İttihatçıların mason yüzleri - III/IV

Prof. Dr. Metin Hülagü: İttihat ve Terakki’nin ordu üzerindeki hâkimiyetinin devam edebilmesi için subay sınıfı, özellikle gençler subaylar, başkanlığını Niyazi Bey'in kardeşi Binbaşı Osman Fehmi Beyin yürüttüğü ve Niyazi Beyin doğum yerinden adını alan “Resne” locasına alınıp masonlaştırıldı.  

Prof. Dr. Metin Hülagü
Prof. Dr. Metin Hülagü

Selanik’in Yahudi gazeteleri şehrin misafiri Abdülhamid’i, Siyonist lider Theodore Herzl’in Yahudilerin Filistin’e yerleşmesine müsaade edilmesi yolundaki talebine iki defa kulak tıkaması ve ayrıca Polonyalı Yahudilerin hicretlerine izin vermeyerek Filistin’de Siyonizm’in ön gördüğü düşüncelerin gerçekleşmesine engel olması nedeniyle, “Yahudi düşmanı” diye lanse etmiş ve bu suretle onunla dalga geçmişti.

Bu dönemde, son derece zeki ve yetenekli bir Kripto-Yahudi ve mason olan Selanik milletvekili Cavit Bey Maliye Bakanı oldu.

Yine bu dönemde bir mason olan Talat Bey İçişleri Bakanlığı vazifesini üstlendi.

Talat Bey İçişleri Bakanı olduktan sonra vali ve vali yardımcıları gibi çeşitli yerlere masonları atamak ve meclis üyesi yapmak suretiyle masonluk ağını imparatorluk geneline yaymaya çalıştı. Böyle davranmaktaki en basit maksadı ise her şehirdeki idare meclislerinin kendisi ve Cavit Bey aleyhinde karar almaları veya menfi bir harekete kalkışmaları durumunda bu meclisleri kolayca feshederek yerlerine yenilerini oluşturma imkânını elinde tutmaktı.

Sadrazam/Başbakan Hilmi Paşa da mason olmak için bu dönemde başvuruda bulundu, fakat müracaatını daha fazla sürdürmedi.

31 Mart vakası üzerine ilan edilen ve iki yıl boyunca devam eden sıkıyönetimde mahkemelerde görev yapan askeri hâkimlerin ekserisi masondu.

Parlamentonun çok katı bir Basın Yasası’nı kabul etmesinin ardından Basın Ofisi Müdürlüğü’ne Selanikli bir Kripto-Yahudi ve mason biri atandı.

Osmanlı Telgraf Ajansı Bağdatlı bir Yahudi’nin yönetimine bırakıldı.

Sadrazamlığı/Başbakanlığı sırasında Hakkı Paşanın emrine, özel sekreterliğini yapmak üzere, bir Yahudi getirildi.  

Bu dönemde yine Selanikli bir Yahudi-mason olan bir avukatı Adalet Bakanlığı’na danışman olarak atama girişimi başarı ile neticelendi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İstanbul Merkez Şubesi yine bir Selanikli Kripto-Yahudi ve mason olan biri tarafından idare olundu.

Bir başka Selanikli Kripto-Yahudi ve mason, başkente belediye başkanı olarak atanmak istediyse de bu emelinde muvaffak olamadı. Mısırlı bir mason olan Prens Said Halim, başkan değilse de, başkentin belediye başkan yardımcısı oldu.

İttihatçıların mason yüzleri - III/IV

Yapısal bir değişim geçirmesinden sonra polis ve jandarmayı da kapsar hale gelen Polis Nezareti/Bakanlığı’na Selanikli bir mason atandı.

İtalyan Hükümeti, kariyeri itibariyle konsolosluk ve sefaretle alakası bulunmayan ancak Yahudi ve aynı zamanda Mason olan Primo Levi adında birini Selanik'e başkonsolos olarak tayin etti.

Diğer taraftan Mezopotamya'ya göç etmeleri yönünde Amerikan Yahudilerine Jacob Schiff ile birlikte tavsiyelerde bulunan Oscar Strauss da Amerikan Büyükelçisi olarak İstanbul’a atandı.

Bu dönemde çıkarılan bir kanunla Bulgar, Yunan ve sair kesimlerce kurulmuş olan tüm cemiyetlere sınırlama getirilmişken mason locaları, başta Makedonya olmak üzere mantar gibi açılıp çoğalmaya başladı. Başkentte bir yılda açılan loca sayısı 12 adedi bulmuştu. Açılan bu mason cemiyetleri doğru dürüst soruşturmaya bile maruz kalmadı.

İttihat ve Terakki’nin ordu üzerindeki hâkimiyetinin devam edebilmesi için subay sınıfı, özellikle gençler subaylar, başkanlığını Niyazi Bey'in kardeşi Binbaşı Osman Fehmi Beyin yürüttüğü ve Niyazi Beyin doğum yerinden adını alan “Resne” locasına alınıp masonlaştırıldı.  

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin milletvekilleri ile senatörlerinin büyük bir kısmı, İçişleri Bakanı Talat Bey ve bir zamanlar aylık 10 lira maaş ile öğretmenlik yapmış olan Maliye Bakanı Cavit Beyin baş üyeliğini yaptığı “Anayasa” adlı locaya bağlıydı.    

