21 Haziran 2018
28 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
7 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 03:24 Güneş 05:25 Öğle 13:12 İkindi 17:11 Akşam 20:47 Yatsı 22:38
Gündem

Cevapsız soru kalmadı…

Muhalefetin hedefindeki TİKA’nın başkanı Serdar Çam SuperHaber’e konuştu…

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) son günlerde muhalefet tarafından seçime malzeme yapılmak, tartışmanın odağına çekilmek isteniyor. SuperHaber’den Hülya Okur TİKA gerçeğini Başkan Serdar Çam ile konuştu.

Hülya Okur
Hülya Okur
Muhalefetin hedefindeki TİKA’nın başkanı Serdar Çam SuperHaber’e konuştu…

TİKA Başkanı Serdar Çam, röportajın başında ajansı tanımlarken “Türk modeli bir yardım sistemi” nitelemesinde bulundu. “Bir bebeğin anne karnından, ölümüne kadar her alanda projeler yapıyoruz” diyen Başkan Çam, “Dostlarımız takdir de ediyorlar ama zaman zaman eleştiriler de alabiliyoruz.” dedi.

Bu noktada sözü FETÖ’ye getiren Çam, “17/25 Aralık öncesi FETÖ belasının sinsice yaptığı aleyhte propagandalar; “TİKA, DEAŞ’a destek veriyor” gibi bir takım hadiseleri, olumsuzlukları bize yıkarak, kara propaganda yapan bir kesim var mı, var.  Buna benzer bir takım hadiselerle Türkiye'nin önünü kesmeye çalışan; küçükten büyüğe, gizliden açığa pek çok kuruluş kendi tarihi süreç içerisindeki rollerini oynuyor. “ ifadesini kullandı.

Dünyadaki savaşlar, terör tehditleri, iç kargaşalar, ne idiği belirsiz STK’ların sinsi faaliyetleri içerisinde kaotik noktaların giderek arttığını ifade eden Başkan Çam, kendi rollerinin zorluğuna şu sözlerle işaret ediyor: “Onun için bizim işimiz azalmıyor artıyor. Elimizde bir yangın söndürücü ile koca, devasa bir ormanın bir parçasını söndürmeye çalışan bir Türkiye'yiz şu anda.”

İddiaların konusu olan milyar dolarları sorduğumuzda Çam, “Bizim Maliye Bakanlığı'ndan gelen 65 milyon dolarlık normal bütçemiz var, onun haricinde kullandığımız diğer bütün bütçeleri de koyduğumuzda bu rakam onun en fazla iki misli olur. 100-120 milyon dolar bandına oturur. O da %3’e tekabül eder. İlk planlama yapılınca biz bu parayı bile bol ve bir güç olarak görüyoruz. Siz titiz bir çalışma yaptığınızda 10 bin dolar bile bir bölge için çok kıymetli bir paraya dönüşebiliyor. Vakıf mantığı bu.” sözleri ile ortaya atılanların afakiliğini ortaya koyuyor.

Başkan Çam, FETÖ örgütü mensuplarını, “FETÖcüler; aşırı riyakarca sempatik, sıcak, sevimli görünerek yanaşma özelliklerini iyi kullanırlardı.” cümlesi ile tanımladı. 

TİKA’nın bu gibi örgütlere karşı bir anlamda bağışıklığı olduğunu “TİKA’nın sadece FETÖ'cüleri değil diğer bütün gizli, saklı veya açık olabilecek, iyi niyetli olmayan örgütlere karşı tedbirli olmayı bilen bir öğretisi var.” diyerek ifade eden Çam, kurum içinde FETÖ ile mücadeleyi ise “25 yıllık bir kuruluş, belli zamanlarda sızmalar yaşanmış, OHAL süreci başlaması ile birlikte tespit ettiklerimizi gönderdik.” sözleri ile özetliyor.

İşte Hülya Okur’un TİKA Başkanı Serdar Çam ile röportajı…

1966 Ankara doğumlusunuz, kendinizi anlatmaya TİKA’dan mı, Sayın Cumhurbaşkanımızın özel kalem müdürlüğünden mi, Dış Ticaret yıllarınızdan mı, aile hayatınızdan mı başlarsınız?

Ankaralı hariciyeci bir babanın, ev hanımı bir annenin çocuğu olarak yetiştik. Çocukluk yıllarımda babamın görevi dolayısıyla belirli bir zamanda Ankara'da ve yurt dışında da bulundum. 16 senem Ankara’da geçti. Sayın Cumhurbaşkanımızın Genel Başkan iken başlatmış olduğu sürecin içinde görev aldık. O günden bugüne kadar çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.

“DÜNYADA TÜRK TİPİ KALKINMA YARDIMI MODELİNİ ORTAYA KOYDUK”

1992 yılında kurulduğundan bu yana 170 civarı ülkede 25 bin proje yaptı ama bunun 20 bin kadarı 2002 yılından sonra gerçekleşti. TİKA'yı harekete geçiren, ivme kazandıran, şaha kaldıran ne oldu? Bu gururun büyük sahibi olarak motivasyonunuzu nereden aldınız?

Bu bir süreçtir. 1992 yılında iyi niyetle kurulmuş olan, daha önce de DPT’nin bünyesinde yardım faaliyetleri yapmaya çalışan bir daire iken, 1992’de de özellikle Orta Asya’daki kardeş devletlere katkı vermek üzere bir süreç başlatıldı. O zaman Türkiye'nin kapasitesi sınırlıydı. 2002'den sonraki 10 yıl içerisinde Türkiye bu manada bir marka değeri oluşturdu. Bunun pek çok nedeni var ama en temel nokta; iyi bir liderlik ve siyasi atmosferin olması, bu kuruma güçlü bir şekilde sahip çıkılması. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere hükümetin, devletin bu kurumu öncelemesi, destek vermesi… Ve tabii ki ekonomik istikrarınız, gücünüz… Türk milleti ile devleti ile çok büyük bir mücadele veriyor; Somali'de, Filistin'de, Arakan’da sorunların çözümüne katkı sağlıyoruz. Ve bir de başkalarının çok anlayamadığı, azımızı çok yapan bir ‘bereket’ unsuru var. Ülkemiz pek çok alanda çok ciddi manada mesafe kat etti, dünyada Türk tipi kalkınma yardımı modelini ortaya koymuş olduk. Türkiye'nin böyle bir gücü olmasından dolayı çok mutluyuz.

“BİR BEBEĞİN ANNE KARNINDAN, ÖLÜMÜNE HER YERDEYİZ”

“HER SENE 3000 İLE 5000 ARASI KİŞİYE SERTİFİKA VERDİĞİMİZ PROGRAMLAR VAR”

Başbakan Yıldırım TİKA'yı: Tarihi, kültürel mirasımızı ihya ediyor, 58 ülkede bayrağımızı dalgalandıran, garip gurabaya yardım eden, Türkiye'nin tanıtımı yapan bir kuruluş olarak tanımlamıştı, sizin tanımızda ne var?

