Gündem |

Muharrem İnce'nin ABD'lisi eski CHP'li vekil mi?

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce geçtiğimiz günlerde "bir Amerikalı yetkili"ye dayandırdığı "FETÖ usulüne göre istenmemiş" iddiasına gazeteci Latif Şimşek ilginç bir iddia ile pencere açtı. Şimşek, İnce'nin ortaya attığı iddianın arkasında CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger'in olduğunu ileri sürdü.

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, bir televizyon kanalının canlı yayınına bağlanarak, “Amerikalılar beni aradı, Türkiye FETÖ'yü ABD'den usulüne göre istememiş” iddiasında bulunmuştu.

CHP'li İnce'nin iddiasıyla ilgili gazeteci Latif Şimşek'ten dikkat çeken bir iddia geldi. Şimşek, 'FETÖ'yü usulüne göre istememişler' iddiasının arkasında ABD'ye en son giden CHP'li yönetici olan eski Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger'in olduğunu yazdı.

Şimşek'in yazısı şöyle;

ERDOĞAN PENSİLVANYA’YA GİTTİ Mİ?
Millet kafayı yemiş!

Neymiş Erdoğan, Ak Parti'yi kurmadan önce Pensilvanya'ya gidip F.Gülen (FETÖ) ile görüşmüşmüş.

Bir deli olan Muharrem İnce kuyuya bir taş attı ama kırk akıllının çıkarmasına gerek kalmayan kuyu suyunda eriyip gidecek bir taş o!

Ey Millet!

Ey Ak Partililer, CHP'liler, MHP'liler…Ey herkes.

Biz bu kadar mı değerlendirme yeteneğinden yoksunuz? Bu kadar mı aptalız?

FETÖ elebaşı kendi sitesinde, kendi açıklamasında Recep Tayyip Erdoğan ile nasıl ve kaç kere görüştüğünü, Erdoğan'ı sevmediğini, Erdoğan'ın da O'nu sevmediğini açık seçik anlatıyor. FETÖ, parti kurma meselesi ile ilgili Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra İstanbul'da Erdoğan ile görüştüğünü anlatıyor.

O tarihte, yani 1999'un ilk aylarında Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştı. FETÖ'nün iddiasına göre Erdoğan, FP kapatıldıktan sonra, İstanbul'da görüşmüş. Bunu Erdoğan da inkar etmiyor zaten. Fark şu ki; 1999'da Gülen ile parti kurma konusunu konuştuysa, demek ki FP kapatıldıktan sonra da Erdoğan, yeni bir parti kurmayı kafasından geçirmiş. Ama Ak Parti'nin kurulması 2001 yılında gerçekleşmişti. 2001'de ise Fetö Pensilvanya'daydı.

Şimdi FETÖ (Gülen), Erdoğan ile ilişkilerini ve görüşmelerini şöyle anlatıyor:

“Erdoğan ile aramızda öyle sanıldığı gibi samimi bir ilişki hiç olmamıştır. Toplam iki-üç defa ancak görüşmüşüzdür. Birinde, Belediye Başkanı seçildiği zaman geldi. Ben de O'na gittim. Bir de Tansu Çiller ile beraber bir okulun açılışına geldi. Yanıma oturdu ama hiç konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Bir de Parti kuracağı zaman geldi fikrimi aldı. (Bu da yalan ama doğru olduğunu varsayalım) FEM Dersanesi'nin bir odasında görüştük. (Dikkat edin; Parti kurma ile ilgili görüşmenin İstanbul'da, FEM Dershanesi'nde olduğunun altını çiziyor. Fetö 1999'un sonlarına doğru ABD'ye kaçtığına göre bu görüşmenin de en geç 1999 içerisinde yapılmış olması gerekiyor). Hepsi bu”.

FETÖ, Erdoğan ile başka bir görüşmesinden bahsetmiyor. Eğer, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pensilvanya'ya gitmiş olsa, Gülen'in bunu atlayıp anlatmaması mümkün değil. İkincisi, Eğer, Erdoğan, Pensilvanya'ya gitse, FETÖ'cüler bunu, birin yanına beş katarak şimdiye dek bin kez kullanırlardı. Sonuçta, A. Gül'ün ve Bülent Arınç'ın ziyaretlerini defalarca dile getirdiler. Dolayısıyla mantık kurgusu, Erdoğan'ın Pensilvanya'da Gülen'i ziyaret etmiş olmasına imkan tanımıyor.

