23 Ekim 2018
18 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
7 sa 42 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 05:52 Güneş 07:17 Öğle 12:55 İkindi 15:50 Akşam 18:20 Yatsı 19:40
İzzet Çapa

İzzet Çapa

"Gözlerimin önünde bir mucizeler senfonisi!"

Bu ne güzel bir sofra böyle! Bütün sevdiğim şeyler sıralanmış masaya. Bayıldığım kebaplar, dayanamadığım tatlılar ve asla hayır diyemediğim dondurmalar yan yana. Erimiyorlar da üstelik!

Sandalyelerde bütün sevdiklerim oturmuş. Hepsi yüzlerinde kocaman, sıcacık gülümsemelerle benim yerime geçmemi bekliyorlar. Fakat babam da var işte orada; ama bu imkansız! Ve hemen yanında da babaannem…

En güzel kıyafetlerini giymişler. Adeta bir bayram yemeğine gelmiş gibiler. Anneannem ‘Otur haydi başlayalım artık İzzet’ diyor. İyi de bu nasıl mümkün olabiliyor. Peki masanın diğer ucunda oturan panda; ya o nasıl konuşur yan sandalyedeki annemle....

Semih’le, Barış iki yanımda ortada hiçbir tuhaflık yokmuşçasına sakin, neşe içindeler. Levent mangalın başında mamafih ateş gökkuşağı rengi. Havadan uçan bir fil sürüsü geçiyor, kanatları kulakları…

Gökyüzünün yarısında güneş pırıl pırıl aydınlık, öte yanında şahane bir dolunay var; ışıklı bir karanlık. Rengarenk yıldızlar her ikisinin etrafında dönüyorlar. Düdükle, Buz hemen yanımızdaki çimenlere uzanmış gazetelerin magazin ilavelerini okuyorlar. Ama çimenler nedense pembe…

Renkler, sesler, kokular hepsi karışmış birbirine. Ama ahenkle…

Gözlerimin önünde bir mucizeler senfonisi, çok çok güzel, şahane…

Beynimin ‘bunlar sadece bir hayal’ diyen sesini susturmak istiyorum. Burası çok güzel, gerçeğe dair hiçbir şey duymak istemiyorum.

Baba çok özledim, ne olur yalan da olsa kal biraz daha. Unutmamak için zihnimi paraladığım o kokun, çok şükür işte şimdi burnumun dibinde, tam yanımda, yanı başımda…

Ne oldu böyle birden bire, niye uzaklaşıyor herkes benden hızla.

Gözlerimi kamaştıran bu beyaz ışık da ne!

Kim sesleniyor bana ‘İzzet Bey, İzzet Bey’ diye…

Neresi burası, nereye gittiler onlar? Neden yatıyorum ben bu yatakta!

Tepemde dikilenler de kimler? ‘Operasyon çok başarılı geçti’ diyor biri.

Ne operasyonu? Kime ne oldu ki?

Yavaş yavaş o muazzam hayal dünyasından uzaklaşıyorum.

Anladım narkozun etkisinden ayılıyorum…

Orası çok güzeldi gördüm; ama ben yine gerçek dünyaya dönüyorum…

Oysa, oysa muhteşemdi oralar.

Elbet bir gün kavuşacağız ve biliyorum beni bekliyorlar…

Peki ya aslında ne oldu? 

Gerçek hikaye yarın...

Diğer Yazıları