27 Mayıs 2020
14 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
2 sa 55 dk
İmsak'a kalan süre
İmsak 03:36 Güneş 05:30 Öğle 13:06 İkindi 17:04 Akşam 20:33 Yatsı 22:18

Merve Şebnem Oruç

Devlet “Korona vergisi” alıyormuş gibi bir vaveyla…

Zor günlerden geçiyoruz. Tüm dünyayı saran bir salgınla mücadele ettiğimiz gibi, geleceği belirsiz olası bir küresel krizin de eşiğinde olabiliriz.

Kendini gönüllü olarak karantinaya alan toplumun korkularından birisi hastalığın kendisi ise, bir o kadar, belki de daha fazla salgının ekonomik etkilerinden endişe ediliyor.

Bu yüzden yer yer panikle yer yer de bu panik halinden nemalanma peşinde, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.

Devletin Ekonomik İstikrar Kalkanı paketi ilk açıklandığında bazı ekonomistlerin ilk tepkisi “Nereden gelecek bu suyun kaynağı?” olmuştu. Çoğumuz ekonomist değiliz ama buradan anladığım, son iki yıldır yaşanan ekonomik saldırılar sonrası “Kefen parası bile tükendi” denilen Hazine hala yerinde duruyordu, öyle olmasa tüm bunlara girişilemezdi. O zaman bizim hükümet de Arnavutluk Başbakanı gibi, “Vergiler ödenmezse öyle bir çukura düşeriz ki, korona bizi arasa bile bulamaz,” derdi.

İstikrar Kalkanı paketi açıklandığı ilk günkü halinde kalmadı, üzerine kademe kademe eklemeler yapıldı. Vatandaşın maruz kalacağı ekonomik sorunlara karşı günbegün çeşitli önlemler alınmaya devam ediyor.

Gönül ister ki, “sosyal devlet” derken aklına ütopik bir ülke gelenlerin arzuladığı gibi, devlet herkesin eksiklerini olduğu gibi yerine koysun. Ama bu sosyalist bir rejimde bile mümkün değil.

Bazıları diyor ki, devlet sokağa çıkma yasağı ilan etsin, maliyeti karşılamak adına para bassın ve tüm ülke dursun. Bu bir yöntemdir ama aynı zamanda çok büyük bir kumardır. Bu argümanı savunanlar herhalde böyle bir adımın yarın topyekün halka dönüşünün ne olacağını öngöremiyorlar mıdır?

Bazıları, ABD, Almanya gibi güçlü ekonomilerin açıkladığı büyük ekonomik yardım paketlerine bakarak, Türkiye’de niye bu yok diye feryat ediyor. Bırakın İtalya’yı, İspanya’yı, Fransa’yı falan, ABD, Almanya’da bile bugün ağzı açılan keseler, ileride vatandaşlarının sırtına bindirilecek vergi yüküyle yeniden doldurulacak.

Düşünün ki, ABD’nin mevcut krizi, 2007’de başlayan büyük küresel ekonomik krizle bile değil, Büyük Buhran’la kıyasladığı günlerden geçiyoruz. Zaten tüm dünyada kimse ne yapacağını bilmiyor. Yarın çok daha ağır sonuçlarla karşılaşmamak adına, devletin ileriyi düşünerek optimum adımlar atması daha rasyonel değil mi?

Devlet Ekonomik İstikrar Kalkanı ile başta yüksek düzeyde istihdam sağlayan şirketleri öncelediği paketin ilk basamağını açıklayarak artması olası işsizliğin önüne geçmek için adım attı. Devamında çok sayıdaki sektörün KDV, muhtasar ve SGK primi gibi bütün ödemelerini mücbir sebep nedeniyle erteledi. Yine nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi ödemeleri ertelendi ve gerektiğinde bunlara ilave, ihracatçıya stok finansman desteği gibi, finansman destekleri sağlanacağını açıkladı. Buna göre, sadece ihracatçıya, stok üreticiye, Eximbank ve Merkez Bankası özelinde üç aylık 7-8 milyar dolarlık likidite desteği sağlanacak

Devlet esnafın da bütün ödemelerini mücbir sebep nedeniyle erteledi. Esnafın maliyetleri için Hazine Bakanlığı’ndan karşılanacak bir esnaf destek paketi hazırlandı. Esnafa sağlanacak destek kredisinde aranan tek şart bir esnaf odasına üye olmak ve TC Kimlik No sahibi olmak…

Yine işten çıkarma ve ücretsiz izine karşı, faaliyeti azalmış ve geçici süreliğine kapanmış şirketler için kısa çalışma ödeneği sağlayacağını açıkladı. Bu sayede, işçi brüt maaşının %60’ını devletten alacak. Telafi çalışma süresini 2 aydan 4 aya çıkardı. Asgari ücret desteğini sürdüreceğini açıkladı.

KOBİ’ler de mücbir sebep kapsamına alınarak, onların da kısa çalışma ödeneğinden faydalanması sağlandı. Devlet KOBİlere alacak sigortası sağlayarak alacaklarının devlet tarafından garantiye alınmasını kararlaştırdı. Ayrıca bu destekten yararlanacak KOBİ’lerin 25 milyon TL olan ciro üst limitini 125 milyon TL’ye çıkararak kapsamı genişletti.

Aynı zamanda Kredi Garanti Fonu’na sağlanan finansman desteğini Hazine kefaleti ile 25 milyar TL’den 50 milyar TL’ye yükseltti.

En düşük emekli maaşı 1000 TL’den 1500 TL’ye çekildi.

2 milyon 111 bin kişiye Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca 2 milyon 111 bin kişiye 1000’er lira yardım tahsis edildi.

Dar gelirli vatandaşa Ziraat Bakası, Halkbank ve Vakıfbank aracılığı ile 10 bin TL 6 ay geri ödemeli ve çok düşük faizli tüketici kredisi desteği başlattı.

Başta sağlıkçılar olmak üzere, meslek grupları da unutulmadı…

Önlem paketinden örnekleri sıraladıkça yazı uzuyor, o yüzden devam etmeyeceğim, siz internetten bakarsınız. Ancak her gün yenisini duyduğumuz bu destek ve önlem paketleri, hem vatandaşın gelir ve iş kaybının önüne geçmeyi, hem işvereni korumayı hem de devletin ne zaman biteceği belirsiz bir kaos içinde kaybolup gitmesinin önüne geçmeyi hedefliyor. Yazının başında dediğim gibi, keşke pespembe bir ütopyada yaşasaydık. Ancak içinden geçtiğimiz bu süreç, herkesin, hepimizin, sokağa çıkmayıp evimizde kalarak gönüllü karantinaya girmemiz gibi ekonomik anlamda da herkesi etkileyecek bir durum.

Gelgelelim ağızlara sakız olacak başka bir şey kalmadığı için muhalif kesim ağzına doladı Cumhurbaşkanı’nın duyurduğu Dayanışma Kampanyası’nı…  Gündelikçiler gibi, part-time ya da kayıt-dışı işlerde çalışanlar gibi desteğe ihtiyacı olan diğer kimselere yapılacak yardımın, yardımlaşma arzusu taşıyan kişilerin de desteğiyle sağlanmasında ne gariplik var ne de rahatsız olacak, utanılacak bir şey… Sosyal devlet, hiç kimse müşkül duruma düşmesin diye çabalarken, bir Dayanışma Kampanyası başlattı diye, herkesten “Korona vergisi” alıyormuş gibi bir algı oluşturmanın kime ne faydası var.

Büyükşehir Belediyeleri “dayanışma” diyerek bağış kampanyası başlatınca sorun olmuyor da devlet başlatınca mı oluyor; bunu da anlamakta zorlanıyor insan. Daha önce Elazığ Depremi’nde yardımın koordineli olmasına engel olunduğu gibi, şimdi de yardımları izinsiz ve kanuna uygun olmayan şekilde toplayarak bazı gruplar ne elde etmek istiyor?

Bu salgını devlet başlatmadı ki, suçlanan devlet olsun. Ağustos 2018’den itibaren ardı ardına yaşadığımız ağır ekonomik saldırılar ne çabuk unutuldu? Dolar/TL’nin bir gecede 7’nin üzerine çıkması gibi küresel saldırıları, “Ekonomimiz bitti, mahvolduk,” feryatlarını ne çabuk unuttuk? En son Barış Pınarı Harekatı’nın başlangıcında, yeniden yapılandırılmaya başlanan ekonomi ve finans yapımız sayesinde, doları kıpırdatamadıkları için çoğumuzun ruhunun bile duymadığı son saldırıyı bilmiyor olabilirsiniz ancak devlet yakın geçmişte verdiği ekonomik savaşta aldığı yaraları tedavi ederken bir kez daha aynı yerden ısırılmamak için yepyeni bir ekonomik sistem kuruyordu. Bu sayede bugün, yarın başkalarının yaşayacağı ekonomik krizleri yaşamamak adına da ayağını yorganına göre uzatıyor, hatta elinden geleni fazlasıyla yapıyor. El insaf…

Yorumlar
Diğer Yazıları