Hani toplum diye bir şey yoktu?

Madem pandemiyle mücadelede zorlanıyoruz, başka yerden bakalım.

Mesela, liberalizmi “neo”sundan başlayarak sorgularsak, doğruyu bulmamız kolaylaşır.

1980’lerin başlarıydı.

İngiltere’de Margaret Thatcher, namı-ı diğer “demir lady”, çıkıp “Toplum diye bir şey yok” demişti.

Devlet küçülsündü. Ne kadar cazip değil mi?

Ve fakat, “devlet küçülsün” demek, “özel sektör büyüsün” demekti. Ne kadar itici değil mi?

Uyguladığı ağır ekonomik politikalarla işçi kesiminin üzerinden silindir gibi geçmişti.

20. Yüzyıl “toplum yoktur, birey vardır” teranesiyle bitti.

21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken bir virüs çıktı ve “Toplum diye bir şey vardır” deyiverdi.

“Sen tek tek benimle mücadele edemezsin, ancak topunuz üzerime gelirseniz ben biterim” dedi.

Toplum, ortak bir gelecek için ortak bir toprakta yaşayan insanların alt gruplara ayırmaksızın tümü.

Virüsle mücadelenin sihirli anahtarı “toplum” sözcüğünde.

“Toplum” fikri yeniden dirilirse, sivil toplum örgütleri, oda ve meslek birlikleri, özel sektör, medya, kanaat önderleri, devleti ve sağlık çalışanlarını tek başına bırakarak salgın yokmuş gibi davranamazlar.

Ellerini taşın altına sokmak zorundalar.

Toplum insanların birbirlerinden sorumlu olma halidir, her koyunun kendi bacağından asıldığı hal değildir.

“Sen virüs kaparsan ben de kaparım” kaygısıdır toplum, “ben keyfime bakayım da sen ne halin varsa gör” bencilliği değildir.

Toplum diye bir şey var, hatırlasak mı?

 

“BİLGİ”YE BAK

Geçen yıl bu zamanlar, Covid’le mücadelede hiçbir bilgimiz yoktu.

Yeniydi. Beklenmedikti.

Üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti.

Yükselen vaka ve ölüm sayılarına bakılırsa, bir yıl öncekinden de kötü durumdayız.

Hadi şimdi yeniden düşünelim.

21. Yüzyılda “bilgi” açısından ilerliyor muyuz, yerinde mi sayıyoruz, geriye mi gidiyoruz?

Bu yüzyılı tek bu nedenle seviyorum, tüm ezberleri kökünden sarsıyor olduğu için.

 

BENİM AŞIM NEREDE?

26 Mart 2021’de, e-nabız’a girdim. Aşı sıram geldi mi baktım.

Gelmemişti.

Şöyle bir not iletildi: “Sizden önce Covid aşısı olmayı bekleyen 329 bin ile 612 bin arası kişi var.”

En kötü olasılıkla 26 Mart’ta aşı olmama 612 bin kişi vardı. Devletin verisi bu.

O günlerde ülkeye 1,4 milyon doz Biontech aşısı geldi. 700 bin kişi demek.

Bu süreçte Çin aşısı hiç gelmemiş olsaydı bile (ki geldi), benim ve benim durumumda olanların çoktan aşı olmuş olması gerekirdi.

Sağlık Bakanı Koca, rica etsem bu sorumu cevaplar mı?

Bir öğretim üyesinin aşısı kime yapıldı? Futbolculara mı? Turistik otel çalışanlarına mı?

Benim aşım kime yapıldı?

 

AHMET ALTAN SERBEST KALINCA

İlk arayan CHP Genel Başkanı oldu. Millet de bana sordu, “Ne iş?”

Nereden bileyim.

Siyaset dediğin açık görünen gizli bir yapı.

Ben içini bilemem ama geçen yıl yaşamını yitiren Ahmet Kekeç yaşasaydı ne derdi acaba, merak ederim.