Sayın Başbakanımız aslında fazlasıyla özetlemiş. Kurumumuz bütün bu tanımların hakkını vermeye çalışıyor. Aslında kuruluş yasamıza bakıldığında ve daha sonra düzenlemeleri yapıldığında; biz, Viyana’daki diplomatik süreçlere uygun bir şekilde kurulmuş bir kalkınma ajansıyız. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, ihtiyaç olan her yerde, sürdürülebilir, uzun soluklu kalkınma projeleri yapıyoruz. İhtiyaç halinde acil ve insani yardımlar da yapıyoruz. Çünkü bir kriz bölgesine gidildiğinde uzun soluklu bir proje ile başlayamıyorsunuz. Onların safhaları var; önce insani yardımla başlanıyor, gelişerek devam ediyor.

TİKA giderek detaylı bir çalışma içine de girmeye, ana arterlerini belirlemeye çalışıyor. Bundan 5-6 yıl önce Maarif Vakfı, YTB, Yunus Emre yokken, onların da yapmış oldukları çalışmalara katkı vermeye çalışıyordu, her alanı bir şekilde doldurmaya çalışıyordu. Eğitime giriyordu, Türk dilini öğretmeye, yaygınlaştırmaya çalışıyor, Türkolojiye destek veriyordu. Artık devletimizin kurumlarının artması ile beraber daha da ihtisaslaşma imkanlarına kavuşmuş olduk. Dolayısıyla bir bebeğin anne karnındaki yaşam sürecinden başlayıp doğup, ölünceye kadar ihtiyaç duyabileceği alanlarda proje geliştirebiliyoruz. Hastane, doğumhane de yapıyoruz, gasilhane, cenaze arabasının alınması, mezarlıkların tanzimini de… Bir döngünün başı ve sonunda, ortasında; sağlık, eğitim, okul, meslek edindirme, ekonomik kalkınmaya ihtiyaç duyulan projelerin geliştirilmesi gibi pek çok konu var. Biz yılda yaklaşık 2000 proje yapıyoruz. Çeşitli bakanlıktaki tecrübelerin diğer bakanlıklara aktarılması konusunda da çalışmalar yapıyoruz. Tarım, hayvancılık, sağlık, bilim teknik alanında uzmanların Türkiye'ye getirilmesi işlerini de yapıyoruz, her sene 3000 ile 5000 arası kişiye sertifika verdiğimiz programlar oluyor. Onlar bu ülkenin terbiyesinden, sisteminden, eğitiminden profesyonelce geçmiş oluyor.

“KADINI GÜÇLENDİRDİĞİNİZ ZAMAN, BÜTÜN TOPLUMU KUŞATMIŞ VE DESTEKLEMİŞ OLUYORSUNUZ“

TİKA'nın konusunu soracaktım ama kapsamlı bir şekilde anlattınız. Konusu; yetimler mi, mazlumlar mı, dar gelirliler mi, dost elinden mahrum olanlar (Türkiye'nin dostluğu önemli) mı,  yoksa dünyayı etkileyen sorunlar mı? TİKA için hiç bir etnik ve mezhebi ayrım gözetmeden tüm dünya halkına insani yardım götürdüğünü söyleyebilir miyiz?

Bizim inancımız, kültürümüz gereği yaralanan, uçamayacak durumda olan leyleklerin bile tedavisi için kurulmuş vakıf anlayışımız var. Şanlı geçmişimizin bütün güzelliklerini yansıtmaya çalışıyoruz. Bir ülkeye gittiğinizde; o ülkenin en kırılgan, en aciz, en gariban kısmı nereyse oradan başlayarak iş yapmanız lazım. Bazı ülkelerin yaptığı gibi baş şehirlerinde gidip birkaç tane göstermelik proje yapıp, levhalarını asarak, gözlerine sokarak orada kalmak değil.

Ramazan boyunca bir takım etkinlikler yaptık. Şu anda arkadaşlarımız Fizan’da bile, Libya'nın en sıkıntılı yerlerine kadar gidip, iftar verip yardım dağıttılar. Biz bir bölgeye gittiğimiz zaman oranın fotoğrafını çekmeye çalışıyoruz, odan sonraki süreçte aileye destek vererek, anne ve çocuğu, kadını güçlendirerek çalışmalarımıza ağırlık veriyoruz. Çünkü siz anneyle kadını güçlendirdiğiniz zaman, dolaylı olarak bütün toplumu kuşatmış ve desteklemiş oluyorsunuz. Ve bir yerde savaş, kriz, afet varsa ilk vurulan nokta kadınlar ve çocuklar oluyor. Buradan hareketle biz kadın ve çocuklara yönelik projeleri önceliyoruz. Arkadaşlarımızın şahit olduğu duygulandığı, ağlayarak tamamladıkları yüzlerce hikayemiz var.

“Dünyanın bütün meselelerine Türkiye olarak biz varız” mesajı veriyoruz. Bunun insani, ahlaki, siyasi ve diplomatik boyutu var. Biz, Sayın Başbakanın ifadesiyle birçok alanda hem katkı veriyoruz hem de ülkemizin diplomatik üstünlüğünü, avantajını sağlayabilecek hale de dönüştürüyoruz. Latin Amerika'da okyanuslarda kirliliğinin azaltılmasına dönük projeye de destek veriyoruz, Namibya’daki çitaların soyunun tükenmemesine yönelik projelerin geliştirilmesine de katkı veriyoruz. Küçük, sembolik ama anlamlı, uluslararası etkinliği fazla olabilecek özgün projeler bulduğumuzda, sınırlı kaynakları etkili kullanmış oluyorsunuz.

“FETÖ BELASININ TİKA, DEAŞ’A DESTEK VERİYOR ŞEKLİNDE PROPAGANLARI VARDI”

"BATILILAR,  TÜRKLER KADAR ETKİN OLMAK İSTİYOR"

TİKA sadece İslam coğrafyası veya Osmanlı mirasını değil, Makedonya'daki Aziz Geroger Klisesini, Bosna Hersek'teki Fojnica Fransisken Manastırı’nı ve Azize Meryem Kutlu Doğum Katedralini de restore etti. TİKA, Hıristiyan dünyasının gözüne girebildi mi? AB, bu yapıcı tavrı nasıl karşılıyor, takdir görüyor mu?