Bazı muhalefet milletvekilleri, özellikle de Araplar, kendilerinin “ayazda” ve yerel siyasi kulis ve entrikaların dışında bırakıldıklarını düşünerek “Uhuvvet-i Osmaniye” (yani Osmanlı Kardeşliği) ve “Muhibban-ı-Hürriyet” (yani Özgürlük Dostları) gibi localara kayıt olmaya başlamıştı.

Dahası, çoğunlukla Güney Arnavutluk ve Makedonya'da bulunan ve Sünni İslam’a dâhil olmayan, masonlarınkine benzer gizli bir öğreti ve örgütlenme içinde yer alan 1.000.000 kadar Bektaşi, mason olma arzusunda olduklarını ifade etmişti.

Dolayısıyla 1909-1910 döneminde İstanbul’da kurulan mason locaları şöyleydi:

  1. Vefa Oryantal (veya Oryantal Sadakat)
  2. Les vrais Amis de l'Union et Progres (İttihat ve Terakki’nin Gerçek Dostları)
  3. Bizans Risorto
  4. La Véritas (Roma mitolojisinde hakikatin vücut bulmuş hali ve tanrıçası)
  5. La Patrie (Anavatan)
  6. La Reneissance (Yeniden Doğuş)
  7. Makedonya Risorta (Makedonya Risorta’nın şubesi)
  8. Şafak

Sonuncu loca Mısır’ın gizli siyasetine ilgi duyan öğrenciler tarafından hiç de bilinmeyen bir isim ve yer değildi.

Selanik ve Makedonya masonluk örgüsünde olduğu gibi bu locaların tümü büyük oranda Yahudiler, Rumlar, Ermeniler ve diğer yerli Hristiyan unsurlarca ya yönlendirilmişlerdi veya kendilerinden esinlenmeleri kaçınılmaz hale gelmişti.

Diğer taraftan Genç Türkiye masonluğunun Selanik aracılığıyla başkente tanıtılması süreci de Mısır masonluğuyla yakından alakalı bir seyir izlemişti.

İskoçya Büyük Locası tarafından tanındığı söylenen Mısır Büyük Locası Üstadı İdris Bey Ragıp, Mısır, Suriye, Filistin ve Lübnan’daki bir dizi locanın kurucusu ve yöneticisiydi.

Muhammed Urfi Paşa da Mısır, Kudüs ve Güney Suriye’de bir kısım locanın kurucusu olmuştu ve İstanbul’u da bu örgü içine sokmak için fazlasıyla çaba sarf etmekteydi. Hatta bu arzusuna binaen 1909 baharında İstanbul’a gelmiş, ancak muayyen olumsuzluklarla karşılaşmıştı. 31 Mart hadisesi vuku bulunca da durumdan endişelenerek süratle Mısır’a kaçmıştı.

Bundan daha önceki bir zamanda ise İdris Ragıp, İskenderiye’de İtalyan locasına 17. dereceden mason olarak bağlı bulunan Prens Aziz Hasan’ı İstanbul localarını Mısır Büyük Locası’na dâhil etme görevi ile yetkilendirmişti.

Mason güdümlü Makedonya kuvvetleri İstanbul’a girdikten sonra daha evvelce masonluğa kati bir biçimde karşı çıkmış olan Sultan Abdülhamid tahttan indirildikten sonra İstanbul localarını Mısır Büyük Locası’na dâhil etme konusunda müzakerelere başlanılmıştı.

İtalyan Büyük Doğu Locası ve Prens Aziz Hasan’ın muvafakatleri alınarak Türkiye Büyük Doğu Locası'nı oluşturması için yetkilendirildi. 1909 Temmuz yahut Ağustosunda locanın kurulmasının gerçekleşmesinden sonra İçişleri Bakanı olan, Kırcaalili ve Roman kökenli Mehmet Talat Bey bu locaya “Üstad-ı Azam” seçildi. Böyle bir gelişme neticesi 1909 Nisanında (31 Mart) Makedonya kuvvetlerinin Abdülhamid karşısında elde etmiş oldukları başarı ve İstanbul’a hâkim olmaları aynı zamanda İtalyan güdümlü mason teşkilatının İngiliz onaylı Mısır Büyük Doğu Locası’na karşı zafer kazanması anlamını da taşımaktaydı. Dolayısıyla İstanbul ve Makedonya’daki bütün localar kademe kademe bu locaya bağlandılar. Ayrıca Suriye ve Mısır’daki tüm locaların Osmanlı Büyük Doğu locasına bağlanmasına karar verildi. Kendisine Sakakini’nin eşlik ettiği Prens Aziz Hasan bu maksatla tekrar Mısır’a döndü. Fakat İdris Bey Ragıp ve daha başkaları, Mısır ve Lübnan’ın imtiyazlı eyaletler olduğunu, masonluk konusunda da bağımsız olmaları gerektiğini ileri sürerek alınan karara itirazda bulundu. Bu gelişme sonrasında Prens Aziz Hasan ile İdris Ragıp’ın arası açıldı. Osmanlı Büyük Doğu Locası “Üstad-ı Azam”ı Talat Bey Mısırlı milliyetçi lider Muhammed Ferit’i İstanbul Büyük Doğu Locası’na Mısır temsilcisi olarak atadı. Bu atamanın töreni Mısır’ın Tanta şehrindeki locada icra edildi. Halil Hamade Paşa, Mukaddem’den Şahin Makaryos ve milliyetçilere sempatik bakmayan daha başka Mısırlı masonlar ve hatta Hıdiv bu atamaya fazlası ile itiraz ettilerse de artık yapılan atamanın değişmesi mümkün değildi.



Diğer Yazıları