Gündem |

FETÖ'nün, HDP'ye sızmamış olması mümkün mü?

Sabah yazarı Mahmut Övür'den "FETÖ'nün siyasi ayağı" tartışmasına yeni boyut: FETÖ'nün, HDP'ye sızmamış olması mümkün mü?

FETÖ'nün hükümete yönelik ilk darbe girişimi olan MİT kumpasına yönelik başlatılan soruşturma geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, FETÖ'nün amacının sadece MİT Başkanı Hakan Fidan'ı ifadeye çağırmak değil, MİT'i PKK ile ilişkili göstermeye çalışarak, seçilmiş hükümeti yıkmaya çalıştığı vurgulandı.

Diğer yandan Türkiye geçtiğimiz hafta günler boyunca "FETÖ'nün siyasi ayağı" tartışmalarında siyasi tarafların söz düellosuna sahne oldu.

Sabah yazarı Mahmut Övür ise AK Parti ile CHP ekseninde gerçekleşen bu tartışmaya farklı bir pencereden yaklaştı. "FETÖ'nün, HDP'ye sızmamış olması mümkün mü?" diye soran Övür, yargı kumpaslarına kadar "düşman" gözüken iki yapının nasıl bir anda ittifak kurduğunu gözler önüne serdi.

İşte o yazı;

- 7 Şubat MİT Operasyonu ve ikiz örgütler

Fetullahçı Terör Örgütü'nün, küresel bir devletin aparatı olduğunun ilk işaretini 7 Şubat MİT Operasyonu vermişti. O tarihe kadar, F-Tipi diyenler de, "dini bir cemaat" olarak niteleyenler de, örgütün bu denli küresel bağlara sahip ve pervasız olabileceğini tahmin etmedi ve doğal olarak da görmedi. Eğer 7 Şubat'ta Başbakan Erdoğan direnmese ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a sahip çıkmasaydı, FETÖ çok daha erken Türkiye'yi "ele geçirir, işgal sürecini" başlatırdı.

Bu yüzden 7 Şubat 2012 tarihi FETÖ'nün deşifre edilmesinde bir milattı. O günlerde AK Parti içindeki bir kesim dahil olaya CHP'nin deyimiyle "Cemaat-Hükümet arasındaki bir iktidar savaşı" olarak baktı. CHP bir adım daha ileri giderek, olup bitenleri "ortaklar arası çıkar çatışması" olarak da yorumladı. Kuşkusuz CHP'nin bu tavrının arkasında başka hesaplar da var ve bu yüzden seçimle gelen AK Parti karşısında F-Tipi dediği "cemaati" destekleyen, ittifak yapan bir siyaset izledi.

Oysa 7 Şubat MİT Operasyonu Türkiye'nin bölgesel güç olma yolculuğunu durdurma hamlesiydi ve ne yazık ki Başkan Erdoğan dışında kimse bunu görmedi. Şunu da kimse fark etmedi, FETÖ, daha 2009 yılından itibaren Türkiye'nin PKK'ya silah bıraktırma mücadelesini sekteye uğratmak için her şeyi yaptı ve süreci hep zehirledi.
Plastik kelepçeli KCK operasyonu sadece bir başlangıçtı.

Onu Uludere faciası ve 7 Şubat MİT Operasyonu izledi. Her ikisi de PKK'ya silah bıraktırmayla ilgiliydi ve bu yüzden FETÖ'cüler önce Oslo görüşmelerini basına sızdırdı sonra da MİT yöneticilerine operasyon yaptı.
O sıcak günlerde bu operasyonun düğmesine basan Savcı Sadrettin Sarıkaya ile konuştuğumda dehşete düşmüştüm. Savcı, açık açık MİT yöneticilerini vatana ihanetle suçluyordu.

Durumun tam tersi olduğu sonradan ortaya çıktı. PKK'yı asıl koruyan, silah bırakmasını istemeyen bizzat FETÖ ve savcılarıydı. Bu ihaneti, 17-25 Yargı darbesinden sonra başta Selahattin Demirtaş olmak üzere BDP-HDP'li siyasi aktörlerin, CHP gibi "cemaate" sahip çıkmasıyla gördük. İlginçtir o güne kadar birbirini "düşman" gören bu yapılar, birden bire canciğer kuzu sarması olmuştu. Bu noktada siyasi ayak meselesi de yabana atılacak gibi değil. Her yere sızan FETÖ'nün, HDP'ye sızmamış olması mümkün mü? Sadece şu bilgi bile dikkat çekici, 90'lı yıllarda İstanbul'da Gülen'in de katıldığı bir toplantıda FETÖ'cülerden en çok alkışı Osman Baydemir aldı. Neden acaba?

Doğrusu işin arka planı çok daha karmaşık ve derin. FETÖ ile PKK ikiz kardeş gibi aynı tarihlerin, soğuk savaş döneminin ürünü. İkisi de arkasındaki küresel destek ve içerideki korumayla rakiplerini elimine etmiş "tek örgüt" olmayı başarmıştı. 1999 yılında birinin lideri ABD'ye götürülürken ötekinin içeri veriliyordu. Ve yıllar sonra ikisi de ABD'nin çıkarları için Türkiye düşmanlığında buluştu. Gerçekten adamlar iyi çalışmış. 7 Şubat MİT Operasyonu o çalışmanın bir sonucu ve Türkiye'nin kendi Kürt meselesiyle ilgili yaptıklarını boşa çıkartmak ve PKK'nın silah bırakmasını engellemek içindi. Ancak bunu şimdilik engellemiş olmaları başaracakları anlamına gelmiyor.

ORİJİNAL METİN İÇİN TIKLAYIN