Ekonomi

Dünyanın yeni Çin'i, Türkiye olabilir mi?

Sabah yazarı Ferhat Ünlü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomide Çin modelini örnek göstermesi üzerine, "Çin modeli nasıl başarılı oldu?" sorusuna yanıt aradı... Türkiye'nin avantajları, dezavantajları neler, yakın gelecekte Türkiye'yi neler bekliyor?.. İşte bu soruların yanıtları....

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında Türkiye'nin yeni ekonomi modelinin yol hariyasını verdi.

Erdoğan'ın "Türkiye'yi üretimle büyütmek, faiz kıskacından çıkarmak için ekonomide yeni dönemi başlattık. Altı aylık bir süreç öngörüyoruz. Zor olanı seçtik ama 4-5 aya toparlanacağız, 6 ay sonra ise meyvelerini yiyeceğiz. Vatandaş da bunu hissedecek. Üretimle yabancı yatırımcıların dikkatini çekeceğiz. Çin böyle büyümüş. Biz onlardan daha avantajlıyız. Biz pazara daha yakınız." sözleri kamuoyunda tartışılmaya yoğun şekilde başlandı.

Sabah Gazetesi yazarı Ferhat Ünlü de bugün "‘Yakın, Orta Doğu’ modeli" başlığını taşıyan yazısında "Çin modeli nedir, nasıl başarılı oldu, Türkiye, kendine has yeni ekonomik modeli hangi parametreler ışığında kurabilir?" sorularına yanıt aradı.

İşte Ünlü'nün o köşe yazısı;

Türkiye, bilhassa Avrupa pazarına daha yakın ve bunun yanı sıra Çin'e nispetle daha orta ölçekli bir ülke olduğu için bize uygun modeli 'Yakın, Orta Doğu' modeli olarak nitelendirmek mümkün.

Çin modeline gelince… Çin ekonomisi, satın alma gücü paritesi (kurlar arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldıran oran) bakımından en büyük ve nominal (kayıta altına alınmış) olarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi.

'UZAK, BÜYÜK DOĞU' MODELİNİN SIRRI

'Uzak, Büyük Doğu' modeli olarak da nitelendirebileceğimiz Çin modeli konusunda yapılmış akademik çalışmalar var. Bunlardan biri, Mehmet Ozan Saray ve Levent Gökdemir'in hazırladığı Çin Ekonomisinin Büyüme Aşamaları (1978-2005) başlıklı akademik çalışma. Bu çalışmada Çin'in ekonomik büyüme modeli üç aşamada incelenmiş:

1978 - 1996 arasındaki 'sosyalist piyasa ekonomisine geçiş dönemi', 1997 - 2002 yıllarındaki 'durgunluk dönemi' ve 2003'te başlayan ve günümüzde de süren 'büyüme stratejisi dönemi'.

Bu çalışmaya göre 1978 yılından itibaren Çin ekonomisi, daha önce görülmemiş bir hızda büyüdü, üretimini ve dış ticaretini önemli ölçüde artırdı. Üretim artışının önemli sebeplerinden biri Çin'in, özellikle Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları'nı (DYSY) cesaretlendiren liberal, ama ihtiyatlı politikalar izlemiş olmasıydı.

Ancak DYSY fiyatlar üzerinde bir baskı oluşturdu, bu da pek çok Çinli firmanın iflasına neden oldu. Yabancı yatırımlarla ücretlerde de kısmi bir artış meydana geldi, yabancı şirketlerin eğitimli işgücüne olan talepleri arttı. Böylece niteliksiz işgücü üretim ağının dışına itildi ve yine işsizlik arttı. Dolayısıyla istihdam, büyüme sürecinin her aşamasında Çin ekonomisinin kırılgan yönü olarak kendini gösterdi.

Bununla birlikte Çin'de ekonomik büyümenin, fiyatların genel istikrarının sağlanmasında ve yoksulluğun azalmasında belirgin rolü oldu. Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) üye olmasından sonra Çin'in ekonomik büyümesi ve ihracatı daha da arttı. Bu hızlı büyüme pek çok ülkeyi tehdit eder hale geldi. Bu ülkelerden biri de Türkiye idi. Bir Yakın Doğu ülkesi olan Türkiye, 'Uzak ve Büyük Doğu'daki bu dönüşümden yakın geçmişte olumsuz etkilenen bir ülke olarak bu modeli uygulayabilecek enstrümanlara sahip.

Mehmet Ozan Saray ve Levent Gökdemir, 2007'de yazdıkları makalede "Türkiye bu değişimi dikkatli ve doğru bir şekilde okuyup, ekonomisini yeni duruma göre güncelleştirebilirse Çin'in ekonomik büyümesi Türkiye ekonomisi için de bir kazanıma dönüşebilir" kanaatine de yer vermiş. Makalede şöyle deniliyor:

"1949 yılında, Komünist Parti ve Mao Zedong öncülüğünde Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilan edilmesinden sonra uzun yıllar kapalı bir ekonomi yapısı gösteren Çin, uyguladığı merkezi planlı ekonomi politikasıyla istikrarı sağlamış, ancak büyüme ve refah artışında önemli sorunlar yaşamıştır. Bu politikaların sürdürülemeyeceğinin anlaşılmasından sonra 1980'lerin başında, kolektif tarım uygulamasını durdurmuş ve özel teşebbüse yeniden izin vermiştir.

Şu anda Çin, dünyanın en büyük ihracatçıları arasında yer almaktadır, döviz rezervleri ve bütçe fazlası rekor düzeydedir, ayrıca çarpıcı şekilde dış yatırım çeken bir ülke konumundadır.

