29 Kasım 2020
9 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 7 dk
Güneş'e kalan süre
İmsak 06:30 Güneş 08:01 Öğle 12:57 İkindi 15:22 Akşam 17:44 Yatsı 19:09
Gündem

Tehlikenin farkında mıyız?

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Büyük kıyametimizi yaşayacağız!

İzmir'de büyük kayıplara neden olan 6,6 büyüklüğündeki korkutucu deprem sonrası afetlere karşı hazırlıklı olup olmadığımız tartışılmaya başlandı. Deprem öncesi hazırlık, afet yönetimi, deprem çantası ve beklenen İstanbul depremi bir kez daha gündeme geldi. İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, afet öncesi hazırlık ve risk azaltma çalışmalarını SuperHaber muhabiri Gizem Er’e anlattı.

Gizem Er
Gizem Er

Cuma günü İzmir'in Seferihisar ilçesinde 6,6 büyüklüğünde yaşanan deprem, 16.54 km derinliğinde meydana geldi. Şu ana kadar 994 kişinin kurtarıldığı ve 91 kişinin hayatını kaybettiği depremle ilgili arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. 

PROF. KADIOĞLU: AFET YÖNETİMİ, AFETTE DEĞİL ÖNCESİNDE BAŞLAR

İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, depremle ilgili kritik uyarılarda bulunurken, "Fay hatlarıya örülü bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Binalarımız olması gerektiği kadar sağlam değil. İzmir'de zamana karşı bir yarış var. Bu yarışta can kaybının artmasını engellemeye çalışıyoruz. Afet yönetimi insanları enkaz altında kurtarmak değildir. 'Nasıl yaparız da insanlar enkaz altında kalmaz’ çalışmalarıdır. Biz bu arama kurtarma çalışmalarını, mucizeye kalan çalışmaları minimuma indirmemiz lazım. Bu yaşananlar afete hazır olmadığımızı gösteriyor. Bazı mucizelere seviniyoruz ama bu değil afet yönetimi. Afet yönetimi, işimizin mucizelere kalmamasıdır. Afet olmadan önce tedbir almak gerekiyor. İstanbul’da İzmir’de bir deprem gerçeği var. Depremin her gün olduğu bir ülkede ‘Ne zaman olacak?’ diye sormamamız lazım. Afet öncesi mutlaka binalar sağlam olacak. Afet yönetimi afette başlamaz, afet olmadan önce risk ve tehlike analizleriyle başlar. Tespit edilen riskleri azaltmaktır esas olan." ifadelerini kullandı.

İSTANBUL DEPREME HAZIRLIKLI MI?

