14 Kasım 2019
16 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
5 sa 8 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 06:15 Güneş 07:43 Öğle 12:53 İkindi 15:30 Akşam 17:54 Yatsı 19:17
Röportaj

Patrikhanenin o kapısı 200 yıldır neden kapalı?

SuperHaber röportaj editörü Hülya Okur mutasavvıf, müzisyen ve avukat Ömer Tuğrul İnançer'le hem gündemi hem de manevi dünyamıza ilişkin tartışmaları konuştu. Yeni Zelanda'da 50 Müslüman'ın katledilmesini "İmtihan" olarak değerlendiren İnançer, Ayasofya'yı almak isteyenlere de "Bedelini ödeyin alın" diyor. Ruhban Okulu ile ilgili tartışmalara ise Patrikhane'nin kapalı kapısını hatırlatarak yanıt veriyor: "200 yıldır neden kapalı?"

Avukat, mutasavvıf, müzisyen Ömer Tuğrul İnançer SuperHaber'e İslam ve beşer ile İslam ve politika arasındaki ilişkileri gündeme ayna tutarak değerlendirdi.

Günümüz İslam anlayışını "tapınma dini" olarak niteleyen İnançer, dinin temelinin namaz olmadığını savundu. "Ahlakı donumuza tıkıştırdık" diyen İnançer'e göre aklı karışanlar nefsine mağlup olanlar. 

Güncel bir tartışma olan Taksim'de ezanın ıslıklanması konusunda birçok kişiden ayrılıyor İnançer. Ezanı ıslıklıyana değil, ıslıklatana bakılması gerektiğini belirten Tuğrul İnançer, "Ezanı böğüren adamlar okuyor. Ezana ıslık çalanlar taş attılar. Ezanı okuyan taş attırdı, o bizden değil. Sen bülbül gibi ezan oku, bak o zaman ıslıklar kime gidiyor." dedi. 

Tuğrul İnançer, Ayasofya'nın ibadete açılması tartışmalarına ise "11 sabah Ayasofya’ya namaza gittim, pazar sabahları 2, cuma sabahları 1,5 saf, diğer namazlar yarım saf cemaat oldu!" sözleri ile farklı bir boyut getirdi.

Fener Rum Patrikhanesi'nin 200 yıldır hiç açılmayan kapısını hatırlatarak "Türk devlet reisi asılana kadar bu kapı kapalı duracak!" diyen İnançer, Hazreti Muhammed ile ilgili "Arap" olduğu bilgisinin yanlış olduğunu söyledi. İnançer, İslam Peygamberinin "Mu'arrab" olduğunu ifade etti.

Sonradan müslüman olan ve Yusuf İslam adını alan İngiliz şarkıcının son zamanlarda fetva vermeye başladığına işaret ederek "Yusuf İslam, Müslüman oldu, fetva vermeye başladı! Hangi ilimle?" diye sordu. 

İşte Hülya Okur-Tuğrul İnançer röportajının detayları...

“İSLAM, TAPINMA DİNİNE İNDİRGENDİ”

“Ben 73 yaşıma geldim ve aklıma gelen ne sual varsa hepsinin cevabını O'nda buldum. Efendimizle arayı iyi edersen cevaplar da kolaylaşır. Çünkü Efendimiz, "Beni Rabbim terbiye etti" diyor. Buradaki terbiye aynı zamanda ilimdir” diyorsunuz.  Cevabını bulamadığınız bir soru kaldı mı?

Elbette. Ceremenin çok önemli bir gerek olduğunu Hz. Aişe Validemizden öğrenmişiz. Hz. Ayşe’ye Efendimizi anlatır mısınız diyenlerin hepsine verdiği cevap aynıydı: Siz Kuran okumuyor musunuz, işte onun aynısıydı! Allah insana kitaptan değil insandan tecelli eder. Biz Kuran’ı okuyarak anlayamayız çünkü o kitabın muhatabı biz değiliz. Ayrıca Kuran’ı kimden öğrendik, Efendimiz buyurdu ki; bunlar ayettir. Kütüb-i Sitte olarak 6 büyük derleme oldu, hadisler bu derlemelerden ibaret de değildir. Hadislerde sınıflandırmalar yapılmıştır ama ayetlerde en ufak bir şüphe kimsede yok. Fakat Kuran’ı okuyarak anlamak, onu bize tebliğ edeni devre dışı bırakmak o kitabı anlamamak demektir. Orada: “Benim Habibimin hayatında alınacak örnekler vardır” diyor. Kendisi ne buyuruyor: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” Ne yazık ki günümüzde İslam, “İbadet ritüellerini yerine getirmekten ibaret bir tapınma dini” haline indirgenmiş vaziyette. İslam tapınma dini değildir, yaşama tarzıdır. Onun içinde ibadet de vardır. Allah ve resulünün sohbetini, helal çalışmayı, zevcemize, hayvanlara insan gibi davranmayı ibadet saymazsak bugünkü toplum olur. Noksan, şahsi ibadetini yerine getirmekle kendisini evliya zanneden bir sürü gafil. Bunu telafi etmenin yolu Efendimizin hayatını öğrenmek. Bir de taklit tefekkürü yok eder ama kimi taklit ettiğin de önemlidir. İnsan akıl sahibi bir varlıktır, aklını vahiyle aynı kefeye koymayacak, haddini bilecek. Ancak akılla doğruyu ölçebilecek asgari bilgiye sahip olması gerekir, o asgari bilgi onu doğru seçim yapmaya götürür. Ne yazık ki Efendimizin yaptığı bir fiilin aynısını yapmayı sünnet zannediyoruz. Hakiki sünnet bu değildir. Bir fiili hangi hikmetler altında, ne zaman, kime söyledi bilinmeden hadis kitaplarından da öğrenemeyiz. Mesela iftarda hurma yemek sünnettir diye bir lakırdı dolaşıyor, Efendimiz iftar sofrasında muz, armut, kivi var da hurmayı tercih ediyor değil, hurmadan başka bir şey yok. Buradaki incelik kendi memleketiyle orucu açmaktır. Ananas, mango bizim memleketin meyvesi değildir.  

“HURMAYA MANEVİ ANLAM YÜKLEMEYİN”

Hurmanın tabi faydaları da var ama siz manevi değerler yüklemeyin diyorsunuz.

Olmaz, yüklemeyin. Evvela tabi olmaya bakın, çünkü İslam fıtri bir dindir. Amasya elması yeme, İstanbul’da yetişen elmayı ye.

“PEYGAMBERİMİZİN YAPTIĞININ AYNISINI YAPMADAN DÜZELİRİZ”

“BEYAZ GİYMEK SÜNNET DEĞİLDİR, BULUNDUĞUN İKLİME GÖRE GİYİNMEK SÜNNETTİR”

“TÜRKİYE’DE ERKEKLER ERKEK OLAYDI, HANIMLAR ZATEN ÖRTÜNÜRDÜ”

Peki Peygamber Efendimizin hayatını bugüne uyarlamak, onun yaptığının aynısı yapmadan yapmak çok zor değil mi?

Aynısını yapmadan yaptığımız zaman düzeliriz. O zaman İslamı, 1400 sene evvelki kafayla değil, 2019’un Mart ayının kafasıyla tatbik ederiz. 2-3 sene evvel Mevlana’yı anma merasimlerinde bir yabancı gruba neden bembeyaz giyindiklerini sorduk, “sünnet” dediler. Beyaz giymek sünnet değildir Hülya hanım. Bulunduğun iklime uygun giyinmek sünnettir. Efendimiz beyaz giyinmeyi dini vecibe olarak uygun görseydi, mesela Huneyn Gazvesi’nde Taif’e giderken kalın kahverengi yünlü bir entari, onun üzerine siyah çizgili bir aba giymezdi. Yani Aralık ayında -3 derecede Konya’da beyaz giymek sünnet değildir. Kuranı Kerim’de kadınlar için “Ayağınızdaki halhalları dikkat çekerek yürümeyin” diye bir ayet var, Aralık ayında beyaz giyerek dikkat çekiyor, ayete muhalefet ediyorsun. Yusuf İslam, Müslüman oldu, Allah hidayetini daim etsin. Fetva vermeye başladı, ney ve bendirden başka musiki olmaz, dedi.  Sen hangi ilminle bir musiki aletin helal olmadığına karar verdin. Aletlerin dini olmaz ki Hülya hanım. Din yüksek bir kurumdur ve sahibi Allah’tır. Yüksek kurum sadece Hz. İnsana aittir. Sazın Müslümanı, gavuru olmaz. Adam evine günah diye televizyon sokmuyor, kötü filmler oynuyor diyor, frekans diye bir şey var, senin gönlünün frekansı bozuk. 24 saat Mekke’den yayın yapan kanal var, onu aç. Veya sokakta kadınlar açık geziyor, Allah sana göz vermiş, kapak vermiş, kapatsana gözünü. Sen kendi üstüne düşeni yaparsan başkaları da yapar. Bağdat çarşısında bir hanım var, örtünmüyor, bir gün sadece erkeklerin olduğu bir kahvehaneye girip “Çabuk bana bir örtü verin” diyor, “ne yapacaksın, biz sana örtü veriyoruz sen parçalıyorsun” demişler. “Erkek geliyor” demiş. "Biz neyiz?” demişler. Çıkmışlar bakmışlar yokuştan aşağı Hz. Abdülkadir Geylani geliyor. Türkiye’de başörtüsü meselesi yıllardır konuşuluyor. Türkiye’deki erkekler erkek olaydı hanımlar zaten örtünürdü.

