Spor |

Dünya Kupası tarihine kısa bir yolculuk...

Hakan Demircan, 1930'dan günümüze Dünya Kupası serüvenini SuperHaber'e yazdı...

Jules Rimet ilk kez dünya kupasını fikrini ortaya attığında içinde sayısız hikaye barındıran çok uzun metrajlı bir film için ''motor'' demiş oldu. Cin şişeden çıkmıştı artık.

1930 da Avrupa’dan sadece 4 ülkenin  toplamda 13 ülkenin katılabildiği ilk Dünya Kupası   Uruguay'da oynandı. Arjantin 4-2 yenen Uruguay  ilk kupanın sahibi oldu.

1934 Dünya kupası İtalya'da Mussolini'nin  gölgesinde yapıldı. 32 Takım müracaat edince lk kez eleme yapıldı. Afrika’dan katılan Mısır yeni kıtayı dünya kupasıyla tanıştırdı. Maçlar Duçe (Mussolini'nin lakabı) tezahüratları altında oynandı. İtalya Milli takım Teknik  Direktörü Pozzo'ya oyuncuları kast ederek ''kaybederse Tanrı yardımcıları olsun diyen Duçe İtalyanlar için gerekli motivasyonu sağlamış olacak ki İtalya Çekoslavakya'yı  2-1 yenerek kupanın sahibi oldu.

1938 Dünya kupası Fransa'da düzenlendi. Duçe yine İtalyanlar için sonsuz motivasyon sağlayacak cümleyi bulup İtalya Teknik Direktörü Giuseppe Meazza'ya telgraf çekmişti. ''Kazan ya da öl.''   Bu motivasyonla İtalya finalde Macaristanı 4-2 yenerek dünya kupasını bir kez daha ülkesine götürdü. Ülkesi dışında bu kupayı kazanan ilk takın oldu.

2. Dünya savaşı her alanda olduğu gibi sporda da bütün dünyadaki organizasyonları sekteye uğrattı. Savaştan sonra Dünya Kupası  1950 yılında Brezilyada yapıldı. Türkiye katılma hakkı kazanmasına rağmen maddi sebeplerden dolayı katılamadı. 13 takımla oynanan turnuvada final maçı uygulaması yoktu. Gruplardaki son Brezilya Uruguay maçı kazananı belirledi. Beraberlik halinde şampiyon olacak olan Brezilya,  200 bin kişinin seyrettiği maçta Maracana Stadında 79. dakikada Ghiggia'nın golune engel olamadı. Maçı Uruguay 2-1 kazandı. kupayı da ikinci kez kendi müzesine götürdü.  Yıllar sonra Brezilya'ya seyahat eden Ghiggia'nin pasaportunu kontrol eden bayan memurun ''bize o golu atan sendin di mi?'' demesinden de anlıyoruz ki Brezilya tarihinin en büyük hayal kırıklıklarından biri de bu maçtır. Daha sonra bu oyunun  en büyük efsanesi olacak olan Pele'nin  bu maçın bitiminde radyo başında ağlayan babasına ''üzülme baba bir gün bu kupayı  ben sana getireceğim'' dediğinde babasından yediği dayak herhalde geleceğin efsanesi bu küçük çocuğun aklından çıkmamıştır.

1954 Dünya Kupası İsviçre'de oynandı. Türkiye ilk kez bu Turnuvaya katıldı. Almanlara 2 kez yenilip elensek de Dünya Kupasında Suriye'yi 7-0 yenerek tat bıraktık. gruplarda 8-3 yenildiği Macaristan'ı finalde 3-2 yenen Almanlar Dünya Kupasının sahibi oldu. Final maçından önce Alman takımının derin bir inzivaya çekilmesi, bu kupayı kazanan takımdaki bazı oyuncuların genç ölümü Almanlar için doping iddialarını gündeme getirmiştir. Kaybettiği halde kazanandan çok konuşulan  Kocsis'li Puskas'lı Macaristan  Milli Takımı bütün zamanların en iyi takımlarından biridir.

