21 Ağustos 2019
24 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
4 sa 26 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 04:38 Güneş 06:12 Öğle 13:12 İkindi 16:59 Akşam 20:03 Yatsı 21:31
Demet Cengiz

Demet Cengiz

Kurbanlara bir son verelim

Allah, İbrahim’i en sevdiğiyle sınıyordu. O çok arzulanmış oğuldan vazgeçebilecek miydi? Vazgeçti.

Romalıların yıktığı, bugün hâlâ Musevilerin kalan son duvarı (Ağlama Duvarı) önünde gözyaşı döktüğü tapınakta kesilen kurbanların kanı sel olur akardı.

Sadece semavi dinlerde değil paganizmde de kurban ibadeti yaygındır.

Tapınağı yıkan Romalılar da kendi tanrılarından (özellikle bereket tanrıçaları Magna Mater, Magna Dium, Metar Deum, Magna İdea ve Venüs) kurbanı esirgemezlerdi. Eski Yunan’da da tanrıları hoş tutmak için kurban yakılırdı.

En eski yazılı kayıtların sahibi Sümerler de tanrılara hayvanları pişirerek kurban ederlerdi.

Hristiyanlaşmadan önce Güney ve Orta Amerika yerlileri ve Afrika kabileleri arasında da kurban yaygın bir gelenekti. Hatta insanlar bile kurban edilirdi. Yanardağın lavlarına bakireyi tanrıya rüşvet olarak bırakıp, merhamet dilerlerdi.

Ne günlerdi!

Tanrılara asla kullanamayacakları hediyeler, asla yemeyecekleri yemekler, asla içmeyecekleri şaraplar, çiçekler sunmak veya benzeri ritüeller dünyanın hemen her yerinde bütün inanç sistemlerinde vardır. Önden tanrıları hoş tutarak bolluk, bereket isteyen insan, felaketlere karşı da korunma talep eder. Asya’da Budha’nın önüne bırakılan yemeklerle tüm açları doyurmak mümkündür, örneğin. Zaten iştahsız Budha, kendine sunulan yemeklerin hiçbirini yemedi bugüne kadar.

***

Bizde ise ‘kurban’ Tanrı’ya sunulmanın ötesine geçip, kulun kula, kadının eşe, annenin çocuğa, vatandaşın devlete, aşığın maşuka ‘büyük fedakârlığı’ olmuştur. Bu büyük fedakârlık öylesine yüceltilmiştir ki yaşamdan çok ölüm kutsanmıştır.

Ne sık “Kurban olayım” diyoruz birbirimize. Seven sevdiğini başka türlü gösteremiyor mu? Uğruna ölmezsek aşk, aşk olmuyor mu? Neden illa kan dökme hevesi? Demeyiniz!

“Kurban olsunlar sana” deyip, ne kolay harcıyoruz sevmediklerimizin yaşamlarını… Demeyiniz!

Yoluna kurban olunacaklar var bir de. Oysa kefenle kimse dolaşmamalı. Davalar, insanları kurban etmemeli; yaşatmalı.

Ki bunlar benim lügatimde yasaklı kelimelerdir. Ne kimseye kurban olurum ne de bana böyle söylenmesine izin veririm. Demeyiniz!

***

Bir de içimizde taşıdığımız kurbanlar var.

Hep talihsizlik, haksızlık yaşadığımıza dair katılaşmış inançlarımız… Hep mağdur edildiğimize dair ön kabullerimiz… Hep kaybeden, yenilen olmaya dair meyillerimiz… Hep düşmek… Hep yanlış kararlar… Hep hayal kırıklığı… Ve hep dışarıdan bir kurtarıcı bekleyen güçsüz, umutsuz, büyümemiş benliğimiz…

“Zaten benim başıma hiç iyi bir şey gelmez.”

“Zaten nerde tuhaf biri var beni bulur.”

“Zaten kimse beni anlamıyor.”

“Benim kaderim bu.”

Ah, şu ‘zaten’ zarfı (belirteç) yok mu? Tek bir sözcük koca bir paragrafa bedel!

Kurban psikolojisinde olmak, yaşamımızın kontrolünün bizde değil de başka –zalim, zorba, barbar, insafsız, merhametsiz- insanlarda olduğuna inanmak konforlu bir kaçış alanı sağlıyor. Nasıl olsa seçimlerimizin, eylemlerimizin ve kararlarımızın sorumluluğu bizde değil. Kaçıp o alana hep başkalarını suçlayalım ve kahramanımızın gelip bizi kurtarmasını bekleyelim. Artık Spiderman mi olur, Batman mi bilemiyorum… Marvel’e havale etmek gerek.

Oysa –ah en sevdiğim bağlaç- herkes kendi hayatının başrol oyuncusudur ve kendi hikâyesinin kahramanı olmak zorundadır.

Herkes kendi savaşını kendi vermelidir. Ve savaş ilk olarak içimizdeki kurbanlara karşı ilan edilmelidir. Gelin bu Kurban Bayramı’nda -ister bu ibadeti kabul ediyor olun, ister etmiyor- önce içimizdeki kurbanları keselim. Kendi hayatlarımızın kahramanları olmaya niyet edelim.

“İste hemen olsun” gibi saçma sapan vaatlere inanmıyorum ben. “Sen değiş dünyan değişsin” gibi çalıntı ve manası anlaşılamamış moda söylemlerden de hazzetmiyorum. Kendi hayatının kahramanı olmak, hiç de öyle kolay bir şey değil. Zor olacak ama olsun. Buna değer!

Halettik mi? İçimizdeki kurbanları, kahraman olma yolunda kestik mi? O zaman sıra başkalarına kurban olmaya son vermekte… Anlamsız fedakârlıklardan kaçınmakta… Hiçbir sevgiyi, bağlılığı, sadakati yaşamı feda ederek ispatlamamalıyız. Yaşatmıyorsa, o sevgi değildir.

Diğer Yazıları