 11 kişi seçilmiş, herkes Amerikalıydı, tek Türk bendim.

Caz müziği ile çok özel bir ilişkiniz var ama aynı zamanda yarı gezgin bir ruh haline de sahipsiniz. Bir takım şehirlere gidiyorsunuz, oralarda özel konserlere gidiyorsunuz. Caz müziği denildiğinde aklınıza hangi şehirler geliyor?

İngiltere… Londra’da mesela Ronnie Scott's muazzamdır. Geçen hafta kaç saat bekledim Nora Jones’un konserine girebilmek için, iki gün hiçbir şekilde bilet bulamadım, çok üzülerek geri döndüm. Ben daha çok Amerika’ya gittiğimde takip ediyorum, Avrupa’da İtalya’da veya Paris’te çok bilmiyorum caz mekanlarını. Latin cazdan ziyade, klasik cazla başlayıp, kendi yorumumda caz yapmayı seviyorum.

WhatsApp_Image_2017-10-16_at_08.42.01

“TÜRKİYE’DE CAZ KULÜPLERİNE GENELDE ÇİFTLER GELİYOR”

Pekala, Türk erkeklerinin caz müzikle ilişkisi nasıl?

Nardis’te verdiğim konserlerde insanlar onu bilerek geliyor ve şöyle söyleyebilirim cazı insanlar romantik algılıyorlar, daha çok eşleriyle geliyorlar.

Ben bunu herhangi bir şekilde cinsiyetler siyaseti yapmak için sormadım ama genelde duyguları arayan hep kadınlardır ya…

İşte o duygular, romantizmle genelde çiftler geliyor caz kulüplerine. Öyle 5-6 kişilik, çok erkeğin olduğu bir grubun caz dinlemeye geldiğini çok görmedim. Bazen iki kişilik erkek grupları gelebiliyor ama genel olarak bir duyguyu aramak isteyen insanlar caz müziği dinlemeye geliyorlar. Davetlerde böyle değil tabii, orada her duygudan insanlar olabiliyor.

“FRAGILE” İÇİN İKİ AY ONAY BEKLEDİK”

Şu an Sting şarkılarıyla uyarlama bir caz müziği yapıyorsunuz. “Fragile” ile başladınız. Caza çok yatkın şarkılar ama çok da zorlayıcı aynı zamanda. Çünkü “Fragile” çok kırılgan, çok dönüşümleri olan bir şarkı. Sting’in başka parçalarını da yapmayı düşünüyor musunuz?

Telif hakkı almak çok kolay değil.

Mesela, “Mad About You” veya “Every Breath You Take” parçalarını da caz olarak dinleyebiliriz.

Onlar çok güzel olur ama telif hakları çok pahalıya mal oluyor. Çünkü telif hakkını satın alıyorsunuz. Yoksa her şarkı şu anda repertuarda. Bunu Afşin Akın da söylemişti, bir görüşme yapmıştık kendisiyle, “Fragile”a bayıldı. Sen niçin bu uyarladığın Bon Jovi, Sting gibi şarkıcıların parçalarının telif haklarını satın alıp bir albüm yapmıyorsun dedi. O çok kafama yattı.

Popülerlik adına yapıyorsunuz tabii…

Evet, cazı daha popüler kılmak için yapıyorum ama bir de farklı bir yorum oluyor. Bir parçayı çapraz köşeye almak keyifli bir şey. “Fragile”a farklı bir yorumla getirdik. Herkesin bir dinlediği bir yorum var, daha sert çıkışları olan hali. Ben ise daha yumuşak bir çizgide yapıyorum. Değişik bir sound, değişik bir derleme ve toparlama oluyor. Farklı ve insanların hoşuna gidiyor. Benim ses rengim İngilizce’de güzel tınlıyor. Ben de seviyorum sesimin tınlamasını o parçalarda. İnşallah bir sponsor bulursak başka güzel parçaların da telif haklarını alırız, çünkü her açıdan yüksek maliyeti var. Biz “Fragile” için 2 ay bekledik, onay alındı ondan sonra dijital platformlara girdi.