26 Mayıs 2019
25 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 18 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 03:39 Güneş 05:31 Öğle 13:06 İkindi 17:04 Akşam 20:31 Yatsı 22:15
Erdem Uygan

Erdem Uygan

Okuyun ama anlamayın!

 Yazımızın başlığında kullandığımız ifade hiç kimsenin yerine getiremeyeceği bir emirdir. Çünkü anlamak dediğimiz zihinsel faaliyetin gerçekleşmesi için yapılacak eylemler üç başlıkta toplanabilir; dinleme, izleme ve okuma. Dinleme, anlamaya çalışılan verinin “ses” olması durumunda yapılan bir eylemdir. İzleme eylemi “görsel” bir veriyi anlama gayretidir. Okumayı dinleme ve izlemeden ayıran ise anlaşılacak şeyin bir metin olmasıdır. Bir yazıyı anlamak için yapılan eyleme okumak denir.

 Her biri birer anlama faaliyeti olan dinleme, izleme ve okuma eylemleri Kur’an’da da anlamanın birer aracı olarak kullanılırlar. Hiçbir ayette dinlemekten, izlemekten ve okumaktan bahsedilip de anlamanın kast edilmediği bir duruma rastlanmaz. Hatta bunun daha ileri safhasına rastlanır: Kur’an’da bu eylemlerin birer anlama faaliyeti olduğuna, metin olmaksızın okumaktan, işitsel malzeme olmaksızın dinlemekten, görsel malzeme olmaksızın bakmaktan bahsedilmesi en güzel delilleri teşkil eder. Örneğin; Kur’an’ın ilk inen ayetinde “oku” emri verilmesine rağmen elde okunacak bir metin yoktur ve hemen akabinde okunacak şeyin yaratılmış ayetler olduğu anlaşılır:

 Oku! Yaratan Rabbinin adıyla. (Alâk 96/1)

 Diğer iki eylem için de şu ayetleri örnek verebiliriz:

 Eski sahiplerinden sonra o yerlere mirasçı olanlar şunu göremediler mi ki zorlayıcı düzen kursaydık onları günahları yüzünden yakalardık ve kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluştururduk. Artık onlar dinleyemezlerdi. (A’râf 7/100)

Biz de onu alıp ordularıyla birlikte nehire gömdük. O zalimlerin sonunun nasıl olduğunu bak. (Kasas 28/40)

Bu ayetlerde ortada metin olmadığı halde okumaktan, ses olmadığı halde dinlemekten, görsel bir veri olmadığı halde bakmak, görmekten bahsedilmektedir. Dolayısıyla her üç eylem de asıl amaçları olan anlamayı kast edecek şekilde kullanılmışlardır.

Dinlemek, izlemek ve okumak zaten anlamak için yapılan eylemler olduğundan, ayrıca anlamaktan bahsedilmesi abes olur. Yani bir konuşmayı dinlediğini veya bir filmi izlediğini söyleyen birine anlayıp anlamadığını sormak ne kadar nâhoş olacaksa, bir metni okuduğunu söyleyen birine de anlayıp anlamadığını sormak o kadar yakışıksız olacaktır. Bu yüzdendir ki bir metni okuduktan veya bir programı izledikten sonra anlamayan kişi, “şu yazıyı okudum, şu programı izledim ama şurasını anlamadım” diyerek anlamadığını bizzat kendisi açığa vurur.

Tüm bu bilgiler her insan tarafından çok iyi bilindiği için hiç kimse bilmediği bir dildeki metni eline alıp onu anlamaya çalışmakla vakit kaybetmez. Metnin yabancı bir dilde olduğunu gördüğü anda bırakır ve anladığı bir dile çevirmenin yollarını arar. Metnin dilini bilmediği halde okumaya kalkışan kişiye de hiç kimse akıllı varlık muamelesi yapmayacaktır. 

Bilmediği dildeki bir şarkıyı zevkle dinleyen kişinin aynı şarkının sözleri müziksiz okunduğunda dinlemeyeceği de gayet iyi bilinir. Dilini bilmemesine rağmen şarkıyı dinlemesi müziğinden aldığı hazdan dolayıdır. Bu haz kendisini zihinde değil ama vücutta gösterdiği, hareketle tepki verildiği yani anlaşılmasa da tepkisel bir karşılığı olduğu için bu eylem mecazen dinlemek olarak isimlendirilir. Gerçekte yapılan şey sadece duymaktır. 

Kısacası içinde anlamanın olmadığı bir okuma, dinleme ve izlemeden bahsedilmesi insan zihnine ve fıtratına aykırı bir durumdur; saçmadır. Buna rağmen aslında zihnin bir faaliyeti olan bu eylemlerin hepsi sadece Allah’ın Kitabı için aslî anlamlarından koparılmış yani tahrif edilmişlerdir. Kur’an’ın asla dinlemek demeyeceği bir işitme eylemi adına “Kur’an ziyafeti” denilerek uygulanır olmuş, anlamayı kast etmeyen bir dinleme icat edilmiştir. Yine Kur’an’ın asla bakmak, görmek, izlemek demeyeceği bir eylem “hat sanatı” gibi bir isimle Arapça kelimelerin, hatta harflerin süslenmesini dinden bir şubeymiş gibi göstermiştir. Ve yine içinde “anlamak” olmadığı için Kur’an’ın asla okumak demeyeceği bir eylem “Kur’an tilâveti” ismiyle ibadet haline getirilmiştir. Öyle ki bugün haklarında Kur’an’dan konuştuğu algısı oluşmuş hocalar bile tefsirlerinde şu ifadeyi kullanabilmektedirler:

“Hiç şüphe yok ki Kur’an’ı anlamadan okumak da okumasını bilmeyenlerin Kur’an sahifelerine bakması da ibadettir.”[1]

Benzer şekilde; sadece Ortadoğu insanının duygularını hararetlendirip Seattle’daki birinin hiçbir hücresini canlandırmayan bir makamla güftesi Arapça ayet metinleri olan şarkılar seslendirmek hiçbir dilde okuma kelimesiyle ifade edilen bir eylemin adı olamaz. Böyle bir eylemin sevabı olmayacağı gibi vakti boşa harcamaktan çok daha ağır bir ismi olmalıdır: Allah’ın Kitabıyla alay etmek gibi... 

______________

[1] Mehmet Okuyan, Kısa Surelerin Tefsiri, Cilt 1, s: 43.

Diğer Yazıları