11 Aralık 2018
6 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
9 sa 25 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 06:40 Güneş 08:11 Öğle 13:03 İkindi 15:22 Akşam 17:43 Yatsı 19:09
Prof. Dr. Metin Hülagü

Prof. Dr. Metin Hülagü

Sultan Abdülhamid ve Otomobil – III/V - Kazalar, fuarlar, turlar ve turneler

Otomobil Kazaları

Otomobilin varlığı genel olarak daha bütünüyle kabullenilememiş ve kullanımı da tam olarak öğrenilememişken otomobil kullanmaya kalkmak doğrusu biraz da maceralı bir işti. Ancak her ülke ve coğrafyada adrenalini yüksek olan veya onu yüksek tutmaya çalışan insanlar da az değildi.

Otomobil yolculuğu zahmetli olduğu kadar tehlikeliydi de. Öncelikle otomobilin çalıştırılması başlı başına bir tecrübeyi ve azami dikkati gerektirmekteydi. Otomobili çalıştırmak için önünde doğrudan motora bağlı bir manivelayı belli bir hız ve ivmede döndürmek icap etmekteydi. Bir zamanlar Türkiye’de bulunan bazı otomobiller ve özellikle traktörler aynı usulle çalıştırılan motorların numuneleriydi.

Otomobili bu tarzda çalıştırmak pek kolay bir iş olmadığı gibi işlemin tamamlanmasından sonra manivelanın doğru bir biçimde çıkartılıp alınması da son derece önemliydi. Aksi halde el, kol gibi uzuvların manivelanın süratle çarpması neticesi kopması veya yaralanması kaçınılmaz olabilirdi.

Diğer taraftan otomobili doğru kullanmak da büyük bir marifet gerektirmekte ve hatta sahip olunan marifet ve tecrübe yetersiz dahi kalabilmekteydi. Bazen şoförün iradesi dışı yoldan ve otomobilin kendisinden kaynaklanan aksilikler nedeni ile ölümcül kazalar yaşanabilmekteydi.

Örneğin Neely Brooke & Price firmasından J. H. Brooke maruz kaldığı bir otomobil kazası sonucu ağır bir şekilde yaralanmıştı. Otomobili ile hızlı bir şekilde giderken tekerlerinden birisinin patlaması üzerine kaza kaçınılmaz olmuştu.

İlk otomobil kullananlardan biri olan Sir Thomas Lipton ve Fas Sultan’ı geçirdikleri otomobil kazası neticesi yaralanmışlardı.

Fransız hükümeti Fas Sultanı Mulay Hafid Abdülaziz’e güzel bir araba hediye etmişti. Ayrıca arabayı kullanmak ve Fas Sultanına şoförlük etmek üzere bir de son derece deneyimli bir şoför göndermişti.

Fransız hükümetinin hediye etmiş olduğu otomobil duruşu ve görünüşüyle hakikaten çok güzeldi. Mulay Hafid otomobili çok ama çok beğenmiş ve bundan böyle atlara ve arabalara ihtiyaç yok, onların bundan sonraki yerleri ahırlardır diye düşünmüştü.  

Bir gün Mulay Hafid otomobiliyle virajlı bir yolda giderken otomobili aniden bozulmuş ve şoförünün kontrolünden çıkmıştı. Aksilik bu ya, tekerlerinden biri de patlayıvermişti. Bütün bunlar yetmezmiş gibi otomobilin direksiyon kutsu da kilitlenmişti. Fakat otomobil durmayıp ilerlemeye devam etmişti.

Mulay Hafid otomobilin durdurulmasını istemişse de otomobil bir türlü durdurulamamıştı. Şoför gidişatın sonucunun ölmek olduğunu düşünürken otomobil bir kayaya çarpmış, Mulay Hafid ile şoförü arabadan dışarı fırlatılıp atılmış ve nihayet otomobil de tekerleri döner bir halde ters yüz olmuştu.

