19 Aralık 2018
3 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 4 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 06:45 Güneş 08:17 Öğle 13:07 İkindi 15:24 Akşam 17:45 Yatsı 19:11
Magazin

'Rambo Berk', 'Salih' oluyor

Ferhat Yılmaz: ''3 ayda tam 50 kilo verdim!''

Meşhur ''Yılan Hikayesi'' dizisinin 'Rambo Berk'i Ferhat Yılmaz, SuperHaber'den Safa Görkem Aktaş'a konuştu. Yılmaz, verdiği kilolar, "mini gastrit by-pass" ameliyatı, Türkiye'de oyunculuğun geldiği nokta ve daha pek çok şey hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Ferhat Yılmaz: ''3 ayda tam 50 kilo verdim!''

Meşhur ‘’Yılan Hikayesi’’nin 'Rambo Berk'i Ferhat Yılmaz…

Görünce hayrete düşüyorsunuz. 3 ayda tam 50 kilo verdi! Vücut ve metabolizmanın normal şekilde çalışmasını sağlayan metabolik mini by-pass ameliyatının tüm hayatını değiştirdiğini ve sporun artık onun için en önemli şey olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz haftalarda Bingöl Film Festivali'ne davet ediliyor.

Peki, o ne cevap veriyor?

‘’Havuz yoksa gelmem!’’

Yani bu saatten sonra Ferhat Yılmaz’ı kimse yolundan caydıramaz…

İnanılmaz sempatik ve sansürsüz bir adam Ferhat Yılmaz. Söyleyeceklerini asla esirgemiyor. Ayrıca müthiş tarihi bilgisi var. Bir oyuncuyla röportaj yapmaya gidiyorsunuz ve bir anda kendinizi Türk tarihinin içinde buluyorsunuz. Sizin soru sormanıza gerek kalmıyor. Bölmekte istemiyorsunuz zaten…

Türkiye’de oyunculuğun geldiği noktayı sorduğunuzda, Türkiye’de hep bir açlığın ve daha fazlasını isteme arzusunun hakim olduğunu ifade ediyor. Ve ona göre bu; hiçbir oyuncunun istediği noktaya gelememesinin açık bir kanıtı...

Verdiği kilolar, mini by-pass ameliyatı, Türkiye’de oyunculuğun geldiği nokta ve daha pek çok şeyi konuştuk Ferhat Yılmaz’la…

‘’130 KİLO OLAN BİR ADAMA GELECEK ROLLER BELLİ, ZAYIFLADIĞIM İÇİN OYUNCULUK YELPAZEM GENİŞLEDİ’’

