23 Mayıs 2019
18 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
1 sa 25 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 03:42 Güneş 05:33 Öğle 13:06 İkindi 17:03 Akşam 20:29 Yatsı 22:11
Sevda Noyan

Sevda Noyan noyansevda@gmail.com

Geç kalmış bir 28 Şubat yazısı!

28 Şubat diye adlandırdığımız zulüm dönemi, benim için hayatımın kırılma noktası olan ve oldukça ilginç geçen bir süreçti...

28 Şubat döneminin bir kısmını seküler olarak yaşamış daha sonraki kısmını ise dindar bir Müslüman olarak tamamlamış birisiyim...

İşte bu yüzden hem zulmü yapanların hem de zulüm görenlerin hissiyatlarını çok iyi biliyorum...

Aslında günümüzde dindar Müslüman dediğimiz, daha doğru bir deyişle dindar Müslüman olduğunu iddia edenlerin büyük bir kısmının geldiği noktaya baktığım zaman “Keşke 28 Şubat bin yıl sürseydi!” diyesim geliyor...

Elbette o dönemde çok ciddi bir bedel ödeyenlerden af dileyerek yazıma devam ediyorum..

AKPARTİ iktidarının verdiği çok ciddi bir mücadele sonucu, dindar Müslümanlar adım adım özgürlüklerine kavuştular…

Verilen mücadelenin ve ödenen bedellerin sonucunun getirdiklerini çok iyi irdelemek ve yüzleşmek gerektiğini düşünüyorum...

28 Şubat sürecinde dilimize katılmış olan "Kamusal Alan"larda görünür olma durumundaki dindar Müslümanların bugünkü hallerine şöyle bir alıcı gözüyle bakmanızı ve özellikle genç kuşak dindarların hangi "Kamusal Alan”larda (!) yoğunlaştıklarını görüp düşünmenizi rica ediyorum...

Fikirlerine değer verdiğim ciddi bir entelektüel olan bir yakınımla  28 Şubat dönemini ve günümüzün dindar müslümanlarını değerlendirirken söylediği şu sözler geldiğimiz noktayı özetleyen nitelikte:

"Siz dindar müslümanlar verdiğiniz mücadelenin sonuçlarını almaya  başladığınız andan itibaren mücadele nedeninin tam tersi bir şekilde davranmaya başladınız ve malesef İslamın özüne tamamen ters olan kapitalist sistemin en önemli parçası oldunuz, bu sistemin gereklerini hayat tarzı olarak benimsediniz!”

Bana göre 28 Şubat günü eski zulüm dönemini hatırlamaktan çıkıp, dindar Müslümanların kendilerini gözden geçirme günü olmalı!

Hz.Ömer'in dediği gibi ölmeden önce kendimizle samimi bir şekilde hesaplaşmazsak şayet, gerçek hesap gününde başımız çok büyük bir dertte olacak....

AL KILIÇDAROĞLU'NU VUR İMAMOĞLU'NA

Geçtiğimiz gece Kılıçdaroğlu zat-ı şahaneleri Habertürk ekranınıda “stand-up” niteliğinde bir konuşma ile boy gösterdiler...

Kılıçdaroğlu'nu ciddiye almak ne kadar zor bir iş bir kez daha anladım…

CeHePe’liler bu duruma nasıl dayanıyorlar gerçekten bilmiyorum...

Kılıçdaroğlu'nu dinleme sürem artık beş dakikadan yukarı çıkmıyor...

Nasıl bir ruh hali var zaten anlamıyorum amma velakin insan kendi seçmenini de bu kadar aptal yerine koymaz ki kardeşim!

İstanbul büyükşehir başkanlığı için neden Muharrem İnce'yi aday yapmadınız?” diye sorulduğunda verdiği cevap akılları dumura uğratacak  nitelikteydi… Kopmamak elde değil! Neymiş efendim, Muharrem İnce'nin arkasında bir başarı hikayesi yokmuş!!!

Vay canına!

Ey Kılıçdaroğlu! Arkasında “başarı hikayesi” (!) var diye çıkardığın aday İmamoğlu'nun da öyle pek bir başarısı yok! İstanbul için vaat ettiği neredeyse her proje zaten yıllar önce yapılmış veya yapımı devam ediyor… İmamoğlu’nun başkan olduğu Beylikdüzü'nde havasını attığı projeler ise daha önceden yapımı başlamış projeler...

Yazımın başlığını teyid eden birçok örnekle sürekli karşı karşıya kalıyoruz…

Neyse ki seçime az kaldı…

Şu 31 Mart yerel seçimleri bir atlatsak da artık biraz olsun normale dönsek...

“MUHALİF” OLMAKLA “BİRİNİN ADAMI OLMAK” ARASINDAKİ FARK

31 Mart için bir takım “bilge adam”lar (!) ve “akil adam”lar (!) nefesini tutmuş bir şekilde harıl harıl “Yeni bir Türkiye!” (!) ve yeni bir siyasi parti için hazırlıklarını yapıyorlar...

Ne diyelim, Allah mustahakınızı versin…

Zaten onlara uzun zamandır söylenecek her şeyi söyledim ve yazdım…

Benim sözüm kendini iktidara “muhalif” olarak konuşlandırmış ve bir şekilde havalara girmiş “kararlı” kardeşlerime ve büyüklerime...

Bu saatten sonra zaten sizlere akıl ve de fikir verecek durumda zaten değilim, amma velakin söylemeden de duramayacağım:

Yazdığınız mecranın kuruluş nedenini ve hedefini gözden geçirirseniz şayet, nerede durduğunuzu ve halk nezninde nasıl algılandığınızı bir nebze olsa fark edersiniz diye düşünüyorum...

Elbette eleştiri hakkınızı sonuna kadar kullanın, ama bu hakkınızı kullanırken lütfen kendinizi kullandırmayın o sözümona “bilge ve akil adam”lara...

Unutmayın 1 Nisan dünya şaka günü!

NOT: Yeni ülkelere gitmek, yeni kültürler tanımak, yeni insanlarla tanışıp o ülkenin yemeklerini tatmak son altı yıldır en büyük zevklerimin başında geliyor...

Yakın gelecekteki en büyük hayalim ise şu an 4-7-9 yaşlarında olan üç kız torunumla bu gezileri yapabilmek… İlk hedefim öncelikle her bölgesi farklı renkler ve lezzetlerle dolu olan ülkemizle başlamak sonra da çok uzaklara doğru açılmak… Dedim ya, hayal bu, sonuç olarak 56 yaşında, zengin ve farklı hayal dünyasıyla baş etmeye çalışan bir anneanne olarak torunlarıma dolu dolu anılar bırakma çabası içindeyim…

Çaba bizden sonuç Rabbim'den...

 

Diğer Yazıları