19 Haziran 2019
22 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
7 sa 19 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 03:24 Güneş 05:25 Öğle 13:10 İkindi 17:10 Akşam 20:46 Yatsı 22:37
Prof. Dr. Metin Hülagü

Prof. Dr. Metin Hülagü

İzmir'in dağlarında altın çiçekler açmış…

Prof. Dr. Metin Hülagü: Ne gariptir ki biz  İzmir'in dağlarında çiçekler açar diye söyleyip eğlenirken, İzmir’in dağlarının dışı ve üzerindeki çiçekler ile meşgul olmuşken, elin yabancısı, Bayan Christine Wilson İzmir'in dağlarında altından çiçekler aramış ve tabii ki bulmuş da…

Bir zamanlar dünyada hüküm sürmüş krallar ve hükümdarlar altından yapılmış tahtlarda ve koltuklarda otururlardı. Bu durum o zamanki kral yahut hükümdarların ne nedenli güç ve kuvvet sahibi oldukları yolunda imaj oluşturma gayretlerinden kaynaklanmıştı. Krallar altın tahtlara oturmak suretiyle dostları kadar düşmanlarına da mesaj vermiş olurlardı.

Yine bir zamanlar hükümdarlar altın sikke bastırırlar ve o sikkelerle çarşı ve pazarda alış veriş yapılmasını sağlarlardı. Bu durum ise söz konusu hükümdarlar idaresindeki devletlerin mali yapısının ne denli sağlam olduğunun bir göstergesi sayılırdı… Pectolus tam da bu türden bir kral, Lidyalılar ise bahsi geçen türden para kullanan bir toplumdu.

Bursa, Aydın Biga Sancağı bir zamanlar Lidya, Firikya, Misya ve Bithynia krallıklarının egemenliğindeydi ve bu krallıklar bu beldelerin altın cevherlerini işleyerek gerçekleştirdikleri mamullerle asırlar boyu kendilerini efsaneleştirmişlerdi. Zira bu krallıklar Ege Denizi ve Akdeniz sahillerinin Karasu ve kollarının ve daha başka yerlerin kendilerine cömertçe sunduğu altın cevherlerini elde edebilmek için binlerce sayıdaki köleyi sabah akşam demeden acımasızca çalıştırmaya sevk etmişti.  

Günümüzde Anadolu’da Kral Pectolus ve Lidyalılar yoksa da onların bir zamanlar hüküm sürdüğü mekân ve mahaller hala altın cevherine sahip haldedir. Ancak Türkiye’de altın cevherinin aranması, bulunması ve işlenmesine dair tutulan kayıtlara bakıldığı zaman, görülen o ki, Anadolu’daki bu cevher metodik bir şekilde aranmış, bulunmuş ve işlenmiş değildir.

Yine belgelerin ifadesine göre Türkiye’de altın üretimi önceki yüzyılda oldukça düşük düzeyde gerçekleştirilmiştir. Önceki asırda Anadolu’da çıkartılabilen yıllık altın miktarı tonlarla değil, sadece basit miktardaki kilogramlarla sınırlı olmuştur. Diğer bir ifade ile altın cevherinin dünkü Türkiye’de bulunup işletilme nispeti, ona maalesef kazançlı bir cevher olma hüviyetini kazandıramamıştır.

Peki, bu durumun nedeni nedir, altın Anadolu’da nadir bulunan türden bir cevher midir ki netice böylesine vahim bir haldedir.

Değil. Tam tersine Anadolu’nun altın cevheri bakımından gayet zengin olduğu yazılıp çizilmiştir. Örneğin Trabzon, Çoruh vadisi, Ergani, Konya’da Bulgar Dağı, Gümüşhacı Köy, Çanakkale’nin Asya cenahı, Kars ve çevresi, Erzurum ve yöresi, örneğin İspir, Tire ve Bayındır, Elazığ ve Bitlis’te Sasun Anadolu’da altın rezervlerinin olduğu yerler olarak arşiv belgelerinde ifade edilmiştir.

Bu yerlerde bulunan altın cevherinin işlenen her bir ton malzemede 1 gramdan 30 grama kadar farklı zenginlikte olduğu yabancı rapor ve yazışmalarda kayıtlıdır.

Geçen asrın başlarına kadarki tarih dilimini kapsayan raporların beyanına göre Türkiye’de altın arama ve işletimi için sadece ve sadece 21 adet ruhsat verilmiştir. Ancak bunların da hepsi işlem görmüş değildir.