1958'de İsveç'de oynanan Dünya Kupasına gazeteci olarak giden Halit Kıvanç dönemin en büyük takımlarından biri olan Brezilya milli takım kampına röportaj için gittiğinde bütün  ünlü futbolcuları dünyanın  en ünlü ajanslarına röportaj veriyordu. Röportaj yapacak bir futbolcu yoktu. Brezilyalı yetkililerle görüşen Halit Kıvanç'a bir köşede sessizce bekleyen kimsenin tanımadığı 17 yaşındaki genci gösterdiler. ''Sen onunla röportaj yap'' dediler. Kıvanç kim olduğunu sordu. Brezilya Milli Takım yetkilileri , çocukluk arkadaşlarının ona taktığı isimle tanıttılar bu genci. Kısaca ''Pele'' diyoruz dediler. Gerçek adı  Edson Arantes de Nascimento.  Pele ilk röportajını veriyordu uluslararası basına. Halit Kıvanç'ın röportaj yaptığı bu gencin futbolun en büyük efsanesi olacağını  öğrenmesi uzun sürmedi.  Brezilya'da 17 yaşında bir gencin  Dünya Kupası'na götürülmesinin yanında tartışılan bir başka konu vardı. Zekası ehliyet almaya yetmeyen, okuma yazma bilmeyen, parayı tanımayan çoğu kimseye göre geri zekalı Manuel Francisko Dos Santos'un bilinen adıyla Garrincha'nın  Dünya Kupası kadrosuna alınması bir çok gazeteciye göre büyük hataydı. Öyle ya bir geri zekalının takıma ne faydası olabilirdi. Brezilya İsveç finalinin 4. dakikasında Brezilya gol yiyince Didi topu koltuğunun altına alarak ‘’Sakin olun topu Garrincha'ya atın’’ diyerek aslında kimin aptal olduğunu bütün dünyaya duyuruyordu. Ev sahibi İsveç'i 5-2 yenen Brezilya kupanın yeni sahibi oluyordu.  Futbolseverler  gelmiş geçmiş en yetenekli futbolcu olan Garrinha  ve büyük futbol efsanesi Pele ile tanışıyordu. Dünya kupalarının bir kupada en çok gol atan futbolcusu  Fransız Fontaine de 13 golle bu turnuvaya hem de geleceğe ismini yazdırıyordu.

1962 Dünya kupası Şili'de oynandı. Pele’nin sakatlanmasıyla turnuvanın biraz tadı kaçsa da kaptan Didi'nin   ‘’Sakin olun topu Garrincha'ya atın’’ taktiği burada da işe yaramış Brezilya finalde Çekoslavakya'yı 3-1 yenerek kupanın ikinci kez sahibi olmuştur. Burada Didi'den bahsetmişken bir anekdotu aktarmadan geçmeyelim.  Daha sonra Fenerbahçe’ye hoca olarak gelen Didi o zamanlar amatörün en şöhretli futbolcularından olan Recep Tayyip Erdoğan'ı seyreder ve beğenir. Başkan Emin Cankurtaran  Didi, Sultan Demircan'la beraber  Tayyip Erdoğan'ın evinin yolunu tutarlar. Babası Ahmet kaptan genç Tayyip Erdoğan'ın Fenerbahçe'de futbol oynamasına müsaade etmez.  Ciddi bir parayı ve şöhreti reddeden Ahmet kaptan Türkiye’nin de kaderini değiştirir.

1966 Dünya kupası futbolun icat olduğu yerde, İngiltere’de yapıldı. Final maçı İngiltere ile Almanya arasında oynandı. Uzatmalara giden maçın 101. Dakikasında Hurst’un attığı golde topun çizgiyi geçip geçmediği bugün bile tartışmalıdır. Maçın son dakikasında bir gol daha atan Hurst durumu 4-2 yaptı ve Bobby Charlton ve arkadaşları kupayı İngiltere’nin müzesine götürdüler. 1966 Dünya kupasının  dünya futboluna kazandırdığı Mozambik  asıllı  Portekiz’li  çıplak ayaklı kral Eusebio  futbolun gelmiş geçmiş en büyük efsaneleri arasındaki yerini  almıştır.

