30 Eylül 2020
18 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
7 sa 47 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 05:28 Güneş 06:53 Öğle 12:59 İkindi 16:17 Akşam 18:55 Yatsı 20:15

Merve Şebnem Oruç

Ne kadar kıymetlendiğimizin farkında mıyız?

Cemil Meriç’in “Kıymet bilmeyen milletlerde kıymet yetişmez ve kıymet yetiştirmeyen milletlerin kıymeti olmaz,” sözünü son zamanlarda sık sık düşünüyorum.

Dün Türkiye’nin ilk yerli otomobilinin (TOGG) üretileceği fabrikanın temel atma töreninde bu söz bir kez daha aklıma geldi.

Cumhurbaşkanı’nın törende yaptığı konuşmayla, TOGG’un halka tanıtılmasının ardından “Hayatlarında ülke ve millet hayrına bir tek çivi dahi çakmamış olanların” nasıl koro halinde iftira üretme yarışına koyulduklarını” hatırladım. “Yerli otomobilden bir detay daha paylaşıldı: Kaputu da var,” diye haber yapan gazeteler gördü gözlerimiz.

Bir mum kadar ışık veremeyenlere bir yıldız kadar parlak muamelesi yapanların hazımsızlıklarının, sadece yapılanların kıymetini bilenlere saygısızlık değil, koskoca bir millete, bu ülkeye ayıp ettiklerinin altını çizmek gerekir. Yapılan güzellikleri takdir etmek, bir terbiye, ahlak ve kültür meselesidir. Daha iyiye, daha güzele, daha verimli ve daha efektife, katma değeri daha yüksek olana ulaşmak için yapılacak eleştiriler baş göz üstüne; ama düşündüm, düşündüm, malum kesimin yıllardır atılan büyük adımlara çamur atmaktan başka ne yaptığını bulamadım.

Bugün Türkiye’yi bir ağ gibi saran duble yolları çekememezlikle başladı büyük yatırımlara yönelik saldırılar; ülkenin dört bir yanına yapılan havalimanları ile devam etti.

Şehir hastanelerinden tutun, enerji konusunda dışa bağımlı Türkiye’yi bu sıkıntıdan kurtaracak hidroelektrik santrallerine, nükleer santral projelerine ve hemen hemen her altyapı çalışmasına, her kalkınma hamlesine ilişkin tahammülsüzlük artık alışageldiğimiz söylenmeler haline geldi bir süre sonra.

Sadece bugünü görebilip elli yıl sonrasını, yüz yıl sonrasını hayal edemeyenler, Osmangazi köprüsü gibi, Yavuz Sultan Selim köprüsü gibi köprülere “Ne gereği var,” dedi. Bugün İstanbul-İzmir arası üç saat, Bolu Dağı’nı delip açılan tünelle Ankara-İstanbul arası dört saat… Daha nice yollar insanımıza zaman kazandırdı, güvenlik getirdi. Verilen her emek bu ülkeye iyilik, güzellik getirdi. Marmara Denizi’ni geçerek Avrupa’yı Anadolu’ya bağlayan uluslararası çapta devasa bir proje olan Marmaray açıldığında “çökecek” dediler, dünyanın sayılı havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı için “pisti çöktü” yalanını uydurdular…

Ama kıymet bilmeyenlere rağmen bu ülke, kabul etmeyi kendilerine yediremeseler bile, Recep Tayyip Erdoğan sayesinde kıymet üretti.

Aslında, biz bile o kadar alıştık ki Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasını taşıyan büyük projelere, o kadar normalleşti ki bizim için gitgide büyüyen kalkınma hamlelerine, iç siyasetin bomboş polemiklerinden kopabildiğimiz zamanlarda Türkiye’nin oyun dönüştürücü dış politikasına odaklanırken, bu kalkınma adımlarını sadece açılış törenleriyle takip eder olduk. Örneğin, daha iki hafta önce Tokat’ta 99 MW kurulu güce sahip Akıncı Hidroelektrik Santrali’ni bölge halkı dışında kaç kişi fark etti?

Konya Ovası 1-2 ve 3 numaralı sulamaları da bu ay içinde açılırken, hemen öncesinde Ergene Havzası Tüneli’nde, yani Ergene Çevre Koruma Projesi’nin Çevre koruma projesinin derin deşarj hattı B Tüneli’nde ışık göründü; Kars Barajı’nın, Ilısu Barajı’nın törenleri gerçekleştirildi.

Memleketim olan Trakya’daki Ergene Havzası Tüneli’nin bölgeye nasıl bir katkı sağladığını biraz açayım. Taşkınlara yönelik tedbirler alındı. 25 nehir havasından biri olan ergene havzası bölgede çok sayıda sanayi tesisi barındırırken yerel yönetimlerin bu havzayı barındırmak için gereken hassasiyeti göstermemesi sonucu, yetersiz altyapı ve endüstriyel atık sular Ergene’nin su kalitesini bozmuştu. Bu projeyle 1,5 milyon vatandaşımızı barındıran Ergene’de 400 kilometrelik dere yatağı temizlendi, 12 yerleşim yerinde ileri biyolojik atık su arıtma tesisi, 38 yerleşim yerinde kanalizasyon sistemi inşa edildi. Ayrıca toplam 1 milyon 238 bin dekar alanı sulayacak 25 sulama projesinden 24’ü hizmete girdi. Bölgede tarımla uğraşanlar mahsullerinin bu sayede dört katına çıkacağını söylüyor. Ama çiftçiye destek vermediği söylenen iktidarın tarıma yaptığı katkıyı kimse görmüyor.

Ya da bir başka iftihar projesi olan Çoruh Nehri üzerindeki Yusufeli Barajı… Üç milyonuncu metreküp beton dökümüne geçen ay şahit olduğumuz Yusufeli Barajı, önümüzdeki yıl açılacak ve toplamda 275 metreyi bulacak 100 katlı bir bina yüksekliğine ulaşacak. Açıldığında havzadaki diğer barajların üretimini %10 artıracak ve 1,5 milyarlık bir katkı sağlayacak. Taşkınları da engelleyecek proje içesinde yollar, köprüler, menfezler, tüneller ve yeni bir Yusufeli ilçesi de inşa edildi. Dağların arasında yapılan bu mühendislik projesini takdir etmemek mümkün değil.

Bu arada Rize Merkez, Güneysu ilçesi, Taşlıdere Vadisi Islah projesinin beşinci etabı bitti, 58 ıslah projesi hayata geçti, bu sayede dokuz meskûn mahal ve bin dekar tarım alanı daha taşkınlardan korunacak. Öte yandan Bayburt Demirözü Sulaması ile, 18 yerleşim yerindeki 113 bin dekara yakın arazinin verimi artacak.

2003’ten önce Türkiye’de 276 baraj vardı, 18 yılda bunlara 585 yeni baraj inşa edildi. Daha önce suyun gücünü elektriğe dönüştüren 105 tane hidroelektrik santrali vardı, 18 yılda 576 hidroelektrik santrali daha ülkemize kazandırıldı. Daha önce 228 gölet varken bunun üzerine 329 gölet ilave edildi. İçme suyu tesislerinin sayısı 84 iken 247 ilave tesis hizmete açıldı.

Savunma sanayisinden teknolojiye yönelik hamlelere, barınmadan metro inşalarına sayısız alanda verilen emeği sıralamaya yerim yetmez. Ve altını çizmek gerekir ki, çoğunu artık takip bile edemiyoruz.

Derim ki, üretilen kıymetin kıymetini bilelim, kıymet üreteni takdir edelim…

Yorumlar
Diğer Yazıları