24 Mayıs 2018
23 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
5 sa 22 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 03:41 Güneş 05:32 Öğle 13:07 İkindi 17:03 Akşam 20:30 Yatsı 22:13
Yaşam

Ölümün eşiğinden dönüp hayata sıkı sıkı sarılmanın simgesi...

Kolsuz Agop'un ders alınacak hayat öyküsü...

Doğduğu Samatya semtini diğer adı Kocamustafapaşa’yla seven, ‘Doğma büyüme Paşalıyım’ diye övünen Cildiyeci Prof. Doktor Agop Kotoğyan; aslında azmin, direncin, ölümlerin eşiğinden dönüp hayata sıkı sıkı sarılmanın simgesi, yaşayan bir efsane.

Kolsuz Agop'un ders alınacak hayat öyküsü...

İşte Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklar kürsüsünü ilk kuran, çeşitli bilim dallarında bölüm başkanlığı yapan, yeni buluşlarla çığır açmış bu doktoru ibret alınacak yaşam öyküsü...

MAĞARALARA SAKLANAN KÜÇÜK ÇOCUK

Yozgat’ın Akdağ Madeni İlçesinin Terzili Köyünde 1911 yılında dünyaya gelen Agop’un babası Kirkor Kotoğyan 1915 yılında, yani Anadolu’daki o büyük kaos döneminde henüz dört yaşındayken babasını kaybeder. Köyünü basan çeteler köydeki tüm erkekleri öldürünce küçük Kirkor’u annesi, madendeki mağaralara saklayarak kurtarabilir. Sonra da bir yakınlarının yanına sığınırlar. Olaylar yatışıp saldırılar durunca yanmış, yıkılmış köylerine dönerler.

agop-8-600x332

CERRAHPAŞA’DA BAŞLAYAN YAŞAM

Kirkor Bey, 25 yaşındayken Yozgatlı Makruhi Hanım’la evlenir. Aile 1938’de İstanbul’a gelir ve Samatya’ya yerleşir. Bir yıl sonra da ilk çocukları Agop, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa’daki hastanesinde dünyaya gelir. Küçük Agop’un dünyaya gözlerini açtığı, ilk görüntüleri, ilk sesleri duyduğu bu hastane ile ömür boyu sürecek kader birliği de böylece başlar. Babası Kirkor Bey, inşaatlarda kalfa olarak çalışır, annesi de Samatya yakınlarında bir fabrikada işçilik yapar.

BU ÇOCUK YAŞAMAZ

Küçük Agop, daha ilkokuldayken işe başlar. Okuldan mezun olduğu yıl çalıştığı gümüş atölyesinde, çok sıcak bir yaz günü, gümüş kalıpları plaka haline getirmek için kullanılan presin silindiri iş önlüğünün kolunu kapar. Sonra da elinin tamamı omuzuna kadar presin altında un ufak olur. Hastaneye götürüldüğünde doktorlar, ‘Bu çocuk yaşamaz’ derler. Ameliyat olur, günlerce komada kalır ve bir gün gözlerini açıp hayata yeniden merhaba der. Kaderin cilvesi, hayata yeniden tutunduğu yer yine Cerrahpaşa Hastanesi’dir.

bezciyan-4-600x402

HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN OKUMALIYIM

O yaz sonunda kendini tamamen toparlar ama çevresindekilerin ona acıyarak bakması kalbini çok kırar. Bu yüzden kayıt yaptırdığı halde okula gitmeyeceğini söyler babasına. Okula gitmez ama aldığı ders kitaplarını her gün muntazaman okuyarak kendince bir eğitim yapar. Okulsuz geçen bu yıl boyunca hep düşünür, o küçük ve artık tek kollu bedeniyle bir meslek sahibi olamayacağına karar verir. ‘Okumalıyım, her ne pahasına olursa olsun okumalıyım’ der ve dönem başlayınca Kumkapı Bezciyan Ortaokulunda eğitime geri döner.

