Kültür Sanat |

Münir Özkul'un unutulmaz replikleri!

Münir Özkul'un usta replikleri vatandaşlarımız tarafından aranıyor. Usta sanatçı Münir Özkul 93 yaşında hayata gözlerini yumdu. Hayatının 40 yılını film setlerinde, tiyatro sahnelerinde geçirmiş büyük bir sanatçı olan Özkul, sanatseverlerin gönlüne taht kurmuş biriydi. 1948'de Ses Tiyatrosu'nda sahnelenen "Aşk Köprüsü" oyunuyla profesyonel oldu. Daha sonra Muhsin Ertuğrul'un yönetimindeki Küçük Sahne'ye geçti. Bu dönemde John Steinbeck'ten Fareler ve İnsanlar (1951), John Millington Synge'den Babayiğit, George Axelrod'dan Yaz Bekarı (1954), John Patrick'ten Çayhane (1955) gibi oyunlarda oynadı. Vatandaşlarımız ise Münir Özkul'un unutulmaz repliklerini arıyor... İşte, Yaşar Usta'nın ve Mahmut Hoca'nın unutulmaz replikleri...

Münir Özkul,'un "Bak beyim sana iki çift lafım var" fotoğrafı aranıyor... Usta sanatçı Münir Özkul'un ölüm haberi Türkiye'yi yasa boğdu. Türk sinemasının en önemli isimlerinden biri olan ve canlandırdığı her karakter ile efsaneleşen usta sanatçı hayata gözlerini yumdu. Yeşilçam'ın ve Hababam Sınıfı'nın efsanevi oyuncusu Münir Özkul'dan kötü haber geldi. Usta oyuncu 93 yaşında hayatını kaybetti. Vatandaşlarımız ise Münir Özkul'un fotoğraflarını araştırıyor. Özkul 1968'de Altan Karındaş topluluğunda oynanan Sadık Şendil'in Kanlı Nigar oyunundaki rolüyle İlhan İskender Armağanı'nı kazandı. Gene bu başarısı üzerine İsmail Dümbüllü, Kel Hasan'dan devraldığı 50 yıllık simgesel kavuğu Özkul'a verdi (Özkul bu kavuğu 1989'da Ferhan Şensoy'a devretti. Daha önce de oynadığı Haldun Taner'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1978) oyunundaki rolüyle Avni Dilligil (1978), Ulvi Uraz (1979), İsmet Küntay (1979) ve İsmail Dümbüllü (1980) ödüllerini kazandı. Vatandaşlarımız ise Münir Özkul'un unutulmaz repliklerini arıyor... İşte, Yaşar Usta'nın ve Mahmut Hoca'nın unutulmaz replikleri...

mAnir_AzkullAAAA

YAŞAR USTA'NIN EFSANEVİ REPLİĞİ

İşte o replik...

Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, herseyin var. Binlerce kişi calışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören.

Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder,para babası fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimizr parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz.

Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam...

beyim_bak

bak_beyim

IFUHAUWEFAEF_1

ÜNLÜLER MÜNİR ÖZKUL İÇİN TAZİYE MESAJINDA BULUNDU

ALİ POYRAZOĞLU: RAHATSIZLIĞINDAN DOLAYI BİR KENARA ÇEKİLMİŞTİ

Türk tiyatro seyircisinin ve sanatseverlerinin başı sağ olsun. Rahatsızlığından dolayı bir kenara çekilmişti. Çok usta, yaptığından emin, usta bir adamdı. Zor bir adam olduğu söylenir. Hiç öyle bir adam değildi, kaymak gibi bal gibi bir adamdı.

EDİZ HUN: BÜTÜN CAMİANIN SEVGİLİSİYDİ

Bizim bütün camianın sevgilisiydi. İnsan ilişkilerinde son derece saygılı bir beyefendiydi. Çok büyük bir sanatçıyı kaybettik.. Bizle nasıl konuşuyorsa kamera karşısında da öyle doğal bir şekilde aktarıyordu. Zaman gelince kayboluyoruz. Anılardır mühim olan. O anılarda da Münir Özkul başta gelir.

HÜLYA KOÇYİĞİT: YERİ DOLDURULMAZ BİRİYDİ

Eşine ve kızına başsağlığı iletiyorum. Yeri doldurulamayacak çok büyük bir sanatçı. Öyle eserler bıraktı ki her zaman bizimle yaşayacak.

ZİHNİ GÖKTAY: HER ÖLÜM ERKEN ÖLÜMDÜR

Maalesef Münir Ab'nin sosyal medyadan aldığımız haberlere alışmıştık ama artık ajanslardan öğrenince inandım. Her ölüm erken ölümdür. Tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Onun hatırasını daima canlı tutacağız.

MÜNİR ÖZKUL KİMDİR?

Münir Özkul, 15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul'un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda tiyatroya merak salmış olan Özkul, İstanbul Erkek Lisesi'ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti.

O zamana kadar yaşamını sürdürdüğü ve aşinası olduğu Bakırköy'de bulunan Halkevi'nde oyunculuğa adım attı. İlk amatör sahne deneyimlerini burada gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda bir süre oynadıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu'na geçti. Ardından da, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etmeye başladı ve artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu'nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Ancak buradaki çalışması uzun soluklu olamadı ve hemen ardından yien özel bir tiyatro olan Küçük Sahne'ye geçti.

Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul'un yaptığı ve Steinback'in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan "Fareler ve İnsanlar"da oynadı. Yeteneği Musin Ertuğrul'un gözünden kaçmayan Özkul, Küçük Sahne'de ayrıca, "Yarış", "Onikinci Gece", "Aşağıdan Yukarı" ve "Karışık İş" gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden "tesadüfen" film setlerine geçişi 40'lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, "Vatan ve Namık Kemal" adlı filmde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin'i ziyaret için Yeşilçam'a gittiği birgün ilk defa bir filmde figüran olarak rol aldı. Üniformalı bir figüran arayışı içinde olan arkadaşının ricasını kırmayarak, biraz da komik bir anı olsun diye kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400'ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.

50'li yılların başlarında, ilk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar'ın yönetmenliğinde çekilen "Üçüncü Selim'in Gözdesi" adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951'de, yine birer İpek Film yapımı olan "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" ile "Lale Devri"nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul'un yönetmenliğinde çekilen "Evli mi Bekar mı" ve Baha Gelenbevi'nin yönettiği "Barbaros Hayrettin Paşa" adlı filmlerde başrol oynadı.

Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan "Edi ile Büdü Tiyatrocu" ve "Edi ile Büdü" filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı ve özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı.