16 Aralık 2019
4 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 27 dk
Güneş'e kalan süre
İmsak 06:43 Güneş 08:15 Öğle 13:04 İkindi 15:23 Akşam 17:44 Yatsı 19:10

Merve Şebnem Oruç

İstanbul Şehir Üniversitesi nasıl bu hale geldi?

İstanbul Şehir Üniversitesi’nin borçlarını ödeyemeyecek hale gelip kapanma
durumuyla karşı karşıya gelmesi bir süredir siyasetin konusu haline geldi veya getirildi.

Mesele finansal bir konu ve bir banka ile bir vakıf üniversitesinin arasındaki ticari bir konu mu, yoksa ortada siyasetin müdahil olduğu ya da dahil edildiği bir durum mu var? Malumunuz Şehir Üniversitesi bir vakıf üniversitesi. Vakıf üniversiteleri, kuruluş, yönetim, yürütme ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin devamını vakfın finansman gücüne bağlı olarak sürdürür; devlet üniversitelerinden farklıdır.

Gündemi meşgul eden meselenin geçmişi, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun
29.05.2015 tarihli kararı ile Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün mülkü
olan Kartal/Dragos’taki sekiz parsel arazinin İstanbul Şehir
Üniversitesi’ne, üniversitenin kurucularından olan ve dönemin
Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından tahsis edilmesine dayanıyor.

Üniversite, kendisine hibe edilmiş bu araziyi ipotek ederek kampüs inşası için Halkbank’a başvuruyor ve 2016-2018 yıllarında toplam 370 milyon TL
kredi kullanıyor. Malumunuz bu dönemde Davutoğlu artık başbakan
değil, fakat bugün siyasetin emriyle davranmakla suçlanan Halkbank, bu
büyüklükte bir krediyi üniversiteye olarak kullandırıyor.

Lakin, böyle konularda ortaya çıkmazsa olmaz tavrıyla meşhur Türk Mühendis
ve Mimar Odaları Birliği, söz konusu arazinin Şehir Üniversitesi’ne
devredilmesine ilişkin kararın iptali için başvuru yapıyor. Dava
üniversiteye tahsis edilen sekiz parselden biri için açılıyor. Danıştay da arazinin mülkiyetinin üniversiteye bedelsiz olarak devredilmesi kararını iptal ediyor.

İptal kararında şöyle deniyor: “Vakıf yükseköğretim kurumlarına taşınmazın
mülkiyetinin bedelsiz olarak devredilmesi konusunda davalı idarenin takdir
yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu taşınmazın
mülkiyetinin bir vakıf yükseköğretim kurumu olan müdahil üniversiteye ‘bedelsiz olarak’ devredilmesine ilişkin dava konusu işlemde bu yönüyle 4046 sayılı Kanuna uygunluk bulunmamaktadır.”

Yani, Davutoğlu’nun kendi döneminde kurucusu olduğu üniversiteye bu
araziyi hibe etmesinin kanuna aykırı olduğu ifade ediliyor.

İptal kararının ardından kanuna uygun şekilde söz konusu parselin mülkiyeti önce Sümer Holding’e iade ediliyor, ardından Hazine’ye geçiyor ve sonrasında Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca Milli Emlak Genel Müdürlüğü tasarrufu altına alınması gerektiği kararı ve bu kararın gereğinin yerine getirilmesi müdürlüğe iletiliyor.

Öte yandan Halkbank, Üniversite kredileri vadesinde geri ödemediği için,
kendilerine birçok defa ödeme kolaylığı sağlanmasına rağmen
yükümlülüklerini yerine getirmediği için, üniversite tarafından önerilen
geri ödeme planları realiteden uzak olduğu için, ve ipotek edilen arazi
artık üniversitede olmadığı için, her bankanın yaptığı/yapacağı üzere
alacağının tahsil sürecine girerek ihtiyati haciz işlemlerini başlatıyor.
Ayrıca, İstanbul Şehir Üniversitesi’nin hacze itiraz ederek açtığı dava sonucunda,Mahkeme tarafından itiraz kabul edilmiyor; ihtiyati haciz kararının devamına hükmediliyor.

Üniversite ise, kendisine hibe edilen parsel ile ilgili konuşmaksızın, çektiği kredilerin ödeme planına neden uymadığını açıklamaksızın, kendisine
tahsis edilen arazinin ipotek gösterilmesi ve artık bu araziye sahip
olmaması nedeniyle gelecekte bu krediyi nasıl ödeyeceğini
söylemeksizin, aldıkları krediyi nereye harcadıklarını açıklamaksızın,
Mimarlar Odası’nın adını anmaksızın doğrudan Halkbank’a yükleniyor ve
kendilerine “borçlu değil, suçlu muamelesi yapıldığını” iddia ediyor.
Mütevelli Heyeti Başkanı olan eski Bakan Ömer Dinçer’in söylediğine göre,
üniversite bugün elektrik, su ve doğalgaz borçlarını dahi ödeyememe
riskiyle dahi karşı karşıyaymış. Bu durumda bankanın, üniversiteye büyük bir jest yapıp iltimas geçerek borçlarını ödememesinin sağlanması mı bekleniyor?

