Gündem |

''Erdoğan'ı onlara vermek, kendimizi onlara vermektir''

Yeni Şafak İsmail Kılıçarslan, son günlerde kamuoyunda sıkça dillendirilmeye başkanan darbe girişiminde yeni dalga ihtimalini masaya yatırdı.

Küresel güçlerin temel olarak "Türkiye'nin Türkiye olarak kalmasından" rahatsız olduğunu belirten Kılıçarslan, " Onlar, Türkiye'nin 'Türkiye' olarak kalmasını Recep Tayyip Erdoğan'ın varlığıyla özdeşleştirmiş durumdalar. 'Recep Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin' cümlesinin en sevdikleri cümle olması da tam olarak bundan." diye yazdı.

İşte o köşe yazısı;

* Darbede 18. dalga

Birkaç gündür gündemimizi bütün gücüyle dolduran 'darbede ikinci dalga olur mu, olacak mı?' sorularının bendeki cevabı açık, net, sarih, berrak: Değil ikinci dalga, on sekizinci dalga dahi olacak.

Niçin böyledir bu? Bu sorunun cevabı oldukça karışıkmış gibi duruyor, ama değil: Türkiye, 'Türkiye' olarak kalmaya kararlı olduğu sürece darbe girişimleri yaşanmaya devam edecek. 17-25 Aralık'ta siyasi, 15 Temmuz'da askeri darbe deneyen kuklaların ve onların efendilerinin Türkiye'nin 'Türkiye' olarak kalmasıyla ilgili bir sorunlarının olduğu o denli açık ki zira.

İyi de, Türkiye'nin 'Türkiye' olarak kalması ne demektir? Gelin bu sorunun cevabına da şuradan başlayalım. 80 küsur yıl bir çeşit 'yancı' olarak devletler oyunundaki varlığını sürdürmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti, bir bakıma 'hiç göze batmayan banka kuyruğundaki adam' olarak iyi kötü 2000'li yılları görmüştü.

2000'li yıllar, kucağında dünyaya hazırladığı çeşitli sürprizlerle çıkıp geldiğinde Türkiye'nin hali pür melali belli idi. Post modern bir darbeden bin türlü ekonomik, siyasi, sosyolojik yara almış, üflesen yıkılacak, nefesi tükenecek bir ülke.

2002'den itibaren, hem belli başlı bir istikrara kavuşmayı hem de devletler oyunundaki rolünün değişmesini arzu eden bir siyasi dönüşüm yaşadı Türkiye. 14 yılda bu dönüşümün büyük oranda bir istikrar getirdiği taraflı tarafsız herkesin malumu. Basit bir örnek vermek gerekirse 'en sıkıntılı alanımız burası' denilen Milli Eğitim'de derslik başına düşen öğretmen ve öğrenci sayılarında, öğretmen maaşlarında, eğitim kalitesinde vesaire OECD ülkeleri ortalamasını yakalamak üzereyiz.

İstikrar tamam ama ille de devletler oyunu değil mi? Meselenin düğümlendiği yer de, darbede 18. dalgayı beklediğim yer de tam olarak burası.

Doğru. Muazzam güçte bir ülke değiliz. Ancak, muazzam bir güce ulaşacak bir potansiyelimiz olduğu da su götürmez. Hem tarihi vizyonumuz hem bölgesel etkimiz hem de yaşadığımız gelişmeler bu potansiyeli açığa çıkaracak bir düzleme doğru ilerletti/ilerletiyor bizi.

Doğru. Denemekten hiç çekinmedik. Meseleyi güç/güçsüzlük üzerinden tartışmayı neredeyse reddederek hem iyi bir oyuncu hem de iyi bir oyun kurucu olmayı sonuna kadar zorladık. Bana sorarsanız zorlamaya da devam ediyoruz. Başarıyor muyuz bunu? 'Büyük oranda başarıyoruz' demek de zor, 'başaramıyoruz' demek de. Ancak, elimizden gelen her şeyi yaptığımız su götürmez bir gerçek.

Doğru. Recep Tayyip Erdoğan, bizatihi varoluşuyla bile dünyanın dört bir yanındaki mazlumlar için bir umut, bir 'kahraman' olmayı başardı. Şunun adını doğru düzgün koyalım. Sadece 'dünya beşten büyüktür' dediği için veya sadece BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma için bile Recep Tayyip Erdoğan, dünya için başka bir alternatifin olacağını söyleme cesareti olan adamdır. Ve bu -isterseniz bunu kabul etmeyin, sonuç değişmeyecektir- başlı başına çok kıymetli bir durumdur.

Hal durum aşağı yukarı böyle olunca hem kuklaların hem de efendilerinin Türkiye'nin 'Türkiye' olarak kalmalarına rızaları yoktur. Onlar istiyorlar ki, eskiden olduğu gibi müesses nizama geri dönülsün ve Ankara'daki elçilikleri vasıtasıyla bile memlekete kolayca nizam verebilsinler.

Fakat olmuyor, olamıyor işte. Türkiye, istediğini, istediği zaman, istediği şekilde gerçekleştirmeye en azından 'niyetli' olduğunu hemen her defasında ortaya koymanın bir yolunu buluyor.

Dolayısıyla, askeri, siyasi, ekonomik, sosyolojik… Sebepleri, niteliği, işleyişi, biçimi değişse de her an, her dem yeni bir darbe hazırlığı yürürlükte olacak. Dün askerle başaramadıklarını bugün ekonomiyle, bugün ekonomiyle başaramadıklarını yarın sosyolojik hareketlenmelerle denemekten hiç ama hiç usanmayacaklar.

Bunu bir kere daha yazmıştım. Bir kere daha yazayım: Onlar, Türkiye'nin 'Türkiye' olarak kalmasını Recep Tayyip Erdoğan'ın varlığıyla özdeşleştirmiş durumdalar. 'Recep Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin' cümlesinin en sevdikleri cümle olması da tam olarak bundan. Bize, biz sıradan halka düşense, Recep Tayyip Erdoğan'ı onlara vermenin kendimizi onlara vermek manasına geldiğini bilerek bir savunma hattı oluşturmak. Zira bölgede tarihin akışını olumlu manada değiştirebilecek en önemli ihtimal Türkiye'nin 'Türkiye' olarak dimdik, tek parça, ayakta kalmasını sağlamaktır. Coğrafyanın, tarihin ve en önemlisi geleceğin bize yüklediği büyük sorumluluk budur.

Ne diyordu Neruda: 'Dayımın oğlu. Asıl olanın zafer değil sefer olduğu bilinciyle hareket eder de nöbet yerimizi terk etmezsek olur bu dediğin. Yoksa yandı gülüm keten helva.'