Gündem

İşte 19 Mayıs'ın isimsiz kahramanı: 12 yaşındaki Türk Jan Dark Nezahat...

19 Mayıs 1919 Türk Milli Mücadelesinin başladığı gündür. Atatürk 19 Mayıs 'benim doğum günümdür' demiş ve bu günü gençlere armağan etmiştir. Milli Mücadele'de kadın , erkek hatta çocuk demeden düşmana karşı tek vücud mücadele edilmiştir. 19 Mayıs'ı 19 Mayıs yapan pek çok hikaye vardır ama içlerinden bir tanesi var ki hepsinden çok daha farklıdır. 12 yaşında Milli mücadele'ye katılan Nezahat'a Türk Jan Dark adı nasıl verildi? İşte Milli Mücadele'nin küçük kadını öksüz Nezahat'ın hikayesi ...

Muhteşem direnişin ilk adımı 19 Mayıs 1919 Atatürk'ün Samsun'a çıktığı gündür. Atatürk bu anlamlı günü gençlere armağan etmiştir. 19 Mayıs'ın Türk tarihindeki önemi her zaman vurgulanıyor. Sizler için Milli Mücadelenin pek çok isimsiz kahramanından biri olan 12 yaşındaki küçük kadın Nezahat'ın hikayesini derledik. İşte Türk Jan Dark namı verilen küçük öksüz Nezahat'in hikayesi...

19 Mayıs 1919 Atatürk'ün Samsun'a çıktığı gün 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı oalar kutlanmakta. 19 Mayıs'ın tarihteki önemi bu günün gündemi oldu. Bu gün sizler için 12 yaşındaki Türk Jan Dark Nezahat'in buruk hayat hikayesini derledik.

13 Kasım 1918’te İtilaf Güçleri donanmasının savaş gemileri İstanbul’da varlığını gösterdi. Boğaz’da düşmanın savaş gemilerini gören Mustafa Kemal Paşa’nın ilk tepkisi “Geldikleri gibi giderler” oldu. Mustafa Kemal, 13 Mayıs 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında İstanbul’da yoğun temaslarda bulunarak büyük bir sabır ve gizlilik içinde kurtuluş mücadelesinin alt yapısını oluşturdu.

TArk_Jan_Dark_Nezahat

Mücadelenin merkezi

Dönemin Osmanlı idare sisteminde, 3 ordu müfettişliği görevi bulunuyordu. Ordu müfettişleri yetkileri gereği askerin yanı sıra sivil idare üzerinde de otorite kurabiliyordu. Mustafa Kemal, geniş yetkilere sahip bir makamın sahibi olarak Anadolu’ya geçmenin imkânını sağlamıştı. 9. Ordu Müfettişliği’ne atanan Mustafa Kemal Paşa, İngiliz savaş gemisinin takibindeki Bandırma Vapuru ile dalgalı denizde zorlu bir yolculuğun ardından 19 Mayıs 1919’da bir pazartesi gününün sabahında Samsun’a ayak bastı. Genç paşa, güvenli bulmadığı Samsun’da fazla oyalanmayarak Havza’ya geçti. Ordan da Amasya’ya. Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımı özelliğindeki Amasya Genelgesi, 22 Haziran 1919’da yayınlandı. Erzurum Kongresi 23 Temmuz’da, Sivas Kongresi ise 4 Eylül’de toplandı.

Mustafa Kemal, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Sivas Kongresi’nde oluşan Temsil Heyeti, Milli Mücadele’yi örgütlüyordu ve mücadelenin merkezi Ankara haline gelmişti. İstanbul işgal edilip Meclis-i Mebusan dağıtılınca 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı. Meclis ordusu kuruldu. Yeni ordu, Yunan işgaline karşı direnişe geçti.