• Siz evrim geçirmişsiniz…

Evet bayağı bir evrim geçirdim. 50 kilo gitti. Pankreasım şeker dağılımı yapamıyordu. Bağırsak şekeri vermiyordu. Pankreasla arasında küslük vardı yani... Doktorum onu çözdü. Artık bağırsaklarım düzgün bir şekilde çalışarak pankreasa şeker dağıtımı yapıyor. Vücut şeker ve elektrikle çalışıyor. Yani görmemiz, düşünmemiz, yürümemiz, her şeyimiz pankreasta. Pankreas bir tarla, şekeri bağırsaktan alıyor ve gerekli organlara gerektiği şekilde şeker dağılımını yapıyor. O şeker dağılımını yapmadığı için benim vücudum pankreasa ‘’ye’’ diyor. Ben de deliler gibi yiyorum tabii. Yedikçe kilo alıyorum. Pankreasım artık düzgün şeker dağılımını yapıyor. Spor yapıyorum ama spor yapsam da, yapmasam da vücut enteresan. Metabolizmanın gerçek beyin olduğunu öğrendim. Boy ile kiloyu orantılıyor. Vücut enteresan bir makina. Bu zayıflama ameliyatı değil bu arada. Herkes bunu yanlış anlıyor, benim doktorum da bu ameliyatlara karşı. Mide kestiren, ufaltanlar falan… Gerçek nedeni bulmuyor bazı doktorlar. Gerçek nedeni bulsun, yani kilo alan arkadaşlarımız diyebilsin ki ‘’Ben neden kilo alıyorum?’’ Mideyi kestirdiğin zaman zaten zayıflıyorsun ama mide balon gibi üç yıl sonra eski hâline dönüyor. Doktorum Op. Dr. Kerim Güzel Samsun’da yaşıyor. Bir sürü hastası var 'kurtar beni' diye gelen. 2400 civarı ameliyat yapmış bir adam. Ben spor yapsam da yapmasam da bu kiloyu verecektim. Spor yaptığım için daha sağlıklı kilo veriyorum.Yağlarım kasa dönüşüyor. Her gün 3 saat civarı spor yapıyorum. 10 km yürüyorum. 1 saat fitness, 1 saat 20 dakika kadar da yüzme. Haftada yedi gün yüzüyorum. Bingöl Film Festivali vardı geçtiğimiz haftalarda. Orada sahneye çıktım. Atölye çalışması yaptık. Gitmeden önce sorduğum şey; "Havuz var mı? Havuz varsa geleyim. Yoksa gelmiyorum." dedim. Orada havuz ayarladılar benim için. Orada da yine saunama girdim, yüzdüm. Sporumu asla aksatmak istemiyorum. Önceliğim oldu spor benim.

• Menajeriniz Tümay Özokur’un ‘’Acilen bu kilolarından kurtul. Ömür boyu şişman ve komik rolünü bekleyemezsin’’ sözleri üzerine zayıflamaya karar verdiğinizi okudum…

Yok hayır. Öyle bir şey yok. Tümay Hanım öyle bir şey demedi. Benim motivasyon kaynağım tamamen oğlum. Çünkü 133 kilo olmuştum. Ölecektim yani. Bir insanın öleceksin demesine gerek yoktu. Onu içsel olarak hissediyordum zaten. Şişman adam sağlıksız adamdır. Bir problem var ki kilo alıyorsun. Normal insanda olmaması gereken bir şey bu. Ben Galatasaray’da eski millî kürekçiyim. O zaman dünyanın en ağır sporunu yaparken bile kilom vardı. Demek ki nedeni buymuş. Ama Tümay Hanım öyle bir şey demedi. Ben o kiloyla yıllarca çok önemli işler yaptım. Önemli yapımcılarla çalıştım. Güzel işler yaptım. Öyle bir şey söylemedi, öyle bir kıstası yok. Ancak zayıfladığım için elbette oyunculuk yelpazem genişledi. 130 kilo gelen bir adama gelecek roller belli. Ama ben o adamın oynayamayacağı rolleri de zaman zaman başarıyla oynayıp gerçekleştirdim.

• Metabolik ''mini by-pass'' ameliyatı oldunuz. Nedir bu?

Tamamen vücudun, metabolizmanın, normal çalışması gerektiği gibi çalışmasını sağlıyor bu ameliyat. Doktorum, "Vücut şeker ve elektrik ile çalışır" diyor. Şeker bizim bir nevi mazotumuz. Bu mazotun dağılımı şöyle; pankreas bir tarla, her şeyimiz orada... Görmemiz, duymamız, cinselliğimiz her şey orada. Yediğimiz besinler bağırsakta posaya dönmeden, bağırsak en son şeker dağılımını yapıyor. Kodlanmış vaziyette, en son şekeri alıp pankreasa aktarıyor 'al kullan' diye. Pankreas da uygun organlara çalışacağı şekilde şekeri dağıtıyor. Pankreasta problem yok. Pankreasa şeker gelmeyince bana diyor ki ‘’ye’’. Ben de yediğim için şişmeye başlıyorum. Bunu çözdü doktorum. Yani "mini gastrit by-pass" denilen ameliyat bu.