Her güzel çalışmanın bir şekilde alkışı da olur, eleştirileri de olur. Kıskançlık da vardır, rekabet de vardır. Dünya coğrafyasında oyuncusunuz ve ülkemiz giderek etkin durumda. Son yıllarda Amerikalıların veya Avrupalıların makalelerine baktığınızda “Bizim de Türkiye kadar Balkanlarda etkin olmamız lazım, bir çıta konmuş oraya ulaşmamız lazım” şeklinde ifadeler geçiyor. Dostlarımız takdir de ediyorlar ama zaman zaman eleştiriler de alabiliyoruz. Fakat alınan eleştirilerin pek çoğu objektif olmuyor. 17/25 Aralık öncesi FETÖ belasının sinsice yaptığı aleyhte propagandalar; “TİKA, DEAŞ’a destek veriyor” gibi bir takım hadiseleri, olumsuzlukları bize yıkarak, kara propaganda yapan bir kesim var. Buna benzer bir takım hadiselerle Türkiye'nin önünü kesmeye çalışan; küçükten büyüğe, gizliden açığa pek çok kuruluş kendi tarihi süreci içerisindeki rollerini oynuyor. Bunun haricinde insani, ahlaki, vicdani açıdan bakıldığında bugün TİKA’yı, bütün ülkelerde din, dil ve etnik yapıya bakılmadan takdirle karşılayan büyük bir kesim var. Arkadaşlarımızı cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının kabul ettiği, bizzat bizlere takdirlerini ilettiği bir dünya profilinde yaşıyoruz. En son Sayın Başbakanımızla Londra'ya gittiğimizde İngiliz başbakanı bizzat: “Ben TİKA’yı çok iyi biliyorum, çok yakından takip ediyorum, ve büyük takdirle ve hayranlıkla izliyorum” şeklinde bir teşekkürü, bizzat bize ve Sayın Başbakanımıza ifade etmişlerdi. Geçtiğimiz günlerde Ramazan vesilesiyle iftar tertip etmek üzere, iki uzman arkadaşımız bir ülkeye gittiler. Zimbabwe’de bizzat Cumhurbaşkanı duymuş, sarayına davet etmiş, gidin selam ve hürmetlerimizi iletin ki Türkiye Cumhuriyeti milletinin selam ve sevgisini sizin vasıtanızla iletmiş olalım dedik. Sadece TİKA’nın faaliyetleriyle değil, Türkiye’mizin, Cumhurbaşkanımızın ve hükümetimizin önümüzde açtığı bir alandır. En fazla Afrika'yı ziyaret eden lider unvanını almış bir Cumhurbaşkanımız var. Dolayısıyla dostlukları, iradesi, Birleşmiş Milletler'deki etkinlikleri kapıları önümüze açıyor.

“GELİŞEN EKONOMİDE HEPİMİZİN PAYI VAR”

Cumhurbaşkanımızın açtığı yol, size kolaylık sağlıyor. Ama diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanımızın, ‘TİKA'nın bütün Türk Cumhuriyetlerinde, tüm dünyada, her yerde bir saygınlığı var’ sözleri, omuzlarınızdaki yükü arttırıyor mu?

Yüktür tabii, bir vebaldir aynı zamanda. Bu işin manevi yükü çok ağır, hakkını verebiliyor muyuz? Verebilme çabası içinde olmak, arkadaşlarımızı da o yönde motive etmek ona göre bu işlerin hakkını vermek bizim her an tedirgin olduğumuz bir alan. Çok şükür ki, birbirini destekleyen bir çalışma oluyor. Yönetim, irade size gereken kapıyı, kolaylığı açınca, siz de hakkını vermeye çalışırsanız sistem, birbirini besleyen bir şekilde genişlemiş oluyor. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın yanlarında iş dünyasından, bürokrasiden temsilcilerle kalabalık heyetlerle bir ülkeye gitmesi, o gayretin içinde TİKA olarak bulunmamızın neticesinde, o manada nereye çaba sarf edilmişse, dış ticaretimizde patlamalar yaşanmıştır. Bugün ekonomimiz 200 küsür milyar dolarlardan, 800 küsür milyar dolara yaklaşmışsa, 4 misli büyümüşse, ihracatımız 30 milyar dolarlardan 160 milyar dolarlara gelmişse bu çabaların sonucunda olmuştur.

“TEKNOLOJİMİZİN DOLAYLI OLARAK REKLAMINI YAPIYORUZ”

TİKA’nın payı var diyorsunuz?

Hepimizin. Kurumda çalışan arkadaşlarımızın inanılmaz çabaları oluyor ve ihracatımızın geliştirmesine dönük tanıtım faaliyetlerine de dolaylı katkıda bulunuyoruz. Mesela bir tarım projesi geliştirdiğimizde kesinlikle oraya Türk markasının, ülkemizde üretilen bir ürünün hibe edilmesi sürecini yürütüyoruz, teşvik ediyoruz. Sağlık ekipmanları (bebek ölümlerini azaltan kuvözlerin hibe edilmesi, doğumhaneler) keza öyle. Anne çocuk sağlığına dönük pek çok çalışma yapıyoruz. Onlar da Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi himayelerinde yürüyor. Afganistan'da bebek ölümleri TİKA sayesinde çok ciddi oranda azaldı. Bir canın daha yaşaması konusunda ülkemizin vermiş olduğu gayret çok önemli bir noktadadır. Diğer taraftan da oraya Türk teknolojisini transfer ediyoruz. Afrika, Balkanlar ve Latin Amerika, beş kıtaya da gönderdiğimiz araç ve gereçlerle aslında biz teknolojimizin, altyapımızın ve sanayimizin reklamını da dolaylı olarak yapmaya çalışıyoruz. Bazı ülkelere yapmış olduğumuz hibelerden sonra, örneğin 10 traktör hibe ettiysek, o ülkenin yönetimi de bir 100 traktör de biz alalım diye ihale açıyor, ticari ilişkiyi kurmaya başlıyor. Aynı şekilde sağlık alanında yardımlar yapan diğer teşkilatlar, STK’lar, yardım kuruluşları Türkiye'nin teknolojisini, fiyatlarını gördüğü zaman, biz de gidelim buradan olalım diyor. Bu manada çalışmalarımız gayretlerimiz artarak devam edecektir.

“HİÇ BİR ŞEYİ TAMAMEN YAPMA İMKANIMIZ YOK”

“YANGIN SÖNDÜRÜCÜSÜ İLE KOCA BİR ORMANIN BİR KISMINI SÖNDÜRÜYORUZ”

Hakan Çavuşoğlu; Moğolistan'da Orhun Abidelerinin yollarını yapan, müzelerini gerçekleştiren, Tonyukuk Abidelerine geçip oraları tanzim eden, Afrika'nın içlerine kuyu açan, Mescid-i Aksa'nın Kubbet-üs Sahrasını yapan kuruluş olarak anlatmış TİKA'yı. Yaptıklarınız, yapmanız gerekenlerin kaçta kaçı?

Öyle bir oran olamaz, 7 küsür milyarlık bir nüfus var. Onu ölçme imkanınız yok. Hiçbir şeyi tamamen yapma imkanımız da yok. Türkiye'nin çözme imkanı da yok. Etkin olmaya, ülkemizin bayrağını en ön sıralara taşımaya çalışacağız ama bu hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Bugün bir Filistin davası, sadece Türkiye'de çözülecek bir sorun değil. Orada yaşanan durumların azaltılması, insani ve vicdanı sorunların çözümü noktasında bizim en azından Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi az da olsa gideceğiz, yani çorbada tuzumuz olacak. En azından bayrağımızı dikip, bizim gönlümüzden kopan budur deyip bir katma değer bırakabilmemiz... Yoksa dünyanın pek çok meseleleri var: doğal afetlerin yaşandığı, ölümlerin olduğu, Pasifik ada devletlerine kadar ulaşan bir Türkiye var, ama oraya ancak simgesel olarak gidebiliyoruz. Orada yaptığımız çalışmalardan dolayı şaşıran batılılar var. “Siz oraya nasıl geldiniz, biz gelemiyoruz şeklinde”. Aynı şekilde Karayip, Latin Amerika, orta, güney Amerika bölgesine gidip sınırlı düzeyde de olsa çalışmalar yapılması... Yakın coğrafyadaki krizlerin haddi hesabı yok. İyi, rahat dediğimiz ülke ertesi sene karışabiliyor. Bugün bakıldığında Libya'nın durumu içler açısı, Afrika'nın en zengin ülkesiyken, Afrika’dan yardım almak mecburiyetinde kalmış bir ülke. Yemen, Somali sıkıntılı. Afrika'nın birçok bölgesinde kendi kendine yetecek, hatta dünyayı besleyebilecek bir kapasitesi olmasına rağmen, dış etkenlerden ve sömürü mantığının versiyon değiştirerek yürümesinden kaynaklanan bir süreç içinde krizler artarak devam ediyor. Dünyadaki savaşlar, terör tehditleri, iç kargaşalar, ne idiği belirsiz STK’ların sinsi faaliyetleri içerisinde kaotik noktalar giderek artıyor. Onun için bizim işimiz azalmıyor, artıyor. Elimizde bir yangın söndürücü ile koca, devasa bir ormanın bir parçasını söndürmeye çalışan bir Türkiye'yiz şu anda.

“İNSANİ YARDIMDA BİRİNCİ OLMANIN FARKLI SONUÇLARI OLACAKTIR”

“TÜRKİYE, BÜTÜN GELİŞMİŞ ÜLKELERİN YÜKÜNÜ ALAN ÇOK KIYMETLİ BİR DOST”

“TİKA KALKINMA PROJELERİ YAPARAK DA TERÖRİZMLE MÜCADELE EDİYOR”

TİKA, Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerinde 45 anaokulu ve kreşin de tadilatını yaptı. Sizce dünyadaki yerini mi hazırlıyor Türkiye?

Türkiye neyi hazırlıyor onu ben bilemem, devletimizin büyükleri bu işi yapacaktır ama bunun sonu belli bir gidişatın hazırlığı olarak da okunabilir. Çünkü Birleşmiş Milletler'in olmadığı, dünyanın en zengin devletlerinin olmadığı, G20 devletlerinin pek çok yerde olmadığı ve insanı yardımlarda milli gelire oranla arka arkaya dünyada birinci ülke olmanın mutlaka farklı sonuçları da olacaktır. Nasip olursa 2023 vizyonu çerçevesinde ilerleyecek, daha da artacak çalışmalarımız ama bizden çok daha zengin ülkelerin ötesinde bir güce sahip olmuş şekilde işi çözmeye çalışıyoruz.

Türkiye Balkanlarda çözüm üretmeye çalışan, tekrar bir acı yaşanmaması için diğer bütün kuruluşlarımızla kalkınma yardımları yapan siyasi ve diplomatik olarak çok etkin bir ülke konumunda. Aynı şekilde Ortadoğu ve Afrika’da. Türkiye bütün gelişmiş ülkelerin yükünü alan çok kıymetli bir dost. Bölgemizde etkin olan Türkiye göç hadisesinde (Afganistan’dan, Suriye’den gelen) bile Avrupa’nın yükünü alıyor. Binlerce DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdi, ülkelerine iade etti, pasifize etti. Bu şekilde bir güvenlik çemberi oluşturuyor. Bizzat Zeytin Dalı gibi askeri güvenlik politikalarıyla bölgede barışı, huzuru, güvenliğimizi sağlarken, bir de TİKA ve diğer yardım kuruluşlarıyla da, dolaylı olarak o ülkelerin huzur ve barışına katkı sağlayacak kalkınma projeleri yaparak da terörizmle mücadele ediyor.

“BİR CEBİNDEN ÇIKANLAR VAR, BİR DE ‘ETKİ DEĞERİ’ VAR

İbrahim Kalın: TİKA'nın gurur verici yüzlerce restorasyon çalışması, eğitim projesi ve destekleri var, çalışmaları yolumuzu aydınlatıyor, demişti. TİKA'nın misyonu, sadece tamamlayıcı olmak mı, mesela önleyici veya kurucu etkileri de var mı?

Farkında olmadan süreç sizi oraya itiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın Somali'ye gitti 2011 yılında, dünyada yepyeni bir süreci başlattı. Bütün yardım ve algı sistemlerini altüst etti. Oraya bir bürokrat dahi gidemezken, 3 uçak dolusu insan oraya gidip “biz varız” dedi. Döndükten sonra da bir yardım kampanyası başlattı. Toplanan rakam 300 milyon dolara ulaştı ve o parayı da zenginlerden ziyade geliri düşük olan kesimden, Ramazan ayında topladı. O para ile devletimiz çeşitli kurumları vasıtasıyla; AFAD, Diyanet, Kızılay ve TİKA ile Somali’nin imar edilmesine katkı verdi. Yollarını yaptık, hastaneler, okullar, yetimhaneler yapıldı. 1 ay gibi kısa bir zamanda bir kampanya yapılmasına şaşırmışlardı. Hatta batılı bir devletin Büyükelçisi bize geldi: Birkaç milyar dolar para harcadık sizin bir kaç yüz milyon dolarınızla mı burası imar olacak şeklinde soru sormuştu. Ben de inancımız gereği paramızın bereketli olduğunu söyledim. Onların harcadığı paraların nerede olduğunu göremedik. Reklama, tanıtıma giden rakamları da yardım olarak yazıyorlar. TİKA’nın direkt olarak cebinden çıkan yardımlar var, bir de bunun karşılığı olan “etki değeri” var. Siz bir gemi gönderdiğinizde onun maliyeti 100.000 dolar olabilir ama gemiye hazırlanırken yapılan toplantılar, alınan danışmanlık var, dolaylı olarak kullanılan bütün enstrümanların da bir maliyeti vardır, onlarda hesaplanarak yazılır. OECD’deki rakamlar en güzel, en teknik şekilde hazırlanabilir. Bunların hepsi bir katma değerle çarpılarak hesaplanır. Son zamanlardaki mesele kurumumuzun da tanıtımı olduğu için çok takılmıyorum ama tabi kurumumuzun da itibarını sarsmamak lazım. Biz siyasilerin tartışmalarına girecek konumda değiliz ama kurumun bugüne kadarki çalışmaları çok mütevazi olmasına rağmen, etki değeri milyar dolar seviyesinde olabilir bu da bizim ayrıca mutlu olduğumuz ve dünyada da bundan dolayı alkış aldığımız bir alan.