“PEYGAMBERLER SERİ BAĞLAMA AMPÜLLER GİBİDİR”

İbnü’l-vakt’i, her an yeniden doğandır, akıp giden vakte karşı dâima yeni ve yenileyen sözler söyleyen olarak tanımlıyorsunuz. İslam’ın ibnü’l vaktinde miyiz?

Bunu çok çarpık anlıyoruz. Bektaşi fıkrası gibi. Niye namaz kılmıyorsun demişler, ayet var demişler, başlamış ayete, devamı getirememiş, hafız değilim o kadarını bilmem, demiş. Hz. Mevlana’nın “Çok söz söylendi cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” sözünü yepyeni şeyler söyledi gibi anlıyorlar. Halbuki Mevlana’nın her söylediği ya ayettir, ya hadistir. Yeni bir şey söylemiyor ki. Yeniyi farzda söylüyor. Fizikte elektronik bağlama (paralel bağlama- seri bağlama) vardır, 200 sene önce böyle bir izahı yapmak mümkün değildi, Peygamberler birbirlerinden fazilet bakımından farklıdır ama görev bakımından hepsi Allah’ın birliğini tevdi etmiştir. Peygamberler seri bağlama ampüller gibidir. Bir tanesini gevşetirseniz, hepsi birden söner. Mesela Peygamber Efendimiz “Asabilendiğiniz zaman abdest alın” buyuruyorlar. Çünkü asabilenince sinir bozulur, statik elektrik artar, vücudun dışında toplanır, abdest ile su akıyor, statik elektrik boşalır ve rahatlarsınız, teyemmümle toprakla da aynısı olur, hikmetini anladınız mı? Ancak izah edemediğiniz şeyleri inkar etme yoluna gidersek, “Resulullah bazı şeyleri doğru söylemiş, bazılarını yanlış söylemiş” dediysen zaten Müslüman değilsin. Evvela Efendimize inanmayı öğreneceğiz. Onun hayatını tetkik edeceğiz, günümüzün meselelerine adapte edeceğiz, değiştirmeyeceğiz.

“ÇOCUK SEVİYESİNDE OLANA BÜYÜK İLİMLER VERİLMEZ”

Aslında bir anlamda bir yorumlamak gibi.. Siz Allah’ın sırlarının Kuran’da bulunduğunu, Kuran’ın sırlarının da mesnevide olduğunu yorumlamadınız mı hocam? Yorumlayabilme kabiliyeti herkeste olabilir mi, olamayan ne yapsın?

Önüne gelen de yorumlayamaz. Allah’ın sırrı falan yoktur. Kitab-ı Mübin, dini mübin. Mübin, açık aşikar, sır diye bir şey yok. Öyle bir şey yok. Niye sadece mesnevide olsun. Sır şu, bebektiniz anne sütü ile beslendiniz, sonra meyve suyu, püre, 3 yaşına geldiniz pirzola yediniz, çiğneyebilecek, hazmedilebilecek hale gelince katı yiyecekler verildi. Peki ruhi beden, gönül bedeni büyümüyor mu? Çocuk seviyesinde olana büyük ilimler verilmez. Sır denilen şey, kendi bilmediğimizi, büyüklerin bildiğini zannettiğimiz şey, sen de büyü, sonsuz inkişafa açık, Allah’ın halifesi, onun esmasını taşıyan, onun ruhundan ruh üfürdüğü yegane mahluksun.

“ALLAH’I VE RESULÜNÜ AYRI GÖRME”

“EFENDİMİZİ KİMSE TANRILAŞTIRAMADI”

“HZ. ALİ’YE TANRI DİYEN BİR SÜRÜ SALAK VAR”

Hayatın açmazların gönülle açabilmemiz için de bizim çeşitli araçlara ihtiyacımız var mı? Sizin belki de bunun için geçtiğiniz bir yol, tasavvuf. Herkes için geçerli bir yol mu, yoksa herkese ayrı bir araç mı gerekli?

Hayır herkes için geçerli değil. Allah’ın gökten yağdırdığı bir yağmur tanesi bile öteki tanesine benzemez. Parmak izlerimiz ayrı, bu kudreti anlamaya yeter. Karakterlerimizi aynı yaratmadı, meşrebimiz, kapasitemiz başka, kendimize uygununu bulacağız. Efendimizde hepsi var. Bir hadis var, ‘Benim ashabım yıldızlar gibidir, bir tanesine bile uysanız, doğru yolu bulursunuz’ Efendimiz ay gibidir, karanlıkları aydınlatır, ayın kendi ışığı var mı, ayın aydınlığı güneştendir. Güneşi ve ayı, Allah ve Resulünü ayrı görme ama bu Resulullahın tanrılaştırılması demek değildir. Bir takım beyinsizler, Resullah’ı çok övmeyin, Hz. İsa veya bazı salakların yaptığı Hz. Ali gibi… Öyle bir şey yok. Bunu söyleyen beyinsizler Kuran’ı Kerime ve Allah’a itimat etmiyorlar. Çünkü Kuranı Kerim'de Muhammeden Resulullah diye bir hüküm var. Ve bir başka hüküm: Kuran’ı Kerim’i ben indirdim, kıyamete kadar da ben koruyacağım. Muhammed Resulullah hükmü Allah tarafından korunmaya alınmıştır. Ona hiç kimse "tanrı" diyemez. Cenabı Allah’ın Hz. İsa ve Hz. Ali efendimiz için böyle bir vaadi yok. Hz. Ali’ye tanrı diyen bir sürü salak var. Hz. İsa’ya da var. Ama Resulullah Efendimizin yok. Birçok sapık mezhep veya grup var. Bir tanesi Efendimiz Hazretlerini tanrılaştırmış mı? Hayır. O zaman niye ayrı görüyorsun. Onu Allah koruyor. Yarinin saçından bir tel alıp cüzdanında saklıyorsun, onun saçının kılı senin için kıymetli de, Resulullahın sakalı kıymetli değil mi? O zaman niye kendisini alim zannedenler sakalı şerif ziyaretine batıl diyorlar. Ha yarinin saçından bir tel alıp saklamadıysa o zaten insan değildir. Onda muhabbet yok.

Bir Muhammed aşığı diye tanımladığınız Mevlana gibi bir muhabbet velîsine, arife illa bedenen değil fikren civarında olarak, dünyadayken cenneti yaşamak duygusuyla mı bağlandınız?

Kuru fasülyeyi sever misiniz, niye, biz sadece adetlerin peşinden mi koşuyoruz, brokoli 20 sene sonra adetimiz değilken seviyoruz, bir tarhana çorbasını bile niye sevdiğimizi izah edemezken bir büyüğü sevmenin dünyada cennette yaşamayı istemek gibi bir cevabı olmaz.

“ÜMMETİ MUHAMMEDİN ALİMİ SAHABEDEN AŞAĞI KALMAZ”

Ama Hz. Mevlana’yı sevmenizin bir nedeni olmalı çünkü o sizin yaşam felsefenizi de üzerine kurduğunuz bir isim. Sahabeleri bu kadar dillendirdiğinize şahit olmadım.

Gayet tabii. Seven sevdiğine benzemeye çalışır. Sahabelerin kitabı yok. Ama Hz. Mevlana, Efendimizden ve sahabeden ayrı bir şey söylemiyor ki, mesela daha birinci ciltte hasta cariye hikayesinde bir misal veriyor, Resulullahın karşısında hizmet için el bağlayan Ömer gibi. Bitti. Ben Mesnevi okuyarak Hz.Ömer’i anıyorum. Ayrıca bir başka zatı sahabeye tercih etmek mümkün değil. Çünkü efendimizin kadir vasalası öylesine yüce ki, yüce kelimesi bile cüce kalır.  Onun cemalini görmüş, sedasını duymuş, civarında bulunmuş bir zat hiç kimse ile mukayese edilemez. Hacı Bayram Veli misal veriyor: Bir velinin başının yükseleceği en yüce nokta bir nebinin ayak ucudur. Çünkü nebiler vahye muhatap ama bunlar kati sınırlar değildir. Efendimiz, ‘Beni işra eden öyle peygamberler vardır ki, kıyamet gününde Rabbül Aleminin benim ümmetime iltifatını gördüklerinde keşke bizi nebi olarak yaratacağına ümmeti Muhammedden lalleddahin bir ferd olarak yaratsaydın, buyuruyor. Bir diğer hadisinde ‘Benim ümmetimin alimleri Beni İsrail’in Peygamberleri (Hz. İsa, Musa dahil) gibidir.’ Ashaba saygı sonsuz ama Ümmeti Muhammed’in uleması ve urefası da onlardan aşağı kalmaz.

“TÜRKİYE’DE MEVLANA, HACI BEKTAŞI VELİ VE YUNUS EMRE’DEN BAŞKA ADAM BİLİNMİYOR”

Kitaplarınızda Hz. Mevlana’nın irtibatı ile Sevgili Peygamberimizin irtibatını da çok öne çıkartıyorsunuz hocam. Bu irtibat kurulmasaydı biz bugün neyi eksik yaşardık?

Hz. Mevlana’nın yüceliği, Efendimize yakınlıktan kaynaklanıyor. Çünkü insandan kasıt, Resul-i Kibriya’dır. Diğer insanlar ona yakın oldukları miktarda insanlaşıyor. Hz. Mevlana’yı yeganeleştirmek fevkalade yanlıştır. Ben yarimi estetik duygularımla almak istiyorum diyorsan git Mevlevi ol, ben yarimi coşkun bağıra bağıra almak istiyorum diyorsan git Rifai ol, ben yarimi tevekkül ederek; sakin, tenha, kendimle başbaşa kalarak almak istiyorum diyorsan git Cenneti ol, ben yarimi onun yüce kudretini seyredebilecek, mucizelerin bol olduğu yerde, yardımın aşikar olduğu bir yerde almak istiyorum diyorsan git Kadiri ol, bu meşrepler ile insanların ihtiyaçlarına göre sistem tayin edilmiş. Bugün Türkiye’de merasimlerinden dolayı Hz. Mevlana, siyasete alet edildiğinden dolayı (olduğundan dolayı değil) Hacı Bektaş-ı Veli, nedense her dediğini anlıyorlarmış gibi, Türkçe şiir yazdığı diye Yunus Emre’den başka adam bilinmiyor. Bizim bırakın şehirlerimizde, kasabalarımızda, köylerimizde dahi yol gösterici büyükler vardır.

“EFENDİMİZDE KAYNAK BULMAYAN LAKIRDI, UZUN ÖMÜRLÜ OLMAZ”

“İMAN ETMEDİKÇE CENNETE GİREMEZSİNİZ”

Siz bu yoldaşların hepsinden yararlandınız, sevelim sevilelim diyen Yunus Emre’nin sözlerinden de ilham aldınız.

O da bir hadis. Efendimizde kaynak bulmayan lakırdı, zaten uzun ömürlü olmaz. Esas Efendimizdir. Efendimizi bilmeden Yunus böyle söyledi diyenlerden evvela Yunus şikayetçi olacak. İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Buyuran Peygamberimizin ikinci cümlesini Yunus Anadolu Türkçesi ile ifade etmiş.

“AKLI KARIŞANLAR, NEFİSLERİNE MAĞLUP OLANLARDIR”

Siz, birbirinizi sevmeden iman etmiş olmazsınız deyince ve her şeyden evvel ahlaki öğretilerin gereklerinin yerine getirilmesine işaret ederek “edep amelden üstündür” sözüne de sık sık dikkat çekince, İslam’ın şartlarından evvel gelen bir şey varmış izlenimi yaratıyorsunuz. Aklı karışan insanlara ne demek istersiniz?

Ben söylemiyorum, Sure-i Hucurât'ta Allah söylüyor. Aklı karışanlar nefislerine mağlup olan insanlardır. Nefsani şeyler çok kolay yayılır ama ruhani şeyler çok kolay yayılmaz, onun içindir ki adam tavlamakta, hak yolunda onu doğruya çekmekte nefsi emmare okşanır.

“İSLAM’IN TEMELİ NAMAZ DEĞİLDİR”

İslam’ın temeli nedir diye sorduğunuzda Kuran’ın verdiği bir cevap var ama ondan da evvel şu yerine getirilmeli diyor musunuz? Mesela Namaz İslam’ın temeli değil midir?

Öyle diyemem ben. Neymiş Kuran’ın ilk emri? İslam’ın temeli namaz değildir. Temel dört tanedir. 4 duvarlıdır. Tek duvarla temel olur mu? Savm, Salât, Hac, Zekat.

“TÜRKİYE’DE YETERİNCE ZEKAT VERİLDİĞİNE İNANMIYORUM”

“TEMELSİZ AHLAKİ MUHAMMEDİ OLMAZ”

“ÇUKURDA O KADAR ÇOK ADAM VAR Kİ”

“ROCKEFELLER VAKFI İLE MÜSLÜMAN VAKFI ARASINDAKİ FARK NEREDE?”

“AHLÂKI DONUMUZA TIKIŞTIRDIK”

Salatı tek başına alıyorlar, namaz yok salat var diyorlar.

Kuran-ı Kerim’de salat, hiç bir zaman zekattan ayrı geçmemiştir. Niye zekatı konuşmuyoruz. Bir bina inşa ediyoruz, biz nefsi emare varlıklar olarak zeminin altındaki varlıklarız, zeminin altı bizim arsamız, oraya, dört duvar çektik; namaz, oruç, hac, zekat. Onlar yükseldi ve zemine geldi. O zeminin üstüne ister çadır kur, ister gökdelen yap. Ben Türkiye'de yeterince zekat verildiğine inanmıyorum. Zekat; ticari emtiadan ve atıl sermayeden verilir. Evdeki ziynetleriniz atıldır. Allah nasıl bir ekonomik sistem istiyor, o atılların %2,5’unu yıllık olarak, dağıtmak suretiyle ekonomiye sokuyor. Türkiye’deki ticari emtianın %2,5’u her sene dağıtılsa fukara kalır mı? Demek ki zekat verilmiyor. Diyelim ki; zekatını verdi, hacca gitti, namaz kıldı, orucunu da tutuyor, kendini bir halt zannediyor. Halbuki çukurdan yeni kurtuldu, zemine geldi. Fakat çukurda o kadar çok adam var ki, zemindeki kendini çukurdakine göre kıyas edip yükseldim zannediyor. Halbuki onun üstüne ahlaki Muhammedi olacak. Temelsiz ahlaki Muhammedi olur mu, temelsiz bina olmayacağına göre olmaz. Yeterli görenlere karşı ben olmaz diyorum. Ayrıca ben tarif etmiyorum. Resullah, İslam güzel ahlaktır diyor. Güzel ahlaka; Allah’a olan namaz, oruç borcunu ödemek dahildir.

Namaz kılmadan yetim başı okşamak, uyuz köpeğe su vermek bu mu sadece? Rockefeller vakfı ile bir Müslüman’ın vakfının arasındaki fark nerede? İkisi de çocuk okutuyor, fukaraya yardım ediyor. Benim Müslüman olduğum, vakfımın Müslüman vakfı olduğu nereden belli olacak. Bunu yapmadığınız zaman biz Muhammedi ahlak ile değil akli ahlakla hareket ediyoruz demektir, bu da Müslümanlık değildir, sıradan insanlıktır. Bunun için mutlaka ve mutlaka Muhammediliğimizin devrede olması lazımdır. Güzel ahlak dediğimiz dediğimiz zaman iffetsiz anlıyoruz, ahlakı donumuza tıkıştırdık. Ben sana iffetsizsin demedim, ahlaksızsın dedim, rüşvet alıyorsun, ahlaksızsın. Ayrıca iffetsizlik neden sadece kadınlara söyleniyor da erkeklere söylenmiyor, zina denilen bela iki kişiyle işlenir. Esas ahlaksızlık bu.

“EFENDİMİZİN ÇOK EVLİLİĞİNİ KONUŞAN CAHİLLER….”

Namazı, ahlaki donanımla görmek istiyorsunuz. Hz. Hüseyin’in katili Yezid de namaz kılıyordu, başka şeyler lazım diyorsunuz. Bizdeki eksiklik Peygamber ahlakına sahip olamamamız herhalde?

Ağır geliyor ama vurgulansın, öğrenilsin diye, bu ağır misali veriyorum. Tanımıyoruz ki. Peygamberimizi toplum olarak tanımıyoruz deyince bana itiraz ediyorlar. Ahzab suresindeki hükme göre, Peygamberin zatı, Müslümanlara göre kendi nefislerinden evladır ve Peygamberin zevceleri müminlerin anneleridir. Anasının ismini bilmeyen Müslümandan Müslüman mı olur? Efendimizin çok evliliğini konuşan cahiller, kaç yaşında, kiminle evlenip, ne kadar evli kaldı biliyorlar mı? Kaç sene tek eşli kaldı?

“SÖZ LAYIĞA VERİLİR”

Bilmeden konuşuyorlar. Küçük yaşta çocukları iğfal ettiğini söyleyen densizler bile var.

Öyle de buna cevap verecek tarihi bilgi verecek insan lazım. İmanı ve terbiyesi olmayınca da fazla da söze hacet yok. Söze yazık. Söz layığa verilir, layık olmayan verilmez.

“EZANI BÖĞÜREN ADAMLAR OKUYOR”

“TAŞ ATAN BİZDEN, ATTIRAN BİZDEN DEĞİL”

“EZANA ISLIK ÇALANLAR TAŞ ATTILAR, EZANI OKUYAN TAŞ ATTIRDI, O BİZDEN DEĞİL”

“İŞGAL ZAMANINDA KEMAL EFENDİ’NİN EZAN OKUMASI İSTENMEDİ”

“SEN BÜLBÜL GİBİ EZAN OKU, BAK O ZAMAN ISLIKLAR KİME GİDİYOR”

Geçtiğimiz günlerde ezanın ıslıkla protesto edildiği iddiaları gündeme geldi, 15 Temmuz’da da halkı sokağa çağırmak için ezan/sela okuyan 60’tan fazla müezzinimizin de saldırıya uğradığı biliniyor. Ezana saygısızlığın temelinde ne var? Bütün dinlerin çağrılarında dışa dönük seslilik var ama maalesef ezanla uğraşanların sayısı az değil.