• Bir operasyon geçirmeden zayıflayabileceğinize inanmadınız mı?

Şimdi doktor Kerim Güzel’e gidiyorsunuz Samsun’da. Adam size resmen bir check-up yapıyor. Böyle bir check-up görmedim. 'Check-up'ların da yalan olduğunu anladık. Size gen haritası çıkarıyor. Yaptığı testlerden gen haritanıza ulaşıyor. Tüm gün sürüyor bu testler. Ondan sonra açıyor ekranı, diyor ki ‘’Kardeşim sen de bu var, bu var. Annenden bu, babandan bu geçmiş, bu olmuş, bu organda şu kadar, bunda bu problem var" diye anlatıyor sana. Ezbere iş yapmıyor. Midesini kestiren, mide ameliyatı olanlara kızıyor. "Mide kestirmek çözüm değil" diyor. Nedeni buluyor ilk önce, neden böylesin sen? Sende bir problem olmalı ki şişiyorsun. Onun için bunu da söylüyor... (Demin sorduğun soruya da cevap ayrıca bir cevap bu)... “Diyetisyen ve spor yalan kardeşim” diyor. Vücudundaki problemin gerçek nedenini bulmadan 20 kilo, 30 kilo versen de bu kiloları çok çabuk geri alacaksın. Bu kadar basit.

‘’ÇOĞU TELEVİZYON YÖNETİCİSİ NE TİYATROYA GİDER, NE DİZİ İZLER, NE DE OYUNCULARIN HALİNDEN ANLAR!’’

• ‘’Kilolarım zaman zaman iş hayatımı kısıtlıyordu’’ şeklinde bir açıklama yaptınız. Bununla ilgili sizi üzen, hayal kırıklığına uğratan bir anınız mı var?

Açıkçası çok ağır bir şey yaşamadım. Ben sette çok dinç olurum. Hiperaktifimdir. Herkes bilir. 18 saate varan çok ağır çalışma koşullarına rağmen çok dinç dururum. Son zamanlarda kilomdan dolayı uyku hâlleri başlamıştı. Yorgunluklar, boyun ve sırt ağrıları, inanır mısın ne kadar sıkıntım varsa kronik rahatsızlıklar dahil, sihirli değnek değmiş gibi hepsi geçti yani inanılmaz iyi hissediyorum kendimi. Oyunculuk dediğin şeyin yarısı enerji. Enerjinin yüksek olması, özgüven bunlar tamamen motivasyon kaynağı. Bu sıkıntılar enerjini, motivasyonunu bozuyor. Bazen özgüvenine dokunuyor. Rahatsız ediyor seni psikolojik olarak.

• Geçtiğimiz hafta Bingöl Film Festivali'ndeydiniz ve onur ödülü aldınız. Tebrik ederim… Nasıl bir deneyimdi sizin için?

Teşekkür ederim çok sağ ol. Orada Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinden arkadaşlarla bir araya geldik. Atölye çalışması yapıp sohbet ettik. Bingöl halkına hayran kaldım. Bizi el üstünde taşıdılar. Zaman zaman utandık ilgiden. Yani öyle çok ilgi gösterdiler. Üniversitedeki arkadaşlar çok heyecanlıydı. Onlar için bir şeyler yapmaya çalıştık. Orada Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin rektöründen, arkadaşlara sinema ve televizyonla ilgili imkân sağlanması noktasında sözler aldık. Güzel geçti. Güzel isimler katıldı.


• Yeni dizi/film projesi var mı peki?

Biraz bekledik bunun için. Çünkü ben fizik ve vücut olarak yeni oturmaya başladım. Olduğum bu operasyonun bir zorluğu yok. Hemen iyileşiyorsun. Zaten 7 gün sonra bırakıyor doktor. Kapalı ameliyat yapıyor zaten. Bu oyunculuk işinde biliyorsun, doğru işin gelmesi lazım. Bu bir süreç. İçine sinmesi lazım, doğru proje olması lazım filan... Bir süreci var bu işin. Ama bence hayırlısı oluyor şu an. Yani eşimin dediği gibi; "Gözün ve boynun varmış".

