25 Mart 2019
10 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 21 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 05:27 Güneş 06:53 Öğle 13:15 İkindi 16:43 Akşam 19:27 Yatsı 20:48
İzzet Çapa

İzzet Çapa

‘Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür…’

 Memo’nun keyfi yerinde olduğunda yaptığı tasavvuf sohbetlerinin müdavimiyiz. Eşref vakti gelip de anlatmaya başlayınca, toplanıyoruz etrafına. O söylüyor biz dinliyoruz; her böyle hitap ettiğimde hafiften kızarak bir ‘estağfurullah’ çekse de hocamız kabul ediyoruz.

Çünkü gönülden konuşuyor; ezberden değil idrak ettiklerinden bahsediyor. Öğreten adam tavrında değil, paylaşan dost halinde naklediyor.

Hep beraber kandil simitlerimizi çaya banıp, masanın etrafında sohbet ederken yine aniden bir şeyler döküldü dilinden… ‘Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk / Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk.’

Yeni bir hikayenin gelmekte olduğu belliydi.

Çaylar, kahveler tazelendi; dinleme moduna geçildi.

‘Memo Bey biraz daha açar mısınız?’ diyerek ilk pası attım.

‘Yüzlerce tarikat vardı Osmanlı zamanında kendi meşreplerince irşad vazifesi gören ama en yaygını Nakşibendilikti’ diye başladı.

‘Bak Nakşibendilik nedir dinle. Hakikate ulaşmak için bu yola giren birinin dört şeyi terk etmesi şarttır her şeyden önce.

Birincisi dünyadır. Bu, dünyanın kalbi oyalayacak şeylerinden elini eteğini çekmek demektir. Yani dünya işleriyle hiç ölmeyecekmiş gibi ilgilenmek amma velakin yarın göçüp gidecekmiş gibi de bu diyardan, çok önemsememek…

İkincisi terk-i ukbadır. Bu, cennet sevdası ve cehennem korkusundan uzaklaşmak, ibadette sadece ve sadece Allah’ın rızası gözetmektir. Mükafatlardan vazgeçip bir olanda, her şeyin sahibinde eriyebilmektir…

Üçüncüsü terk-i hestidir. Hesti; varlık manasına gelir. Terim olarak ise enaniyet davası demektir.

Terk-i hesti, Allah’a karşı enaniyeti bırakıp, ubudiyet haline girmektir. Sana bahşedilen bu aklın da, bedenin de, ömrün de geçici olduğunu bilmektir. Hani Mevlana’nın ‘Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür’ dediği o yer burası işte.

Dördüncüsü terk-i terk etmektir. Bahsettiğim şeyleri terk eden, ‘ben bunları terk ettim’ diyerek böbürlenmeyecek, kendinin üstün bir makamda olduğunu iddia etmeyecektir. Kibrin en büyük düşman olduğunu bilecek ve en çok da ondan uzak durmaya gayret edecektir vesselam.’

Anlatması Memo’dan, paylaşması benden efendim, herkese hayırlı kandiller dilerim…

Diğer Yazıları