Direnişin kadınları

Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı günlerde Anadolu’da için için Milli Mücadele ateşi tutuşuyordu. Bu mücadelenin içinde kadınlar da önemli bir yer tutacaktı. Ferhat Uyanıker’in Genelkurmay ATASE Yayınları tarafından yayımlanan “Milli Mücadele’de Türk Kadını” başlıklı çalışmasında, Anadolu kadınlarının Kurtuluş Savaşı içindeki destansı mücadeleleri anlatılır. Bunlar içinde şu kadınların ismi ön plana çıkar: Kara Fatma, Gördesli Makbule, Çete Ayşe, Ayşe Çavuş, Selanikli Ayşe Hanım, Ayşe Hanım, Şerife Ali Kübra, Bitlis Defterdarı’nın Eşi, Rahime Hatun, Küçük Nezahat, Hatice Hanım, Saime Hanım, Halide Edip. Liste; Senem Ayşe Kadın, Gül Hanım, Süreyya Sülün Hanım, Şehime Korucuoğlu, Sultan Ana, Ulaşlı Hanım, Gamacı Fatma, Zeynep Hanım, Trakyalı Havva ve Zehra Hanım, Vanlı Güllü Bacı, Kastamonulu Halime Çavuş ve Mersin’den Safiye Nine ile uzayıp gider...

nezahat

‘Türk Jan Dark namı verildi’

Milli Mücadele’nin destansı kadınlarından biri ise o yaşlarda henüz küçük bir kız çocuğuydu. Nezahat, 9 yaşında iken annesi Hadiye Hanım’ı kaybetti. Babası Albay Hafız Halit Bey, 70. Alay Komutanı idi. Yiğit bir askerdi. Kızını bırakacak kimsesi yoktu. Küçük Nezahat, alayda babasının yanında savaş cephelerinde büyüdü. 12 yaşında iken düşmana kurşun atan cephede savaşan bir çocuk askerdi. Alayın Onbaşı Nezahat’ı idi. İlk Meclis’te Bursa milletvekili olarak görev yapan Operatör Emin Bay, 12 yaşındaki Nezahat’e İstiklal Madalyası verilmesi için sunduğu takririn izahatını şöyle yapar: “Nezahat Hanım denilen küçük hanım 8 yaşında öksüz kalmış. Babasının da başka kimsesi olmadığı için babasının kucağına düşmüş ve Harbi Umumi’de muhtelif cephelerde bu çocuk harp içinde büyümüştür. Hafız Halit Bey denilen zat da kıymetli bir komutanımızdır. Ne zaman bir neferin sarsıldığını görse hemen yanına koşar haydi beraber çarpışalım der onunla beraber çarpışır. İlk İstiklal Madalyası’nı verirsek kadirşinaslık gösteririz. Ha onu arz edeyim, bütün askerlerimiz Türk Jan Dark namını vermişlerdir.” Kurtuluş Savaşı sırasında yaşı küçük olduğu gerekçesiyle Nezahat Hanım’a hiçbir zaman İstiklal Madalyası verilmedi. Sadece 1986’da TBMM Başkanı Necmettin Karaduman döneminde 78 yaşındayken takdir beratı aldı.

Nezahet-Baysel-NAfuz-CAzdanA

Türk Jan Dark'ı Onbaşı Nezahet: İstiklal Madalyası’nı bana çok gördüler

Herkes onu ‘Onbaşı Nezahet’ diye tanıdı. Türk askeri tarihinde 12 yaşında onbaşı rütbesi alan tek kız çocuğu oldu. Meclis tutanaklarına ismi ‘Türk Jan Dark’ı’ diye geçti. Hak ettiği ama alamadığı madalyayı sayıklayarak öldü.
Meclis kürsüsünden, “İstiklal Madalyası’nı hak eden ilk isimlerden biri o olmalı” diye konuşmalar yapılıyor, İstiklal Madalyası yasası çıkıyordu. 95 bin kişi boynuna madalyalarını taktı. Bir tek o unutuldu. O, Türk Jan Dark olarak tanınan Nezahet Baysel’di. Peki ama niye İstiklal Madalyası verilmemişti?

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan tüm kitaplarda adına rastlanan, Meclis tutanaklarında geçen bu kadın kahramanın onbaşılık belgesi kayıptı. 1944 yılında Samet Ağaoğlu’nun, Kuvayı Milliye Ruhu kitabıyla kamuoyunun keşfettiği onbaşı Nezahet’in peşine düşen gazeteciler sorumluydu bu durumdan.

Gazeteci Kadri Kayabal, kendisiyle görüşmüş, tüm belgeleri geri getirmek üzere almış ve kaybetmişti. Kayabal, hatasını sahibi olduğu Türk Haberler Ajansı’ndan kamuoyuna duyuruyla telafi etmeye çalıştı ama nafile. Türk Jan Dark’ı bürokrasiye kurban edildi.

0b3d389a7e92950c980b8a9e14872ace_k

MASALSI KAHRAMAN

Yazar Ozan Bodur kitap serüvenini, “İstiklal Harbi sürecini daha iyi anlamak adına düzenli şekilde okuduğum TBMM zabıt ceridelerinin 140’ıncı oturumuna gelmiştim... 30 Ocak 1921 tarihli tutanaklarda anlatılan masalsı kahramanla karşılaştım. Daha 12 yaşındayken Meclis gündemine oturan bu minik kız çocuğu da kimdi? O gün başladığım araştırma 10 ay sonra bir kitaba dönüştü” diye anlatıyor.

8 yaşında annesini kaybeden Nezahet, defalarca donma tehlikesi geçirdiği zorlu bir yolculuktan sonra 70’inci Alay Komutanı olan babası Hafız Halit Paşa ile birlikte milli orduya katıldı. Minik bedenine ilk askeri üniformasını ve küçücük başına Kuvayı Milliye kalpağını Geyve sırtlarında geçirdi. Osmanlı’dan kalma silahlar büyük ve ağır olduğu için hiçbirini taşıyamıyordu. Bu nedenle kendisine Çerkez Ethem tarafından Akhisar’da daha küçük olduğu için bir Yunan Filintası hediye edildi. İlk kurşununu İngilizler’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye’sine karşı sıktı.

Gediz’de dağılmak üzere olan bir alay askerin önüne atını sürerek, “Ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” dedi ve büyük bir bozgunu önledi. İnönü savaşlarındaki katkısı bir efsane gibi her yerde anlatılmaya başlandı. Türk tarihinde ilk kez bir çocuğa onbaşılık rütbesi verildi.

Yunan kuvvetleri tarafından 70’inci Alay’a Kızlı Alay denilmesinin tek sebebi düşman kuvvetlerinin bu minik kıza duyduğu hayranlıktı.

Onbaşı Nezahet’in ilginç hikâyesi, Cumhuriyet ilan edildikten sonraki haya tında da aynen devam etti. O, yeni Türkiye’nin Bursa Amerikan Kız Koleji’ne giden, ardından Fransız Jean D’arc Enstitüsü’nde eğitim gören modern yüzüydü. Eğitim süresince aldığı sayısız onur belgesi, kişisel arşivinde yerini aldı. Taa ki, babası yeniden evlenmeye karar verene kadar. Baba Hafız Halit Paşa’nın ikinci evliliği, hayatını değiştirdi. ‘Yeni annesi’ne yardım etmesi için okuldan alındı. Mutsuz geçen birkaç ayın ardından bir aile dostlarının aracılığıyla tanıştırıldığı Üsteğmen Rıfat Bey hayatında yeni bir dönem başlattı.


ÇALIKUŞU OLDU

Subay eşinin ardından bir çalıkuşu gibi Tokat, Amasya, Bursa, Ankara ve İstanbul’da yaşadı. Mutlu ve uyumlu bir çift olan Baysel ailesinin 1930’da büyük kızları İnci, 1945’te ise ikinci kızları Oya dünyaya geldi. Nezahet, babası yüzünden yarım bıraktığı eğitimini evliyken, 1936’da Ankara’da İsmet İnönü Kız Enstitüsü’ne giderek tamamladı. Hak ettiği halde bir türlü kendisine verilmeyen İstiklal Madalyası’na kavuşma mücadelesi, hayatında önemli olan iki erkek tarafından sürekli desteklendi. Eksik belge, duvar gibi hep önüne getirildi. 1974’te önce eşini, ardından da babasını kaybedince içine kapandı.