“304 MİLYON’U KÜÇÜK KÜÇÜK PLANLIYORUZ”

“HANTAL PROJELERE GİRMEMEYE ÇALIŞIYORUZ”

Sizinle ilgili yardım sektöründe yapılan en yapıcı yorum, 3 kuruşa alınacak bir şeyi 13 kuruşa alan, hesapsızlık içinde olan kuruluşlara benzemediğiniz. Bu konuda yazdığınız tweet konuya açıklık getiriyor. TBMM'den onaylanmış bütçeye bakılırsa 304 milyon yani 65 milyon dolar, yani iddia edilen rakamın yüzde 3'ü. TİKA'nın parası bereketlidir, diyorsunuz. TİKA kaynağını nereden alıyor, ne kadar kaynağı var, ve nereye nasıl aktarıyor?

Bütçemiz, her sene Maliye Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde Plan Bütçe Komisyonu'nda önce görüşülüyor sonra mecliste onaylanıyor. Merkez bütçemiz ve oradan aldığımız kaynak var. Onunla geçtiğimiz yıl yüzlerce proje yaptık. Eğer iyi çalışırsanız, 304 milyon TL’yi küçük küçük planlayarak, projelendirerek sistematik bir şekilde çalışırsanız bunun size getirisi güzel olur. Matematiği güzel olan arkadaşlarımız çalışıyorlar ve mümkün olabildiğince büyük lokmalar, büyük parçalar değil küçük parçalarla etkin olabilecek çalışmalar yapmaya çalışıyoruz. Hantal projelere girmemeye çalışıyoruz. Batılıların proje geliştirme süreçleri korkunç. Birkaç sene değerlendiriliyor, toplanılıyor, geliniyor, gidiliyor, o sürecin yarı maliyetinde biz işi bitirmiş oluyoruz. Orada sonuçta bir kriz var, insanlar ölüyor. Somali'de açlıktan bebeğine mama veremiyor, şimdi bunun hesabı, kitabı; gidelim, gelelim, yazalım, düşünelim ile geçirecek zaman yok.

Kendi bütçemiz haricinde şahısların, derneklerin, belediyelerin, bakanlıkların verebildiği şartlı bağışlar oluyor. DSİ ile bir takım projeleri birlikte geliştiriyoruz. Bunların hepsini topladığınızda bizim verebileceğimiz rakam, o iddia edilenin %3’üne tekabül ediyor. Yani bizim Maliye Bakanlığı'ndan gelen 65 milyon dolarlık normal bütçemiz var, onun haricinde kullandığımız diğer bütün bütçeleri de koyduğumuzda bu rakam onun en fazla iki misli olur. 100-120 milyon dolar bandına oturur. O da %3’e tekabül eder. İlk planlama yapılınca biz bu parayı bile bol ve bir güç olarak görüyoruz. Titiz bir çalışma yaptığınızda 10 bin dolar bile bir bölge için çok kıymetli bir paraya dönüşebiliyor. Vakıf mantığı bu.

“FETÖ’NÜN KARALAMA KAMPANYALARI OLDU”

“YA İDDİA EDİLEN RAPORLAR OKUNMAMIŞ YA DA ART NİYET VAR”

“İDDİALAR BİZİ BÜYÜTÜYOR”

Tabi bizi üzen şu 4 Milyar dolar iddiası. 17/25 Aralık ‘tan sonra, 2014’te birçok noktada kampanya yürütülmeye başlandı. Balkanlarda, şurada burada iftira niteliğinde tweetler, sosyal medya haberleri çıkıyordu, TİKA paralarıyla radikalizme destek veriyor, terör örgütlerini destekliyor, deniyordu. Radikalizmin azalması, yanlış insanların girmemesi için Diyanet ile işbirliği yapıyoruz. Türkiye’ye müzahir olabilecek bütün kültürlerin anlaşılması, aktarılması noktasında konferanslar tertip ediyoruz. O dönemde başlayan çirkin karalama kampanyaları vardı. Dönemin başbakanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye'nin dış yardımlarını 4,3 milyar dolar diye açıkladıktan sonra, FETÖ’cüler tarafından “vay TİKA bu 4 milyar doları nerelere harcıyor” diye bir kampanya başlatıldı. Halbuki o 4 milyar dolar şuydu: OECD standartlarına göre, yani bizim cebimizden çıkan değil, dünya standartlarına göre değeri neyse ona göre tüm kurumlarımızın yapmış olduğu (Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Devlet Su İşleri ve bütün yurt dışına dönük yardımlar) dış yardım yardımları hesaplıyoruz. Bunun içinde bir de devletimizin yurt dışına vermiş olduğu soft loan krediler var. Devletimizin yaptığı 3,3 resmi kalkınma yardımı, geriye kalan 9 milyon dolarlık kısım da, özel sektör ve vakıflarımızın, derneklerimizin yaptığı yardımlar. O zamanki rakamı da 4 milyar dolar çıkmış. 4 milyar çıktığında bizim bütçemiz o zaman 150 milyon TL civarında. Yine 50-60 milyon dolar bandında ama ürettiği katma değer bunun çok çok ötesinde. Hesaplarken biz onu 50-60 olarak yazmıyoruz. Ama hepsini sıkıştırsanız 400 milyonu geçmez. Burada bir tuhaflık olduğunu ifade etmemiz lazım. Ya iddia edilen raporlar ya tam okunmadan sunulmuş yetkililere ya da art niyetli insanların işi. Çünkü durup dururken bu kadar kurum ve kuruluş varken niye TİKA? Bizimle uğraşan bir kesim var ama biz kendimizi bu tartışmaların içinde olmamamız gereken bir kurum olarak görmüşüzdür. 4 milyarı anlatırken, bir anda rakamlar 8 milyara çıktı. Sonra baktık ki, Türkiye'nin yaptığı tüm insanı yardımlar, Suriyelilere yapılan yardımlar, AFAD’ın, Kızılay'ın tüm dış yardımlarının OECD’ye verdiğimiz rakam, 8,1 milyar dolar, TİKA’ya mal etmişler, açıkçası bizi büyütüyor, fakat doğruları anlatmak durumundayız.

“FETÖ’NÜN NE MAL OLDUĞU 17/25’TEN SONRA ORTAYA ÇIKTI”

“FETÖCÜLER TİKA’YI ŞİKAYET EDİYORDU”

FETÖ dediniz de… Başbakan Yıldırım, TİKA, FETÖ'nün en fazla nefret ettiği kuruluş, dedi. Sizce FETÖ'den tamamen arındı mı TİKA ve FETÖ’nün nefretini kazanmak için ne yaptı?