Yani gördün değil mi before-after (önce-sonra) koymuşlar fotoğraflarımı. Bayağı balon gibi uçmak üzereymişim, ip takıp gezdireceklermiş beni. Böyle uçan balon gibiydim. (Gülüyor) Şimdi Tümay Hanımlar çalışıyor. Bakalım ne gelir, ne olur ama bir tiyatro olacak sanırım. Shakespeare yapacağız gibi duruyor. O da bu hafta belli olur diye düşünüyorum. Bak bununla ilgili bir şey anlatayım. Simdi ben en son TRT’de Sevda Kuşun Kanadında dizisinde, Kaşıyaralı diye gerçekten yaşamış, derin devletin adamı bir mafya babasını oynadım. Orada mesela, “canım benim” tabirini kullandım. Pelesenk oldu. Bombaydı yani ters köşe yaptım herkesi. Onunda kendi içinde mizahını koydum tabii ki. Bir rolü canlandıracağım zaman, gerçek yaşayan ya da yaşamış etrafımdaki karakterlerden alıyorum bir şeyler.

Mesela, Halil diye sevdiğim bir abim var. O bize yıllardır “Canım benim, canım naber, canım benim iyi misin?” diye konuşur. Kürşat diye bir abim var ve onun da tavrını aldım. Kullandık güzel çıktı. Çok sağlamdı. Bak şimdi, Kaşıyaralı’da komik oluyorsun, komik geliyor. Fakat kanaldaki yöneticilerin, hatta bazı yönetmenlerin bazı arkadaşların önyargıları var. İsimleri vermeyeceğim. Kanal D’de yıllar önce bir dizi yaptık. O dizide başrol oyuncumuzun babası yapacakları ustamız için "Bu adam karikatür oynuyor" dediler. Onların "karikatür oynuyor" dediği hafta o abimiz Afife Jale Ödülü'nü almıştı. Sonra ne yaptılar biliyor musun? O abimizin düğün salonu vardı. Onun temizlikçisi yaptılar. Temizlikçiyi oynayan ustamız öyle bir oynadı ki başka bir adamı, başka bir oyuncu abimizi babası yaptılar. Ve ne oldu biliyor musun? 7 bölüm sonra, başrol oyuncusunun gerçek babası yapmak zorunda kaldılar onu. Hemen nedenini söyleyeyim. Çoğu televizyon yöneticisi -herkes için söylemiyorum elbette- ne tiyatroya gider, ne dizi izler, ne bizi anlar, ne de ne oynayacağımızı kavrayabilir. Ne yazık ki bundan dolayı birine bir şey yapıştığı zaman son işiyle hatırlıyorlar insanları ve diyorlar ki, ‘’Bu ancak bunu oynayabilir.’’ Böyle bir şey olabilir mi? Biz oyuncuyuz. Üstelik komedi oynayan bir adamın ters köşe yapıp kötü adamı oynaması dünyanın en güzel şeyi. Hiç mütevazı olamayacağım bu konuda.

Şimdi başka bir şey de oynayabilirim. Bir başka röportajda anlatmıştım. Şu an aksiyon oynamayı çok isterim. Yani bu ön yargılardan bir kere kurtulup biraz daha geniş perspektifte değerlendirmeleri gerekiyor.

• Siz genelde komik, espirili karakterleri canlandırıyorsunuz. Böyle mi denk geliyor yoksa siz özellikle mi tercih ediyorsunuz?

