4 Nisan 2020
11 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 50 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 05:07 Güneş 06:35 Öğle 13:12 İkindi 16:48 Akşam 19:39 Yatsı 21:01
Gündem

İbrahim Kalın'dan Gül'ün sözlerine yanıt...

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kalın'ın açıklamalarından satır başları:

İDLİB KONUSUNDA BİZİM TEMEL ÇİZGİMİZ SOÇİ MUTABAKATI
Sağlık Bakanlığımız koronavirüs konusunda detaylı, kapsamlı bir sunumu oldu. Suriye'de ve İdlib'de yaşanan gelişmeler gündemimizin üst yerlerini işgal etmeye devam ediyor. İdlib'le ilgili gelişmeleri geçen hafta burada bulunan Rus heyeti ile görüştük. Bizim temel çizgimiz Soçi Mutabakatı'na geri dönülmesi. Çatışmasızlık sınırlarını esas kabul edilmesi. Bazen Rus tarafından gelen bazı açıklamaların sahadaki gerçekleri doğru yansıtmadığını da görüyoruz. Haritaların yeniden çizilmesi şeklinde mülahazaları görüyoruz. Değişen şartlar sahanın şartları değil empoze edilen şartlardır. İdlib sınırları bellidir. Bizim askeri gözlem noktalarımızın bulunduğu yer net ve sarih bir şekilde ortaya konmuştur.

BU SİLAHLARIN NEREDEN GİRDİĞİNE NET BAKILMASI GEREKİYOR
BM'nin önerdiği yol haritası Hafter tarafından ihlal edilmeye devam etmektedir. Hafter'e askeri yardım devam etmektedir. Farklı isimler altında sahada bu ateşkes sürecini sabote etmeye devam etmektedir. Bu hoyratça, haydutça, şımarık tavra uluslararası toplumun sessiz kalması elbette düşündürücü. AB'nin burada silah ambargosunun denetlenmesiyle ilgili bir misyon başlatacağına dair haberler çıktı. Böyle bir denetimin ancak BM çatısı altında, ulusal mutabakat hükümetiyle istişare içinde yapılması gerekmektedir. Öncelikle bu silahların ve milislerin ülkeye nereden girdiğine çok net ve yakından bakılması gerekiyor.

TÜRKİYE'DE CİDDİ BİR KORONAVİRÜS VAKASINA RASTLANILMADI
Koronavirüsle ilgili Sağlık Bakanımızın bir sunumu oldu. Bugüne kadar alınan tedbirler, adımlar atılanlarla ilgili kapsamlı bir sunumu oldu. Virüsle mücadele konusunda Türkiye olarak gerekli tedbirleri aldık. Hamdolsun şu ana kadar Türkiye'de ciddi bir vakayla karşılaşılmadı. Burada Çin yönetiminin de çok ciddi mücadele verdiğini, süreci şeffaf bir şekilde yönettiğini izliyoruz. Büyük bir sınama ile karşı karşıyalar. Böyle bir şeyi hiç kimse kendi topraklarda yaşanmasına izin vermez. Bu noktada Çin hükümetinin yanında olacağımızı ifade etmek isteriz. Çin makamlarıyla yakın işbirliği içinde olmaya devam edeceğiz.

FETÖ İLE MÜCADELEDE EL BİRLİĞİYLE MÜCADELE GEREKİYOR
Son günlerde FETÖ'nün siyasi ayağı başlayan tartışmalara hepimiz şahit oluyoruz. Baktığınız zaman bu tartışmanın kaynağına, zeminine, totalde FETÖ ile mücadeleyi sulandırmaya ve çeşitli partilerin rant elde etmekte olduğunu görüyoruz. 40 yıllık geçmişi olan bu terör örgütüyle en ciddi ve kapsamlı mücadeleyi Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ekibi vermiştir. Bu örgütün devletimizin çeşitli kurumlarına nasıl sızdığını, vatandaşlarımızın çocuklarını nasıl kandırdığını, dini inanç, hizmet, ihlas gibi kavramları kullanarak dini mübini İslam'a nasıl zarar verdiğini hepimiz gördük. Burada yapmamız gereken bütün milletin düşmanı olan bu terör örgütüne karşı hep birlikte elbirliği içinde mücadele etmektir. Senin tarafın, benim tarafın gibi ayrımlara gitmeden bir daha bu topraklarda neşvü nema bulmaması için hepimizin el birliği ile hareket etmesi gerekiyor.