1970’de Meksika’da  oynanan Dünya Kupası Dünya Kupası finalleri arasında en iyi futbolun oynandığı Dünya kupası olarak kabul edilir. Kral Pele ve takım arkadaşları muhteşem bir oyunla İtalya’yı finalde 4-1 yenerek Jules Rimet adına düzenlenen bu kupayı 3. Kez ve ebediyen müzesine götürmüş ve üç kez dünya kupası kaldıran Pele de bu turnuvayla Dünya Kupalarına krala yakışır şekilde veda etmiştir. Bu tarihten sonra kupa, FİFA Dünya Kupası olarak düzenlenmektedir.

1974 Dünya Kupası Johan Cruyff ve arkadaşlarının dünyayı kendine hayran bırakan futboluyla hatırlanır. Finalde Almanlara 2-1 yenilip kupayı Almanlara kaptırsalar da dünya çapında elde ettikleri sempati, kazanan Alman takımından fazla oldu. Cruyff total futbolun kurucusu oldu. Dünya artık toplu müdafaa  ve toplu hücumu konuşuyordu. Cruyff felsefesini şöyle açıklıyordu .’’ Futbol basit bir oyundur.  Topu boştaki arkadaşına verirsin ve boş alana geçersin. Zor olan futbolu böyle  basit oynamaktır.’’ Bugün adına tiki taka da denilen pasa dayalı futbolun ilham aldığı felsefe budur.

1978 Dünya Kupası darbeyle iş başına gelen cunta yönetiminin yoğun baskısı altında Arjantin’de oynandı. Finale kalmak için gruptaki son Peru maçını dört farkla kazanması gereken Arjantin’in Peru’da da darbeyle işbaşına gelmiş bir diğer cuntayla anlaşması zor olmadı. Arjantin Peru’yu 6-0 yenmiş ve finale çıkmaya hak kazanmıştı. Finalde uzatmaya giden maçta Arjantin Hollanda’yı 3-1 yenerek kupayı ilk kez müzesine getiriyordu. Maçın normal süresinin son anlarında Hollandalı Rensenbrink kupayı Hollanda’ya götürecek fırsatı yakaladıysa da Hollanda bir kez daha en iyi kaybeden oluyordu. Bir önceki kupanın ve dünya futbolunun yıldızı Cruyff bu dünya kupasına gitmeyi reddetmişti. Kraliçenin bile kendisinden gitmesi için rica ettiği söylenen Cruyff daha sonra gitmeme sebebinin kaçırılma korkusu olduğunu söylemiştir.

1982’de İspanya’da oynanan Dünya kupası futbolun önceliklerinin ve taktiklerinin seyrini değiştiren bir turnuva olmuştur. Zico, Socrates, Serginho ,Eder, Cerezo, Falcao, Dirceu’lu Brezilya kadrosu beraberliğin kendilerine yettiği maçta İtalya’ya şike cezasından sonra sahalara dönen Rossi’nin üç golüyle 3-2 mağlup olmuştu. Maçtan sonra Socrates niye böyle oldu diyen basın mensubuna ‘’biz defans yapmayı bilmeyiz’’ demiştir. İtalyanlar finalde de Almanları 3-1 yenerek kupayı müzelerine getirdiler. Bundan sonra futbolda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Futbol artık keyif almak için oynanmıyordu. Artık herkes kazanmak için acımasızca defans yapması gerektiğine kanaat getirmişti. Artık iyi oynayan kazanmıyordu. Ceza alanı önüne otobüs çekenlerin atası o günün İtalya’sı olmuştur. Kaybeden Brezilya 1954 yılında kupayı kaybeden Macaristan kadrosu ile birlikte dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kadrosu olarak kabul görülür.

1986 Meksika Dünya Kupası dünyaya yeni bir armağan sundu. Diago Armando Maradona. Sıradan bir takım olan Arjantin takımını dünya şampiyonu yaptı. Futbolculuğu yanında özel hayatı ve tavırları onu daha da ayrıcalıklı bir karakter haline getirmiştir. Arjantin hemen yanı başında bulunan   Falkland Adaları yüzünden İngiltere ile savaşmış ağır bir yenilgi almıştı. Çeyrek finalde İngiltere karşısında elle attığı gol için soranlara tanrının eli demişti.  İngiltere’ye attığı ikinci gol ise öyle muhteşem bir gol olmuştu ki Arjantin halkına İngiltere’ye yenilmenin  acısını unutturmuştu. Sonrasında yarı finalde Belçika’ya da  benzerini atmış, finalde ise Almanları 3-2 yenerek kupayı ikinci kez Arjantin’e getirmiştir. Hem İngiltere’ye attığı ikinci gol hem de bir sonraki maçta Belçika’ya attığı ikinci gol bugün dünya kupalarının gelmiş geçmiş en iyi iki gol olarak kabul edilir. Bu Dünya Kupasının futbola kattığı bir diğer güzellik de tribünlerin Meksika Dalgası şovudur.

1990 İtalya’ya Maradona’nın 364 gün İtalya’yı tutabilirsiniz ama yarı finalde İtalya karşısında beni ve Arjantin’i destekleyin açıklaması damga vurmuştur. Napoli’de oynanan yarı final maçında 30 bine yakın İtalyan Maradona ve Arjantin’i desteklemiştir. Bunda Güneyli İtalyanların kendilerini yük olarak gören kuzeylileri ‘’ pis domuz’’ olarak görmesinin elbette ki büyük etkisi vardır. Finale kalan Arjantin  finalde Garry Lineker’in  söylediği ‘’futbol ;22 kişinin 90 dakika mücadele ettiği ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur’’ sözünün ne kadar doğru olduğunu bizzat yaşadı. Finalde Almanlar bir önceki kupada yenildikleri Arjantin’i 1-0 yenerek kupayı müzelerine götürdüler.  Bu kupanın diğer unutulmazı çeyrek final oynayan Kamerun ve Kamerun’un yaşlı kurdu Roger Milla olmuştur.

1994 yılında Amerika’da oynanan Dünya Kupası daha sonra Fenerbahçeyi de çalıştıran Brezilya Milli Takımı’nın hocası Carlos Alberto Parreira’nın sıkıcı futbolu icat ettiği turnuva oldu. Bu turnuvadan akıda kalan İtalya’nın finale kalmasında büyük emeği olan Roberto Baggio’nun penaltılara giden final maçının son penaltısını dışarı atmasıydı.  Ayrıca Baggio’nun at kuyruğu saçları berberlerin yeni modası olmuştu. Finalde Penaltılarla İtalya’yı yenen Brezilya  Dünya Kupasını bir kez daha müzesine götürdü Brezilyalı Bebeto ve sonradan daha yakından tanıyacağımız kaleci  Tafferel de akıllarda kaldı.

1998 Fransa Dünya Kupası dünya futboluna yeni bir efsane hediye etti.  Bu Yeni efsanenin adı Zinedine Zidane. Cezayir asıllı bir Fransız vatandaşı olması hikayeyi daha enteresan kılıyor. 4-0 Kazandıkları Suudi Arabistan maçında gereksiz yere gördüğü kırmızı kart iki maç ceza almasına neden olmuştu. İlk 16 turu elemelerinde Paraguay  karşısında  Zidane’nin yokluğu  epeyce hissedilmiş  maçın 116. Dakikasında Blanc’ın attığı gol Zidane ve takım arkadaşlarına derin bir oh çektirmişti. Daha sonra ipleri eline alan Zidane Fransa’yı finale taşımış  Finalde ise  3-0 yendikleri Brezilya’nın  kalesine iki gol atarak hem kendisini affettirmiş hem de efsaneler arasında yerini almıştı.. 1982’de çok yaklaştıkları ama alamadıkları dünya kupası ilk  kez Fransa’nın müzesine gidiyordu.

2002 Dünya kupası ilk kez  Asya’da, Güney Kore ve Japonya’da yapıldı. Ülke olarak 48 yıl sonra katılma başarısını gösterdiğimiz turnuvada yarı finalde Brezilya’ya 1-0 yenilmemize rağmen madalya maçında  Güney Koreyi 3-2 yenerek  3. Olarak kürsüye çıktık. Bizi  3.  yapan teknik direktörün saçlarını çok klasik taradığı  için  istifası istendi. Bir süre sonra görevine son verilen hocaya maaşlarından kalan alacağı da verilmedi. Bu dünya kupasının yıldızı Jose Morinho’nun deyimiyle ‘’ Portekizli olmayan gerçek Ronaldo’’ oldu. Brezilya finalde Ronaldo’nun iki golüyle  Almanya’yı 2-0 yenerek  kupayı 5. Kez müzesine götürdü.