Yok ya... Sevişme sahnesi olan bir dizi yok, kanalı kapatırlar. Öyle bir şey yok yani. Geçen evde eşimle şakalaşıyorum. Bana dedi ki, "Hayırdır, her gün spor falan ne oluyor?” Ben de dedim ki, "Vallahi hedefim mayıs ayı gibi bu kasları parça parça ayırırım sonra biraz solaryum, biraz da pantolonu şöyle indirir, Calvin Klein boxer falan…" Kafama terlik attı. (Gülüyor)

• Atmıştır…

Yani yok böyle bir şey tabii.

‘’TÜRKİYE’DE USTALARA DA SORSAN, STARLARA DA SORSAN ONLAR DA SİZE SÖYLEYECEKTİR; İSTEDİĞİM NOKTADA DEĞİLİM DİYE’’

• ’’Daha çekici bir karakterle, mümkünse sevişme sahnelerinin de olduğu bir filmde rol almak istiyorum’’ dediğiniz olmuyor mu hiç?

Gelmez böyle bir rol bana. Ama anlıyorum senin o çizgini. Sonuçta Türkiye’deyiz biz, öyle öpüşmeli, sevişmeli işler sinemada olabilir belki. Sinemada da artık öyle şeyleri çok tercih ettiklerini sanmıyorum. Belki romantik küçük bir sahne gibi bir şey olabilir. Ama "o olmaz, bu olmaz" diyemiyorum. Biz oyuncular diyemeyiz zaten böyle bir şeyi. Bakacağız, göreceğiz, neler gelecek, nasıl değerlendirecekler…

• 1991 yılından bu yana pek çok dizi ve filmde rol aldınız. Fakat ‘Ferhat Yılmaz’ deyince izleyicinin aklına doğrudan ‘Yılan Hikayesi’nin ‘Rambo Berk’i geliyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

Yok etmiyor. Çünkü ben oynadığım karakterlere saygı duymak zorundayım. Rambo Berk’ten sonra çok güzel işler yaptım. Gurur duyacağım çok iyi karakterler çıkarttım. Ama Rambo Berk acayip bir şeydi. Şöyle bir şey yaptık, ilk kez burada açıklayayım size; Leman’dan usta abilerimiz, mizahçı sağlam isimler bunlar, beni iki yıl önce çağırdılar, komedi filmi izlemişler çok sinirliler. Saat gecenin 12’si. Ben de onların elinde yetiştim sayılır. Çocukluğum ellerinde geçmiştir. ‘’Kardeşim Rambo Berk karakterine sinema filmi yazalım’’ dediler. Rambo Berk ve o tipe, "Abi olur mu" dedim. "Olur" dediler. Biz oturduk iki yıl çalıştık. Şimdi Tibet Öküzü diye gerçekten çok sağlam iki tane versiyonu olan yeni bir iş bitirdik. Sinema filmi bitirdik. Şimdi benim oğlum 14 yaşına girdi. Çok enteresan o karakteri onlar biliyorlar. Ondan sonraki nesil biliyor. Üç nesil biliyor. Çünkü Kanal D her yaz 96 gün 96 bölüm veriyordu ve raporları var ben de. Dizi yazın ilk 10’a bazen ilk 4’e giriyordu. Milyonlarca lira harcanan diziler bu sonuçları almıyor ama on küsür yıl önce yayımlanmış bir dizi bu reytingleri alabiliyordu. Sonra o ustalarımız bana "Geçmişten gelen işler karakterler yapılacak ve iyi gişe yapacak" dedi. İlk önce inanmadım tabii ama sonra bir baktım, Müfit Can Saçıntı Mandıra Filozofu ile ortaya çıktı. Ve 1,5 milyon gişe yaptı. Geniş Aile 1,5-2 milyon gişe yaptı. Geçmişten gelenleri yapmak ciddi gişe yapmaya başlayınca bizim kafamızda daha iyi oturdu. Senaryoda çok insanın emeği var. Hüseyin Aksu yazdı senaryoyu sağ olsun. Benim yıllardır biriken sağlam duruş ve mizahlarım var. Tibet Öküzü'nü; Bir Eski Türk Yurdu ve Tibet’te geçen bir hikaye olarak iki versiyon olarak ortaya koyduk. Şu an yeni bitti senaryo. Bir yapımcı bakacak ama maça 3-0 önde başlayacağız biz. Çünkü, Rambo Berk denilen karakteri Salih yaptık. Salih karakterini herkes biliyor ve çok seviyor. İnanılmaz bir şey zaten. Şu an girişimde bulunacağız. Kimse bilmiyor yazdığımızı... Gizli kapaklı, iki yıl sürdü bir de. Çok titiz çalıştık, yeni bitirdik.