Hindistan’da bir şehir. Görev münasebetiyle gittik, sabahın köründe küçük zilleri uyandırdı, bu vesile ile sabah namazımızı kıldık, biraz ileride budist olduğunu gördük, uykudan uyandıracak kadar yapıyorlar, kimse bir şey demedi. Ben her meselede benim bu hususta kabahatim ne diye düşünmeyi tercih ederim. Ezan… Bir takım böğüren adamlar ezan okuyor. Sen ezan okutma talimi, terbiyesi, meşki kime verdin? İmamlığı ve müezzinliği ne zaman cazip bir meslek haline getirdin? Mesleğinden dolayı kendilerini elit zanneden anne babalardan hangileri doktorluk, hakimlik dururken çocuklarını müezzin yapıyor? İstanbul’da işgal zamanında olmuş bir hadise, Yeni Cami müezzini Kemal Efendi ezan okuyor, oradan geçen İngiliz İşgal Kumandanı Harrington, Galata Köprüsünden geçerken arabaya, dur diyor. Ezanı sonuna kadar dinliyor, karargaha gidiyor. “O ezanı okuyan müezzine bir daha ezan okutturmayın” diyor.

Yaverler: “Biz orada kargaşa olmasın diye Hindistanlı Müslümanları getirdik ve bunların dinine karışmadık, karışırsak bunlar patlar” diyor. “Yok" diyor, “ben bunların dinine karışmıyorum, ezan okunsun ama o adam okumasın” diyor. “Benim bile tüylerim diken diken oldu, Hintli Müslümanlar bu adamı dinlerlerse benim değil, onun dediğini yaparlar” diyor.

Öyle ezan okunsa acaba kim ıslık çalar. Bakın tasavvufta bir söz var: Taş atan bizden, attıran bizden değil. Islık çalanlar taş attılar, ezanı okuyan taş attırdı, o bizden değil. Bülbül gibi ezan okusaydı. Çünkü insanoğlu değil hayvan ve bitki bile musikiden anlar. Bizim çoban kavalı kendine mi koyuna mı çalar? Yani hayvan anlıyor, sen bülbül gibi ezan oku, bak bakıyım o ıslıklar kime gidiyor? Hoparlör ayarı, mikrofona ağızın ayarlama ayarı öğretiliyor mu? Yarım saat kala göğsüne mikrofon takıyor, sağır mıyız biz?

“MUHAMMEDİ BİR HEDEFE MUHAMMEDİ BİR YOLDA GİDEBİLİRSİN”

“EFENDİMİZİ TANIYIP DA SEVMEYEN GÖRMEDİM”

Musikinin desteği olabilir miydi ezan eğitiminde, 5 vaktin 5 ayrı makamı var çünkü. Bu sizin ilminizle daha iyi hale getirilebilir sanki?

Ses de güzel olacak tabii. Resulullah Efendimizin ashabı var, niye kör bir ihtiyar ile (Hz. Abdullah), Habeşli azadlı bir köle (Hz.Bilal)  Medine’de müezzin, neden? Üstelik Bilali Habeş’in anadili Arapça olmadığı ve ağız yapısı çok uygun olmadığı için fonetik olarak ş sesini s’ye yakın çıkartıyor. Hatta Efendimize şikayet ediyorlar. Efendimiz biraz sinirleniyor ve diyor ki onun şın’ı, sizin şın’ınızdan hayırlıdır diyor. Resulullah’ın müezzini kim derseniz Bilal-i Habeşi söylerler, Ebu Mahzure adını hiç duydunuz mu, Mekke’deki bir müezzin ve 16 yaşında, bülbül. Bizzat Efendimiz bir çok gencin arasından seçmiştir. Efendimiz ezanı konuşur tonda okumuş ve melodili okumasını istemiştir. Cirane mevkiinde müezzin olarak vakit namazına iştirak etmiştir. Yazı ve yetki veriyor. O zatın sülalesi Sultan Abdülaziz Han’ın dönemine kadar müezzinlik yapıyor. Türkiye’de kaç bin tane müezzin var, Ebu Mahzure’nin varlığından haberdar olduklarını sanmam. Müslümanlığı Müslümanlara bakarak değil, İslam’ın kaynağına bakarak öğrenecekler. 1976’dan beri Müslümanları yazdım 1001’i buldu yazmıyorum artık, bunların 900’ü bize bakarak müslüman olmadı. İkizler hadisesi oldu, yanlış bir hadisedir, Müslümanlar, Muhammedi bir hedefe, Muhammedi bir yoldan giderler. Başka yoldan giderse Muhammed'i hedefe ulaşamaz. Orada masumlar öldü mü, bir mazlumun ahından cihan titrer, efendim geliyorlar bizim camimizi tarıyorlar, kardeşim o gavur o yapar, sen Müslümansın yapamazsın. Orada benim 6 kız çocuklu, Bangladeşli, Yüksek Muhasebe uzmanı derviş kardeşim öldü. O hadiseden sonra vakfımıza 2 delikanlı geldi. Mısır’ı da dolaşıp geldik, bu nasıl bir inanç sistemidir ki, bir uçağın içinde canlı diye kendini oraya sokar, dediler. Ben dedim ki: Bunu batıllar da yapıyor, Naziler de yapmış, Japonlar da yapmış. Ama bizi bu enterese etti, İslamı tetkik ettik ve Müslüman olduk dediler. Efendimizi tanıyıpta sevmeyen görmedim..

“RESULLULLAHI TANIMADAN SEVEMEZSİN”

Tanımadan, görmeden de sevilme özelliğine sahip Peygamberimiz hocam. İçimize doğal olarak fıtratımız gereği sevgisi yerleşiyor.

Olmaz, tanımadan sevemezsin. O zaman imanın kıymeti kalmaz. Olmaz öyle şey. Yabancı hiç bilmiyor, tetkik ediyor, tanıyor.

“MÜSLÜMAN MASUM ÖLDÜREMEZ”

Peki o çalışmalarınız sırasında terör saldırıları içinde İslami unsurlar olmadığını da ortaya çıkarttınız mı?

Gayet tabii. Onlar kendilerine Müslüman diyorlar. Cihadı Ekber’in ne olduğunu bilmiyor. Enayi nefsiyle mücadele etmemiş, masum öldürüyor. Müslüman masum öldüremez.

“SEN KİLİSE TARAYAMAZSIN

Müslüman nasıl mukabele etmeliye gelelim. Müslümanlar öldürülüyor, camileri taranıyor. Bir Müslüman bu durumda ne yapmalı, nasıl karşılık vermeli?

Kendini düzelterek. Bu kadar basit. Sen kilise tarayamazsın. Bir adam sırf Hristiyan diye öldüremezsiniz. Ayet: Yabancı birisi düşmanlık için gelmediyse ona ikram etmeniz Allah’ın hoşuna gider. Davet kılıçla olmaz. Allah’ın hangi emirlerini yerine getiriyoruz, ne kadar Müslümanız, ne kadar Müslüman gibi yaşıyoruz.

“PEYGAMBERİMİZİ ÖRNEK ALMAK O KADAR UCUZ DEĞİL”

Münafık boyutu var ama arada kalmışlar var bir de… Onlar da kötü örnekler üzerinden bahaneler üretiyor.

Peygamberimizi örnek almak o kadar ucuz değil. Güneşe çıplak gözle bakamıyorsun. Resulullah’a nasıl bakacaksın? Evvela Resulullah’a bakacak gözlük sahibi olacaksın. Veya bakmaya tahammülün olan kişilere bakacaksın. Öyle öyle başlayacak.

PATRİKHANENİN ORTA KAPISI NEDEN KAPALI? 

“HAİNLİĞİ TESPİT EDİLMEYENLER VAR”

O ıslık çalanların tek derdi makam ve usül müydü? Bayrağımızı indirmek, ezanı susturmak isteyen bir cenah da var, değil mi?

Yok. Onlar Türk ve Müslüman değil. Onları konuşmuyoruz zaten. Vatandaşlık kavramı ile bizden olma kavramı aynı teraziye koymayalım. Hz. Fatih’in tayini ile İstanbul Patrikliği muhafaza edildi, o patrikler görevlerini yaptığı sürece bir şey olmadı. Ne zaman ki patrik, II.Mahmut döneminde ihanet içinde oldu, Sultan Mahmut onu patrikanenin orta kapısının önünde astırdı. Başka örnek var mı, yok. Çünkü hainliği tespit edilen olmadı da ondan, yoksa hainler tabii ki var. Ama hala Sultan Mahmut zamanından beri, orta kapı kapalı. Patrikane “Burada Türk devlet reisi asılana kadar bu kapı kapalı duracak” diyor. Bu konu bilinmeden Heybeliada’da ruhban okulu açılıp açılmaması münakaşası yapılıyor. Bir ara hükümet danışmanı benim fikrimi sordu, orta kapı açılsın biz de ruhban okulunu açalım, dedim. Bu konuda hükümete bilgi verecek adam orta kapının ne olduğunu bilmiyor. Tarih şuurumuz, din şuurumuz yok. Günün siyasetinin düne dayandığını bilen çok az adam var.

“FİTUHAT-I İSLAMİYE SADECE TÜRKLERLE YAPILMIŞTIR”

Ama siz İslam bir medeniyet diyorsunuz ve o medeniyeti en üstün yaşayanların da Türkler olduğunu belirtiyorsunuz.  

