Prof. Dr. Metin Hülagü

Gazi Osman Paşa Mason muydu!

Gazi Osman Paşa Türk tarihinin şahit olduğu en büyük kahramanlardan birisidir. 93 Harbinde Rus kuvvetlerine karşı sergilediği destansı Plevne savunması onu dünya çapında üne kavuşturmuştur. 

Plevne muzafferiyetlerinden dolayı Abdülhamid’in; Yüzümü ak ettin, Allah da senin yüzünü ak etsin diyerek karşıladığı Paşa’nın hayatının ilk yarısı askerlikle, ikinci yarısı ise, Sultan Abdülhamid’in hemen yanı başında, Yıldız Sarayı’nda siyasi ve idari meşguliyetlerle geçmiştir.

Abdülhamid, gösterdiği başarılardan dolayı halkın kendisine karşı sevgi ve hayranlık duyduğu Paşa’yı takdir ve taltif ederek Mabeyn Müşirliği, Seraskerlik ve Yaveri Evvellik vazifelerine getirdi. Kendisine iltifat ederek, çocuklarının şehzadelerin okuduğu okula kabul edilmesini sağlayıp tahsillerini orada sürdürmelerine izin verdi. Ayrıca iki oğluna hem müşirlik rütbesi hem de iki kızını vermek suretiyle Paşa’yı kendisine dünür, çocuklarını ise damadı yaptı.

Osman Paşa’nın askerlik silkinde bulunduğu dönemlerde siyasetle herhangi bir münasebeti olmamıştır. Ancak o, Türkçe kaynakların hemen hepsinde aksi yönde bahis konusu edilmemiş olsa da, Rusya’daki esaret hayatından avdetini müteakip, kendisine tevcih olunan vazifeler gereği, siyaset ile de meşgul olmuştur.

Paşa, başta sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa olmak üzere Fuat ve Nusret Paşalar ile hiçbir surette anlaşıp uzlaşamamıştır. Hayrettin Paşa’nın takip ettiği İngiliz yanlısı politikaya ve Batı modeli ıslahat hareketlerine şiddetle karşı çıkmıştır.

Esasen Paşa’nın muhalefeti o dönemde gerçekleştirilmeye çalışılan reformların yapılmasına değil, yapılış biçimine olmuştur.

O, Osmanlı Devleti’nin mali işlerine karışma yolunda Avrupa devletlerine bir kere imkân tanınması halinde bu tutumun, Berlin Kongresi’nce tasarlanmış olan uluslararası kaidelerin devlet üzerine empozesini doğuracağına, sonucun ise Mısır’da olduğu gibi, bütün malî yapının Avrupa idaresi ve kontrolüne gireceğine kani bulunmuş ve dolayısıyla da Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışılmasına vesile olacak uygulamalara şiddetle karşı çıkmıştır.

Hayreddin Paşa devletin kurtuluşunu Avrupai usuller ve yeniliklerle yapılacak ıslahat hareketlerinde görüp İngiltere bağımlısı bir dış politika izlemeye çalışmışken, Gazi Osman Paşa ve taraftarları ise orduda yapılacak yenilikler ve değişikliklerin milli değerlere ters düşmeden icra edilmesi gerektiğine inanmış, dışarıdan ithal edilecek model ve subaylar vasıtasıyla gerçekleştirilecek bir ıslahat programının devletin bağımsızlığına halel getireceğine ve harici müdahaleler sağlayacağına kani olmuştur.

1877-1880 yılları arasında İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi olarak İstanbul’da görev yapmış̧ bulunan Austen Henry Layard, sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşanın en büyük destekçisi, Gazi Osman Paşa’nın ise en önemli muhaliflerinden birisi olmuştur. Denebilir ki Layard, Gazi Osman Paşa’dan kelimenin tam anlamıyla nefret etmiştir.

Hayreddin Paşa ile sıkı bir münasebet içerisinde olan Layard, uygulanmak istenen dışa bağımlı reformlara karşı çıkması; güya Rus taraftarı olduğu ve Ruslarca satın alınmış bulunduğu ve ayrıca dinî camianın liderliğini yapması ve sair sebeplerden ötürü Osman Paşa’yı hiçbir surette sevmemiş̧ onu ülkenin kalkınmasına ve menfaatlerine mâni zararlı biri olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyladır ki Abdülhamid’i ziyaret ettiğinde her fırsatta Gazi Osman Paşa’yı yermiş, iyi bir asker olmakla birlikte Paşa’nın iyi bir devlet adamı olmadığını; ordunun ıslahına karşı çıktığını; jandarma sınıfının yeniden teşkiline itiraz ettiğini; bütün bu hususlar için tahsis olunan paraları ise başka yerlere sarf ettiğini; caydırıcı fikirleri ile Hayreddin Paşa’nın yenilik çalışmalarını, Yunan sınırının tayini meselesi ve sair konularda sergilediği muhalif tavrı ile dış politikayı sekteye uğrattığını ifade etmeye çalışmış, sadrazamın girişimlerinde muvaffak olabilmesi ve devlet menfaatlerinin korunabilmesi adına Paşa’nın bir an evvel bulunduğu görevlerden alınması gerektiğini belirtmiştir.

İngiliz belgelerine göre Gazi Osman Paşa hakikatte samimi ve sadık bir Müslüman olmasına rağmen, kendisine muarız durumda olanlar veya muhalif durumda bulunan gruplar tarafından cahil ve dar görüşlü bir Müslüman olarak anılmıştır. Yine İngiliz belgelerine göre esasen Gazi Osman Paşa Saray’da ve Harbiye Nezareti’nde fanatik ve gericiler ile ülkedeki bağnazları temsil eden aşırı dinci bir isimden başkası değildi.

İlgili belgelere göre Paşa, Dersaadet’te bulunan dindar Müslüman unsurlar arasında sağlam bir yer edinerek dini grupların omurgasını oluşturmuş, ulema ve askerî sınıfı temsil etmenin yanında Batı hayat tarzına muhalefet ve İslamî müesseselerin yeniden hayat bulması çabasında lider konumunda olmuştur.

Paşa ayrıca, Müslüman Osmanlı gençlerinin gayrimüslim akranlarına karşı başarılı bir surette rekabette bulunmalarını mümkün kılacak İslam mekteplerinin inşasını gerçekleştirme gayreti gütmüş bir isim olmuştur. Onun gayretleri ile ulemanın emeklilik maaşları, aylıkları ve gelirleri artırılmış̧ camiler ve mescitler tamir ya da restore ettirilmiştir. Söz konusu faaliyetlerine ilaveten o ayrıca, Umet Hüseyin vasıtasıyla Hindistan’da önde gelen mümtaz Müslüman şahsiyetlerle İstanbul’daki İngiliz karşıtı gruplar arasında münasebet tesis edilmiş, Mısır ve Arabistan’da da benzer ilişkiler içerisinde olmuştur. Hindistan ulemasından Mevlâna Şibli Nu’mani bu noktada İstanbul’da kendisini ziyaret etmiştir.

Sultan Abdülhamid Layard’ın şikâyet ve suçlamalarına hiçbir surette itibar etmemiştir.

Paşa’ya karşı muayyen kimselerin entrika çevirdiklerini, kendisini haksız yere suçlama cihetine gittiklerini, onun bazı kıskanç ve düşmanlık sahibi kimselerin ithamına maruz kaldığını, yerli ve yabancı basında aleyhinde makaleler neşredildiğini ifade etmiş ve nihayet paşasına güven duyduğunu belirtmiştir.

Layard’ın, Paşa’nın seraskerlik makamından alınıp İstanbul’dan uzaklaştırılması yönündeki taleplerine de pek fazla ehemmiyet atfetmeyen Abdülhamid, onun dış politikada düşünce ve görüş açısından farklı bir tutum sergilemesinin serasker makamında bulunmasına mani olamayacağı kanaatinde olduğunu dile getirmiş̧ İngiltere de dahil olmak üzere her ülkede, bir kimsenin seraskerlik makamına seçilip tayin edilmesinin o kimsenin politik görüşlerine mebni değil, askerî kabiliyet ve başarısına istinaden gerçekleştiğini, Gazi Osman Paşa’nın ise bu sahada mümtaz bir asker olduğunu belirtmiştir.

Esasen Sultan Abdülhamid, Gazi Osman Paşa’ya duymuş olduğu güvenden son derece emindi. Daha evvelce Paşa’nın aleyhinde ileri sürülen ithamlar nedeniyle sadrazamın başkanlık ettiği bir komisyon tarafından ona atfedilen ithamların ele alınarak incelenmesini emretmişti.

Yapılan tahkikat neticesinde Paşa aleyhinde ileri sürülen iddiaların asılsız olduğu anlaşılmış, mesnetsiz yere kendisini suçlayanlar ise cezalandırılmıştı. Ayrıca yapılan tahkikatın Paşa’nın lehine sonuçlanması Abdülhamid’in ona olan güvenini daha da artırmış ve kendisine duyduğu güveni izhar etmek maksadıyla Paşa’yı Cuma Selamlıklarına çıkarken arabasında kendisine refakat etmesini sağlamıştır.

Gazi Osman Paşa Cuma selamlığında olduğu gibi bayramlarda ve Ramazan’da Kadir gecesi akşamı alaylarında da Abdülhamid’in yanı başında olmuş, saray mareşali olarak Abdülhamid ile birlikte Hırka-i Şerif ziyaretlerine iştirak etmiştir.

Hakikaten de Gazi Osman Paşa sade yaşar, sade giyer, dünya nimetlerine ve ihtiraslarına sarılma hususiyeti göstermezdi. Dostuna ve düşmanına hürmet telkin eden bir hali vardı. Dininde salabeti, ahlakında metanetiyle meşhur biriydi. Hiçbir surette içki içmediği gibi içenleri de sevmezdi.