Nasuhi Güngör'ün kitabına gelince.

Nasuhi o kitabı 20 yıl önce yazdı.

Çıkıp delikanlıca, “kitaptaki bilgiler belgeye ve somut bilgilere dayanmıyordu. Dedikodudan ibaretti” dedi. Nasuhi'nin bu tavrını eleştirebilirsiniz. “Bir insan kendi yazdığı kitabı bu kadar itibarsızlaştırabilir mi?” diyebilirsiniz. Ama bu sonucu değiştirmez. Bu bilginin yanlışlığı ortada. Peki, Erdoğan bunu niye tekzip etmedi?

2002 yılındaki Cemaat-Ak Parti ilişkileri göz önüne alındığında, bugün terör örgütü olarak ortaya çıkan o günkü adıyla Cemaat'in, Bülent Ecevit, Yekta Güngör Özden, Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi isimler tarafından bile kutsandığı bir dönemde, bu asılsız iddia o kadar önemsizdi ki, yalanlamaya bile gerek yoktu. Çünkü, FETÖ o dönemde herkes tarafından cemaat olarak biliniyor, Fethullah Gülen, Başbakan Ecevit, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından bile “mübarek”(!) sayılıyordu. Gülen'le görüşmüş ya da görüşmemiş olmanın o yıllarda Erdoğan açısından özgül ağırlığı yoktu. Böyle bir yanlışı tekzip etmek bile anlamsızdı. Zaten o dönemde de bu yanlış bilgi kimsenin ne dikkatini çekmiş, ne de gündeme getirilmişti.

Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı Adayı olduktan sonra yalan söylemeyi “huy” edindi desek yeri. Her gün farklı bir yalanın arkasına sığınarak siyaset yapmaya çalışıyor ama sanmasın ki bu millet bunu yiyor! CHP seçmeni bile bıyık altından gülüyor.

Sen çıkıp, “Beni ABD'den aradılar. FETÖ'yü usulüne göre istememişler” diyeceksin ama bu iddianın altını dolduramayacaksın. Bana CHP'den gelen bilgiler bu yalanın kaynağının, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger olduğunu işaret ediyor. Nasıl mı? Aksünger, ABD'ye en son giden CHP yöneticisi. Orda kimlerle ne görüştü? Görüştü mü? Turistik bir gezi yapıp döndü mü bilmiyorum. Ama, Aksünger, Muharrem İnce ile iki hafta önce yaptığı bir görüşmede bu iddiayı ortaya atmış. Şöyle demiş; “ABD'de bir söylenti var Türkiye FETÖ'yü usulüne göre istememiş diyorlar”. Muharrem İnce de; “Yapma yav. Ben bunu kullanayım” demiş. Sonra da meydanlara çıkıp, “Beni ABD'den aradılar” yalanını uydurdu. Ben de diyorum ki; Erdal Aksünger sana bu dedikoduyu anlatırken, yanınızda olan bir CHP'li bunları bana söyledi. Gerekirse ismini de açıklarım!

İnce daha sonra çıktı; “Erdoğan Ak Parti'yi kurmadan önce Pensilvanya'ya gidip Gülen'den icazet aldı” yalanını ortaya attı. Yukarıda da anlattığım gibi, FETÖ, Erdoğan ile münasebetini batılı bir tv kanalına anlatırken, İnce'nin öne sürdüğü görüşmeden hiç bahsetmiyor. Yoksa, gerile gerile; “Parti kurarken geldi benden ic azet aldı” demez miydi. Bırakın icazet almayı, “Fikrimi aldı” demez miydi. İstanbul'daki görüşmeden bahseden Gülen, Pensilvanya'da bir görüşme gerçekleştiyse bunu niye söylemesin ki?

Anadolu'da yalancılığı alışkanlık haline getirenler için bir deyim vardır; “İt o..urdukça yalan söylemek”.

Bu yalanları köyün çobanı söylerse, çok da sallamaz kimse. Ama Türkiye'ye Cumhurbaşkanı olmayı düşleyen bir siyasetçi, yalanlarını sürdürürse, elindeki mum yatsıya kalmadan söner.