Yine Ömer Dinçer’e göre, Üniversite, kendinden önceki mütevelli heyeti başkanı olan Murat Ülker’e, “Üniversiteye destek olmaya devam edecek misiniz?” diye soruyor. Ülker bir işadamı… Mali tablolara bakınca herhalde gidişatın hiç de iyi olmadığını görüyor olmalı ki, destek veremeyeceğini söylüyor. Anlaşılan o ki, Ülker’in daha önce de üniversiteye desteğini çekmesinin arkasında da üniversitenin mali anlamda kötü yönetiliyor olması olabilir.

Ömer Dinçer’e göre, bunun nedeni Ülker’in iktidarla arasının
bozulması… Yani Dinçer, dolaylı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı
suçluyor. Ülker ise, holdinginin bütün sorumluluklarını ve taahhütlerini
yerine getirdiğini ve bu süreçte Cumhurbaşkanından sadece destek
gördüklerini açıklıyor.

Oysa Ülker, kendisi ayrıldıktan sonraki süreçte göreve gelen yöneticilerin
kaynakları hangi şartlarda ve ne şekilde kullandıkları hususunda bilgileri
olmadığını söyleyerek, mevzunun siyasetin konusu olmadığına, üniversitenin mali açıdan yanlış yönetilmiş olabileceğine işaret ediyor.
Öte yandan Ömer Dinçer, Cumhurbaşkanı’na gitmemelerini ise bir
varsayımla açıklıyor: “Varsayalım üniversitenin içinde bulunduğu sıkıntı Hazine Bakanı Berat Albayrak veya sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili. Ancak ben neden onların yanına gideyim.” Böyle kritik bir konuna nasıl varsayım üzerine hareket ediliyor? “Ben onların yanına neden gideyim” dediği kişiler bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve Hazine Bakanı; neyin gururu yapılıyor?

Ömer Dinçer ayrıca, “söz konusu sekiz parselden sadece bir parsel üzerine
açılmış bir dava olması, onun da temyiz sürecinin halen devam ediyor olmasına, diğer yedi parsel ile ilgili herhangi bir dava olmamasına ve bu arazilerin ek teminat gösterilmesine rağmen Halkbank kredi teminatının riske girdiği iddiasıyla krediyi geri çağırmış” olmasına tepki gösteriyor; ancak esasen değeri yüksek olan parselin üzerinde yapıların bulunduğu, bu nedenle kıymetinin diğer parsellerin çok çok üzerinde olduğunu, diğer parsellerin kıymetininse kredi teminatını karşılamadığını söylemiyor.

Dinçer ve pek çok kişi üniversitenin siyasi bir operasyona tabi tutulduğunu
söylerken, CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, CHP İstanbul İl
Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu dahil olmak üzere beraberinde geniş bir CHP’li heyetle birlikte üniversiteyi ziyaret ederek destek veriyor. Peki esas bu ziyaret, konunun siyasete alet edilmesi değil de nedir?

Konuyu siyasete bağlayan üniversite yönetimi siyasi partilerle değil de,
kendilerine finansman sağlayacak kuruluşlarla, sponsor olabilecek iş
dünyasından isimlerle neden görüşmemektedir?

Ömer Dinçer neden varsayımlar üzerine hareket ederek Cumhurbaşkanına
konuyu arz etmemektedir? Cumhurbaşkanını ayağına mı beklemektedir?

Murat Ülker aksini iddia ederken, onun ismi neden siyasete
bağlanmaktadır?

Tüm bu olanlar Mimarlar Odası’nın açtığı dava sonucu yaşanırken,
neden herkes Cumhurbaşkanına saldırıp Mimarlar Odasının adını bile
anmamaktadır.

Ayrıca Davutoğlu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “ülkede siyasetin,
alternatif görüşün ve son tahlilde milletin önünün kesilmeye
çalışıldığını, İstanbul Şehir Üniversitesi’ne karşı kasıtlı bir siyasi
kampanya başlatıldığını” söylerken neden kurucusu olduğu üniversiteye
devlet arazisinden sekiz parsellik bir alanı bedelsiz olarak verdiğini, hibe ettiğini söylememektedir? Bu siyasi bir iltimas değil de nedir?

Üniversite neden mali tablolarını kamuoyuna sunarak kredinin ne
kadarını ödediklerini, düzenli ödeyip ödemediklerini, çekilen 370 milyon
liralık krediyi nereye harcadıklarını açıkça göstermemektedir?

Bence buraya kadar üzerine düşen vazifeleri yerine getirmeyerek suçu Ak
Parti’ye, dolaylı olarak Cumhurbaşkanına atan bir üniversite görüyoruz.

Peki bu mali tablo, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olduğu bir dönemde
yaşansaydı ve ödevlerini yerine getirmemiş bir üniversiteye yeniden bir
jest yapılsaydı, ya da aynısı şimdi yapılsa, esas bu, siyaset bir
operasyon değil de siyasi bir jest olmayacak mıydı?

Sıradan vatandaş kredi kartı borcunu dahi ödeyemeyince haciz riskiyle karşı
karşıya gelirken, bu kadar büyük bir borcu yönetemeyen üniversitenin,
üstelik de vakıf üniversiteleri çok gözde ve revaçtayken, kendisi de
çokça tercih edilen bir özel okul iken kendini nasıl bu hale düşürdüğünü,
batacak noktaya getirdiğini kimse sormayacak mı?

Yorumlar
Diğer Yazıları