Dünya |

Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın The Economist'e yazdığı cevap mektubu!

The Economist'in önceki sayısında yayımlanan 'Türkiye ve AB: Kibar bir kurgu' isimli, Türkiye hakkında karamsar ve neredeyse ırkçı klişeler kullanan makaleye cevap geldi. Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Faruk Kaymakçı, The Economist'e bir mektup yazarak makalenin tüm argümanlarını çürüttü. Artık Türkiye'yi reddetme lükslerinin olmadığını ifade eden Faruk, özel mektubunda 'hayalkırıklığı' kelimesini kullandı.

The Economist'in geçtiğimiz haftaki sayısında yayımlanan ve SuperHaber'in okuyucularına aktarmış olduğu çarpıcı makaleye Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Faruk Kaymakçı'dan sarsıcı bir mektup gönderildi.

ARTIK ÖYLE BİR LÜKSLERİNİN OLMADIĞINI SÖYLEDİ

Kaymakçı, The Economist dergisine gönderiği cevap mektubunda, bahse konu olan 'Türkiye'nin ABD'ye üyeliği: Kibar bir kurgu' isimli makalesinin tüm iddialarını çürüterek 'hayalkırıklığı' ifadesini kullandı. 'AB'nin, Brexit'in ardından, seküler ve yaşam dolu bir Türkiye'yi reddetme lüksü artık yoktur' diyen Kaymakçı'nın mektubu, The Economist'in bu haftaki sayısının 'Mektuplar' kısmında yayımlandı. 

İşte Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın The Economist'e özel yazdığı cevap mektubunun tam çevirisi:

 

 

Türkiye ve AB

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı bir 'kurgu' değildir. (ç.n.: The Economist'in önceki sayısında yer alan ve SuperHaber'in okuyucularına daha önce aktarmış olduğu makaleye atıf yapılıyor) Onun yerine Türkiye'nin AB'ye kabulü, ilişkilerin iniş ve çıkışlarına rağmen iki tarafın da vazgeçemeyeceği; zor ama aynı zamanda stratejik ve değerini kaybetmeyen bir vizyondur.

Şu anda Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti yönetimi altında yapılan reformlar, 2005 yılında Avrupa Birliği ile açık uçlu üyelik müzakerelerinin başlamasını sağlamıştır. Dolayısıyla da makalede aktarılan 'Demokratiklik derecesi ne olursa olsun Türkiye asla AB'ye alınmayacak' argümanı sadece temelsiz olmakla kalmıyor aynı zamanda iki taraf için de kabul edilemez oluyor.

Diğer yandan, makalede Türkiye'nin büyük ve Müslüman bir ülke olması sebebiyle AB'ye giremeyeceği klişesini görmek hayal kırıklığına uğratıcı. Türkiye'nin AB'ye üyeliği, tüm adayların içinde en yararlısı olacak çünkü hiçbir devlet AB'ye, güvenlikten ekonomik alanlara kadar her konuda, seküler ve yaşam dolu bir Türkiye'nin yapacağı katkıları gerçekleştiremez.

Derginizde yayımlanan makalenin iddia ettiğinin aksine, 18 Mart 2016'da Türkiye ve AB arasında imzalanan anlaşma, sadece bir göçle mücadele iş birliği değildir, içinde ('ölü' olmayan -ç.n: Parantezin içinde cevap verilen makaleye atıf yapılıyor) 'AB'ye üyelik konusuna tekrar enerji vermek', gümrük birliğinin güncellenmesi, yüksek makamların diyalogları, vize serbestisi ve terörle mücadele de yer almaktadır.

Şu andaki zorlukları düşündüğümüzde, 2016'da yapılan anlaşmanın güncellenmesi, sadece Türkiye'nin ve AB'nin değil, aynı zamanda daha geniş bir bölgenin hayrına olacaktır.

Jeostratejik bir Avrupa Birliği'nin ortaya çıkması için, AB'nin, özellikle de Brexit'in (ç.n.: İngiltere'nin AB'den ayrılması) ardından, tarafsız üyelik kriterlerini yerine getirmiş daha demokratik bir Türkiye'yi reddetme lüksü yoktur. Bu, bir kazan-kazan-kazan durumu olacaktır.

 

 

Çeviri/Haber: Cengiz Büyükuncu