22 Kasım 2019
15 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 24 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 06:23 Güneş 07:52 Öğle 12:55 İkindi 15:25 Akşam 17:48 Yatsı 19:12
Kültür Sanat

Nuri Pakdil'i en güzel anlatan satırlar!

Cuma günü 85 yaşında vefat eden 'Kudüs Şairi' olarak da tanınan şair-yazar Nuri Pakdil'in ardından birçok yazı kaleme alındı, birçok paylaşımda bulunuldu ve yine birçok söz söylendi. Usta yazarı belki de en iyi anlatan yazı ise bundan aylar önce yazar Suavi Kemal Yazgıç tarafından kaleme alındı.

 İşte Yazgıç'ın kaleminden "Nuri Pakdil'in Dağ Duruşu"

31 Aralık 1984. Ankara’da, siyasetin mutfağı TBMM’ye çok yakın olan Akay Yokuşu’nda Edebiyat Dergisi’nin kalbinin attığı ve Demirler Pasajı’nda yer alan bürodan dışarı taşan kuyruk yokuştan aşağı iniyor. Çünkü Nuri Pakdil, iki kamyon dolusu dergi ve kitabını o çok bilinen titizliği ile dikkatle paketledikten sonra dağıtmaya başlamıştır. Bu “halktan aldığını halka veren” Pakdil’in protestosudur aynı zamanda. Çünkü o zamana kadar Edebiyat Dergisi’ne yayınlarına dönüp bakmayan insanlar “bedava”ya hücum etmişlerdir. Edebiyat Dergisi’nin Aralık 1984 tarihli son sayısı şu notla çıkmıştı: “Beşinci Dönemin 111 ayı boyunca hiç olmayan ‘ara’ aksama bu 1984 yılında tam dört kez oldu. Şimdi bu sayıyı Edebiyat’ın Mayıs 1984, Haziran 1984, Kasım 1984 ve Aralık 1984 sayılarının tümü için çıkarıyorum. İçinde bulunduğum koşullarda, ancak böyle tamamlayabiliyorum 1984’ü” Edebiyat Dergisi 1984 ortasında “bunalımını” okura duyurmuş ancak Pakdil’in deyişi ile bu açıklama “kimseyi ırgalamamıştı.”

Bu duyarsızlık Pakdil’e şu satırları yazdırır: 31 Aralık 1984/Yarın 1 Ocak/Edebiyat olmayacak.

Dağıtılan kitapların bir bölümünün “okunmadan” sahaflara okutulmasının arka planında da zaten bu duyarsızlık vardır. Bu dağıtım birkaç hafta daha sürecek ve Nuri Pakdil’in on üç sene süren sükutu böylece başlayacaktır. Peki sükutu her hangi bir ses yoksunluğunun ötesinde bir mesaj içeren “İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!” diyen Nuri Pakdil kimdi?

YÜRÜYEN KAFANIN İLK ADIMLARI

1934 Maraş doğumludur Pakdil. Defterlerinde ilkokuldan itibaren “kelebekler uçuran” Pakdil, Ortaokul’da Büyük Doğu ile tanışır. Radyodan İkinci Dünya Savaşı haberlerini dinleyen Pakdil, ismini duyduğu ülkeleri, şehirleri aradığı coğrafya atlasına bakarken uyuyakalır. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde Maraş’ta, Demokrasiye Hizmet gazetesinde yayımlar. 1950’li yıllar, tek parti döneminin geride kaldığı, özgürlüklerin nispi bir artış yaşadığı dönemdir. 1954–1955 arasında Lisedeyken Hamle adında bir dergi çıkaran ve Cevat Fehmi Başkut’un Paydos adlı oyunundaki rolüyle seyircileri etkiler. Onu ilk kez 1958’de gören Rasim Özdenören o anı anlatırken “Bu kişi adeta yürüyen bir kafadan ibaretti” der. Karizması daha o yıllarda bellidir. Çünkü Pakdil çıkardığı dergi için öğretmenlerini “örgütlemekle” yetinmez, onlara yazı siparişi de verir. Onun karizmasında devrin dikkatleri adını andığı kişi üstünde toplayan Nurullah Ataç ile yazışmasının ve Ataç’ın daha sonra “Dergilerde” adlı kitabında yer alacak olan yazılarında Pakdil’den övgü ile bahsetmesinin de büyük bir payı vardır. Nurullah Ataç, onun için “Giderek iyi bir eleştirmeci, iyi bir sanat düşünürü olacağını düşünüyorum” demiştir onun için…

Pakdil, Büyük Doğu, Diriliş gibi damarlardan beslenir, yakın tarihe müfredatın dışından bakması, dünyaya Habur ile Kapıkule arasına hapsetmeden algılaması gerektiğini görür ve çevresine de halka halka gösterir.

VE EDEBİYAT

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Pakdil, 1964’te İstanbul’da haftalık Yeni İstiklâl’de sanat sayfalarını düzenleyip editörlük yapar. 1965’te Ankara’ya taşınan Pakdil, asıl adresi olan Edebiyat dergisini Diriliş’in 1967’de yayınına ara vermesi üzerine Şubat 1969’da ve Edebiyat Dergisi Yayınları’nı ise 1972’de kurar. Edebiyat Dergisi Devlet Planlama Teşkilatı’nda bir araya gelen bir grup yazar tarafından uzun tartışmalardan sonra yayın hayatına atılır. İlk sayının kapağında Nuri Pakdil’in “Kalemin Yükü” başlıklı denemesi yer alır. Her ne kadar Pakdil, dergi için Gökçeyazın ismini teklif etse de Özdenören ve İnan’ın teklifiyle dergi Edebiyat adını almıştır dergi. “1969’da M. Akif İnan, Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt’la birlikte Edebiyat Dergisi’ni çıkarmaya karar verdiğimizde, bizi bu girime zorlayan etken aslında tekti: Ülkü olarak Batıcılığı seçmediğimizi, yalnızca yerli düşünceye ve bunun tüm değer yargılarına bağlı olduğumuzu söylemek.”

İLGİLER VE DİKKATLER

“Yeryüzünde bir damla alınterinden güçlü silah yoktur” diyen Pakdil’in İslam coğrafyasında olanları adım adım takip eder, Ahmet Bin Bella’dan İmam Humeyni’ye pek çok “devrimci” ile heyecanlanırken bir yandan da ülke ekonomisini, gelir dağılımının bozukluğunu, bir tüketim toplumuna doğru evrilmemizin ilk adımlarına dikkat eder. Nitekim bir bayram namazında Erenköy Camii İmam’ının vaazında “O hainler var ya, o hainler, o servet düşmanları, sizin mersedeslerinize göz dikmişler, servetinize göz dikmişler. Onlar, birlik ve beraberliğimizi bozanların ta kendisidir” demesi üzerine İmam’ı protesto ederek Camii’yi terk eder ve Arif Ay’a “Bunlar, kirli mülkiyet zebanileri” der. Edebiyat Dergisi’nin künyesinde, sanki bütün dünyada dağıtım ağı varmış gibi kıtalar için abonelik tarifesi konurken, tek sütuna santimi 12 katrilyon fiyat biçtiği reklam tarifesi ile adeta bir rekora imza atılır.

ÖNCE DEVRİMCİ SONRA YAZAR

Nuri Pakdil, Nurullah Ataç’ın öngördüğü kişi olmaz elbette. Çünkü Ataç’ın zihniyeti batıcıdır ve Pakdil, “Batıya baka baka boynu tutulan” Türkiye’ye kıbleyi göstermeyi amaçlar. Eline aldığı her gazeteyi satır satır tarayıp, Ortadoğu’ya Kudüs’e dair haber arayan Pakdil için devrimci olmak yazar olmaktan her zaman daha önceliklidir. Bu yüzden de Pakdil, kendisinden ansiklopedilerde yer alması için bir yazar olarak biyografisini talep eden yayınevlerine cevap vermeyi gerekli görmez. Onun için Edebiyat dergisi “kirli siyasa”nın dışında ve “kirli mülkiyet zebanileri”ne karşı “KUTSAL EKMEK, KUTSAL EMEK, KUTSAL EL”in kurduğu bir gerilla birliğidir. Bir Yazarın Notları’nın 3. cildi “Bu kitabı da namluya sürün!” direktifiyle biter. Çünkü “Sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma; gene sanatla kalkacağız ayağa.” diyen Pakdil’e göre “Sanatla Kudüs rüzgarları estirmeli”dir. Pakdil’in denemeleri, şiirleri, tiyatro oyunları, çevirileri bir kitabına verdiği isimle “Ateş Hattında Harf Müfrezeleri”dir.

EDEBİYAT… EDEBİYAT…
Nuri Pakdil’in ve Edebiyat Dergisi Yayınları’nın ilk kitabı Batı Notları’dır. Edebiyat Dergisi, kimi aralıklarla uzun yıllar sürdürdüğü yayınına, Aralık 1984'te ara verdi. Edebiyat Dergisi Yayınları, 1972–1984 yılları arasında, 18'i Nuri Pakdil imzasını taşıyan, 45 kitap yayımladı. 28 Şubat 1997. Nuri Pakdil “Sükut Suretinde” adlı yeni bir kitapla yeniden girizgâh yapar yayın hayatına. “Susmak da konuşmak kadar önemlidir” bazen diyen Pakdil, her adımında, her hareketinde bu disiplini, bu dikkati, bu rikkati eksik etmez.

“Edebiyat ilk çıktığında ilk taş düştü: bir varoluş sevinci duymuştum: insanın böylesi sevinçlere mutlak gereksinimi var. Ben hâlâ, Edebiyat’ın ilk çıktığı o ilk günü yaşıyorum: günler, daha öncekileriyle, daha sonraki yıllarıyla, birbirine ekleniyor, katlanıyor, kalınlaşıyor, bir ibrişim gibi uzayıp gidiyor bir eylem alanına: tüm tuzakları yıkacağımız o güne+ışık çağlayanına.”
Nuri Pakdil’in yazılarından bu kadar çok ünlem olması, yaşanan fetret devrine son vermek için vargücüyle seslenme ihtiyacı duymasından kaynaklanır elbette. Ya sûkut? Pakdil’in sûkutu, dünyadaki pek çok gürültüyü bastırabilecek güçtedir. Yeter ki kulaklar o sûkutu duyma hassasiyetini kaybetmemiş olsun.

Yazarın notu: Bu yazı için Hece’nin Nuri Pakdil özel sayısından ve Sıddık Akbayır’ın Yolcu’nun eki olarak verilen Nuri Pakdil özel ekinden yararlandım.

Yorumlar