Yıllar sonra Nezahet Baysel’in damadı Ergenekon Üçok, kayınvalidesinin yaşayan bir tarih olduğunu ve kendisinden esirgenen İstiklal Madalyası’nın hayalini, gazeteci Mete Akyol’a anlattı. Akyol, araştırdı ve hikâyeyi kaleme aldı.

MADALYA YERİNE ŞÜKRAN BELGESİ

1986’da dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman, Baysel’e Dolmabahçe Sarayı’nda birkaç kişinin katıldığı törenle Şükran Belgesi verdi. İstiklal Madalyası yine kayıp evraka takılmıştı. 78 yaşındaki Baysel, gözyaşlarıyla belgeyi aldı. Aileye o törenden bir kare fotoğraf bile kalmadı.

1993 yılına kadar İstanbul Kadıköy’de yaşayan Nezahet Baysel, rahatsızlanınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne kaldırıldı. Hasta yatağında zihni mücadele günlerine giden Onbaşı Nezahet, kızına “Bak gördün mü alay geldi. Karşıda askerler. Babam beni almaya geldi” diyordu. Son sözleri ise “Koca memlekette bir İstiklal Madalyası’nı bana çok gördüler” oldu.

85 yaşında öldüğünde haber dahi olmadı. Gazete sayfalarında tek yazı, ailesinin verdiği ölüm ilanıydı.

‘Düşman geliyormuş’ dediler yüreğim kalktı’

Prizenli olan Ayşe Hanım, Balkan Harbi sırasında eşini kaybetmiş ve Ege Bölgesi’ne göç etmişti. Sarışındı ve 55 yaşındaydı. Dört erkek bir kız beş çocuk anasıydı. İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgali üzerine köy köy dolaşarak arkasına katacağı yüzlerce milis ile Yunan kuvvetlerine önemli darbeler indirecekti. Lütfi Arif’in Vakit Gazetesi’nde yayınlanan söyleşisinde Ayşe Çavuş, verdiği mücadeleyi şöyle anlatır: “Oğlum! ‘Düşman İzmir’e girmiş, bizim tarafa geliyormuş’ dediler. Yüreğim kalktı. Balkan Harbi’nde çekmiştik. Çocukları alarak Uşak’a doğru yollandık. Köy delikanlıları silahlanmıştı. Kendimde kuvvet hissettim. Çocuklarımı Uşak’a yolladım. Elime sopa alarak dilenci kıyafetiyle Aydın’a geçtik.”

‘Mustafa Kemal Paşa seni görmek istiyor’

Ayşe Çavuş, şöyle devam eder: “Civar köylerden 280 delikanlıyı ikna ettim. Kasabaya yollandık. Yunan gelmiş Kasaba’ya girmiş etrafına tel örgü çekmişti. Kasabaya girme imkânı yoktu. Geceleyin Salihli’ye dönmeye karar verdik. Mevsim yaz ve hava güzeldi. Geceyi dağda geçirerek ertesi gün Salihli’ye girdik. Bize yardım ettiler. ‘Ayşe Hanım Teyze’nin bütün istediklerini veriniz’ dediler. İki saat çarpıştık galip çıktık. (...) Demirci’den Simav’a geçtik. Orada Kuvay-ı Milliye Komutanı bana, ‘Seni Mustafa Kemal Paşa görmek istiyor. Ankara’ya gideceksin’ dedi. Ankara’ya yollandım. İstasyondaki dairesinde Paşa beni kabul etti. Hizmetimin mükafatını vermek istedi.”