Yaşanan depremin İstanbul'da meydana gelmesi durumunda olabileceklere yönelik tespitlerini söylerken, "İstanbul’un depreme hazır olması bir iki kurumun hazır olmasıyla olmaz. Toplum tabanlı afet yönetimidir yönelik esas olan. İstanbulluların hepsi afete hazır olursa İstanbul da depreme hazır olacaktır. Bir iki kurum parçalı olduğu zaman, kağıt üzerinde hazır görülebilir ama 15 milyona anında yardım etmek, herkesin ihtiyacını karşılamak, herkesin kanamasını durdurmak mümkün değil. Bu kadar büyük bir yıkım olduğu zaman bir yerden bir yere yardım taşımak hayal olacaktır. Büyük bir kaos yaşayacağız. Biz eğer böyle gidersek, bu riski yönetilebilir seviyeye indirgemezsek büyük kıyametimizi yaşayacağız. Bu Türkiye’nin ulusal güvenlik problemi. Çok büyük ekonomik problem olucak. Gayri milli hasılamızın 1/3'ünün yok olma tehlikesi var. O yüzden Cumhurbaşkanımızın İstanbul’a gelip bütün devleti toplayıp yerel yöneticileri, halkı, STK'yı, sanayi odasını, ticaret odasını her kim varsa risk azaltma seferberliğini yapmasını bekliyorum. Bu yerle bir olması beklenen yıkılacak olan binaların depremde yıkılıp, yerle bir olmaması için belki basit bir şekilde dışarıdan çerçeve içine alınıp güçlendirilmesi, bunların ayakta kalmasını sağlayacak basit mühendislik tedbirlerini bir an önce uygulamaya koymak zorundayız. Eğer yıkılırsa İstanbul, bunun ekonomik faturası deprem öncesi masraflarımızın en az 100 katı olacak, canlarımızı da geri getiremeyeceğiz. Büyük bir yıkım yaşama tehlikesi var. Mevcutta yıkılmasını beklediğimiz 49 bina var. Onların üzerinde durmamız lazım Türk’ün Türk’e propagandası yerine gerçeklerle yüzleşmemiz ve çalışmalar yapmaya başlamak gerekiyor. Şu anda İstanbul’da böyle bir deprem yaşanırsa yaklaşık 50 bin binanın yıkılmasını bekliyoruz, kayıtlara göre. 50 bin tane binanın da hangi binaların olduğunu biliyoruz. Afet yönetimi, bu binalar yıkılmadan yıkmaktır. İnsanları enkaz altında kalmaması için uğraşmaktır. Aslında kentsel dönüşüm vb. unsurlarla da afet öncesinde de çözümler geliştirilildi ama bir ulusal seferberliğe dönüşmedi bunlar. İstanbul’da büyük kıyameti bekliyoruz. İzmir’deki 20 tane bina gibi değil İstanbul’daki gerçek. 50 bine yakın bina. Bakın tek vardiya çalışsalar arama kurtarma ekipleri her binada 20 kişi, 1 milyon arama kurtarmaya ihtiyaç var. 3 vardiya çalışsalar ki onlar 3 vardiya çalışmak zorundalar. 3 milyon, böyle bir şey yok olamaz. İstanbul’da beklenen afet yönetilemez ve tolere edilemez. Bizim yapmamız gereken şey, afet yönetimi bakımından yönetilemez, tolere edilemez riski bir an önce yönetilebilir ve tolere edilebilir hale getirmek lazım. Şu anda İstanbul’daki bu deprem riskine hazırlanmak mümkün değil. Türkiye’nin birçok yerinde de benzer yerler var, sismik boşluklar ve deprem olması gereken yerler. Ancak zemin ve üstündeki bina stoğu bakımından afete hazır olmayan birçok yer var. Vatandaş olarakta zihinsel olarak afete hazır değiliz." sözleriyle konuştu.

AFET ÖNCESİ HAZIRLIK VE RİSK AZALTMA ÇALIŞMALARI NELERDİR?

Vatandaşları depreme bilinçli hale getirmenin önemine değinen Prof. Kadıoğlu, afet öncesi hazırlık ve risk azaltma çalışmalarıyla ilgili "Öncelikle binalar sağlam olacak, herkesin binalarının sağlam olması için uğraşması lazım. Eşyaları sabitlememiz lazım, insanları öldürebiliyor. Aile afet planı ve sigorta yapmamız lazım. Afet olduğunda nasıl davranmamız gerektiğini bilmemiz lazım. Bu bir eğitim işi. Mutlaka tatbikatlarla deprem anındaki davranışları reflekse dönüştürmemiz gerekiyor. Deprem sonrasında çıkacak yargınları söndürebilecek beceriye sabit olmamız gerekiyor. İnsanlar kısa süre sonra komşularını kurtarmaya çalışıyor, bu arada örgütlenmek gerekiyor nasıl kurtarabiliriz, neyi yanlış yapmayalım, kendimizi nasıl tehlikeye atmayalım gibi eğitimden geçmek gerekiyor. Bu eğitim bir beceri eğitimi olması gerekiyor. Herkes evinden itibaren afete hazırlanması gerekiyor. Büyük bir depremde, İzmir’deki gibi 5-10 bina değil10 bin 50 bin binada herkese uluşabilmek mümkün olmayacak. Ancak ölümler ilk dakikalarda gerçekleşiyor. O yüzden ilk dakikalardaki ilk yardım ve yangın söndürme çok önemli. Bunun için bir uluslararası seferberlik gerekiyor." dedi.

"ÇÜRÜK BİNADA SAĞLAM KALMAK İÇİN BİR GÜVENLİK KURALI YOK"

Deprem anında alınacak önlemlerden bahsederken, "Üçgen beşgen muhabbeti palavra. En başta bina yıkılmayacak. Yıkılacak binada 'üçgen beşgenle ayakta kalırım' demek büyük bir yanlış. İzmir’deki binalara bakarsanız herhangi bir boşluk kalmadı. Tozla buz olmuş, binalar iskambil kağıtları gibi yan yana yatmış. Katlar, daireler birbirine girmiş. Üçgen beşgen yapsanız bile depremde bina yıkıldığınız zaman üçgen şeklinde kalmanız mümkün değil. Sarsıntı sizi nereye savurursa orada bir yerde kalacaksınız. Öyle kibar bir bina yıkılması, boşluklar her zaman olmaz. Ona güvenmemek gerekiyor. Bu işin olmazsa olmazı bina sağlam olacak. Kesinlikle sağlam binada bulunmamız lazım. Sağlam binada deprem olurken nasıl davranmak gerektiğine dair kurallar var, ancak çürük binalar için bir güvenlik kuralı yok. ‘Çürük binada şöyle yap, hayatta kalırsın’ diye bir şey yok. Sağlam binalarda da bize eşyalar, camlar zarar verir. Tonlarca bina çöktüğü zaman üçgen, televizyon, bulaşık makinası, buz dolabı gibi şeylere umut bağlanmaz. Sadece hasar görebilir, çatlar patlar, sıvılar dökülür, eşyalar devrilir binalar için kural var onun adı da 'çök, kapan, tutun' yöntemi. Depremde nerede yakalanırsanız yakalanın 'çök, kapan, tutun' yöntemiyle hedef küçültmemiz gerekiyor. Havada uçuşan cisimler, devrilen eşyalar, üstümüze gelen ya da başımızdan aşağı düşen eşyalardan korunmanın en iyi yolu bir masa, sıra altında varsa ya da duvar altı varsa camlardan uzak durularak 'çök, kapan, tutun' yapılabilir. Bina yıkılmayacak, yıkılacak bina için bir kural yok." ifadeleriyle dikkat çekti.

DEPREM ÇANTASINDA NE BULUNDURMALIYIZ?

Deprem çantasıyla ilgili önemli noktalara dikkat çeken Kadıoğlu, "Deprem çantası yanlış bir bilgi. Deprem sonrasında herkes çantayla beraber kaçmaya mı çalışıyor?  Ancak afetlerle ilgili temel malzemeleri evde biriktirebilirsiniz. Japonlar dört şekilde ele alıyorlar. Bir tanesi gündelik çantalar. Ben sırt çantamda en az 3 günlük ilacımı, küçük el feneri ve düdük bulunduruyorum. Bunlar her çantalarda olması gerekenler. Çantalar deprem olduğu zaman, bina büyük hasar gördüyse afet barınma alanlarına gideceğiniz zaman oraya götüreceğiniz şeyler için lazım. Eğer binalarınız yıkılmayacaksa ki yıkılmaması lazım, evinizin her hangi bir köşesinde depremden sonra kullanmak üzere ilk yardım malzemeleri, uzun süreli bozulmayan gıda malzemeleri, su gibi şeyleri bulundurabilirsiniz. Bunları bir çantaya koymak, depremde bunları sırtlanmak gerekmiyor." sözleriyle belirtti.

"EV KİRALARKEN YA DA ALIRKEN DEPREME DAYANIKLILIK RAPORU İSTEYİN"

İzmir depreminin ardından yıkılan binalarda kolonların kesildiğine dair ortaya çıkan iddialarla ilgili ise, "Bizim vatandaşımız ev alacağı zaman sadece manzarasına ve seramiğine bakıyor. Bir inşaat mühendisine ya da mimara binayı göstermiyor. Bina alınırken mutlaka bir uzmana, inşaat mühendisine ya da mimara binada imara aykırı bir değişiklik yapılmış mı kolon kesilmiş mi, kat atılmış mı diye gösterilmesi gerekiyor. Yabancı firmalar Türkiye'de bina alacağı zaman ya da kiralacağı zaman deprem raporu istiyorlar. Devlete de sesleniyorum buradan, bina satış ve kiralama işlerinde mutlaka devlet binayı satacak ya da kiralayacak kişiden depreme dayanıklılık raporu istemesi lazım. Depreme dayanıklı olmayan binaların kirasını ve satışını yasaklamak gerekiyor. Resmen bu bir bomba, insanı öldürecek şeylerin böyle serbestçe satılıp kiralanması yanlış. Özellikle deprem sonrası hasar görmüş binaların satılıp alınmasını da yasaklamak bu binaların da sağlamlaştığının, depreme dayanıklı hale getirildiğinin ispatlanması gerekiyor." ifadeleriyle değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'nun açıklamalarının tamamı SuperHaber YouTube kanalında yayında...

YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN!

Sitene Ekle

Yorumlar