25 Ağustos 2019
24 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 21 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 04:43 Güneş 06:16 Öğle 13:11 İkindi 16:56 Akşam 19:57 Yatsı 21:23
Yaşam

"Kurban kesmeyelim" dedi!

"İyilik" kisvesiyle din düşmanlığı yapan Yılmaz Özdil'e teklifimiz var

Vatandaşın kurban bütçesine göz koyan Yılmaz Özdil’e ‘Hodri meydan’ diyoruz... Açık teklif... Gel sen bir yıl boyunca rakı masandan feragat et Yılmaz!

"İyilik" kisvesiyle din düşmanlığı yapan Yılmaz Özdil'e teklifimiz var

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil bugün Müslümanları rencide eden çok çirkin bir yazı kaleme aldı.

Özdil, yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde, tüm Türkiye'nin yüreğini sızlatan 2009'daki Bilge Köyü katliamını ve Türkiye'nin haklı gurur kaynağı olan katliamın mağdurlarından Remziye Çelebi'yi İslam düşmanlığına kalkan yapmaya çalıştı.

Kurban Bayramı öncesinde, vatandaşları kurbanlık hayvan kesmemeye çağırmak gibi bir davranışa cüret eden Yılmaz Özdil, bu çirkin üslubunu sözde "iyilik" kisvesi altında kamufle etti.

Bilge Köyü katliamının mağdurlarından Remziye Çelebi'ye, Türkiye'nin köklü eğitim kurumu Darüşşafaka Vakfı tarafından sağlanan takdire şayan imkanlara vurgu yapan Yılmaz Özdil, kasıtlı olarak elma ile armudu birbirine karıştırıp İslam düşmanı çirkin bir algı operasyonuna girişti.

Kurban Bayramı'nda kurban kesilmemesini isteyen Yılmaz Özdil, çirkin bir üslup ile kurban ibadetini, "kişisel vicdanlara sevap hormonu enjekte etmek" şeklinde tanımladı. Özdil, "Gelin lütfen, kurban bayramı için ayırdığınız bütçeyi Darüşşafaka'ya bağışlayın." çağrısı yaptı.

Özdil şu ifadeleri kullandı;

"Bu memlekette cehalete 'kurban' giden fazlasıyla vatandaş var. Gelin, hayvan kesmeyelim. 
İnsan fidanları ekelim. Yılda bir defa üç beş garibana yarımşar kilo et vererek, belki kişisel vicdanlarımıza sevap hormonu enjekte edebiliriz ama, aslında topluma hiçbir faydasının olmadığını bilmeliyiz."

KURBAN İBADETİ BAŞKA, BAĞIŞ YAPMAK BAŞKA!..

İslam fobisi nedeniyle kasıtlı olarak konuyu çarpıtan Yılmaz Özdil'e SuperHaber olarak söyleyeceğimiz birkaç söz var...

Kurban kesmek bir dini ibadettir, bir iyilik gösterisi yapmak ya da "kişisel vicdanlara sevap hormonu enjekte etmek" gibi bir amacı yoktur.

"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" buyruğunun gereği için yerine getirilen bu ibadeti, "Topluma hiçbir faydası yok. Bunun yerine bağış yapın" diyerek engellemeye çalışmak İslami bir yaklaşım değildir.

Darüşşafaka gibi güzide bir kurumu ve Bilge Köyü katliamı gibi hassas bir konuyu bu çirkin yaklaşıma "kurban" etmek ise başlı başına Yılmaz Özdilvari ve provokatif bir tutumdur, ayrıca Türkiye toplumunda bir karşılığı yoktur.

HODRİ MEYDAN YILMAZ ÖZDİL

Ancak SuperHaber olarak Yılmaz Özdil'e bir teklifimiz var... Eğer kendisi bir yıl boyunca alkol tüketmeyerek, alkole ayırdığı yıllık bütçeyi, Remziyeleri kurtarmak için Darüşşafaka Vakfı'na bağışlarsa, SuperHaber olarak bir kurbanlık hayvanın beledini Özdil'in çağrısı üzerine Darüşşafaka'ya bağışlayacağız...

