Gündem

Nuh Albayrak soruyor: Ya 40 yıldır dinimize karşı işlediği suçlar!

Star gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak yazdı

En zaruri “güncelleme”, FETÖ enfeksiyonlarını temizlemektir

28 Şubat alışkanlıklarıyla, arşivler didik didik edilerek dolaşıma sokulan kullanışlı malzemelerin ürünü olan “güncelleme” kavramını, “dinde reform” emelleri için kullanmaya çalışanlar var.

Oysa, Ehl-i Sünnet anlayışı çerçevesindeki güncelleme, dinimizi; bidat ve istismarlardan kurtarmakla mümkündür.

İslamiyet 40 yıldır, Fetullahçılık denen sapık örgütün sistematik saldırılarına maruz kalmıştır.

“Cemaat” ve “hizmet” gibi muteber mefhumların arkasına gizlenen bu örgütün varlık sebebi, Peygamber Efendimizi (sallallahü aleyhi vesellem) sıradanlaştırıp devre dışı bırakarak, İslamiyet’i Hristiyanlıkla aynı mertebeye indirmektir.

“Dinler Arası Diyalog” safsatası bu amaca matuf bir Vatikan projesidir.

Fetullah Gülen boşuna, “Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan dinler arası diyalog için Papalık Konseyi’nin bir parçası olmak üzere buradayız” dememiştir.

Hristiyanlaştırma projesi

Ne yazık ki bu Haçlı lejyonerlerine, devleti devirme aşamasına gelinceye kadar müdahale edilmemiştir.

Tam aksine, Diyanet başta olmak üzere, bütün devlet kurumlarına sızan kriptolar vasıtasıyla, bu yıkım projelerine “devlet desteği” verilmiştir.

Topluma,“İslam’ın hoşgörüsü” olarak sunulan bu dinler arası diyalog fitnesine karşı çıkanlar sindirilerek, “herkes destekliyor” görüntüsü verilmiştir.

O dönem kadrosunda yer aldığım Türkiye gazetesinde, bunun İslam’ı Hristiyanlaştırma projesi olduğunu ısrarla dile getirdiğimiz için başımıza gelmeyen kalmadı.

***

Bu projenin son aşaması ise iman esaslarını da çarpıtarak Hristiyanlaştırma operasyonunu tamamlamaktı.

Fetullah Gülen bu kopyayı, Ailem gazetesinde yayınlanan ve imanın 6 esasını hedef alan yazısında veriyor, “İman esasları, dört asla irca edilebilir” diyordu.

***

Bu İslam düşmanlığının sebebini anlamak için, Amerika’nın bu din istismarcısına, Türkiye’yi kaybetme pahasına sahip çıktığını dikkate alarak, rahmetli Erol Güngör’ün o günlerdeki, “ABD, SSCB’ye karşı Müslümanlardan tarafmış gibi davranıyor ama SSCB biterse, tek bloklu dünyada ABD’nin tek düşmanı İslamiyet olur” teşhisini hatırlamak yeterlidir.

AB için ayeti yasakladılar

Dönemin Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, bırakın İslamiyet’i bu hain saldırıdan korumayı, bu projeyi yürütmek için Diyanet’i, FETÖ ofisi gibi kullanıyordu.

“Diyalog”a hizmet için, “Allah indinde tek din İslamiyet’tir” ayetini hutbelerde okumayı bile yasaklamıştı.

AB bu ayetten rahatsız olmuş ve konu ABD Büyükelçisi tarafından Mehmet Aydın’a iletilmiş ve müftülüklere gönderilen 17 Şubat 2006 tarih, 230 sayılı Ali Bardakoğlu imzalı yazıyla, bu cinayet gibi yasak devreye sokulmuştu.

***

AB’nin rahatsızlığı bu ayeti kerime ile sınırlı değildi.

Nitekim iman etmek için “La İlahe İllallah” yeterli bulunuyor, Peygamber Efendimizin Allah’ın Resulü olduğuna inanma şartı unutturularak, İslamiyet Hristiyanlığa, arka safları sabit kanepelerle doldurulan camiler de kiliseye benzetilmeye çalışılıyordu.

Ayet yasaklayan 'bakan' ayıklanmasaydı

Görmez döneminde bazı tedbirler alındı ise de birçok camide kanepe ve sandalye işgali hala devam etmektedir.

Şayet, Başbakan Erdoğan, Mehmet Aydın’ı bir sonraki seçimde ayıklamasaydı bugün camilerin durumu çok daha farklı olabilirdi.

Her yıl “Kutlu Doğum Haftası” vesile edilerek, Ehl-i Sünnet itikadını temelden sarsan sapık söylemler, birçok ilin müftülükleri ile işbirliği halinde milyonlarca nüsha basılıyor ve dağıtılıyordu.

İslamiyet üzerinde bu cinayetler işlenirken dönemin ilahiyatçılarının bir kısmı Fetullahçıların şerrinden korktuğu için susuyor, bir kısmı da zamanın ruhundan istifade etmek için Pensilvanya’ya selam duruyordu. Mesela ilahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım, “İsa Aleyhisselamın, Fetullah Gülen’in şahsında ortaya çıkacağını” iddia ediyordu!

Örgüt ile mücadele şart

FETÖ’nün nasıl bir istismar örgütü olduğu 17 Aralık 2013’te, yargıyı kullanarak darbe yapmaya kalkmasıyla daha iyi anlaşıldı.

Bu noktaya ise İslamiyet’i istismar ederek geldiler.

Oysa FETÖ ile mücadele sadece “kriminal” çerçevede yürütülüyor.

Bu yargı süreci, şeytanca entrikalardan etkilenmeden bitirilebilse bile bu, asla FETÖ ile gerçek mücadele olmayacak, sadece birkaç sivrisinek cezasını bulacaktır.

FETÖ ile asıl mücadele, “hizmet” için yola çıkan insanları, şeytana pes dedirtecek birer suç örgütüne dönüştüren büyüyü bozmaktır.

Bu ise, bu yapıdaki “maya bozukluğu”nu ortaya çıkarmakla mümkündür.

Bu konuda, imam ve hatiplerin hâlâ anlamsız bir ürkeklik içerisinde olduğu gözlenmektedir.

FETÖ’nün, dini temelden sarsmaya yönelik sapıklıkları neden hâlâ bütün camilerde gümbür gümbür anlatılamıyor?

Teşhis tamam, sıra tedavide

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, İstişare Toplantısı Sonuç Bildirisinde, FETÖ’nün, dini; süfli emellerine alet eden taşeron örgüt olduğu dile getirilerek, “Diyanet İşleri Başkanlığı, her türlü vaaz, irşat, yayın ve iletişim imkânını etkili bir şekilde kullanmak suretiyle din istismarıyla mücadeleye devam edecek. Bilhassa itibarı zedelenen ve anlam kaymasına uğratılan dinî kavramlarımızı ihya etme ve hakikati bütün yönleriyle ortaya koyma konusunda çalışmalarımız kararlılıkla sürdürecektir” deniliyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, rapor ve bildirileriyle FETÖ konusunda ortaya koyduğu gecikmiş teşhisi, bu örgütün can damarını teşkil eden “şeytan ruhu” ile etkili bir mücadele başlatarak tedavi sürecine taşımalıdır.

110 bin kişilik ordusu ile milletimizin kılcal damarlarına kadar ulaşan Diyanet, bu tedaviyi en hızlı yapabilecek tek kurumdur.

Bu FETÖ enfeksiyonlarının temizlenmesi en önemli güncelleme olacaktır.