FETÖ’nün oyun alanına bakacak olursanız, milli olan, kendi oyun alanını daraltan her kurum ve kuruluştan, kişiden rahatsız. TİKA’nın bütün faaliyetleri yurt dışında, kuruluş amacımız yurt dışındaki ülkelere katkı vermek. Dolayısıyla onların oyuncu olmak istediği alanı siz bloke etmiş oluyorsunuz. Biz bunlarla çok öncesinden didişiyorduk. Somali'ye giderken bizim arkadaşlarımız bunlarla itiş kakış, oranın bir takım adamlarına bizi şikayet ediyorlar, bu TİKA’cılara dikkat edin, bizim dernekle, vakıfla çalışın vs. Böyle bir takım seviyesiz şeyler yaşanıyordu. Biz bunları basit bir STK rekabeti gibi de algılıyorduk. 17/25 hadisesi oldu, açıkçası rahatladık, ne mal oldukları tamamen ortaya çıktı. Onları yanımıza yanaştırmayacak şekilde bir süreç başladı ama en rahat olduğumuz dönem 15 Temmuz’dan sonra başladı. Alçaklıklarını, katil bir örgüt olduklarını anlatmak için çırpınıp durduk. Çünkü bunlar sadece Türkiye'ye çöreklenmediler özellikle Türkiye'nin etkin olduğu yerlere, Türkiye'nin markasını kullanarak girdiler. Türk okulları gibi ibareleri kullanılarak orada bir etkinlik oluşturdular, bir de kırılgan ekonomilere girdiler. Yani fakir, zayıf durumda olan, bunlarla mücadeleye edemeyecek yerlere gittiler, şu an hala oralarda belli oranda etkinlikleri var. Orada aynı Türkiye’de yapmak istedikleri gibi; güvenliğine, adaletine, siyasilerine müdahale ediyorlar. Öyle ki, gümrükte malların çekilmesi, başka firmaların girmesini engelleyecek kadar, içeriden, sistematik, bürokratik mekanizmalara etki edebilecek şekilde başka ülkelerde hala bulunuyorlar. Biz bunlarla eskiden beri her alanda mücadele ettiğimiz için, onların oradaki bakanlarına ‘bunlar haindir’ diye her vesileyle bir şekilde açıklamaları yaptığımız için sahada mücadele veren bir kuruluş olarak tabii ki bizden mutlu olmalarını beklemememiz lazım.

"FETÖCÜLER AŞIRI SEMPATİK GÖRÜNME ÖZELLİĞİNİ KULLANIR"

FETÖ’yle mücadelede TİKA’da önemli bir rol oynuyor, diyorsunuz. TİKA’nın içerisinde cemaatçi yapılaşmanın tamamen sona erdiğini söyleyebilir misiniz?

Uluslararası faaliyet olduğu için TİKA, bünyesine insan alırken belli hassasiyetleri kurması gerekiyor. Bir kere o devlete bağlı, sadakatle çalışan insanları da almamız gerekiyor. Çünkü siz bir devlet kuruluşusunuz ve sahaya çıktığınız zaman diplomatik ortamdaki tehditlere, gizli ve sinsi yaklaşımlara karşı da iyi eğitilmiş arkadaşlarımızın olması lazım… FETÖcüler; aşırı riyakarca, sempatik, sıcak, sevimli görünerek yanaşma özelliklerini iyi kullanırlardı. TİKA’nın sadece FETÖ'cülere değil diğer bütün gizli, saklı veya açık olabilecek, iyi niyetli olmayan örgütlere karşı tedbirli olmayı bilen bir öğretisi var. 25 yıllık bir kuruluş, belli zamanlarda sızmalar yaşanmış, OHAL sürecinin başlaması ile birlikte tespit ettiklerimizi gönderdik. Tabi sonradan hiç ummadığımız şekilde kendini saklayan bir kaç kişi de vardı. Ama genel olarak bakacak olursak, o temizlik süreci içinde sayımız çok fazla olmadı. Tabi bu sürecin bir de iftira boyutu var. Beğenmediği adamla ilgili karalamalar yapılıyor. Kimsenin hak ve hukukunun ihlal edilmemesi konusunda hassasiyetler gösterdik komisyon kurduk. Hem merkezde hem de yurt dışında temizliğimizi yaptık.

TİKA'nın oluşumu ve süregelmesinde en önemli alan Balkanlara ait, Balkanlardaki soydaşlarımızın, Yugoslavya'nın dağılmasından sonraki tüm umutları siz mi oldunuz?

TİKA'nın genişleme sürecine bakıldığında, şu an 60 ülkeye yaklaşıyoruz. 100 ülkenin üzerinde her sene mutlaka proje yaparız. Ama ilk kuruluşumuz Orta Asya'dadır. Sizin de ilk başta bahsettiğiniz gibi yedi  ülkede ofislerimiz açıldı 90'lı yıllarda. Sovyetler birliği yıkılıyor. Yerine yeni kurulmuş bir devletler topluluğu var. Onların ihtiyaçları var. Aynı şekilde bir süre sonra 95-96'dan sonra Yugoslavya'nın çökmesi ve iç savaşların olması neticesinde ciddi manada sıkıntılar var. Kırılgan ekonomiler başlıyor. Balkanlar'da varlık gösteriyor TİKA, daha sonraki süreçte Ortadoğu, Afrika derken bugün artık beş kıtada ofisleriyle etkin olmaya çalışıyor. Dolayısıyla konjonktör olarak süreçlerin gelişmesi ile birlikte TİKA'nın da etkinliği ve faaliyet alanı giderek genişliyor.

Filistin meselesi, tabi çok uzun bir süreç, 100 yıllık bir hadise. İsrail'in devlet oluşunun 70.yılı bu sene, Osmanlı'nın oradan çekilmesinden sonra Filistin'in yaşamış olduğu sıkıntılar 100 yıldır devam ediyor. Pek çok noktada orada barışın, huzurun tesis edilmesi için Türkiye'nin çabaları siyasi olarak da, diplomatik olarak da devam etti. Dolayısıyla TİKA olarak da orada pek çok krizin çözülmesine ve tansiyonun  düşürülmesine katkı vermeye çalışıyoruz. Aslında dolaylı olarak bakıldığında sadece Filistin halkına değil  oradaki İsraillilerin de bu manada belli bir dengeye ulaşmasına dolaylı olarak katkı vermeye çalışıyoruz. Bir Filistin ve İsrail dengesi içinde sürdürülebilir bir alan olmadığı için, Türkiye her alanda onların aslında doğru ve akıllıca bir noktaya çekilmesi için bir çaba sarf ediyor. Aynı şekilde Amerika'nın son günlerde Kudüs'ü başkent olarak görüp elçiliğini taşıma kararı ve açılışı ile başlayan Nekbe hadiselerinin getirmiş olduğu sıkıntılar… Orada vefat eden, şehit olan Filistinlilerin durumuna bakıldığında aslında Türkiye bir taraftan yaraların çözümüne katkı vermeye çalışıyor, diğer taraftan da Sayın Cumhurbaşkanımızın İslam işbirliği teşkilatı geçici dönem başkanı olarak ülkeleri toplantılara çağırması, dünyaya bir takım etkinlikler yaptırarak orada bir farkındalık oluşturulması ve dengenin sağlanması konusunda hummalı bir çaba içine giriyor. Onun için bölgemizde hükümetimizin yapmaya çalıştığı şey; gerek Suriye'de, gerek Irak'ta,  gerek Libya'da, gerek Filistin'de, İsrail'de, Lübnan'da her yerde aslında tansiyonun düşürülmesi, çatışmaların azaltılması, ortak bir platformda belli bir barış ortamının tesis edilmesidir.

