Yaşam |

Karar yazarından, 'son kararım' yazısı: 'Biz Erdoğancı değiliz!'

Karar gazetesi yazarı Hakan Arslan, AK Parti'deki görev değişimiyle ilgili dikkat çekici bir yazı kaleme aldı. İşte Arslan'ın çarpıcı değerlendirmeleri:

Siyasetin lideri Erdoğan

Bu yazının içeriğini ne zamandır kafamda dolandırıp duruyor, bir türlü kaleme dökemiyordum. Konuya bir siyaset yorumcusu olarak değil de 25 yıldır taşıdığım siyasi danışman kimliğiyle baktığım içindi bu biraz da. Her bir sözcüğü özenle seçmeye gayret ediyordum. Şimdi bu yazının Ak Parti’deki bir görev değişimi anına denk gelmesi hem daha özenli olmamı, hem de iyiden iyiye siyasi danışman kimliğine bürünmemi gerektiriyor.

Demokrasimizi hedef alan 17-25 Aralık darbe girişiminden bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Ak Parti’ye desteğimi sakınmadan dile getiren biriyim. Söz aldığım her yerde de bu kabul üzerinden hareket ettiğim bilinir. 7 Haziran 2015 akşamı seçim sonuçları belli olduktan sonra, Türkiye’nin girdiği kritik süreci gözeterek, o sıra bir arada olduğum dostlara şunu söylemiştim:

“Bu andan itibaren sahip çıkmamız gereken iki değer var: Erdoğan ve Ak Parti. Başta rahmetli Özal’ınki olmak üzere, geçmişteki deneyimler ve sonuçları bellidir. Asıl olan hareketin lideri ve partisidir. Kendini Ak Partili olarak tanımlayan herkesin temel önceliği ve sorumluluğu budur.” Sonraki birkaç gün içinde Ak Parti’de siyaset yapan dostlarımı arayıp aynı şeyi tekrar ettim. Bu basit saptamanın büyük bir siyasi öneme sahip olduğunu vurguladım.

***

Başbakan Davutoğlu da geçen Perşembe olağanüstü kongre kararını açıkladığı basın toplantısında, hukukunu koruyacağını belirttiği beş konunun ilk iki sırasına Erdoğan’ı ve Ak Parti’yi yerleştirdi. Bunu, yukarıda sözünü ettiğim hassasiyetin ve Ak Parti’deki bütünlüğün yansıması olarak görüyorum. Davutoğlu görev süresince büyük hizmetlerde bulundu. Kendisi bir siyasi değerdir, öyle kalmayı da sürdürecektir.

Ak Parti’de gerçekleşecek görev değişimi üzerine analizler, yorumlar, kehanetler havada uçuşup duruyor. Bu kalabalık içinde, siyasi danışman gözüyle üç basit saptamada bulunmakla yetineceğim:

***

1. Siyaset millet için yapılır ve asıl olan milletin rızasıdır. Erdoğan siyasete girdiği ilk günden bu yana söz konusu ilkeye bağlı kaldı. Ne söylediyse doğrudan millete söyledi, milletin rızasını gözetti. Dolaylı ya da dolambaçlı mesajlara hiç başvurmadı, milletin hakkını hukukunu korumaya özen gösterdi. Üzerine kırk türlü yorum yapılan, teknik birer tartışmaymış gibi sunulan her başlıkta, son noktayı her zaman Erdoğan koydu ve her zaman millete seslendi: “Seni kollarım, korurum, ezdirmem” dedi. Kimilerinin hor görmeye bayıldığı millet siyasi mesaj okumakta mahirdir, Erdoğan’ı gayet iyi anladı.

***

2. Erdoğan rahmetli Özal’ın yaptığı hataların hiçbirini yapmıyor. Başkanlık sistemi iddiasıyla köşke çıkan Özal, biraz da siyasi deneyim eksikliğiyle, yerleşik düzenin saldırılarına karşı partisini koruyamamıştı. O çözülme, siyasi ve ekonomik krizlerle Türkiye’nin on yılına mal oldu. Geçmiş deneyimleri çok iyi okumuş olan Erdoğan, siyasi birikimi eşliğinde bunların tekrar etmesine izin vermedi, vermiyor.

***

3. Siyaseti gruplar, ekipler, klikler değil, lider yönetir. Siyasetin doğası kitle partilerinde gruplaşma ve ayrışmaları kaçınılmaz kılar. Bunlar kimi zaman mikro iktidar arayışı halinde baş gösterir, kimi zaman büyük oyuna evrilir. Bu rekabet verimli kullanılırsa partiyi büyütür, aksi durumda çözülmeyi getirir. Başarılı kitle partilerinde siyaseti bu oluşumların yönettiği görülmemiştir. Siyaseti hareketin lideri yönetir. Tıpkı Erdoğan gibi.

Erdoğan uzun süredir siyasetin ağırlık merkezi konumunda. Milletin oyuyla Cumhurbaşkanı seçildiği gün de bu gerçek değişmedi, tersine pekişti. Onca muhalif kampanyaya karşın, tam da yukarıda saydığım gerekçeler yüzünden, millet şöyle dedi ve demeyi de sürdürecek: “Biz Erdoğancı değiliz. Biz Erdoğan’layız. Biz Erdoğan’ız. Her birimiz. Bunu anlayamazsınız. Anlayamadığınız için de bizi asla yenemeyeceksiniz.”