Alkol tüketmenin topluma faydası olmaması dışında, topluma zararları bilim çevreleri tarafından da ispatlanmış durumda... Hodri Meydan Yılmaz Özdil!...

İşte Yılmaz Özdil'in Müslümanları rencide eden o köşe yazısı;

- Kurban

10 yıl önceydi.
2009… 
Mardin'in Bilge köyünde nişan töreni vardı.
32 haneli 150 nüfuslu küçücük köyde, gün boyunca davul zurna çalmıştı, herkes mutluydu, eğleniyordu.


Hava kararınca muhtarın evinde toplanıldı, nişan yüzükleri takılacaktı, erkekler bir odada sohbet ediyor, kadınlar bir başka odada, neşeli zılgıtlarla, türkülerle kına yakıyordu.


Saat 21.00 civarında yatsı ezanı okundu, erkekler namaza durdu.


İşte tam o anda… Kapı tekmeyle kırıldı, ellerinde kalaşnikoflar bulunan, yüzleri maskeli sekiz kişi hışımla odaya daldı.


Yaylım ateş açtılar.


Cayır cayır.


Oda kan gölüne döndü.
 Cesetler birbirinin üstüne yığılıyordu.
Şarjörleri değiştirip değiştirip, taramaya devam ediyorlardı.


Erkeklerin tamamı düşünce, yan odaya, kadınların yanına geçtiler.
Ne kaçacak vakit, ne kaçacak pencere vardı, kadınlar çocuklar çığlık çığlığa feryat ederken, gözlerini bile kırpmadan tetiklere bastılar.
Katliam 20 dakika sürdü.


Altısı çocuk, üçü hamile 16'sı kadın, 44 kişi hayatını kaybetti.
 Öldürülenler arasında altı aylık bebeler bile vardı.
 Türkiye şoke olmuştu.


İlk duyulduğunda Pkk zannedildi.


Çünkü, Bilge köyü korucu köyüydü, erkeklerin tamamı korucuydu.


Ama kısa süre sonra anlaşıldı.


“Terörizm” değildi.
 “Törerizm”di.
 Saldırganlar Bilge köyüne iki kilometre mesafedeki Sultan köyündendi, katledilen aileyle akrabaydılar.


Bilge köyünden Fesih Çelebi, Sultan köyünden Mehmet Çelebi'nin eşiyle gizli gizli birlikte oluyordu, Mehmet bunu öğrenince akrabalarını toplamış, Fesih'ten intikam için toplu katliam planı yapmış, nişan gecesi hepsinin birarada bulunacağını hesaplayarak, baskını gerçekleştirmişti.

Fesih haricinde, kurşuna dizilenlerin yasak ilişkiden haberi bile yoktu, töre ilkelliğinin “kurbanı” olmuşlardı.

47 çocuk öksüz, yetim kaldı.

Remziye onlardan biriydi. 
Sekiz yaşındaydı.
 Hem annesini, hem babasını kaybetmişti.

Türkiye seferber oldu, devlet kurumları başta olmak üzere, sivil toplum örgütleri, hayırseverler, herkes, geride kalan çocuklar için elinden geleni yapmaya gayret ediyordu.

Darüşşafaka, köye geldi.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan, anasız babasız çocuklara fırsat eşitliği sağlayan “şefkat yuvası” en önce koşmuştu.

Evinde uyuduğu için tesadüf eseri katliamdan sağ salim kurtulan Remziye'yi aldılar, İstanbul'a getirdiler.

Yüreği yaralı, ürkek, şaşkın, heyecanlıydı minicik Remziye… Kendisi de Darüşşafaka mezunu olan Darüşşafaka Vakfı yöneticisi Davut Ökütçü'nün elinden tuttu, hayatında ilk defa köyünden çıktı, tedirgin adımlarla uçağa bindi, bilinmeze doğru uçtu.

Hayatının en trajik hadisesi, hayatının dönüm noktası olmuştu.