Altın işletme ruhsatı verilen yerler ise şöyledir:

Altın madeninin Türkiye’de bulunduğu yerlerden birisi olarak Konya vilayeti dâhilinde kalan Bulgar Dağı vesikalarda adından çokça söz edilen yerlerden birisi olmuştur.

Verilen bilgilere göre Bulgar Dağı cevherleri için ruhsat alınmakla kalınmamış, bilakis işletilmeye de açılmış ve ton başına 28 gr cevher elde edilmiştir.

Altının bulunduğu bir diğer yer ise Ödemiş ve Tire’nin bazı mevkileri olarak gösterilmiştir. Tire’deki altın cevherinin arsenik ile birleşik bir halde olduğu belirtilmiştir.

Çanakkale Sancak’ta da Birinci Dünya Savaşı öncesinde altın cevheri elde etmek üzere harekete geçilmiş ve değişik yerlerde ocaklar açılmıştır. Çalışmalar savaş nedeni ile kesintiye uğramış, fakat savaş sonrası çalışmalar devam ettirilmiştir. Buradan çıkarılan ham haldeki malzemenin her bir tonunda 40 gram altın cevheri elde edilmesi gibi bir hesaplama yapmanın doğru olduğu da ayrıca ifade edilmiştir.

Çanakkale’nin 25 km güney doğusunda bulunan Sarıçay nehrine 4 km mesafede bulunan Saraylı Köyü de çok eskilerden beri altın cevherinin bulunup işlendiği bir yerdir diye belirtilmiştir.

Güzel İzmir petrol ve demir gibi sair madenlerine ilaveten altın cevherine de sahip olarak gösterilmiştir. Mesela Burunabat’da yahut Kavacık Çukuru’nda. Yahut da Bayındır’da. Buralarda altın cevheri arsenik, kurşun ve gümüş ile hep bir aradadır diye kayıtlara geçmiştir. İzmir’de yine bir başka yerde, mesela Çilek Dağı ve Arapgöz Dağı’nda altın cevheri olduğu belirtilmiştir.

Ne gariptir ki biz  İzmir'in dağlarında çiçekler açar diye söyleyip eğlenirken, İzmir’in dağlarının dışı ve üzerindeki çiçekler ile meşgul olmuşken, elin yabancısı, Bayan Christine Wilson İzmir'in dağlarında altından çiçekler aramış ve tabii ki bulmuş da…

Manisa ili, Salihli ilçesi, Sart beldesi sınırları içerisinde bulunan Sardis, Sardes Antik Kenti, Demir Çağı Lidya Krallığının başkenti ve sikkenin doğum yeridir.

İzmir’in çiçekli dağlarına komşu olan Sardis altın cevheri bakımından dikkate değer bir mahal olarak belirtilmiştir.

Sardis ve Bayındır arasındaki coğrafya bu anlamda dikkat çekicidir.

Bakan ama bakmakla kalmayıp görebilen gözlerin bu mahallerde daha evvelce altın cevheri çıkartıldığının ve etrafa saçılmış cüruflarının farkına varmamasının imkânı yoktur; önceki zamanlarda yapılan çalışmaların izlerini ve birkaç metre derinlikteki maden cevherini görmek ve bulmak mümkündür biçimindeki ifadeler belgelerde altı çizilen beyanlar olmuştur.

İzmir’in Urlası ve diğer bazı mahalleri hep altın cevheri ile birlikte anılmış ve buralarda altın cevherinin cıva ile birlikte bulunduğundan, bu mahaldeki rezervler için 35.000 m2lik bir alanın ruhsatlandırılmış bulunduğundan bahsedilmiştir kayıtlarda.

Kayıtlarda altın cevherinin bulunduğu bir başka yer olarak tabii ki İstanbul ismine yer verilmiştir.

İstanbul’da altın şehrin merkezinde değil fakat hudutları dâhilindedir denmektedir. Şehrin coğrafi sınırlarının biraz ötesinde, Gebze civarında yani Taşköprü ve Naib’tedir diye belirtilmiştir.

Buradaki altın cevherinin gümüş, çinko, bakır ve kurşun ile birleşik bir halde bulunduğu ve 1.130.000 m2lik bir alanın işletme için ruhsatlandırılmış olduğu da ifade edilmiştir.

Arşiv belgeleri aynen böyle söylüyor. Bilemiyorum ki, acaba yalan mı söylüyor.  

 

Diğer Yazıları