2006 Almanya futbol açısından çok fazla tat vermediği gibi futbol sahnesine bir büyük yıldız hediye edememiştir. Ayrıca turnuvadaki maçlarda hemen hiçbir sürpriz de olmamıştır. Final maçında Zinedine Zidane’nin maçın içinde kız kardeşine küfür eden Materazzi’ye attığı kafa  final maçının önüne geçmiştir.  Normal süresi 1-1 biten maç penaltılara gitmiş ve kupayı penaltılarla İtalya Kazanmıştır. İtalyanlar için söylenen bir söz vardır.  ‘’İtalyanlarla oynarken iyi oynadığınızı zannedersiniz, top sizdedir. Bir ara gözünüz skor borda ilişir 1-0 yenik olduğunuzu görürsünüz.’’ Bu Turnuva tümüyle bu sözü doğrulayan bir turnuva olmuştur.

2010 Dünya Kupası ilk kez kara kıtada Afrika’da,  Güney Afrika cumhuriyetinde oynandı. Avrupa’yı kasıp kavuran Barcelona bu dünya kupasına da damga vurdu. Barcelona orta sahasının iki yıldızı Xavi ve İniesta  Barcelona’da oynadıkları  bol pasa dayalı rakibi bezdiren  tiki taka diye adlandırılan oyunu Milli takıma da taşıdılar. Gruplardan sonra oynadıkları üç maçı da 1-0 kazanan İspanya finalde de Hollanda’yı gene 1-0 yenerek kupanın ilk kez  sahibi oldu. Robben’le kupayı kazanacak fırsatları bulan Hollanda bunları değerlendiremeyince tarih tekrardan ibaret oldu ve Hollanda gene kaybedenlerin en iyisi oldu. Bu Dünya kupasında çeyrek finalde Uruguay karşısında sayısız fırsat yakalayıp ulusuna saç baş yolduran Gana milli takımının  penaltılarla Uruguay’a elenmesi  hafızalarda kaldı.

2014 Dünya Kupası Brezilya’da düzenlendi. Almanya çok başka bir hazırlıkla geldiler kupaya. Almanya için Milli Futbol Takımı futboldan çok öte anlam taşır. Bugünkü Alman devleti geçmişi çok farklı, kültürü çok farklı ırkların bir araya geldiği  bir devlettir. Bütün Almanya’nın Deutschland (Almanya’nın kendi dilleirndeki ismi) diye bağırdığı belki de tek gün Futbol Milli Takımının maçı olduğu gündür. Alman Futbol Milli Takımı ortak bir devlet oluşmasına hizmet eden en önemli tutkallardan   biridir. Bu yüzden Almanlar 2004’ten beri neden başarısız olduklarını uzun uzun araştırmaya başladılar. Sonuçta buldukları çok enteresan bir sonuç oldu. Alman Milli Takımı oyuncuları topu ayağında ortalama 4 saniye tutuyorlardı. Bu süreyi 1,5 saniyenin altına indirmezlerse başarılı olamayacakları kanaatine vardılar. Yaklaşık 700 milyon EURO harcayarak ülke futbolunu en temelden en zirveye yeniden yapılandırdılar. Doğrusu ellerinde bu alış  verişi yapacak bir ustaları da vardı. Bu nedenle bunu uygulamak zor olmadı. Zonguldaklı Mesut Özil yönetiminde bunu 1.1 saniyeye düşürdüler.  Tabi bu sonuç kupa için hayal kuran bütün takımlar için tam bir felaket oldu. Kupanın en büyük favorisi Brezilya yarı finalde kendi evinde Almanya’dan 7 gol yedi. Finalde karşılaştıkları yıldızlar topluluğu Messi’li Arjantin’i de 1-0 yenerek  kupayı tekrar Almanya’ya götürdüler. Bu turnuvanın yıldızı James Rodriguez’in henüz 23 yaşında olmasına rağmen eşi ve  kucağındaki çocuğuyla kameralara poz vermesi  bizim genç milli takımlardaki başarımızı niye büyüklere taşıyamadığımızı çok iyi anlatıyordu.

Umarım Rusya’da düzenlenen Dünya Kupası bize değişik hikayeler  ve hikayesi olan yıldızlar sunar.