26 Mayıs 2020
20 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
3 sa 41 dk
İkindi'ye kalan süre
İmsak 03:38 Güneş 05:30 Öğle 13:06 İkindi 17:04 Akşam 20:32 Yatsı 22:16

Merve Şebnem Oruç

Dünyayı ters yüz eden gözle görülmez, küçücük bir şey

Yeni tip Koronavirüs (COVID-19) rutin hayatımızın altını üstüne getirdi.

Artık ne Suriye konuşuyoruz ne Doğu Akdeniz ne Libya… Ne S-400 var gündemimizde ne de Partiot’lar… Ne Rusya ile ilişkiler ne de ABD ile problemlerimiz… Daha dün konuştuklarımız şimdi hepimize uzak…

Dünya da artık Koronavirüs’ten başka bir şey konuşmuyor. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırım dilimizde değil artık… Kasım Süleymani suikastıyla bölgede artan ABD-İran gerilimi gündemden düştü… ABD-Taliban barış denemesi, İsrail’in bölgede artan gücü… Pakistan-Hindistan arasında savaş tamtamları çalan gerginlik… Suriye, Filistin, Gazze, Yemen, Keşmir, Doğu Türkistan, Myanmar…

Doların 6,45 olması bile konuştuğumuz konulardan değil… Evet, bunların hepsini geri planda takip etmekle yükümlü icra makamları var ancak kamuoyu bunlarla ilgilenmiyor artık, medya haberlerine yer bile vermiyor. Ve devletler ve hükümetler için birinci sıraya yerleşen konu COVID-19’la mücadele…

Herkes ayrı gemilerde, aynı fırtına karşısında ayakta kalmaya çalışıyor. Aynı fırtınanın dinmesini bekliyor… Herkes aynı düşman karşısında kendi kavgasını veriyor…

Dedim ya, koronavirüs hayatlarımızın altını üstüne getirdi.

Modern çağın başat salıklarından biri “Sokağa çık, evde kalma” iken şimdi tüm dünya “Evde kal” diye bağırıyor.

Kırk yıl düşünseniz bir halkın “sokağa çıkma yasağı” istediğine şahit olacağı bir günü hayal edemezdiniz. Ama bugün bu oluyor.

Çocuklar için interneti, televizyonu yasaklardık; şimdi “uzaktan eğitim”le onları ekran başına oturtuyoruz. Metropollerden köylere salgın gibi soyut bir gerçeklikle sanal bir dünyanın içine öylece giriverdik.

Önce adım adım, sonra hızla yaşadığımız değişim, durup düşününce ne kadar da acayip geliyor değil mi? Kum tanesinden küçük, gözle göremediğimiz küçücük bir şey koskoca dünyayı ters düz etti.

İnsanlık önce yavaş yavaş, sonra bir anda yeni rutine geçti. Ülkeler kendilerini, küresel bir dünyada, dışarıdan izole fanusların içine koyuverdi. “Networking” bitti, “self-isolation” geldi.

Koronavirüs, dünyaya açtığı savaşını kazanırsa, kimi seçerse o yeni küresel düzeni şekillendirecekmiş gibi ilerliyor.

Düşünsenize, küçücük bir virüs koskoca dünyaya diz çöktürdü, boyun eğdirdi.

Hemen hemen hepimiz hayatlarımızda gerçekleşen değişikliğin devasalığını fark edemedik. Geçici bir süreliğine alışkanlıklarımızdan feragat ettiğimizi, gönüllü olarak bir hapishanenin içerisine girmeyi kabul ettiğimizi sanıyoruz çoğumuz. Oysa artık hiçbir şey eskisi gibi değil.

Hepimiz salgının yakın bir zamanda duracağını, eski hayatlarımıza döneceğimizi umut ediyoruz ama bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz.

Kimi iyimser, onlara göre virüs nasıl geldiyse öyle gidecek… Onlarda umut baskın…

Kimi karamsar… Onlarda, hastalık kapmaktan duyulan endişe, komplo teorilerine inanış, ilacın yakın zamanda bulunmasının mümkün olup olmadığı gibi cevabı belirsiz sorular, hatta ve belki de daha fazlasıyla, ekonomik sorunlar, işini kaybetme, parasız kalma korkusu, korku daha baskın…

Türkiye’de her gün herkesin heyecan ve tedirginlikle beklediği tek şey, Sağlık Bakanı’nın açıklaması: O gün kaç yeni vaka var? O gün kaç kişi öldü?

Çoğunluk için yükselen vaka sayıları, artan ölümler üzüntü verici birer istatistik… Çin’deki, Avrupa’daki, ABD’deki, Türkiye’deki tabloları kıyaslayıp çıkarımlar yapıyoruz. Onlar için Koronavirüs sanal ve soyut… Ama virüs bazılarımız için “küt” diye kendilerine çarpan somut bir gerçek… Soyuta bakanlar rakamları görürken, binleri milyonlara kıyaslarken, onlar için bir kişinin ölümü bazıları için dünyanın ölümü demek.

Bu yaşadıklarımız kimine göre Allah’ın işi, kimine göre İsrail’in, ABD’nin… Kimine göre biyolojik bir zincirlemenin sonucu karşımıza çıkan bir tesadüf, kimine göre tevafuk… Kimi “Bilime yönelelim” diyor, kimi kendini Allah’a teslim ediyor.

Herkes, koronavirüsün ruhsal ve zihinsel dünyasında neden olmaya başladığı tahribatla kendi yöntemleriyle baş etmeye çalışıyor; bilincinde olmasak bile, toplumda umut şimdilik korkunun önüne böyle geçiyor.

Yaşadıklarımızın, sağlıkla ilgili, siyasi, sosyal, psikolojik, ekonomik boyutlarını tek tek ele alıyoruz. Ama şüphe yok ki, üzerine felsefi anlamda da kafa yoracak çok şey var.

Yorumlar
Diğer Yazıları