Çin'in DTÖ üyeliği sonrasında ihracatı ve ekonomik büyümesi hızlanmış, bu gelişme diğer ülkeleri tehdit eder hale gelmiştir. Çin'deki bu değişimden olumsuz etkilenen ülkelerden biri de Türkiye'dir. Ancak, Türkiye bu değişimi dikkatli ve doğru bir şekilde okuyup, ekonomisini yeni duruma göre güncelleştirebilirse Çin'in ekonomik büyümesi Türkiye ekonomisi için de bir kazanıma dönüşebilir."

BÜYÜMENİN 'YABANCI' KAYNAKLARI

Araştırmalara göre Çin'de 1978 yılında uygulanmaya başlanan 'Sözleşmeli Aile Sorumluluk Sistemi' adlı sistem, kırsal kesimdeki üretimin artmasının en önemli nedenlerinden biriydi. 1984 yılındaki ekonomi sistemi reformu ile ise kalkınmanın yönü kırsal alandan kentlere yöneldi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Araştırma Merkezi de Çin'in ekonomik modeli üzerine araştırmalar yapmış. Bu araştırmalardan birinde Çin'in büyümesinde tarım, sanayi ve teknoloji alanlarının rolü ortaya konuluyor. Şu oran çarpıcı: 1978 reformları döneminde neredeyse beş kişiden dördü tarımda çalışırken 1994'te bu oran ikide bire inmiş.

Çin, o yıllardan bu yana yabancı sermaye çekmede dünyanın en dinamik ülkesi. Ülkede en çok yabancı sermaye çeken bölge de Hong Kong. Burası Güney Çin Denizi kıyısındaki bir özel idari bölge. Dolayısıyla Hong Kong, Çin anakarasından farklı bir ekonomik ve siyasi yönetime sahip. Hong Kong, küresel sermayenin Çin'de yerleştiği en önemli bölge. (Küresel küresel sermaye, nasıl ki Fransız Devrimi'nde ulus devletlerin yanında durduysa, bu kez ulus devletlere karşı faaliyet gösteriyor.)

Hong Kong, 19. Yüzyıl'ın sonunda bir Britanya kolonisi idi. 20. Yüzyılın sonunda -1997 yılında- burada tek ülke, iki sistem ilkesi altında Çin anakarasından ayrı bir ekonomik ve siyasi yönetim modeli oluşturuldu. ABD merkezli muhafazakâr liberteryen düşünce kuruluşu The Heritage Foundation'ın Ekonomik Özgürlük Endeksi sıralamasında o tarihte bu yana en üstte Hong Kong.

Küresel sermayenin, İstanbul'u da Hong Kong türü bir modelle kendi üssü haline getirme planları içinde olduğunu, bir başka deyişle İstanbul'un, Hong Kong'u dengeleyecek bir rakip olarak görüldüğünü ileri sürenler var.

Kanal İstanbul projesiyle de bağlantılı olarak yapılan İstanbul-Hong Kong mukayesesine gelirsek… Hong Kong'da servet ve güç eşit dağılmayınca zamanla hükümet kendi halkına, halk da hükümetine yabancılaştı.

Büyümede Çin anakarası modeli, Türkiye'ye ilham verebilir, ancak Hong Kong için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Hong Kong'ta geçerli olan sistem bir hibrit siyasal sistem. Dolayısıyla Hong Kong modeli siyasal açıdan Türkiye'ye uygun değil. Ayrıca eğer Çin anakarası, ekonomik açıdan verimli, üretimin yoğun olduğu bir yer olmasa Hong Kong modeli tutmazdı.

'BÜYÜYEN ÇİN'İN MİMARI

Yazıyı toparlarsak… Çin'de 1978'de başlayıp günümüzde de devam eden büyüme modelinin incelerken bu modelin mimarından söz etmemek olmaz. Çin'deki ekonomik büyümeyi başlatan kişi, bir süre 'de facto' olarak Çin'in liderliğini yapan Deng Xiaoping.

1997'deki ölümüne kadar Çin'de değişimin öncülüğünü yapan Xiaoping, stratejisini şu cümleyle özetliyordu: "Bazı kişiler ve bölgeler önce zenginleşsin, sonunda toplumun tümü zenginleşecektir."

Bu strateji başarılı oldu. Ve Çin'in, daha sonra Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) üye olmasıyla birlikte ekonomik büyüme ve ihracat arttı.

Büyüme, halkın refahına yansıdığı ölçüde değerlidir. Çin bunu da başardı. Rakamlar, Çin'in yoksulluğu hissedilir ölçüde azalttığını gösteriyor: Çin'in ulusal yoksulluk raporuna göre, kırsal kesimdeki yoksulluk 1978'deki 250 milyondan 2002'de 28,2 milyona düştü. Yani yüzde 88,7'lik bir düşüş görüldü.

Dünya Bankası'na göre Çin'de günlük 1 doların altında gelire sahip nüfus 1990'da 147 milyon iken, bu rakam 1997'de 70 milyona kadar geriledi. Bu da modelin, yoksulluğu azaltmada önemli ölçüde başarı sağladığının göstergesi.

Çin'in mevcut Devlet Başkanı Şi Cinping'in rüyası, Çin Halk Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıldönümünde 1 Ekim 2049'da Çin'in, her açıdan dünyanın bir numaralı ülkesi haline dönüşmesi. Bu hedefe, kendi planlarından daha yakınlar.

Türkiye de, kendine has bir model kurar ve pandemide daha da büyük avantaj haline gelen jeo-stratejik konumunu pazar oluşturmada kullanabilirse 'Uzak, Büyük Doğu'dan sonra 'Yakın, Orta Doğu' modeline şahit olabiliriz.

YAZININ TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN