online visitors
6 Ağustos 2020
26 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
3 sa 10 dk
Öğle'ye kalan süre
İmsak 04:16 Güneş 05:58 Öğle 13:15 İkindi 17:08 Akşam 20:22 Yatsı 21:56

Nuran Yıldız [email protected]

Enerji dediğin 'dur' deyince durmaz

Televizyonda ateşli ve frensiz konuşan genç bir adam dikkatimi çekiyordu.

Kendi performansına mı hayrandı, arkasında birileri “kim tutar seni” mi diyordu anlamamıştım.

Adını bilmiyordum.

Sadece her rastladığımda “Bu hızla bir duvara toslayacak” diyordum.

Tosladı, toslayınca da adını öğrendim: Emre Cemil Ayvalı imiş.

AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın yardımcısıymış.

Mahir gibi siyasi deneyimi zirve yapmış biri, Emre Cemil gibi frensiz birini nasıl olur da kendisine yardımcı yapar, o yardımcıyı da ekran önüne koyar ki?

Ülkemizde şöyle bir sorun var, olayları konuştuğumuz kadar nedenlerini konuşmuyoruz.

Ne Emre Cemil’in istifasıyla, ne de o kadar heyecanlı birine bu kadar güç verilmesiyle ilgileniyorum. Bu AK Parti’nin sorunu.

Beni ilgilendiren, Emre Cemil’in hızlı yükselişinin ardındaki nedenler.

Açayım;

“Yeni normal”, bizde anlaşıldığından fazlasıdır, risk ve belirsizlikle yaşama demektir.

“Risk”, “fırsat”, “yeni”, “değişim” günlerindeyiz. Bu dört kavram bizi “gençler”e götürüyor.

Montesquieu “İnsan yaşlandıkça muhafazakârlaşır” cümlesini yazdığında sene 1748’di.

Yaş aldıkça ölçüp biçmek ve deneyim önem kazanır. Esneklik reddedilir.

Geçmişin “kuşak farkı”, bugün sert, yeni bir gerçeklik.

Bugün gençlerin enerjik ve risk almaya meyilli hali tercih ediliyor. Bu tercih de daha büyük risk almak demek. Sarmal.

Gençliğin bilgisayar ve koşullara uyum yetenekleri, deneyimlilere  “külüstür” gözüyle bakılmasına neden oluyor.

Sistem risk alıp başaran bir genci gösterir ama risk alıp başaramayan milyonlarca mutsuz genci görmezden gelir.

Deneyim arttıkça değer artan günlerden, deneyim arttıkça değer yitirilen günlere geçtik.

“Zamanla öğrenirsin” ile “anda kal” arasında bir çarpışma bu.

Tezat şurada: Sistem gençleri sever ama siyaset risk sevmez.

Enerji, “maddelerin iş yapabilme yeteneği” ise de, siyaset tek başına enerjinin işe yaramadığı mutlaka deneyimle harmanlanması gereken bir alan.

Mahir Ünal'a Habertürk yayınında "uygulamada sorun çıkaracağını" söylediğim Twitter'da yeşil top hatasındaki gibi bu riski aldıran hangi siyasi bilgi olabilir?

İYİ Kİ DE YOKUM

Sürekli dürtüyorlar, “Twitter’da neden yoksun”, “Twitter hesabı açsana.”

Gaz veriyorlar, “Kısa zamanda milyon takipçin olur.”

Bin defa onlara Twitter’ın bana göre olmadığını anlatıyorum.

Twitter üzerinden iletişim kurulmaz diyorum.

Sokakta karşılaşsan gözüne bakamayacak tırsıkların klavye görünce kahraman kesildiği yer orası diyorum.

Hayata kattığı zırnık değer olmayanların kendini adamdan saydığı meydan orası diyorum.

Hayatta tutunamamışların ona buna hakaret ederek kendini var ettiği yer diyorum.

Vuruş sayısı, takipçi sayısı gibi, niteliğin niceliğe kurban edildiği yer diyorum.

Bugün hesap açsam yarın kapıma polis dayanır, çünkü sinirlerime hakim olamam diyorum.

Belden üstünde kayda değer bir şeyi olmayanların, belden altla kafayı bozduğu yer diyorum.

Diyorum da diyorum.

İşte Başak Demirtaş’a ve başka pek çok kadına yapılan hakaretleri görüyorsunuz.

Twitter bir kanalizasyon, siz de beni o çukura çağıracağınıza kendinizi oradan çıkarmaya bakın.

“DEVLET TERBİYESİ” İLE “KERİZLİK” ARASINDAKİ FARK

Cumhurbaşkanlığı “Yeditepe Konserleri” organize etmiş. Millet ödenen paraya kafayı takmış.

Benim kafama taktığım şey başka.

Bir, devlet neden hem de artık bıkkınlık vermiş sanatçılarla hem de İstanbul’da konser düzenler?

İki, devletin davetiyle şarkı söyleyenler nasıl olur da para ister?

Mesela biz, geçenlerde Cumhurbaşkanlığı’ndan iletişim eğitimi talebi geldiğinde para istemediğimizi söyledik.

Bizimki devlet terbiyesiydi. Devlete konser düzenleyenler bize “keriz” diyor olabilir.

BU KURUL TUTMAZ

Sağlık Bakanlığı, koronavirüs bilim kurulu kurdu, pek çok sorun o yolla, derinleşmeden çözüldü.

Güven duyulan bir kurul olduğu için de etkisi yüksek oldu. Çünkü kurulda alanında saygı duyulan tıp adamları vardı.

Aynı Sağlık Bakanlığı bir de toplum bilimleri kurulu kurdu.

Üyelerine bakınca hissiyatım aynen şu oldu: Sanki kurulmuş olsun diye kurulmuş.

Size diyeyim, kurul bu haliyle ölü doğmuş sayılır. Doğru yapmalarını beklemiyorum, yanlış yapmasınlar yeter.

BENCE

Bir, Düzce’nin AK Partili Belediye Başkanı Faruk Özlü gibi, bizden ve onlardan ayrımı yapmaksızın “yanlışa yanlış” diye yöneticilere ihtiyacımız var.

İki, siyanürle altın aranmasını önlemek için Kaz dağlarında nöbet tutan gençlere “pandemi döneminde ormanda dolaşmak” suçundan 107 bin lira ceza vermek yerine, ülke toprağı için canlarını hiçe sayıyorlar diye sırtlarını sıvazlamak lazımdı.

Üç, gazeteciye araştırma yaptığı için ceza verilmez, araştırmacı gazetecilik saygın bir iş. Ceza, o gazeteciye kurumun gizli bilgilerini sızdıranlara verilmelidir.

Dört, Müyesser Yıldız’ı, kendi avukatıyla birlikte İrem Çiçek’in de savunması yakışır.

Beş, madem kıyılardaki belediyeleri CHP kazandı, öyleyse “plajlar halkındır” uygulamasına geçip, kıyıları işletmelere kiralamanın önüne geçmeliler.

Altı, 100 üzerinden 50 alanın ve belirli bir süre eğitim almayanın eline silah verilmez, bekçilere de verilmesi doğru olmadı.

Yedi, koronayla mücadele için restoranların masaları fanusla ayırması tutmaz. Zira insanlar sosyalleşmek için dışarıda yemek yer, evde zaten yemek var.

Sekiz, sınav yaparken ekranında porno beliren Prof. Dr. Hasan Kaval’a haksızlık yapılmış olabilir. Zira internet denen meret kendi kendine abuk sabuk pencereler açabiliyor.

Dokuz, işini kötü yapanlara kızdığımız kadar işini iyi yapanları da övmeliyiz. Annemin veraset işlemleri için gittiğim Ankara Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi’nde görevli Ömer Işık, hiç anlamadığım işlemlerde öyle yardımcı oldu ki buradan kocaman bir teşekkür yollamak istedim.

On, sadece marka diye yarısı olmayan (mini) tişörte 1332 TL veren Burcu Esmersoy ve Aleyna Tilki’yi Allah bildiği gibi yapsın.

NEDİR BİZİM PİKNİK TUTKUMUZUN TEMELİ?

Ormanda piknik yapanlara muhabir soruyor:

“Korona var, maskeniz yok, pikniktesiniz. Oluyor mu böyle?”

Mangal yellemekten terde kalmış arkadaş cevap veriyor: “Korona daha geçmedi diyorlar, endişeliyiz.”

Gülsem mi, düşünsem mi bilemedim.

Bizi endişeli endişeli pikniğe götüren sevdamızın kökeni ne olabilir?

Su kenarı, ağaç gölgesi bulunca obaya çadır kurduran göçebe atalarımızdan miras bir piknik genimiz var belki de.

ANALAR NE “ŞEF”LER DOĞURUYOR

Aşçılarımızın markalaşmışına “şef” diyoruz.

İşte o şeflerden Mehmet Gürs’e her bakışımda düşündüklerim;

Adam baştan aşağıya tarz.

Bir insan tencereye salça koyarken bile bu kadar cool olabilir mi?

Hem iyi yemek yapıp hem de iyi konuşmak nasıl oluyor da oluyor?

O çorbadan söz ederken, çorba çorbalıktan çıkıp ulvi bir şeye dönüşüyor.

Yakışıklı desem değil ama çirkin hiç değil. Ama her durumda fena çekici bir adam.

Annemin dediği, Allah sahibine bağışlasın.

BU NASIL İŞ?

Adam kadını boğarak öldürüyor.

Ya geri zekâlı ya da bizim adli tıp uzmanları hakkında fikri olmalı ki boğma izlerini fondötenle kapatıyor.

Kadının cesedi bulunuyor. Adli Tıp’a götürülüyor. Orada “kalp krizi” deyip gömülüyor!

Adli Tıp’a bak! Bu nasıl inceleme? Cesedi soyarken bile ellerine fondöten bulaşır insanın.

Katil vicdana geliyor, gelmese sıyıracak cinayetten, polisi arayıp olanı anlatıyor.

Ve bu olay da ülkemizde, Antalya’da oluyor iyi mi?

BU KAFAYI ANLAMAK GERÇEKTEN ZOR

Beşiktaş teknik direktörü Sergen Yalçın, “Oyuncuların sahaya koydukları mentaliteyi anlamak mümkün değil. Hangi kafada sahaya çıktılar, anlamadım” demiş.

Ya kendisi uzaydan geldi ya da kendi kafasının sonuçlarını beğenmedi.

Takımın kafası, teknik adamın kafasıdır.

Ülkem futbolunun yorumcularına bin basan 11 yaşındaki Aral’la Sergen kafasını konuşurken söz Beşiktaş’ın “bırakmam seni” kampanya sloganına geldi.

“Halacım” dedi Aral, “böyle slogan mı olur? Bir insan bırakılma ihtimali olduğunda ‘bırakmam seni’ der.”

Altına imzamı atıyorum.

AKLIMDA KALAN

“Sözcükler önemli” saptaması: Büyük filmlerin siyah yönetmeni Spike Lee’yi bilirsiniz. Geçenlerde Barbaros Tapan’a söylediği sözler arasında önemli bir ayrıntı vardı. ABD’de yaşanan protestolar için şöyle diyor: “Ben sokakta olup bitene ‘isyan’ demiyorum, ‘ayaklanma’ diyorum. İsyan olumsuz anlamlı, negatif bir sözcük. O yüzden dikkatli olmalıyız. Sözcükler önemli.” Sözcükler dünyamızı boyayan renklerdir ve onları seçme özenimiz dünyamızı yapma şeklimizi belirler.

 

Yorumlar
Diğer Yazıları