• Oyunculukta istediğiniz noktaya gelebildiniz mi sizce?

Yok ya, kimse gelemez istediği noktaya…

Neden?

Hep bir açlık var. Hep daha iyisini istemek var. Daha iyi bir şey olsun var. Türkiye’de ustalara da sorsan, starlara da sorsan o da size söyleyecektir; "İstediğim noktada değilim" diye. Zaten Türkiye’de neyi nereye kadar isteyebilirsiniz? Nereye gelebilirsiniz? Dünya sineması diye bir şey var. Amerikan sineması, Avrupa sineması, Hint sineması yani tabii ki oralar birçoğumuz için uzak. Bu tercih etme meselesi. Ancak şunu söyleyeyim, bizim piyasadaki teknik arkadaşlarımız çok iyiler. Yönetmenlerimiz çok iyiler. Çok iyiyiz, gerçekten iyiyiz. Oyunculuk ve çekimler de çok iyiler. Ama bu yeterli değil. Bunun bir de pazarının olması gerekiyor. Çekilen dizinin Orta Doğu’ya satılmasıyla bitmiyor iş. Bunun bir de pazarının oluşturulması lâzım. O pazar olmadığı için bütçeler, yapılacak işler kalıyor tabii.

‘’HALİT ERGENÇ İNANILMAZ BİR OYUNCU’’

• Türkiye’de oyunculuğun geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok iyi oyuncular var. Hepsini söylemiyorum tabii. Son zamanlarda oyuncu olmayan arkadaşlarımızı da zaman zaman bazı kanallarda görüyoruz. Bazı ilişkiler etkili oluyor herhâlde. Bunların olması çok üzücü. O zaman hak edenler bir yere gelemiyor. Er meydanına çıktıkları zaman ya da "tiyatro yap" dediğin zaman ya da "başka çalışmanın içine gir" dediğin zaman giremez. Yapamaz yani. Oyunculuk üç beş ayda öğrenilebilecek ya da iki tane adam tanıdın diye olacak bir şey değil. Bunun için bir ömür gerekiyor, sonu yok. Dünyada 7 sanat dalından biri, kolay mı bu işler? Ya sesi değiştiriyorlar, dublaj koyuyorlar, ya yönetmen sette kurtarıyor. Bir şeyler oluyor yani ve çok üzücü ama üzücü. Son zamanlarda bu durum ciddi çoğaldı. Eskiden bu kadar değildi. Ama iyi ile kötünün farkı hemen belli oluyor. Bazı kanal yöneticileri ve yapımcılar bu sırıtmaya rağmen, halka kötüyü vermekte çok ısrarcılar. Enteresan geliyor bu bana. Böyle garip ilişkiler var. Biz o ilişkilerin içinde bulunmayız. Kanal ismi vermeyeceğim, verirsem olmaz.

• Tanınmanın ve ünlü olmanın kolay olduğu bir dönemdeyiz diyorsunuz yani…

Tanınmak ve oyuncu olmak! Oyuncu değiller bir kere. Ondan sonra yenisini yap dediğinde yapamayacak. "Değişik bir şey yap" dediğinde yapamayacak, çözümleyemeyecek, bakamayacak, senaryoyu deşifre edemeyecek, olmayacak! Bir kere oldu. Sonra intihar eden çocuklar oldu hepimiz biliyoruz. O ünlü olma hikayesinden, diziden bahsetmiyorum sadece. Ünlü oldu iş bitti. Yeni iş var mı? Yok! Boşluğa düştü. Çok tehlikeli işler bunlar.