Ben demiyorum tarihi vaka bu, gerçek bu. En üstün medeniyet asarını Türkler ortaya koymuştur. Ayrıca Efendimizin dönemi ve Emeviler'in ilk dönemi haricinde fütuhat-ı İslamiye tamamen Türklerledir. İran sadece kendi toplumu Müslüman olmuştur, İsmail’den sonra şiileşmiştir. Ama bir karış putperest toprağını Müslümanlaştırmamıştır, zaten Müslüman olanları işgal etmiştir, Bağdat’ı, Tebriz’i… Bugün dünyada en kalabalık Müslüman grup, Hindistan Müslümanlarıdır. Bunları Müslüman yapan Türklerdir. Hazar Denizinin, Malatya’ya kadar olanı Araplar zamanındadır. Malatya’dan Viyana’ya kadar İslam toprağı Müslümanlarındır. Yani Fütuhat-ı İslamiye sadece Türklerle yapılmıştır. Medeniyet asarının en uzun ömürlüsü mimari eserlerdir. Mısır Medeniyetinde piramitten başka bir şey kalmış mı, mimar ömr kökeninden gelir. Kitap dizaynı ve cilt meselesinde Hakani Türkleri, Batı Türklerinden ileridir.

“EZAN ARAPÇA DERSEN AĞZINA BİBER SÜRERİM”

“TÜRKÇE EZAN OKUNDU TABİRİ YANLIŞTIR, EZANIN TERCÜMESİ OKUNDU DOĞRUDUR”

“EZAN ALLAHÇADIR”

Araplar da onun için medeniyetin gerisinde kaldılar galiba? Peygamberimizin ırkından geldikleri halde?

Efendimiz Mu'arrab'tır. Yani Araplaşmıştır. Ceddi, Hz. İsmail, Mekke boş bir yer, su bile yok. Seydim Arip, Yemen’de Arap barajı var, o baraj yıkıldı, çünkü taş topraklardaki yamukluk düzleşti ve yıkıldı, orada Cürhüm Kabilesi kuzeye hicret etti. Hz. İsmail’in birinci ve ikinci hanımları Cürhüm’dendir. Cürhümlüler Yemenlidir, Hz. İsmail Mezopotamyalı. Efendimiz Mezopotamyalı bir baba ve Cürhümlü bir annenin sülalesinden gelmiştir. Esas Araplar Necid Araplarıdır. Hicaz’ın doğusundaki sıradağların doğusundan Riyad’a kadar çölde yaşayanlardır Arap. Ötekiler Arap değildir. Suriye’de Arap yoktur, Gassaniler vardır. Efendimiz Hazretlerini çok sevdiğimiz için onunla ilgili her şeyi çok severiz. Onun için hiç layık olmamalarına rağmen Kavm-i Necibi Arap demişizdir. İçlerinde elbette Necip insanlar vardır ama çoğu değildir. Ben demiyorum. Cenabı Allah, Kuran-ı Kerim’de buyuruyor ki: Arabiler yani bedeviler küfür ve nifakta, şehirde yaşayanlardan daha şiddetlidirler. Türkiye’de uzun seneler din yasaklandığı için 1947'de ilk kez gemi ile Hacca gidilmesine serbest verildiği için, 1932’den 1948’e kadar ezan okutulmadığı için, Kuran yasaklandığı için, kendilerini alim zanneden cahillerimiz onları kendilerine örnek almaya çalışıyorlar. Senin dinin senden ayrı mı ki ezanı Arap ağzıyla okuyorsun? Ha ezan Arapça dersen ağzına biber sürerim. Ezan Allahçadır. Ezanın İngilizcesi, Arapçası olmaz. O kelimeler ezandır. Türkçe ezan okundu tabiri yanlıştır, ezanın Türkçe tercümesi okundu doğrudur. Türkçe ezan olmaz çünkü ‘Allah’u Ekber’in karşılığı ‘Tanrı uludur’ değildir. Allah yalnızca tanrı değildir. Allah sadece ilah mı, kayyum değil mi, rahman değil mi, rahim değil mi, Allah deyince hepsi var. Tanrı ilah demek. Ekber kebirin mübalağalı büyümüşüdür, deyimsel manası Allah yegane büyüktür. Onun için tanrı uludur, değil.

“ATATÜRK’Ü KORUMA KANUNU HAKİKATLERİ SÖYLEMEMİZE MANİDİR”

“18 SENE EZANIN YASAKLI OLDUĞU MEMLEKET, SELA İLE İHTİLAL ÖNLEYEN MEMLEKETE YÜKSELDİ”

Güncel bir tartışma var. Atatürk’ün Cuma hutbesinde yer almayışı. Atatürk’ün dini yanı bu zamana kadar hep tartışılageldi, tarih sayfasındaki yeri kadar Allah katındaki yeri de hep sorgulandı. Sizin bu konudaki araştırmalarınız ne söylüyor, onun İslam’a yakınlığının derecesi neydi? Bir de din ile devlet işlerinin karışmaması meselesi var tabi.

Allah katındaki yerini kimse bilemez. Celal Bayar'ın etkisiyle çıkarılmış bir Atatürk'ü koruma kanunu vardır. O kanun bizim hakikatleri söylememize manidir. Bitti. Hakikatler söylenemez. Kanun yasağı var. Bayar’ın halt etmesidir. 1951 veya 52 tarihli bir kanundur. Okullar açılacağı zaman camilerde bütün hutbeler İslam’ın ilk emri oku diye konuşuyorlar.  Hani karışmıyordu. Memleket ne halden ne hale geldi. 18 sene ezanın yasak olduğu memleket, sala okuyarak ihtilal önleyen bir memleket haline yükseldi.

“GAVURLARIN KARŞIMIZA ÇIKIP HARP ETMEYE CESARETİ YOK”

“KIŞ KIŞLIĞINI, KUŞ KUŞLUĞUNU YAPACAK”

Yeni Zelanda’da belki de çağın yangını gibi tasvir edebileceğimiz acı bir olay yaşadık.

Yo. Daha önce haçlıların yediği haltlar neydi.. O kadar abartmayın. Kış kışlığını, kuş kuşluğunu yapar. Sen Türk ve Müslüman olarak ne yapıyorsun ona bak. Niye başkasını konuşuyoruz, kendimizi konuşsak ya. Bizim başkasına tesirimiz yok. Hak ve batıl mücadelesi Habil ile Kabil’den beri devam etmektedir. Ve kıyamete kadar da devam edecektir. Batıl mücadelesinde baktığımız zaman mertlikten eser yok. Güneydoğu’daki kancıklar dahil, Mehmetçiğimizin karşısına adam gibi çıkan var mı, ya yola mayın döşer, ev basar bebek öldürür, hepsi kancık köpek. Bu gavurlar da öyle. Karşınıza çıkıp harp etmeye cesaretleri yok. Sıkıysa gelsinler.

“TEK ÇARE MUHAMMEDİ AHLAK”

Dünyada hiçbir şey tesadüf değildir. Her şey Tertib-i İlahi’dir... diyorsunuz. Biz Müslümanlar olarak bu vahşetten nasıl bir sonuç çıkartmalıyız, sefer ve namaz sırasında öldürülen halife ve peygamberlerden sonra İslam’ın kalbine inen bu kurşunu yerinden ne çıkartabilir?

Güzel ahlak zırhı giyinerek. Çıkaramayız da girmesine mani oluruz. Güzel ahlak, Muhammedi ahlak.

“YENİ ZELANDA OLAYINA HIRİSTİYAN TERÖRİZMİ DİYEMEYİZ”

“YABANCIYA İKRAM ALLAH’IN HOŞUNA GİDER”

“AYASOFYA’NIN ALTINDA KAÇ TANE PAPANIN CENAZESİ VAR”

Senai Demirci, “Artık İslam’dan korkun, korkunç olduğu için değil, bundan böyle yeterince korkunç gösteremeyeceğiniz için” diye yazdı. Sizce de öyle mi? Bu olaya bir Hristiyan terörizmi diyebilir miyiz?

Güzel laf etmiş. Hıristiyan terörizmi sadece Müslümanlara karşı değildir. Latinlerin 1204’te İstanbul işgalinde yedikleri haltları biliyor muyuz. Ayasofya’nın zemininde kaç tane papa cenazesi var biliyor musunuz, Ortodoksluğu kabul etmediği için öldürülen. Hıristiyan terörizmi diyemeyiz. İkiz kulelerden sonra Muhammed Ali Clay’e bir gazeteci hergele bir sualle; mensup olduğunuz bu dinin mensuplarının yaptıklarına ne diyorsunuz, diye soruyor, verdiği cevap şahanedir: Sizin dininize mensup Hitler’in yaptıklarına siz ne diyorsanız ben de onu diyorum. Engizisyonda Hıristiyanlar neler yaptı? Bugün medeni dediğiniz Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da Çiçekçiler Çarşısı'ndaki eski bina, işkence müzesidir. Demin söyledim ayeti size, düşmanlık yapmak için gelmeyen bir yabancıya ikram etmeniz Allah’ın hoşuna gider.

“EFENDİMİZ HEP DEFANSTA MÜDAFAADA KALMIŞTIR”

Peki düşmanlık yapmak için gelene?

Müdafaa edeceksin. Efendimizin gazvelerinden tutun, Fütuhat-i İslamiye tecavüzi değil, tedafüidir yani defanstır, müdafaadır. Bu müdafaa bazen hücum şeklinde tecelli eder. Biliyorsun ki, şu kervan çok para kazandığı zaman o kervanın parası ile silah alınacak. O silahların bana çevrilmesini engellemek için o kervanı vurmakta bir müdafaadır. Bugün terörü besleyen en yüksek gelir kaynağı beyaz zehir, askerimiz, polisimizin beyaz zehir için vurdukları darbelerin hepsi bize dönecek silahların yok edilmesidir.

“KATLİAMCI MANİFESTOYU KENDİSİ YAZMAMIŞTIR”

“DÜNYADA AZAMİYE, DİNDE ASGARİYE TABİİYİZ”

Bu işgalci, katliamcı 74 sayfalık bir manifesto yazıyor… Orada, İslam topluluğunu sosyal güveni ve kültürel bağları güçlü, yüksek doğum oranları ile bizim topraklarımızı elimizden alabilecek güçte işgalci toplumlar diye tanımlıyor. Ne kadar çok Müslüman öldürürlerse öldürsünler İslam’ı yok edebilirler mi?

Bunu kendisinin yazdığını sanmıyorum. Ona yazdırılmıştır. Asla İslamı yok edemezler. Bu kitabı ben indirdim, hükmünü kıyamete kadar ben koruyacağım demek, kıyamete kadar Müslüman var olacaktır demektir. Ama arz ettiğim gibi temelinin zemini olan. Kelime-i Şehadet yeterli değildir. Hayatımızın hiç bir safhasında az ile yetinmiyoruz. Peki 5 vakit namaz ve ramazan orucu nereden çıktı? Kim demiş 5 diye. Teheccüt, işrak, kuşluk, evvabin namaz değil mi, şevval, zilhicce, muharrem orucu, recep, şaban orucu oruç değil mi? Niye asgari ile yetiniyorsun. Yani dini meselelerde asgari, belli bir süre kalacağın dünya hayatı meselelerinde azamiye talipsin. Bu çelişkiden kurtulmadığın müddetçe de kamil Müslüman olamamışsın demektir.

“50 MÜSLÜMAN KARDEŞİMİZİN EKSİLTİLMESİ BİR İMTİHAN”

Bu saldırının acısı çok büyüktü ama ülke Başbakan’ın başörtüsü takarak taziye ziyaretleri yapması, emniyet müdiresinin Salavat-ı Şerif çekmesi, binlerce Yeni Zelandalı gencin Canterbury Üniversitesindeki ezan seramonileri, terör saldırısı için Müslümanları suçlayan Avustralyalı senatörü yumurta atarak protesto eden 17 yaşında Connolly’e yardım için toplanan paralar… Şerrin hayr tarafından bakarsak, İslam aleminin uyanışına da sebep olur mu sizce?

Cenabı Hak, ben sizi mallarınızı ve evlatlarınızı eksiltmek suretiyle imtihan ederim buyuruyor. 50 Müslüman kardeşimiz bizden eksiltildi, bu bir imtihan. Ayrıca dünya hayatını yegane hayat zannettiğimiz için ölümü yok olmak gibi görmek saçmalıklarına da sahibiz. Bu imtihanı doğru verirsek kazançtır, eğri verirsek kaybımızdır. Her hadise bizi mütenebbih etmeli, hadiselerden tenbihler, musibetlerden nasihatlar almak zorundayız. Aldık kardayız, almadık zarardayız. Her meselede bir hayr vardır derken, o hayra geçiştirme tembelliğinin adı hayr değildir. Hakikaten hayra yöneltmek, yönelmek hayrdır. Yöneliyor muyuz bilmiyorum.

“GÜZEL AHLAK ZIRHINI GİYMEDİKÇE BU İŞLER ÇÖZÜLMEZ”

“POLİTİKA ADI ÜSTÜNDE ÇOKLU DAVRANIŞ ŞEKLİ”

Trump bu olaya berbat dedi, terörizm demedi, Hollanda’da tramvayda bir olay oldu, olayın ne olduğu belli değilken bu terörist bir olay dediler. Paris’te DAEŞ’in saldırısına terör saldırısı diyen batı, 50 kişiyi sadece Müslüman olduğu için öldürdüğü ortadayken, ikircikli yaklaştı. İnsanlar Müslümanca bir tavır bekliyor sanki, yani insan hakları çerçevesinden değil de Müslüman ve Türk olarak mukavemet edilmeli diye düşünüyor. Bu ikircikli tavra diplomatik, siyasi olarak nasıl bir cevap vermeliyiz?

Onu diplomatlar ve siyasiler düşünsün. Ben bana düşeni düşünürüm. Güzel ahlak zırhını giyinmedikçe bu işler çözülmez. Politika. Adı üstünde çoklu davranış şekli. Bugün öyle yarın böyle ve bunların hepsi geçici ben kalıcı ahvalden bahsediyorum.

“BİZ İSLAM’IN ÖNCÜSÜYÜZ”

“HERİF YENİ ZELANDA’DA ADAM ÖLDÜRÜYOR AMA CUMHURBAŞKANIMIZIN ADINI ANIYOR”

“ÖLDÜRÜLEN ORADAKİ MÜSLÜMANLAR AMA SİLAH TÜRKLERE DOĞRULTULMUŞ”

“TÜRKİYE’DE PARLAMENTO 20 TEMMUZ 1876’DA AÇILMIŞTIR, 23 NİSAN 1920’DE DEĞİL”

“1919’DA İNGİLİZ ZIRHLILARI TUNA’DAN MI GELDİ, 18 MART ÇANAKKALE GEÇİLMEZ DE BİR YALAN”

Politikaya mesafenizi biliyorum ama...Dilipak, "Bugünkü hükümet sistemi, başkanlık sisteminde kime ait? Cumhurbaşkanına. Şu anda bu yasaya göre, yasal, kanuni halife yetkisi mana ve mefhum olarak Tayyip Erdoğan’ın şahsında mündemiçtir" dedi. Sayın Erdoğan’ın pozisyonu halifelikle eş değer mi?  

Politikaya mesafeliyim, politika üstüyüm. Politika üstü olmak demek politikadan anlamamak demek değildir politikaya tenezzül etmemek demektir. Çünkü politika istemekle başlar. Oy isterler. Halbuki biz kendimizce derviş meşrep insanlarız, bizim istemekle işimiz olmaz, neyimiz varsa veririz, güler yüz veririz. Hilafet, böyle herkesin diline sakız olacak ucuz bir kavram, konum ve kurum değildir. Hilafetin kaldırılması kanununu tetkik edersek, hilafet kanununa göre meclis halifedir.  Peki Cumhurbaşkanı, meclis tarafından seçilmedi, halk tarafından seçildi, eskiden meclis seçerdi, o zaman denebilirdi, ama Abdurrahman beyin söylediğinde bugün hukuki irtibat yok. Ama fiili duruma gelirsek, Fütuhat-ı İslamiye meselesini arz ettim. Biz istesek de istemesek de, içimizdeki dangalaklar etse de etmese de biz İslam’ın öncüsüyüz. Hiç duydunuz mu, Pakistan adam olursa İslam dünyası adam olur diye duydunuz mu, peki Türkiye yükselirse İslam dünyası yükselir sözünü duydunuz mu, anlatabildim mi? Ve bugün neden bu kadar hücumlar oluyor. Herif Yeni Zelanda'da adam öldürüyor ama sevgili Cumhurbaşkanımızın adını anıyor. Türklerin adını anıyor. Öldürülen oradaki Müslümanlar ama silah Türklere doğrultulmuş, neden? Çünkü 3,5 atıyorlar. Peki bundan evvel niye yapmıyorlardı. Birinci cihan harbini takip eden günlerde İslam öylesine parçalandı ki. Tarihte Ürdün, Irak, Suriye, Lübnan diye devlet var mı? Suriye bir bölgenin ismidir. Orası önce Bizans, Memlük, sonra Osmanlı toprağı. Ürdün bir nehrin adıdır. Kuveyt bizim nahiyemizdir. Harplerden dolayı nüfus % 65 kadın, üreme çok yavaş. Sultan Vahdettin Han Cidde’ye gittiğinde ki ders kitaplarında Malta’ya gittiği yazıyor. Yalan yazıyor. Çünkü İngiliz gemilerinin ikmal limanı Malta’dır. Orada deklarasyon yayınlandı, 350 milyon insanın halifesi, bugün 2 milyar. Atatürk öldüğü zaman cenazesini anlatan bir şiirde ne diyor; peşine 17 milyon insan takmış. 1938’de nüfusumuz 17 milyon. O zamanlar “batı” diye idrakımıza, şahsiyetimize batırılan kurum bize her dediğini yaptırıyor. Anlaşmalarla imza atılmasına rağmen Kerkük petrollerinden bir kuruş para vermediler, istemeye takatimiz de yoktu. İsmet Paşa’nın çok ciddi bir hatası, Lozan'daki Osmanlı borçlarının altın parayla mı, banknotla mı ödenmesi meselesinden dolayı senelerce Osmanlı borcu ödedik. Hem yeni devletiz diyorsunuz hem itfaiyenin, Danıştay’ın (500 yaşındaki) 200. kuruluş yıl dönümünü kutluyorsunuz. Türkiye’de parlamento 20 Temmuz 1876’da açılmıştır. 23 Nisan 1920’de değil. Birinci meşrutiyet parlamentosu parlamento değil mi? 18 Mart Çanakkale geçilmez kutlandı. 18 Mart 1915. 4 sene sonra 1919. İstanbul'da toplarını saraya çeviren İngiliz zırhlıları Tuna’dan mı geldi? O da bir yalan. Esat Paşa, Vehip Paşa kim? Birisi Çanakkale cephe kumandanı, biri kurmay başkanı. Ama Yarbay Mustafa Kemal’i biliyorsunuz. Orgenerallerin hiç birisi bir şey yapmadı, yarbay yaptı, öyle mi? Çanakkale’de müşterek kayıp 250 bin, Türk 180 bin. Kırım savaşında 220 bin sadece Türk kaybımız var. Hiç bir şey bilmiyoruz, yalanlarla idare ediliyor.

