28 Mart 2020
10 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 2 dk
Akşam'a kalan süre
İmsak 05:20 Güneş 06:47 Öğle 13:14 İkindi 16:45 Akşam 19:31 Yatsı 20:52

Sadece çakallar kazançlı çıkar

Televizyonda bir dizi var: “Doğduğun Ev Kaderindir.”

İyi reyting alıyor.

Yazarı “İstanbullu Gelin”in de yazarı.

Kendisi psikiyatrmış.

İçine doğduğumuz koşulların tüm yaşamımızı belirlediğine vurgu yapıyor.

O koşullarla baş edebilmenin yolu da yüzleşmeden geçiyor.

Bu kısmı aklınızda tutun.

Ortada bir terör örgütü /düşman varsa.

“Bu örgütün siyasi ayağı sizdiniz, bizdik” tartışmasına girilmişse.

Bir ülke, bir düşman karşısında “sizinkiler kirli, bizimkiler temiz” ayrışması yaşarsa.

Medyada birbirine çemkiren konuklar kapışılıyor, sağduyunun sesine yer verilmiyorsa.

Akl-ı selim kaybolmuşsa.

O ülkede kazanan sadece “düşman”, kaybeden ise taraflar değil ülkenin kendisi olur.

Siyaset kirli bir mekanizmadır, her siyasetçi bunu bilir.

Bugün de öyledir, tarihsel olarak geriye, ideolojik olarak yanlara doğru da öyledir.

Medya da bu kiri köpürtür.

“Medyatik” tartışmalara bakarak iyileşme olmaz.

(“Medya” ve “demokrasi” ilişkisi ciddi akademik kesimde tartışılıyor, iki kitap okumamış insanlar ise bu konuya itiraz ediyor.

Cehaletin önünde sağdan sola tüm kapılar açık.)

Şimdi.

“Siyasi ayak sensin” kör dövüşüne bakın.

Siyasetimiz kendi başına bir kişi/insan olsaydı, yapması gereken bir terapi koltuğuna uzanmaktı.

Topyekûn yüzleşme şart.

Aksi halde, “düşman” orada dururken, burada birbirimizle kapışarak ortamı daha da bulanıklaştırırsak…

O bulanıklıktan sadece çakallar kazançlı çıkar.

İSTİFA GELİŞMİŞLİK GÖSTERGESİDİR

Gelişmişliği rakamlarla ilişkilendirenlerden değilim.

Gelişmişlik gündelik hayatın kalitesinde görünür.

Mesela, binlerce lira para kazanan yöneticiler pek çok insanı ilgilendiren başarısızlıkları sonrasında istifa etseler, Türkiye şahane bir yer olurdu.

Bizim din, tarih, kültür felsefemiz “bırakmayı bilme”yi vurgular.

Pegasus’un üç uçağı pistten çıktıktan sonra lastiği yandı Düseldorf’da.

Havalimanlarında istenmeyen uçak ilan edilecekler ama bir tek istifa haberi duymadık.

Siyasette, ticarette istifa mekanizması hayata geçse ülkem mis olacak missss.

AKLIMDAKİ ABUK SORULAR

Bir, Turizm bakanı üç gazeteciyle yemek yemiş. Demek ki, Bakan beyin kafasında gazeteci kategorileri var.

İlk kategoride de Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı ve İsmail Küçükkaya.

Üçü de yeni nesil medyama dahil değil.

Bir özgül ağırlıkları var.

Bakan bey onlara “Çeşme’ye 20 golf sahası yaptıracağını” söylemiş.

Benim bildiğim Çeşme, ülkemin en çok rüzgâr alan beldesi.

En önemli rüzgâr sörfü alanı.

Nasıl olacak da golf gibi hassas bir spor orada oynanacak?

Üç gazeteciden biri bunu sordu mu acaba?

İki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçaktaki gazetecilerle fotoğrafına baktım.

18 kişinin beşi tanıdık: Cumhurbaşkanı, Bakan, Fahrettin Altun, haber spikeri ve tv yöneticisi.

Kalan 13 kişi kim?

Cumhurbaşkanlığı uçağına alınma kriterleri arasında “özgül ağırlık”, “çarpan etki” yok mu?

BANA BUNLARLA GELİN

Bir, Yargıtay “eşlerin sosyal ortamlarda birbirlerini yalnız bırakmasını” boşanma sebebi saymış.

Aksoy Holding patronu Erdal Bey ise Hürriyet söyleşisinde “Birçok eksiğimi kapatan eşime teşekkür ediyorum” diyor.

Açık arayan hallerinizle değil, bana böyle eksik kapatan hallerinizle gelin.