BEN DE SAHADA TOP KOŞTURURUM

Bütün okul hayatı boyunca, yazları ve hafta sonları çalışmaya devam eder. Tahtakale’de işportacılık yapar, konfeksiyon atölyelerinde ilik makinelerinde çalışır. Eve katkı olsun diye çalışırken çok sevdiği kız kardeşleri Hripsima ve Maryam’a da küçük hediyeler almayı ihmal etmez. Ortaokulda başarılı olur ama esas başarıyı lise yıllarında gösterir. Her yıl okul birincisi olarak takdirlerle döner evine. Genç Agop basketbolu çok sever ama tek kollu olduğu için oynayamaz. ‘Ben de sahada top koştururum’ diyerek lisede futbola başlar. ‘Oynayamazsın’ diyenlere aldırmaz ve o devrin ünlü takımı Samatya Gençler Kulübü’nün kadrosuna girmeyi başarır.

kotogyan-9-600x337

ŞİMDİ NÖBET SIRASI BENDE

1957’de Tıp Fakültesi’ni kazanınca doğduğu, yeniden hayata döndüğü Cerrahpaşa Hastanesinde bulur kendini. Kapısından içeri girdiği ilk gün ‘Bir zamanlar bu hastane beni kurtardı, şimdi nöbet sırası bende’ diye düşünür. Bu dönemde lise öğrencilerine özel dersler vererek okul parasını kazanmaya devam eder. Ayrıca, Cerrahpaşa’nın futbol takımında oynamayı da ihmal etmez. 1963’te okul birincisi olarak doktorluk diplomasını alır.

DÖRT AYDA ALMANCAYI ÖĞRENİR

Bir yıl Çapa’nın Deri ve Frengi Hastalıkları Kliniği’nde çalışır. 1964’te Cerrahpaşa’daki Dermatoloji Kürsüsünde asistan olarak göreve başlar ve 1967’de uzman olur. Başasistan olarak çalışırken üniversite tarafından Ekim 1969’da Almanya’ya gönderilir ve dört ayda Almancayı öğrenir. Hamburg Saar Üniversitesinde alanıyla ilgili çeşitli araştırmalar yaparak çalışır.

EVDE NE KADAR SÖKÜK VE YIRTIK VARSA DİKER

1952’de geçirdiği kazadan önce çoğu kişi gibi sağ elini kullanan Doktor Kotoğyan kolunu kaybedince sol eliyle iş görebilmek için çok çalışır. En büyük zorluğu da üniversitedeyken çeker. Tek eliyle tüplerden şırıngaya ilaç çekmeyi, bu ilacı hastaya enjekte etmeyi öğrenmek için geceleri hastanede nöbete kalır, evde portakallara su şırınga eder. Dikiş atmayı öğrenmek içinse, evde ne kadar sökük ve yırtık varsa diker. İki yıl içinde tüm bu işleri kimseden yardım almadan tek başına yapıyor hale gelir.

DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNDE DERSLER VERİR

1972’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne geri döndükten bir yıl sonra doçentlik sınavını başarıyla verir. 1979’da ise, ‘Akne Vulgaris Vakalarında İmmunolojik Araştırmalar’ başlıklı teziyle profesör kadrosuna atanır. Almancadan sonra yine kendi çabasıyla, Fransızca ve İngilizce öğrenir. Dünyanın birçok ülkesinde dersler, konferanslar vererek ün kazanır. Uluslararası tıp dergilerinde 300’ü aşkın makalesi yayınlanır, cilt hastalıkları üzerine iki kitap yazar. 1975’te Suzan Hanım’la evlenir. Üniversiteden emekli olduğu 21 Kasım 2004 günü yaptığı konuşmada ‘İki kişiye teşekkür etmiyorum: Biri beni bu yolun başına kadar getiren anam, diğeri beni şu kürsüye kadar çıkaran eşim Suzan. Teşekkür etmiyorum değil, aslında edemiyorum. Çünkü onlara her şeyimi borçluyum’ diyerek minnet duygularını ifade eder.