Sanat benim belimi ağrıtıyor

Demet Cengiz

Demet Cengiz

 “Sanat, sanat için mi toplum için mi?”

Bu sorunun cevabını bulamadıkları gibi artık bir önemi de kalmadı. Piyasası var mı piyasası? Satılabiliyor mu? Önemli olan bu!

İstanbul’daki ‘sanat’ yoğun günlerden tek ve en büyük şikâyetim belimi ağrıtması. Sergi gezerken saatlerce ayakta durmaktan, açılış ve kokteyllerde ayakta dikilmekten, her zaman sinsince pusuda bekleyen bel fıtığım ortaya çıkacak cesareti buluyor. Sanattan beklentimiz ufkumuzu açması, görsel-işitsel zevk vermesi, düşündürmesi, bazen bizi tokatlaması, sarsması, kışkırtması, bazen de sıkması… Belimizi ağrıtmasını beklemeyiz pek. Olsun, sanat için soyunanların yanında varsın bizim de belimiz ağrısın.

***

İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali’nin yılaşırı düzenlendiği günlerde Contemporary İstanbul da kapılarını açıyor. Eş zamanlı tüm şehirde pek çok sergi, davet, etkinlik gerçekleşiyor. Bütün bu kültür sanat faaliyetlerine yetişebilmek için koşturan bir kesim var. Bugün 15 milyonun üzerinde nüfusa sahip İstanbul’da 20.000 kişilik bir kitle bütün bu faaliyetleri sıkı takip ediyor, içinde yer alıyor, parçası oluyor. İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali’ni düzenleyen İKSV, İstanbul Bienali’nin sponsoru Koç Holding ve kültür-sanata gönül vermiş herkes kültür ve sanat faaliyetlerinin daha geniş kitlelere ulaşması için canla başla çabalıyor. AMA enteresan bir ‘seçkinci’ kitle var ki, tam da ‘doğu kafası’ denen bir mentaliteyle bu tür faaliyetlerin yaygınlaşmasına karşı çıkıyor.

Kültür ve sanat nasıl daha geniş kitlelere ulaşacak? O geniş kitlelerin özenmesiyle. Contemporary İstanbul’un ön gösterimine gitmek ve oradan fotoğraf paylaşmak oldukça havalı. Bienal’e yine öyle… “Fotoğraf koyacak olmasanız, gider miydiniz” veya “Gittim, gezdim ama paylaşmadım” diyen sözüm ona elitlere de hayretle bakmaktayım.

Neymiş, sınıfsal bir ispat için insanlar oradaymış. Neymiş, gerçek sanatseverler değil de özentiler varmış. Neymiş, tek amaç sosyal medyada hava atmakmış. Varsın öyle olsun, ne çıkar bundan? Tut ki biri bir ünlüye, iş insanına veya entelektüele imrenip kendini galerilere atmış, ne mahsuru var bunun? Sevmesi, benimsemesi, gerçekten zevk alması için önce özenmesi gerekiyor zaten. Yani siz, hiç sosyal medyada olmasanız söyleminiz tutarlı olacak. Sen istediğini istediğin zaman paylaş, ki paylaş bence de, başkalarının ne paylaşacağına müdahale et, oldu mu şimdi? Olmadı.

Gerçek sanatsever değilmiş, kendini olduğundan farklı gösteriyormuş. Eee? Kaç kişi yüzünde maske olmadan geziyor ki? Ne kolay başkalarını yermek, yerden yere vurmak değil mi?

Yoksa sırf kendinize sakladığınız bir tür ‘seçkin pozisyonu’ başkalarıyla paylaşmak istemediğiniz için mi bu tepki? Hem insanları kültür-sanata ilgi göstermiyorlar diye aşağılayın hem de özenip ilgi gösterdikleri için dövün. Ne yapsın bu insanlar? Gerçekten? Sizi nasıl mutlu edebilirler?

***

Contemporary İstanbul’un ön gösteriminde gezerken bir arkadaşıma denk geldim. Bana “Estetik operasyonlular şunun standında, ‘tiki’ler bunun standında, ‘gay’ler onun standında, ‘dostlar alışverişte görsüncüler’ ise bak şurada. Sanat eserine para ödeyecek iş insanları alışverişini dün gece yaptı bile” dedi. Varsın öyle olsun, ne çıkar bundan?

“Topuklu ayakkabıyla sergi geziyorlar, çıldıracağım” diye dertlendi biri. Allah başka dert vermesin! Bırak gezsin, bilmiyor mu, öğrenir ama sizin bu sürekli insanları aşağılama, küçük görme ihtiyacınızın temel nedeni nedir? Bunu bulup çözmek zorundayız? Siz hangi eksiklik duygusuyla sürekli üste çıkma, kendinizi öbürlerinden üstün ilan etme ve bu var olduğuna inandığınız statükoyu sürdürme eğilimindesiniz?

Birkaç yıldır kafamda tartıp biçtiğim “Doğu kafasıyla batılılaşma” yazımı bir an önce yazmalıyım. Çünkü bunun nedenlerine dair gözlemlerim var.

***

İstanbul’da o partiden bu partiye koşan, makyaj malzemeleri ve kılık-kıyafet dışında hiçbir konuyla ilgilenmeyen bir tanıdığım, bienale nasıl gidebileceğini sordu. Anlattım. Gitsin renkleri tuvallerde, kumaşların, objelerin, kâğıtların üzerinde görsün, fena mı? ‘Party girl’ sanata ilgi duysun, fena mı? Cahil futbolcu iki sergi gezsin, fena mı? Kıro işadamı, paraya kıyıp anlamını çözemediği, tekniğini bilmediği bir tablo alsın, fena mı?

Yıllar yıllar önce Paris’te bir iş gezisindeyken, yanımdaki kadın Louvre Müzesi’ne girip sadece ama sadece Leonardo da Vinci’nin ‘Mona Lisa’sını görmek istedi. Bana da tuhaf gelmişti. Biz müzeye girdik ve koşarak Mona Lisa’nın bulunduğu galeriye gittik. Japon ve Çinli turistleri yararak, kendimize açtığımız alanda beş dakika esere baktık, kadın fotoğraf çekti ve yine koşarak müzeyi terk ettik. Çünkü ‘Paris alışveriş hacısı’ olmaya niyet etmişti. Koşarken, müzede bulunan Mısır ve İslâm eserlerinden bahsettim. Dünyanın en büyük müzesi olduğunu, orada bulunan 350 bin eseri tek tek incelemeye kalksanız bunun 73 gün süreceğini anlattım. O kadın ne yaptı biliyor musunuz? Bir sonraki ziyaretinde Louvre’a 5 saat ayırdı.

Daha fazla insan, kültür ve sanatla ilgilenirse sizin o seçkin konumuzun tehlikeye düşmez, merak etmeyin. Bu yüzden insanları öyle ya da böyle aşağılamaktan vazgeçin.

Diğer Yazıları