Beş vakit namazını edaya gayret eder, daima yanında taşıdığı Kur’an’ını okur, mütedeyyin bir hayat yaşamaya çalışırdı. O, her şeyin Allah’tan geldiğine kalbinin bütün saffeti ile inanmış ve manevî kuvvetlerin arkasından koşmuş bir insandı. Manevî borçlardan çok korkar, yapamayacağı bir şeyi vaat etmezdi.

Ancak hal böyle olsa da bugün kısmen de olsa bazı Türk okurların zihninde, basında çıkan yazılardan dolayı, Gazi Osman Paşa’nın mason olduğu zehabı yer almaktadır. Oysaki bu konuya dair ne yerli kaynaklarda ne de yabancı eserlerde tek bir satır yoktur. Bu durumun tek istisnası Nokta dergisinin 13 Ekim 1985 tarihli sayısında (Nokta Dergisi, sayı 40, İstanbul 1985, s. 29) yer alan Türkiye’de Bazı Ünlü Masonlar, Siyaset Adamları başlıklı makale ile Nokta dergisine atıfta bulunarak Yahudilik ve Masonluk (Harun Yahya, 4. bas., İstanbul 1987, s. 253.) adlı eseri kaleme almış olan Harun Yahya (Adnan Oktar)’dır.

Fakat hemen belirtmek gerekir ki her iki kaynakta ileri sürülmüş olan söz konusu iddia -ki bunlardan yalnızca Nokta dergisi temel kaynak durumundadır- ilmî usul ve üsluptan mahrum olduğu gibi kaynak ve delilden de yoksun ve bütünüyle mücerret ithamlardan ibarettir. Ayrıca ortaya atılan iddia Osman Paşa’nın gerek karakter, inanç̧ fikir yapısı ve gerekse vasiyetinde yer alan ifadeler ile de tenakuz içerisindedir. Öyle anlaşılmaktadır ki böyle bir yakıştırma, Paşa’nın şan ve şerefini istismar etmek isteyen belirli kişi ve grupların tesiri ile söz konusu olmuştur.

Onun mason olduğu yolundaki iddialara ve ithamlara galiba en güzel cevabı yine Paşa’nın bizzat kendisi vermiş, iç dünyasını ve vazifesini ifadaki samimiyetini:

Yirmi seneden beri ihtiyar-ı izzetle hiçbir şeye karışmayarak ancak rıza-yı hümayun-i hazret-i hilafet-penahilerinin istihsaline vakf-ı vücud edilmiş, padişahın ve yalnız teveccühat-ı seniyye-i hazret-i padişahinin (nefsini padişahın hoşnutluğunu kazanmaya adamış, zatı ve teveccühünün) bekasından başka bir şey arzusuna düşülmemiştir

şeklinde ifade etmiştir.

 

Gazi Osman Paşa 4-5 Nisan 1900 Perşembe günü gece geç vakitte vefat ettiğinde geriye bir de gereğinin yapılması için bir vasiyet bırakmıştı.

O, bütün ömrü boyunca namazını eda etmiş̧ orucunu tutmuş ve alkol kullanmaktan şiddetle sakınmışsa da hayatta iken hacca gidememiştir. Dolayısıyla da vasiyetinde, geride bıraktığı nakdi mirastan aklı başında ya ulemadan veyahut münasip bir zata 20.000 kuruş verilerek kendisi adına hac yaptırılmasını istemiştir.

Ömrü boyunca ibadet ve taatten ayrılmamış olan, eksik kalan ibadetlerinin ise vefatından sonra ifasının gerçekleştirilmesini istemiş bulunan Gazi Osman Paşa iddia edildiği gibi mason bir olsaydı, masonlardan hiçbir surette hazzetmemiş bulunan Abdülhamid’in 30 yıla yakın bir süre Yıldız Sarayı’nda emrinde çalışma imkânı elde etmesi asla mümkün olmazdı.

Gazi Osman Paşa şayet mason biri olsaydı; İslamcılık politikası izlemiş; alem-i İslam’ın halifesi olduğunu beyan etmiş; algısal anlamda bayramlarda, Ramazan’da Kadir Gecesi akşamı alaylarında ve Cuma selamlıklarında Abdülhamid ile aynı arabada olma şansına asla kavuşamazdı.

Gazi Osman Paşa’ya şayet mason biri olsaydı; hariçte İslam coğrafyalarındaki İslam uleması ile temas halinde olmaz, dahilde ise İslami hareketin gelişip neşv u nema bulması için çalışmazdı.

Gazi Osman Paşa’ya şayet mason biri olsaydı; İngiliz elçisi Layard gidip onu Abdülhamid’e hararetle şikâyet etmez, o da Layard ile siyasi bir mücadele içine girmez, bilakis onun en samimi dostlarından birisi olurdu.

Gazi Osman Paşa mason olmamışsa da Layard’ın mason dostları ve durumları ise ortadaydı.

Diğer Yazıları