• Takip ettiğiniz TV dizileri neler?

Halit Ergenç inanılmaz bir oyuncu. Vatanım Sensin dizisi gecen sezon bitti. Onu çok iyi takip ediyordum. Orada Halit’in oynadığı karakter gerçek bir karakter. Biliyor muydunuz bunu? Mümin karakteri. Mustafa Kemal Atatürk’ün askerî okuldan arkadaşı. Atatürk Mümin’e bir görev veriyor İstiklâl Harbimiz sırasında. Diyor ki; ‘’Mümin sadece ikimiz haberleşeceğiz.’’ Telgraf ağı kuruyorlar. Kimsenin haberi yok. Mümin çok iyi Rumca ve Yunanca biliyor. İzmir’de Yunan ordusunun güvenini kazanacak diye, Mümin bunu yapıyor. Çok acayip bir şey. Belgelerini sosyal medyada yayımlamıştım ben. Mümin’e Yunan istihbaratı kimlik verip maaş bağlıyor. Öyle güveniyor. İzmir halkı Mümin’den nefret ediyor, Gavur Mümin lakabını takıyor. Ailesi ondan nefret ediyor. Bakar mısın! Vatanı için adam nelere katlanıyor ve en son finalde Yunanlılar bunun Mustafa Kemal’e bilgi taşıdığını ve esir alıp Yunanistan’a götürüyorlar. Bu sırada iki subayımız daha Yunanların elinde esir, bizimkiler de Yunan ordu komutanını esir almış. İsmet Paşa da Mümin’i orda bırakıp diğer ikisini takas yapacak. Atatürk diyor ki, İsmet Paşa’ya; ‘’Hayır İsmet, ilk önce Mümin’i alacaksın.’’... ‘’Olur mu o vatan haini’’ diyor İsmet Paşa. ‘’Hayır, o vatan haini değil, Mümin olmasaydı Sakarya’da ilerleyemezdik. Mümin’in verdiği bilgiler sayesinde Sakarya Savaşı’nı kazandık. O olmasa belki kazanamazdık’’ diyor. Büyük bir adam ve büyük bir istihbarat ağı var. Adam sonra yaşadıklarının üzüntüsünden veremden ölüyor. Yıllar boyu yaşadığı üzüntü sebebiyle ölüyor. Lakabını "Gavur Mümin" koymuşlar. Halit’in Vatanım Sensin dizisinde oynadığı Mümin’in hikayesidir. Kimse bilmiyor, kimse farkında değil bunun. Hep söylüyorum tarih bilmek çok değerli. Oğlumu da öyle yetiştiriyorum. Tarih bilmeyen biri ne sanatçı olabilir, ne siyasetçi olabilir, ne ülkesini sevebilir, ne de geleceğini kurtarabilir. Tarih bilirseniz bütün her şeyi görür ve bilirsiniz. Gerçek bir karakter olması heyecanlandırmıştı beni Vatanım Sensin dizisini çok severek takip ettim en son. Bir de eşim Özcan Deniz’in oynadığı İstanbullu Gelin dizisini izliyor. O da gerçek bir hikaye. Bursalı bir ailenin hikayesi. Gerçek hikayeler heyecanlandırıyor.

• Ve son olarak, Türkiye’de oyunculuğunu beğendiğiniz isimler…

Halit Ergenç…

• Başka yok mu?

Başka beğendiğim oyuncu olmaz olur mu elbette var. Ama şöyle tam olarak kim diye soruyorsan Halit çok iyi oyuncu. Çok iyi hem de…

FOTOĞRAF/VİDEO EDİTÖRÜ: MERVE ŞANLI