Allah’tan Mulay Hafid’e fazla bir şey olmamıştı. Vücudu sadece ufak tefek yaralara maruz kalmıştı. Olanların en kötüsü otomobile olmuştu. Kazadan sonra şehre geri dönen Sultan Mulay Hafid otomobilin önce devlet balyozuyla ezilmesini, sonra da parça parça edilmesini emretmişti.

Otomobil Fuarları

Otomobilin olduğu yerde tabii olarak otomobil fuarlarının olması da kaçınılmaz bir şeydi.

Otomobil firmaları satışlarını artırmak üzere tanıtımlar yapmakta ve bu amaçla da fuarlar düzenlemekteydi. İngiltere ve Fransa arasında bu konuda ciddi bir rekabet vardı. İlk otomobil fuarlarından birisi olan Olympia, 1905 yılı Kasımında Londra’da düzenlenmişti. Piyasayı İngiliz firmalarına kaptırmak istemeyen Fransızlar Aralık ayında düzenledikleri fuarı sonraki yıllarda ekim ayına çekme kararı almışlardı. Amerikan şirketleri de Amerika’daki eyaletlerde fuarlar düzenlemeye başlamışlardı.

Chicago Otomobil Fuarı düzenlenen şehirlerden bir başkasıydı ve beklentilerin üzerinde bir ziyaretçi sayısı elde etmişti. Fuarda 100 katılımcı firma vardı ve 426 araç sergilenmişti. Fuarı ziyaret edenlerin sayısında da önceki yıla nispetle iki kat artış gerçekleşmişti. Chicago Otomobil Fuarı’nı 7 günde 263.000 kişi ziyaret etmişti. Dolayısıyla fuarda daha evvelce benzeri görülmemiş derecede fazla satış yapılmış ve binlerce otomobil sahiplerine ulaştırılmıştı. Toplam satış miktarı 7.100.000 doları bulmuştu. Fuarda 1.000 büyük, 3.000 de küçük araç pazarlanmıştı.

Tur Otomobilleri

Yirminci asrın başlarında otomobilin kullanım alanı oldukça dardı. Bugünkü gibi toplumsal ulaşım aracı denecek bir hüviyeti henüz kazanmamıştı. Üretim bakımından sayılarının sınırlı, fiyat yönünden pahalı ve elverişli yolların olmaması dolayısıyla da yaygınlıkları çok fazla değildi.

Otomobilin önceki asırda satın alınmasının öncelikli nedeni muayyen bir sınıfa mensup kişilerin, zenginlerin ve kral ve hükümdar gibi şahsiyetlerin sosyal statü belirlemede ve prestij oluşturmada otomobili bir vasıta olarak görmeleri olmuştu.

Otomobillerin bu dönemde temel kullanım nedenlerinden biri de seyahatlere aracılık etmesi olmuştu. Otomobil sahipleri otomobilleri ile şehir şehir, kasaba kasaba ve hatta ülke ülke turlara çıkmayı bir ayrıcalık olarak değerlendirmişlerdi.

Dar muhitli dolaşımlar yahut uzun soluklu turneler için kullanılan vasıtalar ilk zamanlar Reo otomobilleri idi. Ancak daha sonraları daha rahat ve performanslı dolaşım sağlayan otomobiller üretilmeye başlanmıştı. Fakat sadece konforlu ve performanslı arabaların olması turlar ve turneler için yeterli değildi. Bunun için elverişli yollara da ihtiyaç vardı. Bu noktada Fransa fazlaca dikkat çekmekteydi.

Fransa kelimenin tam anlamı ile baştanbaşa otomobillerin rahatlıkla gidebileceği ve hatta sürat bile yapabilecekleri yollara sahipti. Bu durum Fransa’yı otomobil yarışlarının düzenlenebileceği gayet elverişli bir yer haline getirmişti.

Bu dönemde en son teknoloji ile imal edilmiş olan dolaşım aracı otomobiller, Reo otomobilleri ile aynı beygir gücüne sahipti. Ancak motoru daha performanslı halle getirilmişti ve milli ekonomi testinden geçmişti. İki saat on dakika boyunca saatte 20-30 km hız yapabilme kabiliyeti vardı. Dolayısıyla dönemin otomobil üreticisi firmalar arasında rekabet daha o günden itibaren söz konusu olmaya başlamıştı. O nedenledir ki Reo Motor Araba Şirketi kendisini yenileme gereği hissetmişti ve 1906 yılı modellerinin daha cazip üretimler olacağını halka ilan etmişti.

Hakikaten de yapılan reklam ve tanıtımlar dikkate alındığında yeni imal edilecek olan Reo Coupe, 16 beygir gücünde, 816 kg ağırlığında, saatte 45-55 km hız yapabilen ve fiyatı 1800 dolar olacağı bildirilen bir teknoloji ve kıymete sahip görünmekteydi.

İlan edilip söz verildiği gibi gerçekten de Reo Coupe modeli görenlerde hayranlık uyandırma ağırlıklı bir tasarımla imal edilmişti. Soğuk, yağmurlu veya fırtınalı havalarda yolcularını muhafaza edebilme imkânı mevcuttu. Sürücü dışında daha üç yolcu rahatça bu yeni otomobile binebilmekteydi. Teknoloji ve konforu aynı anda bünyesinde toplayabilmenin yanı sıra, fazla sayıda binici taşıma ve iç döşemeleri bakımlarından zarif, lüks ve sanatsal bir zevkle imal edilmişti. Ayrıca kış aylarında önde tarafında cam cephe ve yanlarda pencereleri sebebiyle tamamen muhafazalı bir durum söz konusuydu. Arka koltuklar oturanlar konuşulabilen bir tüp vasıtasıyla sürücü ile iletişim sağlayabilmekteydi. Yine arkada bulunan koltukta iki yetişkin insan rahatlıkla yolculuk edebilirdi. Yaz mevsiminde ön cam çıkarılabilir ve tüm pencereler sökülebilir bir şekilde tasarlanmıştı. Bazı parçaların sökülüp takılabilir olması otomobili oldukça havadar, gölgeli, serin ve konforlu kılmaktaydı. Ayrıca bütün çıkarılabilir aksam söküldüğünde araba tabii bir turne aracına dönüşebilmekteydi.

Cadillac Otomobil Şirketi de dönemin zenginlerinin teveccüh ettiği otomobil üreten bir başka firmaydı.

Cadillac geniş ve rahat alanlarda 24 saat satış hizmeti vermekteydi. Turne için de elverişli olan Cadillac markasının fazlasıyla alıcısı mevcuttu.

Turneler

Otomobil ile günü birlik turlar yapıldığı gibi birden fazla sınır aşılıp ötelere, çok daha ötelere yapılan turneler de söz konuş olmaktaydı.

Los Angles halkından seçkin kimselerin, örneğin, beraberlerinde eşleri ve yakın arkadaşları olduğu halde ırmak kenarında araba gezintileri yapmaları artık kanıksanmış bir haldi.

Uzak turlara çıkanların sayısı da azımsanmayacak derecede çoktu. Townsend Burden, mesela, 35 beygir gücündeki otomobili ile turne kapsamında İsviçre ve merkezi Avrupa şehirlerini geçmiş, dönmüş dolaşmış tekrar Paris’e gelmişti.

New York’lu W. V. S. Thorne 32 beyir gücündeki otomobili ile Almanya’yı dolaşmıştı. Charles M. Schwab Amerikan yollarında turlamak üzere 25 beygir gücünde yeni ve yedinci otomobilini satın almıştı.

Otomobilin başta Amerika ve Avrupa kıtası olmak üzere dünyada giderek yaygınlaşması, tabii bir ihtiyaç olarak yeni yollar ve köprülerin yapılması İstanbul basınında kendisine yer bulmuştu. Ancak bu yer buluş bir garipseme olarak değil, imrenip hayıflanılan bir durum olarak tezahür etmişti.





Diğer Yazıları