Belki Balkan buluşmalarının sadece Balkanları değil, Balkan ülkelerinin dışındaki ülkelerin katılımıyla gerçekleşmesi tam da bu amaçla söz konusu oldu.

"DÜNYA İKİYE BÖLÜNÜYOR"

"BİRİLERİ ORTADOĞU'YU, BALKANLARI KARIŞTIRIYOR"

Ekonomik istikrar, bir arada barış içinde yaşama kültürü tümüyle size düşen bir görev mi? TİKA'nın Balkanlar üzerindeki etkisi, bu sorunları tamamen ortadan kaldırmaya yetiyor mu? AB'nin bölge halkına TİKA kadar destek oluyor mu?

Geçtiğimiz hafta Balkanlar buluşmasında önemli bir altyapıyla bir toplantı oldu. Balkanlardan gelen akademisyenler, siyasetçiler, din adamları ve önemli kanaat önderleri ile burada toplantı yaptık. Ve orada önemli konuşmalar, görüşmeler yapıldı. Bakıldığında aslında Balkanlar barış içinde yaşamasını bilen, çok kültürlü, çok etnikli, çok farklı kesimlerin birlikte yaşamasını bildiği orijinal bir bölge. Osmanlı döneminde, uzun süre içinde, ufak tefek sıkıntılar haricinde, hiç bir sıkıntı yaşanmadı. En büyük sıkıntıları aslında büyük devletlerin birbirine düşmesi ile birlikte başlıyor. Herkes bir şekilde bir parseli kapatmaya çalışıyor orada.  Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın Sırbistan lideri ile birlikte Sırplara ortak hitap etmesi, sonra beraber Sancak bölgesine geçip, orada Boşnak Müslümanlarına her ikisinin birlikte; birliktelikten, barıştan, birlikte yaşamdan ve Balkan kültüründen güzel bir şekilde bahsetmesi TİKA’nın ve ülkemizin diğer kurumlarının oralarda yatırım yapması Türkiye’nin Balkanlar'da güzel bir şekilde, birlikte yaşama alanları oluşturmaya çalıştığının göstergesidir. Bugün her şeye rağmen eğer Balkanlar rahat bırakılırsa, kendi kendilerine yollarını bulabilecekleri ve birlikte yaşayabilecekleri o kültüre haizdir.  Bu konuda da Türkiye o katkıyı vermek üzere öncülük ediyor. Yani her şeye rağmen Sırbistan'la, Zagreb ile, Tiran'la, Priştine ile, her yer ile irtibatları olan, dostlukları gelişmiş bir Türkiye bazı ülkeleri de rahatsız ediyor. Dolayısı ile Balkanlar'ın Türkiye ile bir problemi olmadı, ne Bulgarlar ile oldu, ne Yunanlar ile oldu. Bütün unsurlar, Hristiyanları ile gayrimüslimleri ile, Müslümanlarıyla Türkiye'nin oradaki yapıcı rolünün farkında ama bunu siyasi ranta çevirmek isteyen, birtakım uzantılarıyla, içeride kendi dinamikleriyle onları bozmaya çalışan yapılar var. Ama burada bizim çok akıllıca bu süreci takip etmemiz ve birlikte beraberce yaşayabilecekleri alanlar oluşturmak üzere sürece katkı vermemiz lazım.  Ama bunları sadece bizim yapmamız yeterli değil. Bütün Avrupa Birliği ülkelerinin de samimi bir şekilde yapması lazım.

Dolayısıyla birileri yakıp yıkmak için Ortadoğu'yu karıştırıyor, Balkanları karıştırmak istiyor. Türkiye her yerde bunları toparlamaya çalışıyor. Türkiye'nin bu çabalarının farkında olan da ciddi manada münevver bir kitle var. Avrupa'da var, Amerika'da da var. Kesinlikle Türkiye yalnız değil.  Müesses nizamın kontrolünde olan büyük birtakım yapılar var. Siyasi yapılar var. Önemli bir kesim münevverlerine baktığı zaman 'Türkiye doğru yolda' diyor. Bunu nerede diyor? Balkanlar'da, Washington 'da, Avrupa Birliği'nde, New York'ta, Hatta Tel Aviv'de diyor. İsrail içinde de diyor. Dolayısıyla artık dünya ikiye doğru bölünüyor.  Akıllı, ahlaklı, vicdanlı ve dengeli bir şekilde adaleti tesis etmek isteyen insanlar bir tarafta; vahşeti, katliamı, gücü kullanarak, yakıp yıkarak, gasp eden, bir kısmı daha fazla almak arzusundan bir kısmı da sapık bir takım dini ritüelleri ile yani Armagedon, Mehdi gelecek, İsa gelecek gibi bir takım hikayeler ile katliamı, kargaşayı artırarak kendi sapık inançlarının tezahürünü görmek isteyen bir kitle de diğer tarafta. Dolayısıyla biz bu iki ucun arasında dünyanın gidişatını göreceğiz. TİKA olarak da huzurun, barışın, selamın yayılması konusunda bir çabanın içinde olacağız inşallah.

"DEAŞ'LA MÜCADELE VERİYORUZ"

Kimlerle yok ki. Irak kamplarına bile yardımlarınız gidiyor. Bu yardımı, terörü önleyici politikalardan sayabilir miyiz? Bölge yardımlarının halktaki karşılığı, terörizme etkisi nedir?

Biz, bugün Irak'taki yaptığımız yardımlarla dolaylı olarak orada DEAŞ'la mücadele ediyoruz. Afganistan'da Taliban'la, Somali'de El-Şabab'la, Nijer'de ve Mali'de ve diğer bölgelerde yaptığımız yardımlarla Boko Haram ile El-Kaide ile mücadele ediyoruz ve buna benzer pek çok örgütün aslında önünü kesebilecek; insanların güçlenmesi, işsizliğin azaltılması, cehalet ile mücadele gibi konulara katkı vermeye çalışıyoruz. Irak'ta bugün terörden arındırılmış bölgelere; Musul, Telafer gibi bölgelere yönelik ciddi manada çalışmalarımız (altyapı gibi) devam ediyor ve Ramazan'da gıda yardımları ve diğer ihtiyaçların giderilmesi konusunda yaptığımız çalışmalar söz konusu. Dolayısıyla bütün bu çabalarımızın amacı aslında insanın iki ayağı üzerinde durabileceği, gıdasını kendisinin kazanabileceği, çocuklarına bakabileceği bir yaşam kurabilmesi.