FETÖ'NÜN MAŞA OLARAK KULLANILDIĞINI GÖZDEN ÇIKARMAYALIM
Meselenin siyasi bağlamına işaret ettim. Bu konuda gerçekten FETÖ terör örgütüyle mücadele samimi bir şekilde yapılacaksa siyasi parti, mezhep, meşrep ayrımı yapmadan hepimizin birlik ve beraberlik içinde hareket etmemiz gerekiyor. Bu örgüt Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamına düşmandırlar. FETÖ'yle mücadele zaafa asla dönüşmemelidir. 17-25 yargı darbe girişimlerinde kimler yanyana durdu. Şimdi Cumhurbaşkanımızı, AK Parti'yi eleştiren çevreler acaba kimlerle ne tür gizli, açık görüşmeler yaptılar? Burada aslolan terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamına düşman olduğu, başkalarının maşası olduğu. Birer kukla olarak yetiştirildiği, kukla olarak kullanıldığını gözden çıkarmayalım.

BU MİLLET HİÇBİR ZAMAN DARBEYE PRİM VERMEYECEKTİR
Bugün şehirlerimizde güven içerisinde yaşıyorsak kahraman askerlerimizin, her kademeden erimizin komutanımızın sayesinde olmaktadır. Darbe olacak gibi söylemler geldiğinde bunların kaynağına bakmak lazım, kimler tarafından yönlendirildiğine bakmak lazım. 15 Temmuz darbe girişimini püskürtmüş bir millet olarak hiçbir zaman prim vermeyecektir.

SAYIN GÜL'ÜN GÖRÜŞLERİDİR KENDİSİNİ BAĞLAR
Mahkemenin Gezi davasıyla ilgili kararı yargı sürecinin bir aşamasını teşkil ediyor. Bununla ilgili bizim yorum yapmamız, değerlendirme yapmamız uygun olmaz. Gezi olaylarıyla ilgili işin bu hukuk, dava, mahkeme meselelerinin yanında bir kere kalkışma olarak bu ülkeye verdiği zararı da unutmamamız lazım. Vandallıktan, siyasi kutuplaşmaya, ayrıştırıcı söylemlerin devreye sokulmasını hatırlayalım. Bütün bunları dikkate aldığımızda son günlerde böyle Gezi meselesi üzerinden tarihi, geçmişi yeniden okumaya dönük girişimlerin yapıldığını görüyoruz. Sayın Gül gurur duyabilir, kendi görüşüdür. O dönemde de kendisi görevdeyken değerlendirmeleri vardı, farklı düşünceleri vardı. Bir bütün olarak okuduğumuzda Türkiye'nin o dönemde bir süreçten geçtiğini ve Türkiye'ye zarar verdiğini akıldan çıkarmayalım. Hulusi Paşa ile söylediklerini gördüm. 'Geldiler, bizi dinlediler ve gittiler' şeklinde değerlendirmeler yapıldığını üzüntüyle görüyorum. Biz oraya kendisiyle hukukumuza binaen, kimseden talimat almadan gittik. İki tarafın da görüşlerini samimi şekilde bir görüşmesi oldu. Şimdi 'geldiler ben de onlara şunları şunları söyledim' demesi yaşanan hukukumuzla bağdaşmamaktadır. Bizim bu ziyareti yapma sebebimiz tamamen kişisel hukukumuza binaen kaygılarımızı paylaşmak amacıyla gerçekleştirildi. Helikopter inmiş, ultimatom vermişiz, basmışız gibi birtakım film senaryolar yazıldı. Biz acizane kendi doğru bildiğimiz şeyleri paylaştık. Süreç ilerledi, seçim oldu. Cumhurbaşkanımız olarak Cumhurbaşkanımız seçildi. O dönemi bugünkü siyasi sürece uygun hale getirmek yaşananlarla gerçeklik arz etmemektedir.