İki, İlber Ortaylı hocam, “50 tane hukuk fakültesi açacak hukuk bilgimiz yoktur” deyince, “Hocam” dedim, “bırakın gündelik medya geyiklerini, bana işte böyle şahane fikirlerle gelin.”

SERENAY NASIL KURTULUR?

Cem Yılmaz, Defne Samyeli’den Serenay Sarıkaya’ya geçiş yapınca magazinel kıyamet koptu.

Serenay genç, Defne genç değil.

Serenay çocuksuz, Defne çocuklu.

Serenay donuk, Defne canlı.

Serenay “cool”, Defne sıcak.

Serenay mat, Defne parlak.

Ama ikisi de şarkı söylüyor. Yani eğlenceliler.

Kıssadan hisse bir, insan bir ilişkiden diğerine giderken daha güzele gitmez, daha farklıya gider.

Kıssadan hisse iki, her durumda eğlenceli olmak vazgeçilmez.

Kıssadan hisse üç, olan Serenay’a olacak. Güzelliği büyük ölçüde cool’luğuyla şekillenen kızımızdan “magazin gülü” çıkınca bütün sihri de gidecek.

Aha buraya yazıyorum.

YALNIZ DEĞİLMİŞİM

Geçmeyen boyun ağrım için aldığım yastığı Instagram’da paylaştım. Marka vermedim.

O kadar çok insan ”Memnun kalırsanız haber verin” dedi ki, şaştım.

Meğer ülkemde herkes boyun ağrısı çekiyormuş.

Meğer elyaf, pamuk, visco, ortopedik olan olmayan yastıklar çözüm olmuyormuş.

Girişimcilere buradan çok ekmek çıkar.

Okurlarımın sıraladığı önerilere gelirsek:

“Yün yastık kullanın.” (Nesrin)

“Pilates yapın.” (Derya)

“Atlar için kullanılan ... kremi var boyun için iyi oluyor.” (Özlem)

“Diyafram nefesi alın.” (Seda)

“Bilinçaltı terapisine git.” (Can arkadaşım Gonca)

Sonuç: Ağrı devam ediyor, son yastık da işe yaramadı.

KAYBOLMAYIN

Dedikoduda kaybolmayın.

Yalnızlıkta kaybolmayın.

Çektiğiniz acıda kaybolmayın.

Yürüyün.

Sakin. Kararlı.

Yürüyüşünüz uzadıkça yol kenarlarında kötülerin ve kötülüklerin bir bir devrildiğini görürsünüz.

İnsan sadece kaybolduğunu düşünürse kaybolur.

SPOR MEDYASI EZBERİNİ BOZMALI

Yaza yaza yoruldum.

Spor medyamız ezber etmiş bozmuyor.

Ezberin konforuna yaslanmış, koşullar değişti idrak etmiyor.

Ankaragücü’nün Fenerbahçe’yi 2-1 yenmesinin ardından yüksek tirajlı gazetelere baktım. Futbol programlarını izledim.

Hepsi maçı Fenerbahçe üzerinden analiz ediyor.

Halbuki Fenerbahçe’nin yenilmesinden daha önemlisi, Ankaragücü’nün yenmeyi başarması.

Büyük takımlar üzerinden analiz yapma, manşet atma devri bitti, haber ve yorum kazanan takımlar üzerinden yapılmalı.

ERSUN YANAL BENİ HİÇ ŞAŞIRTMIYOR

Oldum olası kendi stresini yönetemeyen Ersun Yanal, son yenilgisinden sonra “Fenerbahçe’yi stresi yönetememe konusunda en etkisiz takım olarak görüyorum. Sorumlusu benim” dedi.

Demese, takımı başkası yönetiyor sanırsın.

Ersun’u iyi tanırım. Teknik adamlığı dünya çapındadır.

Ve fakat.

Kendi stresini, duygularını, iletişimini yönetmekte sapır sapır dökülen biridir.

Yerinde olsam aldığı trilyonlarca liranın minnacık bir kısmını bu sorunları iyileştirmeye ayırırım.

Yoksa yazık olacak.

AKLIMDA KALAN

23 Nisan’ın 100. Yılı: Zaman ne çabuk geçiyor. 23 Nisan için geri saymaya başlayalı 200 günü geçmiş. İşte kaldı 67 gün. İçimizdeki çocuklarla gerçek çocuklar el ele, sokaklarda festivaller yaşasın istiyorum. Aslında çok şey değil istediğim. Sanki ruhumuzun üzerinde ölü toprağı serpilmiş gibi. Kıpırtı yok. @23nisanin100u #23nisanin100ü

 

Yorumlar
Diğer Yazıları