Çünkü o Kekeç, benim “Bu Altan ailesi teflon gibi üzerlerine hiçbir şey yapışmıyor” dediğim yazıyı aynen alıp “Keşke bu yazıyı ben yazsaydım” iç geçirmesiyle 20 Mart 2015’de köşesinde yayınlamıştı.

İsteyen gidip okuyabilir.

Teflon olmak iyi iş. Üzerine bir şey yapışmıyor, hiçbir yanıktan sorumlu olmuyorsun.

 

PANKARTLAR VE ANLAMADIKLARIM

Son dönemde AK Parti kendi krizini kendi yaratmada pek mahir görünüyor.

CHP “128 milyar dolar nerede” pankartları asarken çıkıp tek ağızdan cevap verebilecekken, her kafadan bir ses çıkarıyorlar.

O yetmiyor, asılan pankartları kaldırarak sorunu iyice büyütüyorlar.

O da yetmiyormuş gibi, karşı hamle olarak bula bula “Love Erdoğan” pankartları çıkardılar. Sanki burası küçük Amerika.

Hale bakın, birbirlerinin afişlerini kaldırmaca oynuyorlar, başka derdimiz yokmuş gibi.

 

FALCI BANA “TALİHİN GÜLECEK” DEDİ

Ebru Gündeş, Reza Zarrab’a boşanma davası açmış.

Meğer Ebru Gündeş ile Hadise aynı falcıya gidiyorlarmış.

Zarrab’ın ABD’deki evine çağırdığı bu falcı, evde kimi görsün? Hadise’yi.

Hiç ilgilenmediğim durumlar.

Ama. “Falcı” konusu önemli.

İnsan doğası gereği bilinmezden hoşlanmaz. Belirsizlik arttıkça ortalık kahve falcısı, tarotçusu, astroloğundan geçilmiyor.

Türkiye’nin en çok kazananları cep telefonu üzerinden fal bakanlar.

Ortada hiçbir spiritüel durum yok, bilgisayar kaderinden haber veriyor!

İşte bu fal olayı İstanbul’da dev bir sektör.

Öyle astrologlar var ki, randevuları birkaç yıla kadar dolu. Büyük bir iş adamı aracı olur, rica ederse araya girebiliyorsun.

Adeta para basıyorlar.

Ülkenin en zengin iş adamlarından tutun, iş kadınlarına ve onların eşlerine kadar üzerlerinden para akan kişiler en iyi müşterileri.

Uçaklarla birbirlerine falcı hediye edenler de var, falcısı için özel uçak kaldıran da.

Biz yine Özdemir Kiper’in şahane sözleriyle, Nihavend makamında bitirelim yazıyı:

“Falcı mı yalancıydı, sen mi yalandın?”

 

HİÇ OLMADI

Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” türküsüne eşlik eden müzisyen Erkan Oğur’un, “bunu nasıl yaparsın” baskısına dayanamayarak geri adım atmış.

İşte bu yüzden ardından gidecek kimseyi bulamıyoruz.

Ya hiç o yola çıkmayacaksın ya da çıkmışsan yarı yolda vazgeçmeyeceksin.

Tarih kararlarının arkasında duranları yazar, “pardon” diyenleri değil.

Ne güzel demiş Neşet Ertaş, “Nerede türkü söyleyen birini görürsen yanına otur.”

 

BEKLİYORUM

Bir, Enerji Bakanının, devletin elektrik dağıtım şirketlerine yaptığı indirimin, o şirketlerce neden halka yansıtılmadığını sormasını bekliyorum.

İki, medyanın Kaz Dağlarına gösterdikleri ilginin aynısını Milas ormanlarının şahane çam ağaçlarına da gösterilmesini bekliyorum.

Maden ocakları, Milas ormanlarının neredeyse tamamını yok ettiği halde medyanın bu ilgisizliğinin altında hangi çıkar ilişkisi olabilir?

Üç, Biontech - Pfizer, “Üçüncü doz aşı yapılırsa bağışıklık daha güçlü olur”  dedi. Hani aşıları zaten yüzde 95’lerde bağışıklık kazandırıyordu?

Bu aşı/ilaç şirketlerinin “kirli kâr”larına dair maskelerinin düşmesini dört gözle bekliyorum.

Dört, salgın sürecinde yollardan motokuryelerin cesetlerini toplar olduk. Bu çocukları çalıştıran şirketlerin müşteri değerlendirme ekranlarından “zaman puanlaması”nı kaldırmalarını bekliyorum.

Beş, “Camdaki Kız” dizisine başladım ve bıraktım. Dizilerdeki bunalımlı kadınlar ve onların anneleriyle dertlerinin izleyiciye gına getirmesini bekliyorum.

Altı, İtalya, İspanya ve İngiltere’nin dev kulüpleri bir “Avrupa Ligi” kurdular. UEFA “Asla kabul etmem” dedi.

Yeryüzünde kendini yenilemeyen tüm yapıların değişime direnemeyeceğinin anlaşılacağı zamanı bekliyorum.

Yedi, modayla işim olmaz ama bu yıl, anneannemlerin pazen dedikleri çiçekli, renkli pamuklu dokumalar modaymış.

Bu pazene dönüşün kalıcı olmasını bekliyorum.

 

EN GÜZEL TAMİR CÜMLESİ

Çok yıllık bir dostuma geçen yıl kırılmıştım.

Derlenip toparlanıp hayatından çıkmış, ona bakan kepenkleri indirmiştim.

Üzgündüm ama haklıydım.

Aylar sonra sessizliği bölen o oldu. Beş gün önce aradı. “Uygun değilim” dedim.

Dört gün önce aradı, “Ben seni ararım” dedim.

Bu sabah aradı. “Aramadın ama beni dinlemen lazım” dedi. Cevabımı beklemeden sıraladı:

“Sen haklıydın” dedi.

“Saçma sapan şeyler yaptım seni kırdım” dedi.

“Özür dilerim” dedi.

“Sözün özü, beni affetmeni istiyorum, seninle konuşmayı özledim” dedi.

Nefes aldım, “Seni affetmemiş olsam bu kadar cümle kurmana izin vermezdim” dedim, devam ettim:

“İnsan dostlarını kaybedince hayatında büyük bir boşluk oluşuyor. Birlikte yapılan sohbetler, havada uçuşan tartışmalar, birbirine iyi gelmeler çekiliverince biraz daha ıssızlaşıyorsun.”

Rahat bir nefes aldığını duydum.

Kırabiliriz, kırılabiliriz hayat bu.

Tüm mesele ilişkileri tamir edebilmenin tek yolunun doğru ve kararlı bir iletişim olduğunu bilmek.

“Özür dilerim”in kendisi ve tonlaması en önemli tamir cümlesidir.

 

FATİH TERİM BAŞKAN OLURSA

Fatih Terim Galatasaray’a başkan olursa;

Galatasaraylılığımı askıya alır, ikinci takımım Altınordu’ya geçerim.

Takımda harikalar yaratamayan bir adamı kulübe başkan yapma mantığını açıklamalarını beklerim.

Fatih Altaylı’ya bu durumu önlemek için elinden geleni yapmadığı için gönül koyarım.

Başkanlar kulübe para yatıran kişilerdir, kulüpten para kazanan değil anlayışına ne olduğunu sorarım.

 

AKLIMDA KALAN

İlber Ortaylı Hocamın sözleri: Geçenlerde meşhur bilim adamı Daron Acemoğlu “Dünya dört kutuplu olacak” demişti de ben de kendisine 18 Ocak 2021’de cevap vermiş, “Dünyada artık kutuplardan söz edemeyiz” demiştim. İlber Hocam “yeni soğuk savaş” tartışmaları için öyle bir laf etmiş ki altına imzamı atarım: “Bu iş mahalle kavgasına dönecek.” Ne varsa biz Mülkiyelilerde var azizim.

Diğer Yazıları