“50 MÜSLÜMANIN ÖLDÜRÜLMESİ KÜÇÜK BİR OLAY, MEDYA BÜYÜTÜYOR”

'Bu ülkede inkilaplaştırma (köpekleştirme) yapıldı' dediniz kıyamet koptu. Dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek, bu sözlerin ardından birçok şeye Cumhuriyet’le ulaştık dedi.

Ben neyi savundum, inkilap derseniz köpekleştirme demektir, inkılap derseniz “kalp etme” değiştirme demektir. Türkçe bile bilmiyorsunuz dedim, Hürriyet gazetesinin muhabiri lafımı çevirdi. Ben öyle deseydim mahkeme beni serbest mi bırakırdı, soruşturma yapmaz mıydı? Hamile meselesi de öyle. Elif Şafak denen kalitesiz, cahilin romanı nasıl başlıyor, 1248’de Bağdat’ta patlıcan soyan bir derviş. Patlıcanın o tarihte olmadığı gibi maddi bir bilgiyi bilmeyen Mevlana hakkında ne halt biliyor ki. Ayrıca Amerikalı evli bir avukatın evli bir kadınla olan muhabbetini, ikisi de zinadır, Hz.Mevlana’nın muhabbeti ile nasıl paralelleştirirsin? Ben bunları tenkit ettim diye o kadının sonradan FETÖ’cü çıkan kocası benim itibarımı zedelemek için o yalanı söyledi. Ben orada şunu söyledim: Edep kalmadı, kadınların özel hallerini anlatan kanatlısı, kanatsızı reklamlarda oynatılıyor, bu edepsizliktir. Biz yalanları değil doğruları öğrenerek güzel ahlak sahibi oluruz. Mekteplerimizde de yanlış bilgiler veriliyor. Biz hala günlük hadise, 50 Müslümanın öldürülmesi üzerinde duruyoruz. Çok küçük bir şey bu. Siz büyütüyorsunuz, medya büyütüyor. Esas meseleyi kenara itiyoruz. Bugün Türkiye’nin ana meseleleri yerine havanda su dövücü meseleler konuşuluyor. Yok efendim ittifak yapmış, haftaya bitecek meseleleri neden bu kadar konuşuyorsunuz, esas köklü çözüm isteyen büyük ahlaksızlıklar var. Seçimi bahane ederek cebinde para olduğu halde borcunu ödemeyen bir sürü ahlaksız var. Bunlara ahlaksız dediğimiz zaman hiç kimsenin umurunda değil. Çünkü ahlak sadece iki bacak arasında aranıyor.

“HEDEF BİZİZ”

“BİZİ ZAYIFLATIRLARSA MÜSLÜMANLAR ZATEN ZAYIFLAR”

Az önce hedef Cumhurbaşkanımız dediniz. Neo-Nazi, Neo Haçlıların ve Neo-Siyonistlerin hedefi haline gelmesinde…

Ya siz batılı neden bu kadar çok sayıyorsunuz. Hepsi batıl. Öküz arabasında araba giderken öküz yere pisler, üstünden tekerlek geçer, biri bir tarafa, öbürü de bir tarafa, o da b..k, o da b.k. Ha Neonazi ha Siyonistler.

Hayır hedefi anlamaya çalışıyorum, siyaset savaşı üzerinden Erdoğan mı, din savaşı üzerinden İslam mı?

Hedef biziz. Bizi zayıflatırlarsa Müslümanlar zaten zayıflar.

“ECEVİT’İN BU MEMLEKETE HİZMET ETTİĞİNE İNANMIYORUM”

“SİYASİ KİŞİLER ÖRNEK OLAMAZ, HİZMET ETTİĞİ MÜDDETÇE YÜKSELİRLER”

Er kişiler zümresi tarifiniz var; zaman ve mekân bilincini sözünde ve özünde taşıyan “tek kişilik medeniyet” diyorsunuz. Zamana, tarihe, toplumlara yön veren siyasi iktidarları da ya da şahsileştirirsek bu tabiri Cumhurbaşkanımız için de kullanabilir miyiz?

Hayır, o kadar ucuz değil. Cumhurbaşkanı bulunduğu zamanda memlekete hizmet etmiş bir adamdır. Özal da öyledir, Adnan bey de öyledir. Ama ben Ecevit'in bu memlekete hizmet ettiğine inanmıyorum. Çok namuslu bir adammış. Ulan namuslu olmak zaten senin vazifen. Sen çalmadın, inanıyorum çalmadığına, senin zamanında çalınanlar? Yegane sorumlu sensin. Belediyenin kadrolu çöpçüleri 100 lira alıyor, köyden hemşerisini çağırıyor, ona 40 lira veriyor, çöpçülüğü ona yaptırıyor, 60 lirayı oturuyor yiyor, gözümle gördüm. İstanbul belediye reisi çok kıymetli bir KBB Profesörü Nurettin Sözen. Belediye reisi olarak berbat. İstanbul’da en büyük yolsuzluk onun zamanında yapıldı. Siyasi kişilerin örnek olması diye bir şey yoktur. Hizmet ettikleri miktarda yükselirler. Çünkü siyasetin şartları hep değişir. Ondan sonra gelecek olan da çok kıymetli adam olabilir çok kıymetli işler de yapabilir ama yaptığı tarz, şimdi Cumhurbaşkanımızın tarzı da olamaz, şimdikinin tarzının Turgut Bey de olmadığı gibi.

“ERDOĞAN’IN İSLAM AHALİSİ ÜZERİNDE ETKİSİ VAR”

“TAYYİP BEY BACAK BACAK ÜSTÜNE OTURMASINI SEVMEZ AMA GAVURA KARŞI OTURUYOR”

Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam medeniyeti üzerinde de bir etkisi var. 

İslam medeniyeti değil, İslam ahalisi üzerinde. Çünkü İslam’ın müşterek düşmanı Yahudi’ye yüzüne karşı kafa tutan, erkekçe konuşan bir adam. Ben Tayyip Beyi eski tanırım. Katiyen bacak bacak üstüne atmayı sevmez ama gavurlar öyle oturuyor ya, bacağı ağrıyor ama o öyle oturuyor. Ayrıca bu bizim hassasiyetimiz, BM’de fotoğraf çektiriliyor, yere bayrak konuyor, benim Cumhurbaşkanım bayrağı alıyor, katlıyor, cebine koyuyor, ben de buna ağlıyorum. Benim Türk olarak farkım bu. Bayrağını kıçındaki dona koyan Amerikalı kadın gördüm, biz bayrağımızı göğsümüze koyarız, kıçımıza değil.

TÜRKİYE’DE PEK ENTELLEKTÜEL YOKTUR”

15 Temmuz Çanakkale ruhunun zuhuru muydu sizce?

Ahalinin irfanını yok gören enteller, entellektüel olamadıkları için bu işi anlamazlar. Ve Türkiye’de pek entellektüel yoktur. Adam Tarih Profesörü geçinir ama eski Türkçe bilmez.  

“AYASOFYA BENİM KILIÇ HAKKIM”

“AYASOFYA’YI ALDIĞIMIZ FİYATA VERİRİZ”

Ayasofya konusunda talepler var…

Onların taleplerinden bana ne? Ayasofya benim kılıç hakkım. Maçan sıkıyorsa gelir alırsın, hodri meydan. Türk’ün töresi vardır. Bu örf, Türkler Müslümanlıkla şereflendikten sonra nasıl Allah emirlerine muhalif değilse aynen dini kaide olarak geçerlidir. Araf Süresi’nin 199.ayetine göre. Sultan Fatih, ordunun bir mensubu olarak ganimetten hisse almıştır. O hisse Ayasofya’dır. Fakat o hisseyi zatına mal etmemiş, cami olarak döndürmüş, ilk cumayı kılmış ve vakfetmiştir. Ve kılıç hakkıdır. Kılıç hakkı bizim kanla, terle ödediğimiz bir haktır. Aynı kanı, aynı teri dökerler baba gibi alırlar. Girit meselesi konuşulurken çok münakaşalar oluyor, münasebetsiz İngiliz hariciye nazırı bizim deli Fuat Paşa’ya diyor ki, “Ya Paşa sizin bütçe berbat, satın şunu bize, çok para veririz” Hayhay satarız diyor, kaça satarsınız, aldığımız fiyata diyor. Biz Girit için çok kan döktük. Ayasofya’yı da veririz, aldığımız fiyata. Ayrıca cam- i kebiri müze yapanların mesuliyetini bana sormayın. Sabah namazında 5000, öğle namazında 6000 kişiyle doldurdun mu ki, yanı başındaki Sultanahmet’i doldurdun mu ki öyle söylüyorsun?