Darüşşafaka'ya geldi.
 Herkes kapıda, güleryüzle, kucaklayarak karşıladı.
Remziye Türkçe bilmiyordu.
 Dokuz kardeş büyümüştü, hayatında ilk kez Darüşşafaka'da kendisine ait bir yatağı oldu.

Dersler başladı.


Konuşulanları anlayamıyor, okuyamıyordu, imkansızdı.


Yoğun şekilde Türkçe öğretmeye başladılar.


Çok zorlandı.
Defalarca “yapamayacağım” diye düşündü.


Ama öğretmenleri öylesine ilgileniyor, öylesine destek oluyorlardı ki, pes etmesine izin vermiyorlardı.


Neticede, çok kısa süre içinde pırıl pırıl Türkçe öğrendi.


“Yapamayacağım” diyen Remziye, liseyi bitirene kadar her dönem takdirname aldı.

Üniversite sınavına girdi.
Muhteşem puanla, ilk tercihini kazandı.
Yazarken bile gözlerim doluyor…


Remziye bugün 18 yaşında, dünyalar güzeli bir genç kız oldu, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuyor.

(Varlığıyla gurur duyduğumuz Remziye, sadece bir örnek, Remziye gibi onbinlercesi yetişti, şu anda 927 öğrencimiz okuyor Darüşşafaka'da.)

(Darüşşafaka, annesi veya babası hayatta olmayan yetenekli çocuklarımızı, ortaokul birinci sınıfta sınavla alıyor, lise mezuniyetine kadar tam burslu, yatılı, kolej seviyesinde eğitim veriyor.
Giyim, beslenme, sağlık, harçlık ihtiyaçlarını karşılıyor.
Yükseköğrenimde burs desteğini sürdürüyor.
Atatürk ilkelerine bağlı, evrensel değerleri benimseyen, kültürel donanımlı, vatana-millete karşı sorumluluğunun bilincinde, lider bireyler yetiştiriyor.
Kamplaşmadan, kutuplaşmadan bıkıp usandığımız şu dönemde bile, tüm renkleriyle, tüm ulusun “ortak paydası” olarak kalmayı başarıyor.)

(Kurucuları başta olmak üzere, 1863 yılından beri emeği geçen herkese yürekten teşekkür borçluyuz.)

Ve, haftaya kurban bayramı.

Bu memlekette cehalete “kurban” giden fazlasıyla vatandaş var.

Gelin, hayvan kesmeyelim. 
İnsan fidanları ekelim.

Yılda bir defa üç beş garibana yarımşar kilo et vererek, belki kişisel vicdanlarımıza sevap hormonu enjekte edebiliriz ama, aslında topluma hiçbir faydasının olmadığını bilmeliyiz.

Çünkü… İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızı, ancak ve ancak Remziye gibi eğitimli gençlerimizin yönettiği bir ülke doyurabilir.

Dünyanın en büyük ailesine çağrıda bulunuyorum…
Elbette, annelerinin babalarının yerini doldurabilmemiz mümkün değil ama, hepimiz, gücümüz ölçüsünde amca olabiliriz, teyze olabiliriz, dayı, hala, ağabey, abla olabiliriz.

Gelin lütfen, kurban bayramı için ayırdığınız bütçeyi Darüşşafaka'ya bağışlayın.

Darüşşafaka bünyesindeki çocuklarımızın et ihtiyacı, yıl boyunca yapılan adak bağışlarıyla zaten karşılanıyor, bu yüzden kurban kesimi yapılmıyor.
Onun yerine, Kurban Bayramı vesilesiyle, eğitimde fırsat eşitliğine destek olmak üzere “bayram bağışı” bekleniyor.

Bayram bağışı için sembolik olarak 850 lira belirlenmiş…
Alt ve üst sınırı yok.
İsterseniz 85 lira bağışlayın, isterseniz 850 bin lira.
Dedim ya, herkes gücü oranında, dilediği miktarda.

İnternetten www.darussafaka.org adresine girin, bağış bölümünü tıklayın, ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller için, çoban ateşi ruhuyla… Gelin lütfen, insan biriktirelim.