BİZİM SURİYE'DE SİYASİ BİR HESABIMIZ YOKTUR
Şu ana kadarki müzakerelerden bizi tatmin edici sonuç çıkmamıştır. Bize sunulan kağıdı ve haritayı kabul etmedik. Görüşmeler devam edecek, bunlar ancak müzakere yoluyla çözülecek şeyler .Bizim için belirleyici olan çerçeve Soçi mutabakatıdır. Askeri gözlem evlerimizin belirlediği sınırlar esastır. Bizim askerlerimiz, sivillerle ilgili hassas bir süreçten geçtiğimizi ifade etmek istiyorum. Bizim askerlerimize yönelik bir saldırı gerçekleşirse, kim yaptı, şu mu yaptı demeden en sert bir şekilde cevap verilecektir. Umarım böyle bir durumda kalmayız. NATO meselesinde Türkiye'ye sadece teşekkür etmek, takdir etmek yeterli değildir. İdlib meselesi sadece Türkiye'nin meselesi değil. Eğer bu hattı tutmazsak yarın İdlib'in tamamı gidecektir. 4 milyona yakın Suriyeli mülteci ülkemizde. Bu insanlara kapılarımızı, gönüllerimizi açtık. Bunun temel gerekçesi insanidir. Bizim orada siyasi hesabımız yok toprağında gözümüz yok. Biz savaştan kaçan, varil bombalarından, kimyasal silahlardan açan insanlara gönüllerimizi açtık. Dünyanın hala bu olup biten karşısında harekete geçmemesi kabul edilebilri bir şey değil. Bugün BM'den gelen ateşkes çağrısı yerinde çağrıdır. Sahada kimin takibini yapacağı ortada kalmamalıdır. Aksi halde rejim Türkiye dışında kimsenin itirazı yok deyip, bundan cesaret alarak bundan sonra da katliamlarına devam edecek demektir.

EL BİRLİĞİ İLE REJİMİN İHLALLERİNİN DURDURULMASI GEREKİYOR
İnsan haklarından, insan onurundan bahseden Avrupalılar, denizlerde donarak, boğalarak ölenler Suriyeli, doğulu, Ortadoğulu olduğunda bu değerleri nedense unutuyorlar. Şimdi yeni bir kriz kapımızda. Biz ille NATO gelsin savaş açsın, Rusya ile kötü olalım demiyoruz. El birliği ile rejimin ihallerinin mutlaka durdurulması gerekiyor.

GÜNDEMİMİZDE CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ DEĞİŞİMİ YOK
Cumhurbaşkanlığı sistemi, parlamenter sistemi uzun uzun tartışıldı. Sayın Gül'ün farklı değerlendirmeleri olabilir. Müzakereci kültür içinde bunu memnuniyetle karşılarız. Referanduma gidildi, yeni sisteme geçildi. Kendilerinin ileriye dönük böyle bir vaadi olabilri, buna karar verecek olan millettir. Sayın Cumhurbaşkanımız kendi siyasi partisi için risk alarak 50+1 çıtasını koydu. Bunu tartışmaya açabilirler. Kendilerinin ileride gücü yeterse böyle bir şeyi de yapabilirler. Ama milletin iradesinin yansıttığı, sistemin değiştiği bu dönemde bunu tartışmaya açmak sosyal gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Yasama organının zayıfladığı iddialar başka yerlerde de yapılmıştı. Burada yasamanın kendi kuralları çerçevesinde faaliyetlerine devam etmesi Başkanlık sisteminin de en önemlü rükünlerinden bir tanesidir. Bu değerlendirmeleri, sistemin tartışılmasından ziyade birtakım siyasi arayışların bir devamı olarak görüyorum. Bizim gündemimizde böyle bir sistem değişikliği sözkonusu değil.

FETÖ TSK'YA AK PARTİ DÖNEMİNDE SIZMADI
Hilmi Özkök Paşa'nın açıklamalarıyla ilgili elbette o dönemde böyle bir yasa olmadığı için uygulama böyle yapılmıştır. O dönemin karmaşasını hatırlatma fayda var. Sadece dini hassasiyetleri, pratiği için birçok insanın silahlı kuvvetlerden atıldığını, haklarının elinden alındığını hatırlamamız lazım. Dindar, eşi kapalı, içki içmiyor diye atıldığını hatırlayalım. FETÖ'nün orduya girmesi AK Parti döneminde başlamadı, 70'li, 80'li yıllarda başladı. Konuyu AK Parti'ye, Cumhurbaşkanımıza bağlamak tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor. O dönemde irtica ile mücadele adı altında dindar insanlara karşı uygulandığını biliyoruz. Kimi dini gruplara, kimi etnik gruplara, kimi siyasi gruplara baskı yapıldığı dönemler de oldu.

HAFTER'E MİSLİYLE KARŞILIK VERİLDİ

Libya'da Liman'a gerçekleştirilen saldırıda bir Türk gemisinin vuruluduğu iddialarına ise Kalın şu şekilde yanıt verdi;

''Dün gece gerçekleşen bir durum. Libya'da başarısız bir taciz atışı söz konusu. Misliyle karşılık verildi. Bizim karşılık vermemizin ardından da durumun oldukça sakin olduğunu söyleyebilirim. ''

Yorumlar