“SIRA AYASOFYA’YI AÇMAYA GELMEDİ”

Cumhurbaşkanı da onu çok söylüyor.

Niye söylüyor. Daha önce bu iş yapıldı. Namık Kemal Zeybek’in kültür bakanlığında bu işe teşebbüs edildi, 11 gün bir meseleden dolayı İstanbul’da kaldı, ben onun zamanında Kültür Bakanlığı’na girdim, 11 sabah Ayasofya’ya namaza gittim, pazar sabahları 2, cuma sabahları 1,5 saf, diğer namazlar yarım saf cemaat oldu, nasıl açalım dedi, ona rağmen 3. Ahmet çeşmesine bakan küçük bir bölüm açıldı, Ayasofya’daki meşhur levhalar müze yapılacağı için indirilmişti fakat kapılardan büyüktür, çıkmadı, yerde kaldı senelerce, o günkü hükümet o levhaları yerinden kaldırmadı, Allah rahmet eylesin mimar Ekrem Hakkı Ayverdi cebinden para vererek, müdür beyi ikna ederek o levhaları astırdı. Onlar kazasker İsmet Efendinin levhalarıdır, çok kıymetli eserlerdir. Biz bu kadar kendi meselelerimize yabancı olmuşuz. Sıranın toplum olarak Ayasofya’yı açmaya gelmediği fikrindeyim.

Cumhurbaşkanımız Büyük Çamlıca Camii için 3-4 tane Ayosofya eder dediği için kıyas konusu tartışıldı.

Övgüyle bahsedebilir çünkü Çamlıca Cami Cumhuriyet döneminde yapılmış en önemli camilerimizden birisi. İstanbul siluetine katkıda bulundu. Kıyas yapmamıştır. Hiç bir ibadethaneyi bir diğeri ile kıyas etmek mümkün değildir.

“15 TEMMUZ’U FETÖ YAPMADI, AHALİYİ CAHİL BIRAKAN ZİHNİYET YAPTI”

Dergah mutfaklarını önemsiyorsunuz. Dergah mutfaklarında yemek pişmez, Adam pişer... Dervişlerin sohbetlerinden Muhammed kokusu gelir diyorsunuz. İnsanlar hakikat ehillerini ararken FETÖ gibi yanlışlara sapıp, tuzaklara düşüyorlar. Başka FETÖ’ler bekliyor musunuz?

Bu cahillik devam ettiği müddetçe ne FETÖ’ler biter, ne mehdiler biter, ne Ali Kalkancılar biter, ne sahtekarlar biter. Sahtekarlar kabahatli tamam ama kananların hiç mi kabahati yok. Ben Sülün Osman’ı tanıdım, İstanbul’un en meşhur dolandırıcısı, büyükbabamla konuşulurken duymuştum: Dolandırıcılık, çok akıllı insanların, az akıllı insanlardan aldıkları çok akıl vergisidir. Bu nevi herifler de inanç noksanlığını, o inançları okşayacak lakırdı sözler söylemek suretiyle telafi edip peşlerine adam takanlar. Eğer 1925’ten itibaren toplum cahil bırakılmasaydı, kimse FETÖ gibi sahtekarın peşine takılmazdı. 15 Temmuz’dan sonra gazeteciler bana sordular. Siz FETÖ yaptı zannediyorsunuz dedim. Bu memleketin milletinin ahalisini cahil bırakan zihniyet yaptı. Onun için elbette çıkar. Hasan Sabah gibi bir adama kananlar elbette FETÖ’ye de kanacaklar. Amerika’da çıkan mehdi? Nedense bu mehdiler hep Amerika’da çıkıyor.

Ülkeyi yönetenleri kastederek FETÖ’nün yaratıldığını söylüyorsunuz.

Tabii onlar yarattı.

“İTTİFAK KURMAK FİİLİ BİR SÜNNETİR”

Onlar eğitim, sosyal politikaların önünü açan insanlar. Osmanlı devleti de denge politikaları gereği ittifaklar yaptı. Cumhur İttifakı beka tehlikesi nedeniyle kuruldu. Bugünkü ittifakları nasıl değerlendirirsiniz?

Huneyn Gazvesinde Resullullah Efendimizin kumanda ettiği orduda müşrikler de vardı. Demek ki ittifak kurmak fiili bir sünnettir.

“TEMEL KARAMOLLAOĞLU, BUTEFLİKA GİBİ”

“İTTİFAK SÜNNETTİR”

“MUHALİF POLİTİKACILAR ÖYLESİNE BEYİNSİZ Kİ”

Yani CHP- İYİ Partinin kurduğu Millet ittifakı için de mi geçerli? İttifakın itilaf tarafı gibi mi düşünelim?

Bana ne? Ne farkeder, o da sünnete uygun. Ama şerre kullanıyormuş, beni alakadar etmez. İttifak yapmak sünnete uygun. Ama ittifakı ne için yaptığı niyete bağlı. Politikacı iktidar için yapar. Ama bizim muhalif politikacılar öylesine beyinsiz ki, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kimse “Ben Cumhurbaşkanı olacağım” diyemedi. Tayyip Bey birinci turda seçilemez, dedi. Yani kendinden ümidi yok sa..ğın. O seçilemez, ben seçileceğim demiyor. Ne görüşleri, ne bilgileri var. Hele Temel beye hayretler ediyorum. Buna hırs-ı piri derler. Çok yaşlandı herhalde. Cezayir devlet reisi Buteflika gibi. Herif dik duramıyor, hala cumhurbaşkanlığı peşinde. Bırakta biraz gençler yapsın bu işi.

“MANSUR, LAF OLARAK SÖYLÜYORSA, YUH”

“PEYGAMBERİMİZİN AFFIYLA TOPLUMA KAZANDIRILDI”

Mansur Yavaş: HDP’lileri terörist olarak görmüyorum, HDP’lilerin topluma kazandırılması gerektiğini düşünüyorum, dedi. Sizce terörist ıslah olur mu, affı mümkün mü?

Eğer herkesi topluma kazandırmak gerekir diye düşünüyorsa, çok yüksek bir düşünce, aferin. Laf olarak söylüyorsa yuh!. Efendimizin vahiy katipliğini yaptığı halde, Abdullah bin Ebu Serh, insanın yaradılışıyla ilgili ayet nazil olduğunda Efendimiz sözü söylemeden ayetin sonunu söyledi, Efendimiz “Evet ayet öyle bitiyor” dedi. Herife heyheyler geldi. O gururla, o salaklıkla Mekke’ye gitti, iftiralar attı, “Ben Muhammed’i çok kandırdım, ayet diye başka şeyler de yazdım” dedi. Mekke’nin fethine kadar. Mekke fetih oldu, Hz.Osman’a geldi, yalvardı, yakardı, aracı ol Resulullah beni affetsin dedi. Efendimiz Hz. Osmanı kırmadı, hatır gözetti, affetti. Sonra Abdullah bin Ebu Serh, Kuzey Afrika’nın fethinde büyük fedakarlıklar gösterdi ve Bizans donanmasını yenen donanma kumandanlığı yaparak İslam’a büyük hizmetler etti. Yani Hz.Osman’ın aracılığı, Efendimizin affı ile topluma kazandırıldı. Keşke topluma kazandırabilsek. Bunun yanı sıra bir şair Bedir’e geldi, Bedir’deki esirleri okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmıştı, bu adam benim 8-10 çocuğum var, beni affet, okuma yazmam da yok dedi, bir daha karşına çıkmam dedi, Uhud’a geldi, kaçan düşmanı kovalamak için sabah erkenden sefere çıktı ve dedi ki, o orduyla beraber gelip Medine’deki akrabalarına sığınanlar varsa gitsinler, dönüşte affetmem, dedi. Herif gitmedi, Efendimiz onu buldurtturdu, Yine; param yok, çocuğum var diye ağladı, Ama Efendimiz: “ Ben sana Muhammed’i iki defa aldattım dedirtmem” dedi. İdam edildi. Efendimizin bu hallerini bilmiyoruz. Abdullah’ı affediyor, büyük kumandan oluyor, bu şairi affetmiyor. Mansur hangisini yapacak?

“REY VERMEKTE BİR İBADETTİR”

AK Parti'ye verilen oylar helal dairesinden gibi yorumlar yapıldı ama bizim aldığımız nefesin bile hesabı varsa vereceğimiz oyun hükmü nedir?

Şahsi menfaat düşünürken verdiğin haramdır, ölçmeden, biçmeden , tartmadan verdiğin oy haramdır. Memleketin, milletin hayrına,  Allah rızasına, düşünerek verdiğin oy, yanlış bir yere verdiysen bile helaldir. Kime oy verdiğin değil, nasıl verdiğin önemli. Ben paslanmış çiviyim, A Partisine hapırsa da köpürse de veririm diyorsan, sen 10 para etmezsin. Allah rızasını gözetip, memleketini düşünerek, hakikate göre vermelidir. Kılıfına uydurmak için veriyorsa değeri yok. Dolayısıyla rey vermekte bir ibadettir. Doğru verecektir. Hangi parti doğrudur diye sorduğunda taraftarlık yapıyorsun demektir.

Yorumlar