“COĞRAFYAMIZ O KADAR ZENGİN Kİ, GİTTİĞİMİZ HER YERDE BİR ESER BIRAKMIŞIZ”

Ecdat hatıralarına, yadigarlarına çok büyük önem verdiğiniz görülüyor. Arnavutluk Saat Kulesi, Macaristan Gül Baba Türbesi, Sırbistan Ram Kalesi. Sahip çıktığınız şey tarih mi, sanat mı, yoksa emanetler mi?

Her yere bir iz bırakmışız. Bir imzamız var. Coğrafyamız o kadar zengin ki, gittiğimiz her yerde bir eser bırakmışız. Yapmaya, yetişmeye çalışıyoruz. Son üç senede 100 üzerinde eseri tamir etmişiz, yenilemişiz. Balkanlar'da 50'nin üzerinde eser bırakılmış. Tabii ki bunlar her şeyden önce dünyaya ait miras olmuş. Beş yüz sene önce üç yüz sene önce yapılmış bir eserin korunması, sadece bizim kültürümüzün değil, sadece o devletin kültürünün korunması değil, bu dünya mirası. Yani UNESCO'nun yapmaya çalıştığının farklı bir halini yapmaya çalışıyoruz. Bugün Balkanlar'a gittiğinizde, mesela Priştine'ye, bizden daha fazla Osmanlı Kültürünü orada görüyorsunuz, yaşıyorsunuz. Keza Üsküp'te, Saraybosna'da... Bunlar tabi çok kıymetli çalışmalar. Bunun bir de turizm yansıması var. Kültürel varlıkların korunması ile eserin turist çekme potansiyeli var. Ekonominin gelişimine katkısı var. Saraybosna'da yaptığımız bazı projeler, (Drina Köprüsü vs.) ister istemez bütün turistlerin sadece Saraybosna'ya değil "hadi şuraya gidelim, hadi bu varmış, o varmış." deyip o bölgeye gitmesi, yemek yemesi, otelinde kalması, alışveriş yapması vesilesi ile orada bir ekonomiyi hareketleniyor ve nüfusların orada kalmasına katkı sağlıyor. Çünkü Balkanlar'ın en büyük sorunlarından bir tanesi, işsizlik ve insanlar ülkelerini terk edip Batı devletlerine gidiyor, nüfus azalması var. Dolayısıyla göç hareketlerinin azalmasına da katkı sağlıyor restorasyon projelerimiz.

"SEVAKİN ADASININ MADDİ MANEVİ BOYUTU VAR"

Evet çok ilginç. Hatta Sudan'da Sevakin Adası için restorasyon teklifi olmuştu ve burayı yaparsak daha gür sakallarımız çıkar, demişti. Neredeyse TİKA'nın havuzu, denize dönüşmüş durumda?

Orası çok anlamlı, tarihi bir proje. Hac yolunda bir güzergah ve insanların orada belli bir süre kalıp sonra Süveyş’ten Kızıldeniz'in karşısına geçip Hicaza gittikleri bir alan. Manevi boyutu da var, maddi boyutu da var. Turizm potansiyeli de olabilecek şekilde restorasyon çalışmalarımız devam ediyor. Ve bir de tabi ki çok harika, dünyanın en temiz, en berrak sularının olduğu yani dalgıçlar için, su altı incelemeleri ve araştırmaları için de ilginç bir bölge. Dolayısıyla oraya da su altı okulu kurulması ile birlikte değişik birtakım çalışmalar da inşallah devam edecek.

"ÜÇ MEDENİYETİ BİRBİRİYLE BULUŞTURARAK YENİ BİR ŞEY ÇIKARTIYORUZ"

Osmanlı Devletinin liman olarak kullandığı yerler de kapsama alanınızda... Cibuti gibi. TİKA'nın sınırları ya da duyarlılık çizgisi Osmanlı topraklarından mı başlıyor?

Sadece Osmanlı ile sınırlanmamak lazım, en azından kendi kültürümüzün sınırlarına baktığımızda çok daha eskilere gitmemiz lazım. Selçukluyu da katmamız lazım. Biz Ortodokslara diyoruz ki: Zamanınızda korunması gereken tüm eserleri ecdat korumuş. Şimdi de biz koruyacağız. Lübnan'da da Türkmen köyünün içerisinde Arap Ortodoksları'nın kilisesini de onardık. Dolayısıyla bütün topluluklara karınca kararınca geçmişin aziz hatırasıyla daha uç noktadan ulaşıyoruz. Moğolistan'da kaç asırlık ötelere giden Türk varlığının korunması söz konusu. Macaristan'da Hun Türklerinin ortaklaşa faaliyet gösterdiği derneğe desteklerimiz var. Osmanlı bizim son mirasımız ama aynı zamanda Cumhuriyet tarihimizin de eserlerine katkı vermemiz lazım. Bu dönemin, 21.yüzyılın gelecek nesile teslim edilecek eserleri de var.  Çalışmalarımıza Selçuklu izleri koyuyoruz. Cumhuriyet döneminin bazı izlerini koyuyoruz. Mesela Somali'yi görmüşsünüzdür. Parlamento binası projesini yaptık. Mogadişu ile Ankara'yı birleştirecek şekilde biraz kendi parlamentomuza benzettik ama Somali'nin motiflerini de koyduk. Osmanlı'nın da var, Selçuklunun da var. Yani iki üç medeniyeti birbiriyle buluşturarak ortaya yeni bir şeyler de çıkarmaya çalışıyoruz.

"%99 ORANDA TEŞEKKÜR ALAN BİR KURULUŞUZ"

Bosna Hersek'in Milli Marşına bile katkıda bulundunuz. TİKA Makedonya'da Atatürk'ün izlerini kaldırıyor şeklinde çıkan bir gazete haberi vardı, onunla ilgili bir şey söyleyecek misiniz?

Biz Atatürk’ün okuduğu askeri okulu yeniledik.  Makedonya Kocacık'ta Atatürk'ün babasının ana evi var, kaybolmuş. Onun temelleri olduğu yere bir anı evi yaptık ve müzeleştirdik.  İçine o döneme ait eserleri koyduk. Bütün Balkanlar'ın ziyaret ettiği bir nokta haline geldi.  Ve birçok noktada da dolaylı olarak Rumeli vakıflarının, derneklerinin, Balkan vakıflarının kültürlerinin korunmasına dönük çalışmalar yaparak aslında o geleneği muhafaza etmeye çalışıyoruz. TİKA bütün siyasiler tarafından konsensüsle tebrik alan, mesela plan bütçe komisyonunda veya meclise gittiğimizde %99 oranında teşekkür alan bir kuruluş. Siyaset yapmak adına bazı milletvekilleri eleştiriler getirebilir ama genel olarak böyle bir yapımız var. Çünkü gerçekten ayan beyan yapılan çalışmalar ortada duruyor. Gizli, soyut bir şeyimiz yok.

SuperHaber-Özel Röportaj